Rahat, ne olur bize de bat!

 

 

Avrupa Konseyi Bahar Zirvesi, sonuçlandı. Sonuç bildirgesinde yer alan bir kelime  gündeme çöreklendi: İnovasyon (!) Bu kelimeyi dağarcığınıza yerleştirin çok duyacaksınız. İnovasyon sözlük anlamının ötesinde, geleceği ifade ediyor. Tipik bir Türk evladı olarak geleceği bırak, bugüne bak derseniz, tek sözüm var; pişman olacaksınız. Çünkü bugün bakılacak bir tek kuru güzelliğimiz var, oysa içini de doldurmak gerek.

 

İnovasyon, bir fikrin, satılabilir bir ürün ya da hizmete dönüştürülmesi anlamına geliyor… Bir fikrin satılabilir olması, katma değer yaratması ve rekabette avantaj sağlaması demek.

 

Değerli bir Türk evladı olarak, benim değerli bir fikrim zaten var (!) diye düşünebilirsiniz. Her Türk evladınını bir değil, birden fazla değerli fikri olduğunu biliyoruz. Soru şu; o güzel fikrinizi değere dönüştürebiliyor musunuz?

 

Avrupa Komisyonu 2005 Yenilikçilik Endeksi’nde Türkiye 0,06 puanla son sırada yer aldı. Eğitim, kamu ve özel sektör ARGE yatırımları, işletmelere yenilik için sağlanan kamu finansmanı, bilgi ve iletişim teknolojisi harcamaları, yüksek katma değerli ürün ihracatı ve patent sayıları gibi birçok gösterge dikkate alınarak oluşturulan yenilikçilik endeksine göre Türkiye kriterlerin hepsinde zayıf. Biz değerli Türk evlatlarının fikirleri yerlerde sürünüyor.

 

Oysa kağıt üzerinde her şeyimiz var. Kanunlarımız gibi. Sorun uygulamada. Türkiye’de bilim ve teknolojinin nasıl yürütüleceğine ilişkin sayfalar dolusu politika dokümanı bulunuyor. Sıkıntı yok, yazmışız. Okumuyoruz. Teknolojiyi yöneten kurum yok. Yönettiğini sananlar, teknoloji üretmek için değil sıfatlarını zenginleştirmek için orada. Böyle olmasa yenilikçilik endeksinde sonuncu olur muyduk Allah aşkına! Girişimci olduğumuzu sanırız, rakamlar olmadığımızı gösteriyor. Kendimizi yaratıcı biliriz, köşe dönerken “evet”, düz yolda değiliz.

 

Avrupa ve ABD’yi geride kalma korkusu sardı. Neden telaş ediyorlar biliyor musunuz? Farklı düşünememekten, başkalarının da farklı düşünme kabiliyeti geliştirmiş olmasından, farklı düşüncelerden yeterince değer elde edememekten ve tabii yarışı kaybetmekten… AB araştırma ve geliştirmeye bütçeden yüzde 2 ayırıyor, rakamı yetersiz buluyor. Yüzde 3’ü hedefliyor. Türkiye’nin ayırdığı pay 0,67… Türkiye’nin inovasyonda “makul” bir yere gelebilmesi için en az 10 yıla ihtiyacı varmış. Diğerlerinin bu süre içinde bizi bekleyeceklerini düşünebilir miyiz?

 

Türkiye, kendince yaşamaya, bildiği gibi hareket etmeye bayılıyor. Pazarda zaten var olan şeyleri üretip satıyoruz. Katma değerden haberimiz yok. Taklit etmeyi seviyoruz. Farklı olanı üretme telaşımız yok. Tek telaş; “rakip yapmış, aynısı biz de yapalım.”

 

Tekstil kan ağlıyor. İşadamları hükümeti, hükümet işadamlarını suçluyor… KDV indi çıktı tartışması yapılıyor. Aynı sorun otomotivde de yaşanıyor. Lastik sektörü sessiz sedasız Türkiye’yi terkediyor. Turizm bu yıl kötü denip ağlanıyor. Biz katma değer üreten işler yapmıyoruz ki bu sektörler kan ağlamasın. Ne bekleniyordu? Fikir mi ürettik? Fikre değer mi verdik? Fikri değere dönüştürmesini mi bildik?

 

İyi olduğumuz bir konu var; kes yapıştır. Kopyala salla gitsin. Gelin görün ki, bir gün gelip o sözü edilen başkaları, fikirlerini alıp gidebiliyor. Gidende sorun yok, o nasıl olsa yeni fikir üretiyor, bu yüzden eskisini, “hükmü geçti” deyip çöpe atıyor, “başka yerde üreteceğim” diyerek farklı coğrafyalara gittiğinde ise siz arkasından baka kalıyorsunuz.

 

Hızla kalkınan ülkeler incelendiğinde kalkınma hamlesini yaptıkları dönemin ortak bir özelliği göze çarpıyor; demografik yapıları. Genç nüfus, yenilikçiliği ve farklı fikirleri seviyor. Bizde genç nüfus çok. Fakat kuru kalabalık! Gencimiz eğitimsiz, işsiz ve gayesiz.

 

AB, 2000 yılında  bir sürü pırıltılı karar almıştı. İşe yaramadığını gördü. Bu yıl bir gayret daha yaptı. Telaş ki ne telaş. İnovasyon’un “İ”sini kayda bağladı: Bilgi, girişimcilik ve istihdam… 2010 yılına kadar ARGE harcamaları GSYH’nin yüzde 3’ü oranına çıkacak. Teknoloji Enstitüsü kuruluyor. Üye ülkelerde iş kurmak için gereken idari, bürokratik işlemler tek bir hizmet noktasından en fazla bir hafta içinde gerçekleşebilecek. 2010 yılına kadar her yıl AB çapında iki milyon iş yaratılacak. Yeni mezun işsiz gençlere altı ay içinde en az bir iş ya da staj, eğitim olanağı sağlanacak.

 

ABD girişimciliği ve onu destekleyen sistemleri yaratan ve uygulayan ilk ülke. Fakat onlar da rahatsız. İnovasyonun ABD’nin tekelinde olmadığını farkettiler, geride kalabileceklerini gördüler. Eskisi kadar rekabetçi olmadıklarını biliyorlar. Önemli sekiz Amerikan üniversitesinin rektörü ve 11 büyük Amerikan şirketin CEO biraraya gelerek “Ulusal İnovasyon Girişimi” başlattı.

 

Neden bu kadar zahmet, rahat mı batıyor…

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir