Türk profesörü el birliğiyle Mars’a gönderme hikayesi

5 dakikada 480 km giden araç bataryası üreten, Elon Musk’ın tanışmak istediği akademisyenle tanışmak ister misiniz? Karşınızda Profesör Dr. Ayşe Bayrakçeken Yurtcan! Basında çıkan haberler böyle. Bu cümlelerle konuya giriş yaptığımı görünce başından aşağı kaynar sular ineceğinden, içinden “Sen de mi Brütüs!…” diye geçireceğinden kuşkum yok.

Bu yazı, çok başarılı bir kadın akademisyenin başından geçenlerin traji komik hikayesi. Başarılı olmasına çok başarılı ama anlatılanlar doğru değil!

Prof. Dr. Ayşe Bayrakçeken Yurtcan, Erzurum Atatürk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Kimya Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi ve çiçeği burnunda Rektör Yardımcısı… Youtube kanalımda söyleşimizi izlemenizi önereceğim. Ben de tüm söyleşide başka bir yanlış yapıp durdum; doçent diye hitap ettim. Oysa tam da o sırada çok yeni profesörlük unvanını kazanmış. Kibarlıktan beni düzeltmemiş. Yanlış takdim ve haberler Yurtcan’ın kaderi olmayacak tabii.

Basında çıkan haberlere bakacak olursak Tesla’nın efsanevi patronu Elon Musk kendisini tanımaya gelmiş… Yurtcan, Tesla’nın araçlarına yakıt pili üretmiş…

Yurtcan, “Her sene kendimi farklı bir haberin kucağında buluyorum, şakası yok gelecek yıl Mars’a gitmeyi başardığımı iddia edecekler” diyecek kadar da kendisiyle barışık, emin, komik ve şeffaf.

Gelin işin aslını ondan dinleyelim. Çok önemli bir proje üzerinde çalıştığı doğru, Musk’ın lityum bataryası varsa Yurtcan’ın yakıt bataryası var… Ama problem şu ki, iki batarya aynı değil. Bilen biliyor da bilmeyen bir türlü anlamıyor. Ben anlaşılabilsin diye tam iki kez anlattırdım, sabrınızı varsa tane tane anlattı, tane tane okuyabilirsiniz.

Diğer bir sorun ki, konunun temeli Yurtcan batarya üretmiyor. Yakıt bataryasının içindeki nano malzemeyi üretiyor.

Musk’la zaten tanışmamış, zaten onun bu batarya türüyle ilgilenmediğini söylüyor ama olur da lityum için Musk’a yeni nesil nano malzeme araştırması gerekirse, “kolları sıvarız” diyor.

Okuyacağınız bu söyleşi, batarya ve nano teknolojiye giriş dersi gibi. Sıkılır mısınız bilmem… Satır aralarını okuduğunuzda sağır duymaz uydurur diyerek güler misiniz ağlar mısınız siz karar verin.

Ben söyleşinin ders notu gibi teknik detaylarında sabrımı zorlasam ve zorlansam da Türkiye’nin her bölgesinde dünyayı yakalamaya çalışan heyecanlı akademisyenler olmasından, laboratuvarında birçok gence örnek olacak bilim insanlarıyla ve hele bir de kadın olunca tanışmış olmaktan duyduğum mutluluğu tarif edemeyeceğim.

Haydi buyrun lütfen Erzurum Üniversitesi’nde üretilen yakıt bataryası ile malzeme bilimine giriş dersine. Unutmayın geleceğimiz bataryada ve bununla ilgili teknolojilerde. Nano malzemeler ise yaşamımızın temeli.

Gençler son cümleler size!

Yaprak Özer: Elon Musk’la görüştünüz mü? Nasıl biri?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Ben bu haberin anatomisini kısaca çıkarmak istiyorum. 2017 Aralık’ta Türkiye Bilimler Akademisi’nden Üstün Başarılı Genç Ödülü’nü almıştım. TRT’den bir görüşme talebi geldi, görüştüm… İki ay sonra başka bir ajanstan teklif geldi Dünya Bilim Kadınları Günü’nde… Aynı şeyi anlattım… çok farklı yerlere çekildi. Toyota Mirai’nin yaptığı 5 dakikalık dolumla 480 km. giden araçtan bahsedince birden başlıkta ben yapmışım gibi lanse edildi. Düzeltmeye çalıştık beceremedik. Bir yıl sonra aynı haber Elon Musk görüşme talep etti olarak servis edildi. Güzel çalışmalarını; Tesla’ydı SpaceX’ti takip ediyoruz fakat tanımıyorum kendisini… Görüşme talep etmedi ve Elon Musk da yakıt piline inanan bir insan değil… O bataryacı… Lityum bataryası çalıştırıyor.

Yaprak Özer: Ya bir de böyle bir durum var.

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Evet… Bizim sistem hidrojenle çalışıyor. Konuyu bilenler zaten bunun böyle olmayacağını biliyorlardır da… Üçüncü yılda da aynı haberde ismimi Ayça yaptılar. Seneye artık herhalde yakıt piliyle Mars’a gidecek haberleri çıkacak… Ben onu bekliyorum.

Yaprak Özer: Samimiyetiniz için çok çok teşekkürler… Hemen konuya girelim. Siz ne yapıyorsunuz anlayalım, kısaca ifade edebilir misiniz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Yakıt pilleri üzerine çalışıyoruz. Aslında yakıt pilleri kamuoyu tarafından çok bilinen bir teknoloji değil…

Yaprak Özer: Ne tip bir pil, nesi yanlış anlaşılıyor?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Normal pil dediğimizde bir elektrolit vardır, anotu ve katotu vardır. Bu bütün pillerde aynıdır. Fakat anot katot malzemeleri ve o ortada kullandığımız iyon geçirgen elektrolitler farklıdır. Normal piller ikiye ayrılıyor… Primer ve sekonder piller…

Primer piller tek kullanımlık… Kullanıyoruz, enerjisi bitince uygun çöplere atıyoruz. Sekonder piller var… Bu laptoplarımızda ya da Elon Musk’ın / Tesla’nın yaptığı elektrikli araçlarda, cep telefonlarımızda kullandığımız sekonder piller ki, enerjisi bitince bir daha şarj ediyoruz.

Yakıt pilinde şarj söz konusu değil… Yakıt pillerinde de elektrokimyasal reaksiyonlar sonucu pillerdeki gibi elektrik oluşuyor. Enerjisi pillerdeki gibi içinde depolu değil… Pillerin içinde enerjisi depolu… Ama yakıtımız fosil yakıtlar değil, hidrojen… Hidrojeni ya basınçlandırarak ya da sıvılaştırarak kullanıyoruz ve yakıt pilini, elektrik elde etmek istediğimiz zaman besliyoruz. Beslediğimiz sürece de elektrik elde ediyoruz. Bizimki bu benzin depomuzdaki gibi hidrojen deposunun doluluk oranına göre bize enerji veren bir sistem…

4-5 dakikalık şarjla yazmışlar mesela… 5 dakikalık şarj söz konusu değil… Çünkü yakıt pilleri şarj olmazlar… “Dolum” demiştim, herhalde “…hoca bilmiyor şarj olur bu sistem…” deyip orayı da şarj yapmış muhabirler… Burada dolum var… Hidrojeni dolduruyoruz.

Yaprak Özer: Konuya uzak olanlar için pil bittiği zaman dolum nasıl oluyor kısmını bir cümleyle tekrar izah edebilir misiniz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Tabii… Şimdi normal kullandığımız içten yanmalı motorlar var değil mi? Normal şu an kullandığımız araçlar… Yakıt depomuz var. O yakıtı sisteme gönderiyor, yakıyoruz… Termal enerji elde ediyoruz… Orada bir mekanik iş oluyor. Yakıt pilindeyse yine bir pil sistemimiz var. Anotumuz katotumuz var elekrolitimiz var. Ama enerji pillerdeki gibi içinde değil… İçinde sadece anot katot ve elektrolitimiz var… Hidrojen deposundan hidrojen besliyoruz.

Havayı da kompresörle dışarıdan alıyoruz. Bunları beslediğimizde zaten elektrokimyasal reaksiyonlar sonucu elektrik elde ediyoruz.

Hidrojen depomuz dolu olduğu sürece… Demek ki lityum bataryalardaki şarj istasyonları gibi yakıt pillerinde de hidrojen dolum istasyonlarına ihtiyacımız var. Yani o yakıt tankımız bittiğinde benzin istasyonu gibi hidrojen dolum istasyonlarına gideceğiz. Farkı bu…

Yaprak Özer: Kısaca ürettiğiniz yakıt pilleri yalnızca otomobillerde mi kullanılabilecek? Hayatımızda başka nerede bu yakıt piline ihtiyaç doğabilecek ifade eder misiniz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Aslında yakıt pili sadece araçlarda gibi gösterildi çünkü dediğim gibi çok bilinen bir teknoloji değildi. Şimdi de elektrikli araçlar çok revaçta olduğu için… Elektriğin kullanıldığı her yerde kullanılabilir yakıt pilleri… Mesela daha küçük uygulamalar için… fenerlerde askeriyenin kullanabileceği taşınabilir sistemler için, sıvı beslemeli yakıt pilleri ya da işte araçlarda dediğiniz gibi… Ya da şimdi data center’lar biliyorsunuz…

Veri merkezleri için sabit güç sağlamak için daha yüksek sıcaklıkta çalışan sabit uygulamalar için uygun olan yakıt pilleri var. Farklı çeşitleri var ve bu farklı yakıt pili çeşitlerinin de çalışma sıcaklıkları farklı malzemeleri farklı… Çalışma sıcaklığına göre, mesela yüksek sıcaklıkta 1000 derecede çalışan bir şeyi tabii ki cep telefonumuzda laptop’mızda kullanamayız…  Onu daha sabit uygulamalar için daha düşük sıcaklıklar, hareketli taşınabilir sistemler için kullanabiliyoruz. Yani elektriğin kullanıldığı her yerde… denizaltılar olsun gemiler olsun trenler olsun…

Yaprak Özer: Buradaki bir yanlış anlaşılmayı daha düzeltelim; siz aslında bataryayı değil, bataryanın içerisindeki nano malzemeyi üretiyorsunuz. Değil mi?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Evet…

Yaprak Özer: Siz 5 dakikada dolan bataryayı üreten kadın olarak lanse edildiniz.

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Evet… aynen öyle lanse edildim…

Yaprak Özer: Oysa yakıt pillerinin içerisindeki nano teknoloji ve onun ürünü olan nano malzemeyi üretiyorsunuz…

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Aynen öyle… Aynen öyle Yaprak Hanım…

Yaprak Özer: Üniversitedeki dersiniz gibi oldu ama kısaca nano teknoloji ne? Ürettiğiniz malzeme nedir?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Nano teknolojiyi çok duyuyoruz… En son Corona’dan dolayı nano maske çıktı… Nano, Yunancada cüce bodur anlamına geliyor… Küçüklüğü ifade ediyor. Saç telimizin yüz binde biri kadar metrik sistemde düşünelim… Saç telimizin yüz binde biri kadar küçük bir ölçekten bahsediyoruz nano metre dediğimizde… Dolayısıyla nano teknoloji dediğimizde o boyutta yani yüz nanometreden küçük boyutlarda bir şeyler üretmek… Ne üretebiliriz burada? Teknolojilerde bir S diyagramı vardır ilk emekleme dönemi aslında insanın yaşaması gibi… Sonra bir gençlik, sıçrama dönemi… ve yaşlılık, miadını doldurup başka teknolojilere yer açılır. Şimdi burada da nano teknoloji emeklemeyi geçti, sıçrama döneminde… Buna çok basit bir örnek vereyim, hocam doktora yıllarından (1950’ler) anlatırdı ODTÜ Fizik bölümünde bir odada büyük bir bilgisayar varmış; “…küçük kartlara 3 satırlık program yazar götürürdük onu 3-5 gün proses ederdi o koca bilgisayar… Sonra mesela “syntax error” verirdi… Meğer bir yerde noktalama hatası yapmışız, bir daha yazıp bir daha götürürdük…” diye anlatırdı. Şimdi bu cep telefonlarımıza kadar indi.

Derste ben öğrencilerime nano teknolojiyi anlatırken diyorum ki, arkadaşlar yaşam nano teknolojiyle başlıyor. DNA 2 nanometre civarı yaklaşık… Kendiliğinden o sarmal oluşuyor, değil mi?  O 23-23 kromozom geliyor… Ve o DNA zaten yaşamın kendiliğinden oluşmasında var nano teknolojide… “Self-assembly” diye geçiyor… Yaşam aslında nano teknolojiyle başlıyor… Biz yeni yeni anlıyoruz…

Yaprak Özer: Ufuk açıcı ve çok basit bir anlatım… Teşekkür ederiz bunun için… Peki malzemeye geçtiğinizde nasıl bir şey oluyor, çığır açtığı nokta malzemeyi üretmek ve onu fonksiyonel hale getirmek… Orada neler söylersiniz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Nano teknolojik yöntemler iki şekilde; saçımızın yüz binde biri kadar bir boyuttan bahsediyoruz. O boyutta motor yaptığınızı farklı türde malzemeler geliştirdiğinizi düşünün… 2000’li yıllara kadar Yaprak Hanım… Heykeltraş gibi düşünün… Büyük bir malzemeyi alıyorduk… Çeşitli yöntemlerle… Bu büyük malzeme alınıyordu. Yığın malzeme deniyor buna… Bu malzeme, iyonlar, yüksek enerjide ışınlar gönderilerek, aşındırılarak o nano boyuttaki malzemelere iniliyordu.

2000’li yıllarda farklı tipteki mikroskopların gelişmesiyle birlikte, tersi düşünülüyor. Yani büyükten başlayıp onu küçültene kadar en küçükten başlamak… Atomları bir araya getirerek, biz bunlarla niye istediğimiz malzemeyi oluşturmayalım… Bizim de kullandığımız yöntem aslında bu… Aşağıdan yukarıya tekniğiyle farklı boyutlarda nano malzemeler üreterek bunların pildeki performansına bakıyoruz. Biz pilde 5 cm2 aktif alanlı çalışıyoruz. Eğer onu arabada kullanmak isterseniz akımı arttırmak için alanını büyütmeniz gerekiyor malzemenin… Sonra voltajı arttırmak için onları seri bağlayacaksınız… Yani kompakt bir sistem olacak… Hem alanı büyüteceksiniz hem seri bağlayacaksınız… Peki yaptığımız nano malzemeler kullanılabilir mi? Bunların kullanılabilir olması için uzun dönem ömür testlerinin yapılması lazım… Araç şirketlerinin çoğu, bunları yıllarca belki aylarca çalıştırıyorlar.

Yaprak Özer: Şimdi büyük bir ölçeğe göre yaptığınızda hem boyut büyüyor hem de seri bağlama diyorsunuz; Daha büyük – daha ağır? Neden Elon Musk bu teknolojiyi kullanmıyor? Rekabetçi mi değil?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Dediğiniz gibi bizim aslında amacımız bu 5 cm2’de ne kadar fazla akım alırsak daha küçük boyutlarda… Zaten aslında nano teknolojinin mantığı bu… Her yıl biliyorsunuz milyarlarca bilgi üretiliyor. Bunu bit’ler olarak yazdığımızı düşünün… Eskiden ilk flash disk’lerin çıktığını düşünün… 250 MB işte 128 MB bizlere CD’ler den sonra çok büyük bir depolama alanı gibi geliyordu. Ve o milyarlarca bilgiyi depolamak için mesela CD’leri kullansak kilometrelerce yol olacak üst üste koyduğumuzda…

Yaprak Özer: Siz anladığım kadarıyla dünyada üretilen teknolojilerden bir tanesinin üstünde çalışıyorsunuz şu anda…

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Evet…

Yaprak Özer: Rekabetçi misiniz? Neden popüler olan Elon Musk’ın arabası… O neden sizin teknolojiyi kullanmaya yanaşmıyor? Nedir buradaki ticari fark?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Şöyle… Onların çalıştığın lityum bataryalarla giden sistemler de çok yüksek verimle çalışıyor. Bizim sistem niye onlar kadar yaygınlaşamadı? Çünkü bizimki 1839’larda temeli atılmış bir teknoloji… Çünkü hidrojen kullanıyoruz. Hidrojen de doğada tek başına bulunmuyor… Enerjisi çok yüksek olduğu için enerjiyi azaltmak için bağ yapıyor. Gidip oksijenle bağ yapıyor, suyu oluşturuyor… Karbonlarla bağ yapıyor doğal gazı oluşturuyor. Hidrokarbonları oluşturuyor. Böylece enerjisini azaltıyor. Çünkü dünyadaki her şey enerjisini azaltıp entropisini, yani düzensizliğini arttırma yönünde gidiyor. Hidrojenin enerjisi de çok fazla olduğu için ve tek başına bulunmadığı için… O bir enerji taşıyıcı onu üretmemiz gerekiyor.

Kimyasal olarak o bağları kırmak için mutlaka bir enerji vermeniz gerekiyor. Dolayısıyla mesela suyun elektrolizi şu an çok çalışılan bir konu… Suyun elektrolizini yapıp suyu ayrıştırırsak yani hidrojenden oksijeni, hidrojeni kullanabiliriz. Ama dünyadaki şu an hidrojen üretiminin yarısı neredeyse doğal gazdan… Yine aslında fosil kaynaklı bir şeyden hidrojen üretiliyor. Ama sudan üretilirse temiz…

Yaprak Özer: Şu anda popüler olan diğer teknolojilere baktığımızda bunun eski nesil bir uygulama üstünden giden yenilik diye ifade edebilir miyiz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Teknoloji 1839’larda hidrojen ve oksijenden elektrik elde edildiği Sir William Grove tarafından bulunuyor. 1832’lerde Profesör Bacon alkali yakıt pillerinden bir yakıt pili yapıyor. Gemini uzay aracı 1950’lerde 60’larda uzaya gideceği zaman iç aksamının elektriğini neyle karşılayabiliriz diyorlar… Nükleer olsa çok tehlikeli sızıntıda radyasyon durumu var bu astronotlar için sıkıntı. Normal piller de ağır, enerjileri içinde depolanıyor.  Güneş panellerinin verimi o kadar iyi değil… Yakıt pilinin gelişimi o dönemlerden başlıyor.

Birincisi, hidrojenin üretimiyle alakalı sıkıntılar olduğu için serbest halde olmadığı için, hidrojenin üretilmesi gerekiyor. İki, bizim çalıştığımız sistemlerde platin kullanılıyor. Platin, onsu altından da pahalı olan bir metal… Amacımız nano teknolojiyle yanına ucuz metaller ya da farklı destek malzemeleri, karma malzemeler kullanarak, malzemenin miktarını düşürüp bunun aktivitesini arttırmaya çalışıyoruz. Platinin malzeme pahalılığı ve hidrojen üretiminden dolayı lityum bataryalar tabii ki daha avantajlı sistemler…

Yaprak Özer: Neden siz lityum bataryalar üzerinde çalışmayı denemediniz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: 2002 yılında ben Atatürk Üniversitesi Kimya Mühendisliği’nden mezun oldum, ODTÜ’YE gittim. Orada temiz enerji alanında çalışmam gerekiyordu. Ve o zaman bu konuda işin duayenlerinden master ve doktora hocam Prof. Dr. İnci Eroğlu çalışıyordu. O dönemde gerçekten güzel konulardı ve o şekilde başladım ama şöyle; lityum bataryalara da malzeme geliştirdiğimiz için biz her an farklı bir yöne evrilebiliriz.

Şöyle bir malzeme lazım dendiğinde, çok rahat geçiş sağlarız. Hidrofobik yüzeyler geliştiriyoruz yakıt pili için… Çok geniş bir alan…

Yaprak Özer: Hala Elon Musk’la görüşme şansınız var… Onu anlıyorum.

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Görüşebiliriz…

Yaprak Özer: Başa dönersek bataryanın ihtiyacı olan nano malzemeyi ürettiğiniz için ister yakıt pili olsun, ister lityum piller olsun fark etmez… Siz zaten işin nüvesinin üstünde bir araştırma geliştirme çalışması yapıyorsunuz.

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Evet evet… Lityum bataryalarının biraz daha farklı malzemeleri… Onun üzerinde de yoğunlaşırsak çalışabiliriz.

Yaprak Özer: Hükümet yakıt pili konusunda desteğini arttırdı değil mi?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: YÖK’ün “100/2000” projesi.  100 öncelikli alanda 2000 öğrenci… Destekler dünyanın gidişatına göre 100 alan YÖK tarafından belirlendi… TÜBİTAK da dönem dönem öncelikli alanlarda proje çağrılarına çıkılıyor Avrupa Birliği gibi… Bunlarda da yine hidrojen ve yakıt pilleri… Hatta şu an devam eden hidrojen kompresörü üzerine 3 üniversite ve 1 özel sektörün bulunduğu bir projeyle devam ediyoruz.

Yaprak Özer: Pek çok ekip çalışıyor, farkınız var mı? Kendinizi bu konuda çalışan ekipler arasında nerede görüyorsunuz?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Avrupa’da Amerika’da çok fazla çalışmalar yapılıyor… Şu an Asya’da da… Çinliler de son dönemde çok iyi şeyler de yapıyorlar. Kendime bir puan veremeyeceğim ama… Malzemeci olduğumuz için bir boşluk görünce orayı doldurup, bilimsel altyapılara bakarak yurt dışını çok takip ediyoruz…

Yaprak Özer: Yaptığınız bu çalışmalarda ilgiyle izleyen özel sektör kuruluşları var mı?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Bu haberlerden sonra özel sektörden çok ilgi oldu. Onlar daha çok prototip pili istiyorlar. En son bir kurum malzemeyle de ilgilendi. Kendi sistemlerinde deneyebileceklerini söylediler, çalışmaya başladık.

Yaprak Özer: Peki… Burada bütün konuşmamız ve sizinle röportajlar pil hegemonyası altında… Gençlerin malzeme konusunda önemli ipuçları almasını da arzu ediyorum. Ne önerirsiniz gençlere?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Nano malzemeler günümüzün konusu; özellikle sağlık alanında…  enerji ve savunma sanayiinde… Ülkelerin güvenliği açısından da çok çok önemli olduğunu söylüyorum. Master-doktora yapmak istiyorlarsa, bu öncelikli alanlarda bu yeni ve önü çok açık alanlarda, elektronik sektöründe tekstilde kullanılabilir. Boyalar yapılıyor! Kargo gibi düşünün, nano malzemenin içine ilaç etken maddesini gönderiyorsunuz… Mesela kanserli hücrenin olduğu yere gidiyor orada açılıyor… Kemoterapide bildiğiniz gibi hasta olmayan hücreler de ölüyor… Nano malzemelerin uzun vadede vücutta ne kadar olması gerektiği ya da serbest hale geldiğinde bizi ne şekilde etkileyeceğiyle ilgili çalışmaların da yapılması gerekiyor. Nano toksisite denen bir şey var… Bunu Marie Curie’nin radonu keşfetmesine benzetiyorum. Keşiften sonra Avrupa’da cildi beyazlatıyor diye radondan krem yapılmış… Marie Curie’nin tabutundan halen radyasyon yayılıyor… İki ucu keskin bıçak.

Yaprak Özer: Şöyle toparlayabiliriz belki… Çok güzel şeylerden söz ettiniz ama söz ettiğiniz her şey farklı disiplinlerle kol kola girdi…

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Kimya mühendisiyim ben… Yüksek lisans ve doktorayı ODTÜ’de yaptım. 7 aylığına Amerika’ya şimdi Koç Üniversitesi’nde Prof. Dr. Can Erkey’in yanına gittim. Üniversiteyi bölüm ve Fakülte ikincisi olarak bitirdim. ÖYP programıyla ODTÜ’ye kabul aldım. O dönemki arkadaşlar, 500 kişi çok farklı 30-40 üniversiteye yayıldı… Koç Üniversitesi’ne gittim postdoc, doktora sonrası araştırmacı olarak…

1970’lerin o Adile Naşit’li filmleri hepimiz biliriz. Çok da severek izleriz. Tarık Akan, Gülşen Bubikoğlu… O filmlerde kız istemeye gittiklerinde genelde oğulları kimya mühendisidir. Hatırlarsınız… O dönemlerde kimya mühendisliği, gelişmişlikle paralel gidiyor. Şu an değerini yitirdi, öğrenci bulamıyoruz mesela bizim bölüme bu sene… Bir kişi geldi sadece! Kimya mühendisliği, Tıp’ı bırakıp kimya mühendisliği okunan seviyelerden buralara geldi. Sektör geriye gittikçe, fabrikalar kapanıp üretim azaldıkça, talep de olmayınca insanlar geçim kaygısında…

Yaprak Özer: Sanki geliştirilmesi gereken konularmış gibi geldi sizin anlatımınızdan… Umarım daha da ileriye götürülebilecek… Hayaliniz ne bir Türk bilim insanı olarak?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Hayallerimi ikiye ayıracağım… Bir akademik hedeflerim oluyor. Hani kendinizle yarışın derler ya… Ben kendime emekli olana kadar birtakım hedefler koydum. Bir kısmını yaptım ama daha var… Ama hayalim olarak derseniz, çok ucuza enerji üreten sistemlerle dar gelirliye,  ulaşamayan erişemeyen insanlara ulaştırmak.  Hayalim aslında o…

Yaprak Özer: Ürettiğiniz bu teknoloji ne kadar pahalı? Hayata geçtiğinde rahatlıkla alınabilecek bir teknoloji mi? Platin ve hidrojen pahalı çözümler…

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Japon Toyota Mirai yakıt pilli araç… Onlar platin yanına bir de kobalt ekleyerek karbon malzemesi yaparak maliyeti yüzde 25 civarında düşürdüler. 2005 yılında yakıt pilli araca binmiştim İstanbul’da bir kongrede… Birkaç milyondan bahsediyorlardı şu an hani daha alınabilir…

Yaprak Özer: Nedir?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Herhalde 60-70 bin dolarlar civarında. Fakat yakıt pilli araçları alırken bir kontrat imzalanıyor.

Yaprak Özer: Nedir bu kontrat?

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: Hidrojenden dolayı herhalde…

Yaprak Özer: Patlaması…

Ayşe Bayrakçeken Yurtcan: O çok bir şey değil… Şunu söyleyeyim… 1900’lerde ilk arabalar Avrupa’da geliştirilirken Almanlar demişler ki, bu araçlar çok tehlikeli, bombanın üstünde gidiyorsunuz sakın binmeyin. Şu an Alman araçlarının geldiği konuma bakın. Bilinmeyen teknoloji korkutur. Önlemleri alındığı sürece sıkıntı yok, benzin de tehlikeli; patlama, kendiliğinden alev alma sıcaklıkları var… Özetle el yakan sistemler değil eskiye göre…

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir