Zenginsen hayat sana mı güzel?

Değerlerimizin temelini maddi kaynaklara ulaşmak oluşturuyor!… Zenginsen hayat sana güzel! Ne pahasına olursa olsun zenginleş. 2022’nin kaba özeti.

 

Zenginlik ise, aldığını gösterme gücüyle ölçülüyor. Üst baş, araba… ev, gittiğin yerler, eğlence seviyen, yemek faturaların. Meşhur algı operasyonu bu. Türkiye’nin azımsanamayacak bir kısmına hayat, güzel.

 

İki Türkiye; azınlık zengin, çoğunluk düşmüş ve düşkün. İşin garibi düşmüş ve düşkünlerin arasında titr, eğitim gibi karın doyurmayan nitelik enflasyonu var! İpe sapa gelmeyen şeyler deyip geçelim, yeni nesil zenginlikte bunlara takılırsan para kazanmaya vaktin olmuyor.

 

Elle tutulan zenginlikleri anlata anlata bitiremezken zenginleşerek yoksunlaşan toplum olarak tarih yazıyoruz. Paran kadar konuşurken karbon kadar konuşamıyorsun, araban kadar konuşurken vergin kadar konuşmuyorsun, marka çantan ve ayakkabın kadar konuşurken toplumsal cinsiyet eşitliği kadar değil, bindiğin özel jet kadar konuşursun, iklim krizi kadar değil… Böyle gider liste, bir yanda sıkıcı sosyal konular diğer yanda canlı hoppa temalar.

 

Bilgi, güven ve itibar üçlemesi talep görmüyor, zenginliğe de katkı vermiyor. Yıllarca biriktirdiğin bilgi ile oluşan güven buradan dönüşen itibar, kaç ekmek ediyor bilmiyoruz. Ünzile’nin kaç koyun ettiğini de bilmiyoruz, bir depo benzin kadar bile olamadığını biliyoruz.

 

Tuhaf bir gelişme var bu arada, elde avuçta olsa dahi zenginim demeye utananların sayısındaki artışı ıskalamayın derim.  Zenginlerle karışmak istemeyen zenginler. Değerlerini öpe koklaya saklayan, “bu da geçer” diye sabredenler. Ömür tükeniyor şüphesiz.

 

İlk cümlemin ilk kelimesi “değer”; çok acı, meşakkat ve ıstırap ile anılacak bu dönemi okumak isteyenlerin “değer” kodlarına bakmasını öneriyorum. Bilgiyle artan zenginliğin, karşılığı itibar olduğunda güven oluşuyor. Güven de kaybettiğimiz en önemli değerlerimizden biri.

 

Yaşadığımız dönemin adını “Güvensizlik Döngüsü” olarak tanımlayan iletişim kurumu Edelman’ın 2022 raporu yayınlandı. Güvensizlik döngüsünde, hükümet ve medya, güven değeri en düşük iki kurumsal yapı. Araştırma daha da ileri giderek bu iki erki toplumu bölen olarak gösteriyor. Araştırma sonuçlarına bakacak olursak, haber ve bilgi kaynaklarının güven inşa etmek şöyle dursun, yalan yanlışın veba gibi her alanı sardığı bir yıl bu yıl.  Hükümetlerin varlık nedeninin sosyal konulardan tamamen koptuğu bir dönem bu dönem. Bu iki erkten biri tıklanayım diğeri oy alayım sarmalında, güvensizlik döngüsünü derinleştiriyor bu yıl. Bilmediğimiz bir şey değil, söylendiğinde çarpıyor.

 

İş dünyası daha aklı selim duruyor. Onun da varlık nedenlerini tehdit eden sorunları var; iklim ve pandemiyle başı çok çok dertte. Sivil toplum güven konusunda iş dünyasının da gerisinde… Önemli dilemma iş dünyası ve sivil toplum, hükümet ve medyanın bıraktığı boşluğu doldurma beklentisini sorumluluk edinip, sorunlar altında ezilmeleri. Durumdan vazife çıkarmaları zor, liderlik eksikliği en önemli defoları.

 

Evet her alanda liderlik konusu en zayıf halka bu resimde. Resme tersten baktığınızda da dünyanın her yerinde tek lider, saldırıldıkça büyüyor, konuların özüne inmeyenler, ortaya iyi kötü çözüm koyamadıkça güven-itibar yangınında kül oluyor.  İtibar ile güven kırda bayırda yetişmiyor. Oluşturan şey çözüm ve zaman. Yazıldığı kadar basit değil. Güven duyulan tek grup bilim insanları. Çözüm geliştiriyor, bilgi veriyor, duygu tuzağına düşmeden varlıklarını mümkün olduğunca az konuşarak korumanın yolunu bulma çabasındalar. Bu grubun da derdi iletişim. Yalan ve yanlış haberin içinde çoğu zaman kaybolabiliyorlar.

Genel itibarıyla halklar; gazeteciler, muhabirler, hükümette yer alan lider ve yetkililerin, bilerek yalan ve yanlış bilgi verdiğine inanıyor. Sanırım bir insan için düşünülebilecek en kötü şey. Değersizleştirmekten daha büyük ne olabilir. Bastırır alırım, kaptırır yürürüm diye toparlayamıyoruz.

 

Bilgiye dayanan çözüm, güvensizlik döngüsünden çıkabilmemiz için gereken tek ve ilk adım. Hangi kurumdan çıkarsa çıksın, bilginin kalitesi güveni besleyen en önemli unsur. Edelman araştırması, teknoloji, eğitim, sağlık ve üretimde güvenin pozitif trend gösterdiğini söylüyor. Dikkat ederseniz bu ekip üreten ve uygulayanlar. Güvenin düştüğü alanlar sosyal medya, finans hizmetleri, bir de moda… Şaşırıyor muyuz… kendi adıma hayır. Üretmeyen bir grup…

 

Güvensizlik döngüsünün son kurbanı markalar! İstediğiniz kadar güçlü marka olun… Araştırma markaların ülkeleri kadar büyük ve güçlü olduğunu ortaya net olarak koyuyor! Çin, Hindistan ülke markalarına güven düşerken, Kanada ve Alman ülke markalarında güvenin çıkışta olması tesadüf olamaz? Bu veriler derlenirken maalesef Türkiye uzun zamandır karşılaştırmalı araştırmalarda yok. Benim içimi yakan konulardan biridir.

 

Bir soruyla noktalayayım, uluslararası ortamda konuşulan tüm yerli markalarımızın Türkiye markasıyla ilişkisini ve değerlendirmesini nasıl yapabiliriz? Size bırakıyorum.