Vatandaş mısın insan mı?

 

Filozof Diyojen “Nerelisin?” sorusuna “Ben dünya vatandaşıyım” diye yanıt vermişti. Sonraları bu düşünce “kozmopolitanizm” (Yunanca’da cosmos=evren/dünya/düzen; polis=şehir) diye anıldı.

Bireyin devlete olan aidiyetini ifade eden vatandaşlık kavramı, siyaset tarihinde uzun yürüyüşünün sonucu. Anayasal ülkelerde, o ülkede yaşayanların devlet tarafından anayasada vaadedilen haklardan yararlanmaları için o ülkeye vatandaşlık bağı ile bağlı olmaları gerekli. Bu kişilere vatandaş deniyor. Vatandaşlığın en önemli ödev ve hakkı siyasi katılım!

Vatandaşlık kavramının yolculuğu zaman zaman kanlı ama her zaman heyecanlı oldu. Farklılıkları birarada buluşturmak hiçbir zaman kolay olmadı. Ama… Farklılık ve aynılık hiç bugünkü kadar yoğun hiç bu kadar yanyana da olmadı!… Vatandaşlık yine yola çıktı. Bir kez daha kendini arıyor.

Sormak isterim size: “Dünya Vatandaşı” ya da “Dünya İnsanı” olmak ne ifade ediyor?

Dünya Vatandaşlığı genel olarak, yeryüzünde yaşayan insanların tek bir tür olduğu düşüncesinden yola çıkarak, ırk, renk, dil, inanç ayrımı olmaksızın, dünya üzerinde yaşayan insanların, gezegenin vatandaşları olduklarına inanması, dünya üzerinde meydana gelen ve tüm insanlığı ilgilendiren olaylara karşı duyarlı ve sorumlu olması hali.

Küreselleşme sayesinde dünya üzerinde son yedi yılda ulaşılan ekonomik büyüklük bugüne kadar dünya ticaret tarihinde ulaşılan en büyük büyüme. Bir sorun var: Küreselleşmede herkes eşit büyümüyor. Ekonomik büyüme ile eşitsizlik atbaşı. En zengin 10 ülkeyle en fakir 10 ülke arasındaki fark 50 kat… Dünya nüfusunun yüzde ikisi, servetin yüzde 50’sine sahip.

Ülkeler içindeki eşitsizlik de dolu dizgin artıyor. Üsttekilerin cebi büyüyor, ortadakiler eriyor, alttakilerin sayısı geometrik artıyor. Bu nasıl bir dengesizlik! Ekonomi ve eşitsizlik büyürken bir şey büyümüyor: İstihdam! Dünyada 195 milyon insan işsiz. Dünyada kadınların yüzde 49’u, erkeklerin yüzde 74’ü çalışıyor. Eşitsizlik! Dünyada 14 yaşın altında 190 milyon çocuk çalışıyor.

Bu sorunlarla başa çıkmak için özel sektörün ya da bireyin katkısının yanında kamunun yeri olmayacak mı peki? Kamudan en azından bazı alanlarda kurtulmak güzel olabilir ama küresel konularda mümkün mü? Ülkemin sorunlarında kör topal da olsa vatandaş olarak devletle birlikte sorumluluklarımı yerine getirebiliyorum. “Aids ya da sıtma aşısının coca cola şişesinin girdiği en ücra bölgelere girmesini kolaylaştırmalıyız” gibi sloganları seviyorum. Ama nasıl? Birey olarak kiminle birlikte hareket edebilirim. Bosna’da, Kıbrıs’ta ve pek çok yerde sınıfta kalan BM’yle mi?

Dünya insanı olmak dünya vatandaşı olduğunu ifade etmekten daha büyük özveri istiyor. Dünya insanı olabilmek için öncelikle ulus devletinin iyi bir vatandaşı olmak gerek. Dünya insanı olmak demek, dar aidiyetlerden ve önyargılardan kurtulma hali değil. Aynı zamanda farklılıkların bir arada varolmasının yollarını bulmak amacıyla, dinlemek, bakmak, düşünmek veya sezinlemek öteki kültürlerin içine girmeye yeterli olmak, etik olmak halidir.

Hangi şirket, hangi birey tek başına ya da birleşerek dünyayı tehdit eden istihdam sorununa eğildi… Küresel ısınmada şirketler nerede… Aids ile mücadelede, kadına yönelik şiddette nereye kadar ilerleyebilirler? Cehaletle mücadelede ne yapıyorlar… Temel sağlık, eğitim ve küresel sorunlar kamunun ilgi ve çalışma içinde kalmalıdır. Biz bireyler ise vatandaşlık hak ve görevlerimiz üzerinden kamunun bu konularda çalıştığını gözlemeli, denetlemeli, yönlendirmeliyiz.

Sartre’nin dediği gibi ,”hepimizin aynı gemide”yiz. Bugün karşılaştığımız eşitsizlik, küresel ısınma, açlık, doğal afetler, salgınlar gibi sorunların üstesinden ancak bu sorumluluk duygusu ile gelebiliriz. Gereksiz yere moda kavramlar üretip varolanların içlerini boşaltacağımıza acaba erozyona uğrayan noktalarda takviye yapmak daha mı doğru? Ülke’min Vatandaşı ve Dünya’mın İnsanı kimliğine ne dersiniz?

 

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir