Sanalda Ermiş ve Derviş Sokakta İfade Özürlü

İfadelerimiz iletişimimizin en önemli teknik araçları. Bir kelime olabilir, beden dili olabilir, bir bakış olabilir, enerjimiz olabilir… İfade özürlü olduğumuzu söylesem kaçınız karşı çıkarsınız. Mesafe ve temas sanatı da diyebiliriz. Teknoloji sayesinde birbirimize daha az dokunur, gözlerinin içine bakmak zorunda kalmaz, hatta sesini bile duymaz olduk. Teknoloji sağ olsun çok medeni ve derli topluyuz. Tabii herkes değil. Ama sokaklar öyle mi?… Orada gerçek hallerimiz! Zincirlerimizi kırmış dolaşıyoruz. Gerçekten kırıp dökerek ilerliyoruz. Bu yazının konusu her gün milyonlar kendilerini izlerken kırıp dökmeyi alışkanlık haline getiren özellikle siyasi zümre ve onlardan esinlenen ve yüreklenen sözde iletişimci, gazeteciler değil.

 

Ne oluyor bize?… Bütün dünyada bir ifade krizi var. Neden? Sınırları aşan bir virüsten söz ediyoruz adeta. Anlayacağınız uluslararası ilişkilerden aile ilişkilerimize varana kadar ifade  sorunumuz var. İfade Akademisi ve Motivasyon Merkezi kurucusu Volkan Akay anlatıyor.

 

İfade Akademisi derken ne anlatmak istiyorsunuz?

Biz istiyoruz ki herkes söylemek istediğini söyleyecek sözcük, bilgi, beden, üslup yapısına sahip olsun. Yani şöyle, mesela gözümüze ne kadar bakacağımızı bilelim. Konuşurken insanların gözünün içine bak diyoruz… Bak da, ne kadar bak?

 

Ne kadar bakmak lazım? Herhalde kilitlenmemek lazım.

Onu rahatsız edecek kadar değil. Beden dilini öğrenmek bu yüzden çok kıymetli bir şeydir. Ama beden dili ezberlenecek bir şey değildir. Sesini doğru kullanmayı öğrenmek bu yüzden doğru bir şeydir. Çünkü o çok etkileyici bir hale gelebilir. Sözcük bilmek, üslup bilmek çok önemli bir şeydir. Her zaman mükemmeliyet olmayabilir.

 

Okuma oranları düşük, okumazlarsa nasıl sözcük bilecekler? Okumaları lazım değil mi?

Okuyacak. Günlük okuyacak. Okuduğumuz kitaplar vs. bir kenara bırakalım, tırnak içerisinde bir kenara bırakalım, bunlara ihtiyacımız var, ama günlük okumaya devam edecek. Gündemi takip etmeye devam edecek. Asla kopmayacak. Biliyorum insanların çok işi var.

 

Meşgulüz.

Evet, ama ne ile meşgulüz ona da bir bakalım. 07:30 – 08:00’de çıkıp akşam 20:00 – 21:00’da evine dönen insanlar var. Gün içinde nefes almadan çalışan insanlar var. Bunlara söyleyecek pek bir şey yok. Burası sosyal hayatları olmayan insanların ülkesi. Bunu kabul etmek zorundayız. Azımsanacak bir kitle de değil. Ama onun dışında vakti olan arkadaşlarımıza, dostlarıma bakalım. Acaba günlerini nelerle geçiriyorlar? Neler yapıyorlar? Twitter’dan iki tane sözcük atmakla kendi aforizmanı, özdeyişini yazmakla da entelektüel aydın olunmuyor.

Oralarda bir sıkıntı var. Ben, başkalarının aforizmalarını çalıp kendi aforizmasıymış gibi yazan insanlar biliyorum. Biliyorum dediğim görüyorum.

 

Göze kilitlenme dediniz… ezbere yapma, rahatsız etme, elini kolunu karşındakini rahatsız edecek şekilde kullanma diyeceksiniz. Ses tonunu ayarla dediniz. Konuşmanız ahenkle aksın demek istediğinizi anlıyorum.

İfade, bir temas ve mesafe sanatıdır. Ne zaman temas edeceğinizi ne zaman mesafeli duracağınızı, ne kadar mesafeli olacağınızı bilme halidir. Çok kolay bir şeyden de bahsetmiyorum.

 

İyi ifade, iyi iletişim ne sağlıyor? Niye yapıyoruz? Siz niye bunu öğretiyorsunuz?

Her şey, söyleneni ve yapılanı iyi anlamak üzerine. En ciddi iletişim problemleri buradan çıkmıyor mu? Söylemek istediğimizi doğru söyleyememek, söyleneni doğru anlayamamak. Ama orada sadece bedensel ve sessel, sözcüksel şeyler değil, ifadenin en önemli parçası da mesela bir parça duygu yönetimidir. Yani senin doğru anlamanı engelleyen şey ne olabilir? Senin takıntıların olabilir, obsesyonların olabilir, kibrin olabilir, egon olabilir, anlamak istememe inadın olabilir, hırsın olabilir. Onları da yönetmek gerek.

 

Bir de stres mi olabilir?

Her şey olabilir.

 

Profesyonel kurum sözcülerinin en önemli silahı iletişim. Ama sokaktaki hepimiz için geçerli.

Sokakta iyi iletişim kullanmaya niyetli kimseyi görmüyorum. Herkeste bir ermiş, derviş havaları var, ama sanalda. Bir tanesi sokakta yok. Neredeler? “Yaratılanı Yaradan’dan ötürü severim” konsepti, sosyal etkinliklere katılmak çok moda ama bir tanesi sokakta yok. Acaba neredeler?

Herkesi çantada keklik gören bir karakter virüsü var. Hepimize sirayet etmiş. O olmazsa öbürü var gibi haramzadelik var. Kimse kaybettiğine üzülmüyor. İnsan, iletişim olarak konuşuyorum. Herkes kendi sözcüğünü, davranışını her gün, her an kutsar, tavaf eder, yüceltir bir halde. Hissettiğine, söylediğine katılmayınca sana hemen düşman kesiliyor. Herkeste sinsi bir korku var. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme hali, bir suçlama, bir başkalarında kabahat bulma, hatasını kabullenirken bile araya hemen bir mazeret, bir bahane sıkıştırma hali var.

 

Bunu ifade eğitiminde nasıl anlatıyorsunuz?

Evet. Tam da böyle anlatıyorum. Ama bizim yapacağımız şeyler, orada elinizi, yüzünüzü şöyle kullanın gibi değil. Bu işin teknik bir kısmı var. Yüz okuma dediğimiz bir şey var, bütün dünyada kabul görmüş hareketler, davranışlar üzerinden bir beden dili var. Sesini doğru kullanma var. Ama kendini doğru ifade etmenin en güzel yolu ne hissettiğini bilmektir. Biz kızınca yüzünü böyle yap falan diyemeyiz. Birine görev taksim ederken böyle davran diyemeyiz. Onun hissini canlandırmaya çalışıyoruz. İşin teknik kısmı başka ama hissini canlandırmaya çalışıyoruz. Doğru hissetmesine katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Çünkü doğru hissedersen doğru iletişim kurarsın.

 

Nasıl içselleştireceğiz?

O yüzden bu eğitim süreklilik gerektiren bir şeydir. Yani bir derste alınabilen bir şey değil.

Mümkün değil.