Biricik Türkiye

Olimpiyat, Avrupa şampiyonaları, Unicorn’lar, ihracat şampiyonluklarımızdan başımızı kaldıramıyoruz… sözü edilmeyen ya da mümkünse az dile gelen “nadir” birinciliklerimizi derledim, hazır mısınız… “Nadir Birincilikleri” olan Türkiyeli “biricik” dostlarım ricam o ki, bu yazıya zaman ayırın ve paylaşın. Tek tık yeter. www.yaprakozer.com blog sayfamdan okuyabilir, Youtube Yaprak Özer kanalından izleyebilir, sosyal medya hesaplarımdan takip edebilirsiniz.

Müsilajla başladı şaşkınlığımız… yangınlarla devam etti acımız… selle çıktık zirveye… deprem zaten kapıda! Bir de umarsızca tükettiğimiz plastikler var, gururla ithal ettiğimiz zengin çöpü ki, konumuz bu! Sokak aralarına çöp gibi dökülen ya da il sınırlarında salıverilen mülteciden söz etmek isterdim… O bambaşka.

Sanırım bizi, çöplerin patlaması kendimize getirecek ya da plastikten ölenlerin COVID’den ölenler kadar olduğunu anlayınca ayılacağız… Kim bilir! Çöp, dünya üzerinde insanın üretip mülkiyeti olmayan tek materyal. Çöp kamusal bir şey. Çöpü devletler yönetiyor. Önce çöpe bir mülkiyet kazandırılıyor, hammadde deniliyor örneğin. Sonra satılıyor, milyar dolarlık bir ekonomiye dönüşüyor. Birileri para kazanıyor. Ve sanmayın bu konuda masum bir ülke var dünya üzerinde, ama birey hala masum! Fakat cahil, bilgisiz, dolayısıyla umarsız.

Soruyorum; bu kadar değersiz miyiz biz?  Hayatınıza değer biçtiniz mi hiç? Kaç para edersiniz… Tabii ki her birimiz biricik! Her birimizin değeri safsatada tariften ırak, ama reelde çok ucuz! Nasıl bir pardoks bu? İşin içine para mevzu soktuğum için affedin, bir tek ondan anlıyoruz diye düşündüm.

Sessiz bir kahramanla tanıştım, acı ama gerçekleri anlattığı için çok mutluyum, dinlerken kahroldum, küçüldüm, bir nevi tükendim… suçluyum, bilgisizim, umarsızım… gördüm!

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Görevlisi. Konumuz mikro plastik. Çöp… çöp ithalatı, mikro plastiklerin yarattığı tehdit. Aktif bir akademisyen. Yorumla değil rakamla konuşuyor. Kağıt üzerindeki afili teorileri gerçeklerimizle buluşturuyor.  Uluslararası akademik ekiplerle yaptığı çalışmaları dikkatimi çekti. Konusunda Türkiye’de tek. “Maalesef” demek zorundayım. Çöp deyip geçmeyin altında dünya kadar ihtisas alanı var. Sayıları az da olsa onun gibi çalışan farklı uzmanlıklarda önemli bulgularla gerçekleri ortaya koyan başka yürekli akademisyenlerimiz de var.

Gündoğdu’nun ihtisas alanı, soframıza gelen taze mısır, ayçiçek, portakal vb. hangi “çöp” tarlası üzerinde ya da yanında yetiştirildiğini keşfetmek, sonuçlarını değerlendirmek. İhtisas alanı, umarsızca ve utanmadan Batı’nın tehlikeli çöpü için “hammadde”, “para”, “ithalat ihracat” gibi sözcükler kullanarak bu ticari operasyonu aklamaya çalışanları bulmak, bu çöplerin yerlerini keşfetmek, tehlikelerini ölçmek. Ayrıca mangalda kül bırakmayan yerel yönetimlerin, bize nasıl çöpten hayat sunduklarını tespit etmek.

Bitmedi… Gündoğdu, nadir birinciliklerimizin peşinde; Akdeniz’de, Marmara’da ve hatta Karadeniz’de balıkların sistemlerindeki plastiğini ölçüyor… Afiyetle yiyoruz ya… Bitmedi, pandemide kendimizi maskeyle koruyor, ellerimizi ıslak mendillerle siliyoruz ya. Ne de iyi yapıyoruz! Üzerinde çalıştığı ve yakında sonuçları yayınlanacak küresel çalışmanın Türkiye ayağı birinciliğe aday. Maskeleri ne miktarda ve nasıl yok ettiğimiz sanatçı ruha sahip necip vatandaşlarımızın başkaca meziyetlerini de gösterecek: maskeyi atmanın bin çeşidi: asarak, burarak, sıkıştırarak, kazarak, yapıştırarak, sallandırarak ve daha nice metotla…

Anne karnında, plasentada… insan beyninde plastik çıkıyor. Bir sürü canlı plastik yüzünden hayatını kaybediyor.

Kaybedecek bir dakikamız bile yok. İnsan ırkı doğadan silindiğinde doğanın varlığı bizsiz devam edebilecek. Sorun, biz doğa olmadan yaşayamıyoruz. Bağımlılığımız, “Parazit” misali. Doğada parazit gibiyiz. Doğaya entegre olamıyoruz, doğaya karşı değil doğayla yaşamıyoruz; o da bizi yangınla, selle, hastalıkla yok ediyor!

Dünya sadece bize ait bir yer değil, tek kullanımlık ürünleri, ucuz, kolay, pratik olduğu için kullanıp atacağımız bir çöp tenekesi değil dünya.

Biricik ülkem, en büyük tehdit cehalet, en tehlikeli kişi cahil!

Kendimize gelelim artık! Çok zamanımız kalmadı.

 

NADİR BİRİNCİLİKLERİMİZ

  • 2018’in sonunda 418 bin ton çöp ithal ettik.
  • 2020 yılında 772 bin ton plastik çöp ithal edilmiş.
  • Yılda 32 milyon ton “belediye çöpü” üretiyoruz.
  • Çöpümüzün ortalama yüzde 10’u plastik.
  • Kendi çöpümüzün yüzde 10’unu bile toplayamıyoruz.
  • 350-400 bin ton civarında toplama kapasitemiz var.
  • İthal ettiğimiz plastiğin kontaminasyon seviyesi çok yüksek.
  • Avrupa’nın en fazla plastik üreten 2. ülkesiyiz.
  • En çok “plastik çöp” üreten 4. ülkeyiz Avrupa’da.
  • En çok çöp ithal eden 1. ülkeyiz.
  • Akdeniz’i en fazla plastikle kirleten ülkeyiz.
  • Türkiye ürettiği belediye çöpünün yüzde 90’ını çöp depolama alanlarına gömüyor (TÜİK).
  • Çöp yönetimiyle ilgili alt yapısı olan il sayısı “sıfır”.
  • Övünerek ayrıştırılmamış çöpten enerji üretiyoruz, yakılarak ortaya çıkan ısıdan toksik zehirli gaz ve küller oluşuyor.
  • Akdeniz’e, artık “plastik deniz” Marmara için de söyleyebiliyoruz. Karadeniz benzer bir sıkıntıyla karşı karşıya.
  • 20 milyon tona yakın plastik çöp her yıl nehirler aracılığıyla denizlere dökülüyor.
  • Türkiye’de 1 kilometrelik kıyı çizgisine günde 31 kilo plastik vuruyor. (plastik hafiftir, unutmayın)
  • Türkiye’de çöp maske toplama işleminde bazı noktalarda 40-50 tanesi tek kerede çıkıyor, küresel rekora koşuyoruz.
  • Müsilaj sorununun çözülme ihtimali yok. Atık suyu boşaltmaya devam ederek, kıyıları yapılaştırıp denizlerin sağaltım alanlarını tahrip ederek…
  • Geri dönüşüm, kimyasal, fiziksel, mekanik olarak plastik kirliliği çözecek kudrette değil.
  • Deniz dibindeki çöplerin yüzde 87’si tek kullanımlık plastik…
  • Türkiye’de 9 milyara yakın pet şişe su tüketiliyor…
  • Büyük marketler için parayla poşet uygulaması faydalı uygulama oldu ama semt pazarlarında geçerli değil.
  • Bir pazarcı günde ortalama 1000’den fazla poşet veriyor.
  • Depozito iade sistemi uygulanan ülkelerde çöplerden içecek ambalajı çıkma oranı sıfıra yakın.

 

Söyleşi tekniğini kullandığım yazılar uzun olunca kolaylaştırıcı olarak öne çıkaracaklarımı belirlemek, aralarından seçim yapmak için renklendirme yaparım. Bu yazının renksiz yeri kalmadı. Kısa bir bölümünü özet olarak sundum, Doç. Dr. Sedat Gündoğdu’yla söyleşimizde pek çok teknik detay ve çarpıcı bilgi bulunuyor. Tamamına ulaşmak çeşitli platformlardan mümkün: yaprakozerblog.com, youtube ve diğer sosyal medya kanalları.

Bu sabah sizinle görüşmeden önce sahadaydınız, saha neresi?

Sedat Gündoğdu: Saha çalışmalarımız birkaç farklı formda gerçekleşiyor. Denize açılıp örnek toplayıp, laboratuvarda analiz edebiliyoruz. İthal edilmiş çöplerin yasa dışı döküm alanlarını ziyaret edip; bir önceki ziyaretteki görüntüden değişim var mı, üstü örtülmüş mü, birileri alıp götürmüş mü, belediye temizlemiş mi gibi notlar alıyoruz.

Yaprak Özer: Çok mu sayısı, yasa dışı alanların? Sizin bölgenizden mi söz ediyoruz?

Sedat Gündoğdu: 30’a yakın nokta var. Bunlardan 7-8 tanesi büyük gömülmüş alanlar.

Yaprak Özer: Ne kadar büyük, ne anlamalıyız?

Sedat Gündoğdu: Yaklaşık 10 – 20 dönümlük araziler üzerinde yaygın olarak, gömülmüş bir şekilde hafriyat atıklarıyla beraber karışık bulunabilen alanlar. Bir kısmını tarla yapmışlar, kimisinde ise çöpler dökülmeye devam ediliyor.

Yaprak Özer: Yani plastiğin üzerinde yiyecek mi yetişiyor?

Sedat Gündoğdu: Ne yazık ki birkaç alanda var. Bazı döküm alanının hemen yanında buğday, ay çiçek tarlaları, mısır tarlaları var. Ayçiçek çok yaygın değil ama mısır ve buğday tarlası yaygın. Bazılarında, yakında portakal bahçeleri var. Envai çeşitlilikte tarımsal faaliyetin yürütüldüğü bir alanın ortasında çöp problemi var.

Yaprak Özer: Yasa dışı çöp alanları hangi coğrafyalarda?

Sedat Gündoğdu: Çukurova’da bu bitkilerin hepsi yetişiyor, her yerde mısırı, buğdayı çöpleri yan yana tarlalarda görebiliyorsunuz. İstanbul’da birkaç lokasyon; Alibeyköy baraj havzasının çevresinde benzer görüntülerin olduğu yerler var. İzmir Kemalpaşa’da var. Adana-Antep yolu üzerinde bazı noktalarda olduğunu, gördüklerini çöplerin yakıldığına şahit olduklarını söylüyorlar.

Yaprak Özer: Vatandaş gazetecilik yapıyor… Sizden kaç tane var Türkiye’de?

Sedat Gündoğdu: Çok azız. Türkiye’de bu konuyu araştıran, mikroplastik çalışan var, çöplerin kaynaklarını araştıran, denize nasıl ulaştığı konusunda yolu inceleyen araştırmacı sayısı çok az. Yasa dışı çöplerle ilgilenen benden başka kimse yok ne yazık ki. Plastik kirliliği kendi içerisinde multi disipliner bir konu. Kısmen eko-toksikoloji bilmeniz gerekir, plastiğin polimer yapısından haberdar olmanız gerekir, ekoloji bilmeniz gerekir çevresel etkilerini anlamanız için. Biraz kimya bilmeniz gerekir. Ben bunların dağılım alanlarını, ekosisteme katılım yollarını, besin zincirine transferini araştırıyorum. Bugün müsilajın tartışılıyor olması, ne olduğu, nasıl oluştuğu, deniz kirliliği, denizlerdeki canlı çeşitliliğinin, balık miktarının azalması… Su Ürünleri’nin birebir ilgilendiği konular.

Yaprak Özer: Türkiye ne kadarlık bir çöpün üstünde oturuyor? Her yıl ne kadar çöp geliyor? Çöp ne kadar değerli? Bu işin yarattığı zenginliği anlatır mısınız?

Sedat Gündoğdu: Milyon dolarlık bir ekonomiden bahsediyoruz. Çöp gönderenler çöpten kurtulmak istiyor. Kurtulma maliyetinden daha az bir maliyetle başka ülkelere gönderiyorlar. Çin, 2017 sonuna kadar Hong Kong’la beraber, kümülatif olarak tüm dünya çöpünün neredeyse yüzde 75’ini alıyordu. Çin bunların bir kısmıyla, çocukları zehirleyen, dünyanın birçok ülkesinde yasaklanan “Çin malı” dediğimiz malzemeleri üretiyordu. Kalan kısmı Çin’in çevresini olağanüstü düzeyde kirletiyordu. Çin toprakları üzerinden, Pasifik Okyanusu’na, Çin Denizi’ne, 1.3 – 3.5 milyon ton plastik çöp denizlere dökülüyordu. Sürdürülemez yönetilemez bir şey. Çin kendisi de çok büyük bir çöp üreticisi. Kendi çöpünü doğru düzgün ayrıştıramaz, değerlendiremez ve hatta azaltamazken, dünyanın birçok ülkesinden bu miktarda çöpü getirmek, sürdürülebilir değildi. Çin, 2017 sonunda “Çin Kılıcı” (National Sword) adlandırılan şekilde çöp ithalatını durdurdu. Bizim maceramız 2017’nin ortalarında başlıyor. Türkiye çöplerin varış noktası oldu. 2018’in sonunda 418 bin ton çöp ithal ettik.

Biz yılda 32 milyon ton “belediye çöpü” üretiyoruz. 2021’e kadar elimizde veri yok, yayımlanmadı. Miktarın 35 milyon tonu geçtiği tahmin ediliyor… Ortalama yüzde 10’u plastik. Kendi çöpümüzün yüzde 10’unu bile toplayamıyoruz. 350-400 bin ton civarında toplama kapasitemiz var. Bu kapasiteyi güvencesiz, çekçekçi diye tabir ettiğimiz herhangi bir statüsü olmayan merdiven altı sistem topluyor.

Kendi çöpünüzü toplayamıyor, ayrıştıramıyorken, yatırım yapılması konusunda herhangi bir emare yokken 2020 yılında bir bakıyorsunuz, 772 bin ton plastik çöp ithal edilmiş.

Başta ABD, İngiltere, Avrupa Birliği ve birkaç tane irili ufaklı ülke çöpü söz konusu. Ne kadarını alıp geri dönüştürüyoruz, hiçbir bilgi yok. Şeffaf değil. Geldiğini biliyoruz ama ne olduğu konusunda kimse bir şey açıklamıyor. Herkes “hammadde” diyor, “para” diyor, “ithalat – ihracat” diyor, “ tonuna şu kadar para veriyoruz” diyor… TÜİK verileriyle tonuna şu kadar para verdik aldık denilen miktarda da ciddi bir uçurum var. TÜİK istatistiklerinde, ithalat için ödenen parayla, “neden çöp ithal etmeliyiz” diye bangır bangır bağıran endüstrinin söylediği rakamları karşılaştırdım. Müthiş tutarsızlık var. TÜİK’e göre tonuna 120 dolar veriliyor görünüyor. Kendileri, 170-180 dolar verdiklerini iddia ediyorlar. Farkı açıklayabilecek herhangi bir veri setimiz yok. TÜİK istatistikleri beyan üzerine. Gelen malzemenin ne kadarının dönüştürüldüğüne dair veri açıklanmıyor.

Yaprak Özer: Çöp sevenler hangi endüstrideler?

Sedat Gündoğdu: Plastik endüstrisi, geri dönüşüm endüstrisi.

Yaprak Özer: Ne yapıyorlar, çocuğa anlatır gibi söyler misiniz?

Sedat Gündoğdu: Gelen malzemenin belli bir kısmı hiçbir işe yaramıyor. Çünkü son düzenlemeyle Bakanlık bir kontaminasyon (kirlilik) seviyesi sınırı koydu. Kirlilik sınırı yüzde 1‘den fazla olamaz dedi. Buna itiraz ediyor bu endüstri. Niye? İthal edilen plastiğin kontaminasyon seviyesi çok yüksek.

Yaprak Özer: Öldürücü mü?

Sedat Gündoğdu: Mutlaka bertaraf edilmesi gerekiyor. Sağa sola atılıyor, gömülüyor, yakılıyor. Problem yaratacak…

Yaprak Özer: Hepimiz için bir sağlık sorunu değil mi?

Sedat Gündoğdu: Kesinlikle. Sadece o da değil. Aldılar ayrıştırdılar diyelim, işlerine yarayan kısmı alıp işlerken bile atık ortaya çıkıyor. Bu yakılması gereken bir atık, başka bir imkan yok. Avrupa, zaten yakmamak için gönderiyor, “yakmak” çok yanaştıkları bir şey değil. IPCC raporu yayımlandı! Hiçbir senaryo 1.5 derecenin altını tutturamıyor. Önümüzdeki yıllar çok çetin geçecek. Böyle bir karbon salım dengesinin, diğer ifadeyle “dehşet dengesi”nin olduğu ortamda bir de işin içine bu plastik çöpleri yakmak gibi bir maliyeti var. Karbon sıfır hedefleri var bu ülkelerin.

Yaprak Özer: Türkiye’nin böyle bir hedefi yok…

Sedat Gündoğdu: Avrupa’nın en fazla plastik üreten 2. ülkesiyiz. Almanya’dan sonra, en çok plastik malzeme, mamul üreten. En çok plastik çöp üreten 4. ülkeyiz Avrupa’da. En çok ithal eden 1. ülkeyiz.

Yaprak Özer: Ne kadar güzel birinciliklerimiz varmış.

Sedat Gündoğdu: “Nadir birincilikler” diyorum. İki tane çok kötü birinciliğimiz var. Birincisi Avrupa’nın plastik atığını en fazla ithal eden ülke. İkincisi, Akdeniz’i en fazla plastikle kirleten ülkeyiz biz. Bu birincilikler bu ülkeye yakışmıyor; bir vatandaş olarak hicap duyuyorum. Utanıyorum. Avrupa’dan plastik almak adil bir durum değil bu ülke için.

Yaprak Özer: Çöpü yönetmek belediye konusu mudur?

Sedat Gündoğdu: Çöp yönetiminin ana ayağını belediyeler oluşturur. Belediyeler, kaynağında ayrıştırma sistemini kurmakla yükümlüdür. Türkiye’de ne yapıyoruz, örnekle anlatayım; bir tane çöp bidonu var. Herkes çöpünü poşete koyup; o bidonun içine atıyor. Bu, çöpü yönetememenin göstergesi. Biz çöpümüzden kurtulmaya çalışıyoruz, akşam presli araçlar geliyor, topluyor. Bir  tesise götürüyorlar. Orada el yordamıyla ayırabildiklerini ayırıyorlar. Ayıramadıklarını da gömüyorlar. TÜİK’e göre, Türkiye ürettiği belediye çöpünün yüzde 90’ını çöp depolama alanlarına gömüyor.

Yaprak Özer: Yani yönetemiyor.

Sedat Gündoğdu: Çöp yönetimiyle ilgili alt yapısı olan il sayısı “sıfır”. Büyük şehirlerin hiçbiri kaynağında ayrıştırılacak çöp toplayamıyor. Böyle bir sistem yok.

Yaprak Özer: Ama çok övünerek açıklamalarda bulunabiliyorlar.

Sedat Gündoğdu: Dünyanın terk etmeye çalıştığı bir yöntem çöpten enerji elde etmek, hele eski teknolojilerle… Çöpten enerji üretiyoruz. Bu çok övünülerek anlatılan bir yöntem, üstelik ayrıştırılmamış çöpten. Yani karışık çöpten elektrik enerjisi elde ediyorum diye yakmak, yakılarak ortaya çıkan ısıdan enerji elde etmek, toksik zehirli gaz ve küllerin oluşmasına neden oluyor. Bununla baş etmek de bambaşka bir problem.

Yaprak Özer: Çöpü yönetebilen ülke örneği verir misiniz? Anlıyorum ki, çöp çok cazip bir şey, nasıl yorumlarsınız?

Sedat Gündoğdu: Şöyle düşünün… Çöp, dünya üzerinde insanın üretip mülkiyeti olmayan tek materyal. Mülkiyeti yok. Çöp kamusal bir şey. Devletler bunları yönetiyor. Çöpe bir mülkiyet kazandırılıyor önce, hammadde deniliyor. Satıyorlar birilerine. Birileri de ondan bir şeyler yaparak para kazanıyor. Tüm devletlerin buna dair bir bütçesi var. Almanya’dan örnek vereyim. 600 bin tona yakın plastik çöpünü başka ülkelere gönderiyor. Almanya bunu geri dönüştürüyoruz diye yapıyor. O yüzden Almanya geri dönüşüm oranları açısından dünyanın en iyi ülkelerinden biri. Çöpünü geri dönüşüm sistemine koymak yerine Malezya’ya, Türkiye’ye, Endonezya’ya gönderiyor. Gönderdiği ülkelerin ortak özelliği ne? Kendi çöplerini yönetemiyor olmaları.

Çöpünü iyi yönetiyor diye örnek verebileceğimiz bir ülke ne yazık ki yok. Kuzey ülkelerinden örnek veriliyor. Norveç’in, İsveç’in çöpü bitti gibi sarkastik cümleler kuruluyor. Halbuki öyle değil. Niye öyle değil? Çünkü buralarda kullanılan çöp yönetim yöntemleri de çok ciddi problemli. Finliler çöplerini çok iyi ayrıştırıyorlar; takıntılı bir sistemleri var. Her marketin girişinde depozito iade makineleri yer alıyor. Çok fazla çöp yakma tesisleri var Finlandiya’da. Şaşırtıcı, buraya sadece tekrar kazanılamayan çöplerin gönderildiğini düşünüyordum, öyle değilmiş. Bir araştırmacı gazeteci ekibi oraya Finlilerin ayrıştırdığı çöplerin de götürülüp yakıldığını tespit etti.

Yaprak Özer: Şunu anlıyorum; masum değiliz hiçbirimiz …

Sedat Gündoğdu: Ne yazık ki…

Yaprak Özer: Çöpünden kurtulan ülke var.

Sedat Gündoğdu: Evet.

Yaprak Özer: Bir de bu çöpü matahmış gibi alan, yine yönetemeyen ülkeler var. İki grup var yani… Bir, içinde olduğumuz az gelişmiş olanlar; kurnazlıkla “yönetiyormuş” gibi yapan gelişmiş ülkeler. “Fish Out Plastic In” dediğiniz bir çalışma yaptınız… Tükettiğimiz deniz ürünlerinden plastik çıkıyor, denizlerimiz S.O.S. mi veriyor.

Sedat Gündoğdu: Türkiye’nin denizleri plastik kirliliği açısından S.O.S. vermenin çok ötesine geçti. Akdeniz’in en fazla plastik kirlilikten muzdarip olan kıyıları, bizim kıyılarımız. Akdeniz’e en fazla plastik çöp taşıyan nehirler bizden Akdeniz’e dökülüyor. Büyük Menderes, Ceyhan, Seyhan, Asi… Ergene’den, Susurluk Havzası’ndan… Susurluk Havzası’nda çalışan araştırmacılar analiz ederken bile zorluk yaşıyorlar. Marmara Denizi’nde çok ciddi bir kirlilik söz konusu. Bu kirliliğin tek kaynağı çöpümüzü alıp denize atmak değil. Atık su tesislerinden karışanlar, normal gündelik hayatınızdaki uygulamalardan dolayı saçılan mikroplastik parçacıklar ki, tekstil sektörü bunun en önemli kaynaklarından. Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde Akdeniz, artık plastik diyoruz. Ne yazık ki Marmara için de bunu söyleyebiliyoruz. Karadeniz de benzer bir sıkıntıyla karşı karşıya. Kirlilik fenomeni, küresel bir problem, dünya ciddi bir alarm veriyor.

Bugüne kadar üretilen plastiklerin sadece yüzde 9’unu tekrar geri dönüşüm sistemine katmışız. Geri kalanların hepsini ya gömmüşüz ya yakmışız ya da çöpe atmışız. 20 milyon tona yakın plastik çöp her yıl nehirler aracılığıyla denizlere dökülüyor. Denizlerin bunları kaldırabilecek kapasitesi yok. Bunlar ya denizin dibine çöküp sonsuza kadar orada kalıyorlar. Hala 1960-70’lerde atılmış plastik çöpler çıkıyor birçok sahilde. Çalışmalar gösteriyor ki, kümülatif olarak bizim kıyılarımıza, günlük 1 kilometrelik kıyı çizgisine 31 kilo plastik vuruyor.  Akdeniz’deki en yüksek miktar. Bunun yüzde 90’ı kendi çöpümüz. Geri kalan kısmı da diğer ülkelerin, Lübnan, Mısır, Suriye, Kıbrıs, Tunus gibi ülkelerin çöp yönetimi bizden çok çok daha kötü. Olduğu gibi denize boşaltıyorlar; onların çöpleri de bize akıntı yoluyla geliyor. Bir kısmı denizin dibine çöküyor kendiliğinden.

Yaprak Özer: Biraz kişisel bir soru olacak; balık yiyor musunuz?

Sedat Gündoğdu: Zaman zaman… Ben aslında pesketaryenim. Vejetaryendim. Vejetaryen yaşamak zor. O yüzden ara ara balık yemek durumunda kalıyorum.

Yaprak Özer: Midye yiyor musunuz hiç?

Sedat Gündoğdu: Midye yemiyorum. Midyeyi uzun süredir yemiyorum ben.

Yaprak Özer: Neden midye, balık yiyorsunuz?

Sedat Gündoğdu:. İster çiftlik balığı ister deniz balığı yiyin, her iki tür de plastik kirliliğinden muzdarip. “Fish Out Plastic In” çalışmasını balık yemleri üzerinden yaptık. O malzemede bile çok ciddi plastik var: mikroplastik… Yani çiftlikte balık beslerken kullandığımız yemin içerisinde plastik var. Yemin bir kısmı balık… Balık unu… Bu balık unu da denizden geliyor. Deniz plastik içeriyorsa, oradan elde edilen her şey plastik içerir. Deniz balıkları ortam kirliyse suyu süzerken plastiği bünyesine alıyor. Midye neden tehlikeli, çünkü denizi süzüyor. Denizdeki bütün kirleticileri bünyesine alıyor; sadece plastik değil, ağır metalleri de… Bir insan yılda en fazla 3-5 tane midye yiyebilir. Temiz alanlarda yetiştirilirse risk yok.

Yaprak Özer: Müsilajın sebeplerinden biri de çöp mü?

Sedat Gündoğdu: Müsilaj doğal bir olay. Müsilaj Adriyatik Denizi’nde 1800’lerden beri gözlemleniyor, tarihsel kayıtlar var, ama bu boyutta görülmüyor. Müsilaj doğal sebeplerle ortaya çıktığı zaman ilgili ortamı öldürmüyor. Bir tür plankton patlaması yaşanıyor, yani miktar artıyor; onlar da müsilaj salgılıyor. Deniz ekosistemi, doğal döngüsünü içinde elimine edebiliyor bu tür şeyleri. Ama Marmara Denizi’ndeki problem şu; çok fazla atık su giriyor. Atık su direkt plastikle çöple ilişkilendireceksek, atığı da çöp olarak değerlendirirsek… müsilajın ana kaynağı evsel ve endüstriyel arıtılmamış atık su.

Biz 50-60 yıl boyunca Marmara’ya atık suyu arıtmadan verdik. Marmara’nın iki tane küçük incecik giriş çıkışı var. Kendine özgü bir akıntı sistemi var. Bu kadar çöpü (çöpten kastım atık su) bırakırsanız  sistem kendini yenileyemez; bu atıkları da elimine edemez. Atık su arıtma tesisleri sadece ön arıtmasını yaparsa, (çamurunu sulandırıp, karbonunu çok az miktarda giderip, azotu fosforu hiç gidermeden salmak) müsilaj olur. Müsilajın ana kaynağı atık yönetemememiz…

Yaprak Özer: İnsan eliyle yaratılan müsilaja çare var mı, düzelebilir mi?

Sedat Gündoğdu: Bu şekilde gidersek, sorunun çözülme ihtimali yok. Bu kadar atık suyu boşaltmaya devam edersek, kıyıları yapılaşmaya açarsak… Kıyısal ekosistemler denizlerin sağaltım yerleridir.

Marmara’nın çevresinde kıyısal ekosistemler, kıyısal ekosistemlerle bağlantılı sulak alan kalmadı. Her taraf kesintisiz beton. Müdahale etmediğimiz müddetçe kendi kendine çözülmesini beklemek iyimserlik.

Yaprak Özer: Geri dönüşüm bir pazarlama taktiği mi?

Sedat Gündoğdu: Bunu ben söylemiyorum. Bunu Larry Thomas isimli Amerika’nın plastik endüstrisinin ünlü temsilcilerinden biri söylüyor. Diyor ki: “Biz insanlara plastiğin geri dönüştürülebilir ve tekrar tekrar eski haline getirilebilir bir şey olduğuna inandırabilirsek, plastik çöpün akıbetinden dolayı kaygılanmalarının önüne geçmiş oluruz ve onlara plastiği daha çok tüketme güdüsü verir”.

Bizim tüketim çılgınlığımızın üstesinden gelebilecek bir doğal mekanizma yok. Bu hayalden kurtulmamız lazım. Geri dönüşüm, kimyasal ve fiziksel ayrıca mekanik, plastik kirliliği çözecek kudrette değil. Bazı malzemeleri geri dönüştüremiyorsunuz. Bazılarını bir kere geri dönüştürebiliyorsunuz. Bazılarında da geri dönüştürdüğünüz şeyi geri dönüştüremiyorsunuz. Mesela pet şişeyi alıyorsunuz; elbise yapıyorsunuz. O elbiseyi geri dönüştürebiliyor musunuz, dönüştüremiyorsunuz. Tekstil atıkları, baş belası atıkların başında geliyor.

Yaprak Özer: Cehalet çok kötü bir şey. Temel bilgiye sahip olmayınca duyduğunuz her şeye inanıyorsunuz. Tek kullanımlık konusuyla bağlar mısınız?

Sedat Gündoğdu: Sahillerde yapılan temizlik çalışmalarında en çok toplanan çöpler, tek kullanımlık plastik çöpler. Türkiye’de yapılan çalışmalarda yüzde 80’in üzerinde. Deniz dibindeki çöplerin yüzde 87’si tek kullanımlık plastik… 2021 için yapılan tahmin Türkiye’de 9 milyara yakın pet şişe su tüketiliyor… O kadar ciddi bir miktar ki bu, çeşmemizden içilebilir su akmadığı müddetçe insanlara nasıl pet şişeden su içmeyin diyeceksiniz? Gayet sıradan bir şey lüks hale geldi. Adana’da içebiliyoruz. Bu şekilde olan il sayısı sınırlı. Türkiye’de hemen hemen bütün şehirlerde musluktan akan su, damacana sudan daha kaliteli; açık yüreklilikle gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Yaprak Özer: Hükümetin, bireyin, kurumların alması gereken tedbirler nedir?

Sedat Gündoğdu: Bireylerin yapabileceği şeyler çok fazla. Birincisi, “reddetme”!… Yani tek kullanımlık plastiklerle servis edilen hiçbir şeyi kullanmama, reddetme. Kendi bardağımızı, kendi bez çantamızı, kendi saklama kabımızı kendimiz taşımamız lazım. Alışverişe planlı gitmemiz lazım. Plansız gidilen her alışveriş bir plastik heyulasına, cehennemine dönüyor.

Yaprak Özer: Bir seferberliğimiz vardı. Fileler, bez çantalar… PR vesilesi olan şey miydi?

Sedat Gündoğdu: Büyük marketler için parayla poşet uygulamasının çok faydalı bir uygulama haline geldiğini görebiliyorum ama bu, semt pazarlarında geçerli değil. Oraya dair bir düzenleme yok ve tüketimin büyük bir kısmı oralarda dönüyor. Bir pazarcıya sordum, “Bir günde ne kadar poşet veriyorsunuz?” “1000’den fazla poşet veriyorum” diyor.

Bir diğer yapmamız gereken şey, içerisinde plastik olabilecek, ambalaj olabilecek tekil ambalajlı ürünlerden kaçınmak. Yani doldurulabilir şeylerden tercih edelim. Marketlerde doldurulabilir bakliyat reyonları, doldurulabilir temizlik ürünü reyonları olması lazım. Dünyada örneği fazla. Avrupa’da yaygınlaşmaya başladı. Ben market sahibi olsam, kullanırım. Ama Türkiye’de bu mentalite henüz gelişmediği için, bu fırsatı değerlendiremiyor ne yazık ki marketler.

Yaprak Özer: Çocukluğumda depozito sistemi vardı. Uygulanabiliyor bildiğim kadarıyla Kuzey Avrupa ülkelerinde. Türkiye’de şansı var mı?

Sedat Gündoğdu: Depozito uygulanan ülkelerde çöplerin içerisinden içecek ambalajı çıkma oranı sıfıra çok yaklaşıyor. Her şeyin bir bedeli olmalı. Parayla aldığınız bir şeyin önemli bir kısmını çöpe atmayacaksınız. Depozito sistemi içecek kaynaklı ambalaj, şişe kirliliğinin önüne geçmenin yegane yolu. Yalnız bunu tekrar kullanılabilir içecek ambalajıyla içecek şişesiyle entegre hale getirmemiz lazım. Türkiye 2022’de depozito iade sistemine geçecek. Bu sene yanaşmadı firmalar, bir sonraki seneye aktardı.

Depozito sisteminde ambalaj, tekrar kullanıma uygun olmalı.  Depozito iadesine attığınız ürün preslenecek geri dönüşüme gönderilecekse çözüm değil.

Yaprak Özer: En büyük çöp herhalde maske, en dramatik tarih dilimi pandemi olsa gerek… bulgunuz var mı?

Sedat Gündoğdu: Dünyanın birçok ülkesinden çok sayıda araştırıcıyla küresel bir çalışmaya yürütüyoruz. Türkiye’de benim yaptığım maske toplama işleminde ne yazık ki çok fazla çıkıyor. Ben bazı noktalarda 40-50 tane maskeyi bir arada alabiliyorum. Bunlar kenarlarda… Sarmışlar sıkıştırmışlar. Otobüs durağının kenarına sıkıştırmış. Duvarın kenarını kırıp oraya sıkıştırmış. Ya da asmışlar bazıları. Asıyorlar! Ağaçlara asılan maskeler var.

Yaprak Özer: Anlaşılan, “nadir birincilik”lerimizden bir tanesi olmaya aday. Pandemi ünlüsü ıslak mendiller nasıl, temizliyorlar mı?

Sedat Gündoğdu: İçeriğini biliyor musunuz size ikram edilen ıslak mendillerin? Yazmıyor, ne olduğunu bilmiyoruz. Eskiden kolonyalı mendil diye bir şey vardı. Kağıttı. Onlar sıkıntı değildi, ama zamanla hijyenik diye ıslak mendil sektörü gelişti. Bebeklerin poposunu silmek için, elimizi silmek için… Islak mendil furyası başladı. Hiçbiri pamuk değil, hepsi plastik: Polipropilen, PVC, polietilen, naylon gibi farklı içerikteki plastikler. İçerisine ciddi kimyasallar konuluyor. Kimyasalların ne olduğunu bilmiyoruz. Bana sorarsanız ıslak mendil elimizi temizlemiyor, kirletiyor. Sadece elimizi değil, doğayı da kirletiyor. Çünkü ıslak mendilin tekrar kullanım (geri dönüşüm) şansı yok. Lavaboya attığınız zaman lavaboyu tıkıyor, sokağa attığınız zaman da atık su arıtma tesislerini tıkıyor. Atık su arıtma tesislerinin belalarından biri.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir