Öldük mü, Diriliyor muyuz?

2024 Pulitzer Ödülleri (108’incisi) bu hafta başında açıklandı. Gazetecilik Oscarları da diyebiliriz. Her yıl, “sarsıcı” gazeteciliği ödüllendirmek üzere veriliyor. Bu yıl ödüle layık görülen çalışmaların yer aldığı platformların niteliği sarstı. Pulitzer Ödülleri, 1917 yılından bu yana gazetecilik, edebiyat ve müzik kompozisyonu alanlarında verilen başarı ödülleri. Tek kelimeyle “prestij” anlamı taşıyor. Bir nevi gazeteci ve yayın kuruluşu için profesyonellik sembolü. Gazetecilikte mükemmelliği teşvik etmeyi amaçlıyor.

Yazı boyunca sizi sıkmadan iletişime dair küçük notlar eklememe izin vermenizi rica ediyorum.
İletişim Not1: 108 kez verilen bir ödüle sürdürülebilirlik tarifi üzerinden yaklaşmanızı önerebilir miyim?

Macar göçmen gazeteci

Ödül, Gazze’de yaşanan drama ses olduğu ve ses verdiği için ABD elit üniversitelerinde protestoları başlatan yüksek eğitim kurumu Columbia Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü tarafından veriliyor. Ödülün yaratıcısı Joseph Pulitzer. Macaristan doğumlu, Amerika’ya göç etmiş bir gazeteci ve yayıncı. Dönemin “New York World” gazetesinin sahibi. Vasiyetinde Columbia Üniversitesi’ne, Pulitzer Ödülleri’nin tesis edilmesi için büyükçe bir servet bırakmış.

İletişim Not2: Columbia Üniversitesi’ni altüst eden protestolar ve etkileri devam ederken, rutinin ve değerlerin peşinde koşmaya devam etmeye kurumsallaşmanın bir özelliği olarak bakmanızı önerebilir miyim?

Paramı nereye harcasam?

Zenginlik ve zenginler “servetlerini nerelere harcayabilirler?”, “isimler nasıl ölümsüz olabilir?”, “itibar nasıl yaratılır?”, “liderlik sırları” gibi çok kullanıldığı için klişe başlıklar gibi görünse de aslında “Pulitzer” ve benzeri isimleri telaffuz ederken bir de bu taraftan düşünmeyi önermek istiyorum. Nobel’de olduğu gibi çeşitli açılardan herkese göre tartışacak bir detay mutlaka bulunur, iletişime kutu dışı bakmak fena olmaz.

İletişim Not 3: Ölümsüzlüğün sırrını bulmaya çalışan servet sahipleri var; aralarında bugün teknoloji zengini olup içerik dağıtıcısı olanlar dikkat çekiyor. Diğer yandan tarih sürecinde isimlerini ölümsüzleştirmiş kişilere baktığınızda normal olarak geleneksel sektörden geliyorlar, alışagelmiş dışında içerik konusuna önem veriyorlar. Bu da bir paradoks tabii.

Gazetecilik ölüyor mu?

İnternet hayatımıza girene kadar Pulitzer bildiğimiz gazetecilik sınırları içinde ödüllerle anılıyordu. Tarihe boğmayacağım sizi. “Gazetecilik ölüyor mu kalıyor mu” sorusunu “dönüşüyor mu?” diye sormak gerekiyor. “Neye dönüşüyor?” diye de uzatmak hepimizin okur yazarlığı için inanın önemli.

Pulitzer’e 2009 yılındaki ödüllerde ilk kez online yayınların katılmasına izin verildi. 2015’te dergiler de ödüle dahil oldu. 2020’de sesli habercilik ödülü devreye girdi. 2024’de de platformlara izin verildi. 2024 Pulitzer bilançosunu şöyle tanımlayabiliriz: Dijital bastı geçti, yerelde ne olduğunu da dijital medya sayesinde öğrendik. Büyük ses getiren sessiz bir devrim.

Gazeteciliğin 2024 bilançosu

  • Gazeteler: The New York Times (8 finalist), The Washington Post (6), Los Angeles Times (2), Chattanooga Times Free Press, Miami Herald, Pittsburgh Post-Gazette, The Tennessean ve The Villages Daily Sun.
  • Haber servisleri: Associated Press (2 finalist), Bloomberg (2), Reuters (2) ve Agence France Presse.
  • Dergiler: The New Yorker (5 finalist), The Atlantic, The New York Review of Books.
  • Televizyon: NBC News, Frontline ve Cox Media Group.
  • Radyo: New Hampshire Halk Radyosu.
  • Çevrim içi yayınlar: ProPublica (2 finalist), Invisible Institute (2), Alabama Reflector, City Bureau, Honolulu Civil Beat, KFF Health News, Lookout Santa Cruz3, Mississippi Today, Stat, The Marshall Project, The Texas Tribune ve USG Audio.

The New York Times’a mercek tutalım

Yukarıdaki gruplardan takibime girip olmazsa olmaz olanlar daha çok geleneksel medyada kümeleniyor. Yeniler arasından ProPublica sıyrılıyor.

Özellikle ekonomik başarısıyla dikkat çeken The New York Times’ı seçiyorum, diğerleri ile arasını çok çok açtı… son çeyrekte çoğunluğu oyun ve spor haberleri eki The Athletic’ten kaynaklanan 210.000 dijital abone kazanmış.

İletişim Not4: Bizim geleneksel yerli medya kuruluşlarının münferit tirajı bırakın yanaşmayı neredeyse 4’te 5’te biri o da resmi rakamlarla… “Kağıttan kaplan”lar güzel ülkemizde gazeteciliği bitirdiler. Küllerinden doğan dijital yayınlar var, gençler tabii ki gelecek. Doğru bilgiye ve zamanlı ulaşmak için farklı pencerelerden medyaya bakmak, “okur yazar” olmak gerek.

10,5 milyon abone-76,1 milyon dolar

The New York Times bilançosunda faaliyet kârı + abone sayısındaki artış + kullanıcı başına ortalama gelirini gösteriyor. Bir önceki yıla göre yüzde 40,9 artmış. Toplamda 76,1 milyon dolar olarak bildiriliyor. The New York Times, Wall Street’te dikkatle izleniyor. Başarısı, gazetecilik ile iş başarısını armoni içinde yürütmesi diyebilir miyiz? İlk çeyrek sonunda basılı ve dijital ürünler toplamında yaklaşık 10,5 milyon abonesi bulunuyor. Yaklaşık 640 bini basılı yayına abone. Demografik olarak ağırlıklı olarak ileri yaş olduğunu tahmin ediyorum. Bu kitle geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 10 düşüş göstermiş. Gazete 2027 yılı sonuna kadar abone sayısını 15 milyona taşıma hedefi koymuş.

İletişim Not 5: Tam da şimdi “gazetecilik ölüyor mu” diye sormak gerek. Birkaç gazete üzerinde konsolide olan, yalnız kendi halkı tarafından değil uluslararası okur tarafından izlenen birkaç büyük medya kuruluşu, yok olmuş bir yerel medya ve kontrolsüz büyüyen ve yok olan sonra başka yerden çıkan bir dijital medya var.

Burn Book

Klasik soruyu medya konusuna ilgi duyan pek çoklarınızın aşina olduğunu tahmin ettiğim kısaca, “ilginç, zeki, huysuz, eğlenceli” bir gazeteci olarak tanımlayabileceğim Kara Swisher yayınlamış. Swisher yanılmıyorsam Columbia kardeş fakültelerinden Barnard mezunu ve ilk günden bu yana dijital medya üzerine çalışıyor. “Burn Book” başlıklı kitabı çok satanlar listesinden inmedi. Swisher’ın, gazeteciliğin yapay zeka çağında hayatta kalamayacağına dair söyleşisini beğeneceksiniz. Swisher, medya ile teknoloji firmaları arasındaki ilişkiyi eşitlikçi bulmuyor.

İletişim Not6: Ben biraz değineceğim, bir de onun gözüyle bakın bakalım. Meraklıları için TheStreet’te söyleşiye yazılı ve video olarak ulaşabilirsiniz.

Teknoloji firmaları medyanın yerini aldı

Hangisi hangisi bilmiyoruz. Eğleniyor muyuz, haber mi okuyoruz, bilgileniyor muyuz belli değil. Ve internetle başlayan bu yıkıcı hikaye yapay zekayla yeni nesil bir sürece adım attı. Swisher’ın “geçmiş olsun, yakalamak neredeyse hayal” demesi bundan. Güncel bilgileri paylaşayım; The York Times yapay zeka kurumlarına büyük savaş açtı. OpenAI, Google hedefinde. Yapay zekayı gazete haberleri ve yorumlarına kapattı, kontrolsüz girişe engel çekti. Diğer yandan geçtiğimiz hafta Financial Times OpenAI’la büyük bir anlaşmaya imza attı.

Bir aşk hikayesi mi?

“Burn Book: A Tech Love Story medya ve teknoloji arasındaki bağı, bu iki alanın birbiri üzerindeki etkilerini inceliyor, nasıl iç içe geçtiklerini ele alıyor. (Simon & Schuster) yayınevinden çıkan kitapta Steve Jobs, Jeff Bezos, Elon Musk, Bill Gates, Sheryl Sandberg, Larry Page, Sergey Brin, Meg Whitman, Peter Thiel, Sam Altman ve Mark Zuckerberg gibi isimlerin yönetimindeki Apple, Amazon, Tesla, Microsoft, Facebook  Meta), Google, Hewlett-Packard ve diğerleri gibi teknoloji devleri üzerinde yoğunlaşıyor. Peki bu firmalar teknoloji firması mı medya firması mı? Firmaların çoğu temelde teknoloji firması; ancak medya ve içerik dağıtımında önemli rol oynuyorlar. Örneğin, Google – Facebook – YouTube – Microsoft – Bing gibi araçlar üzerinden kullanıcılarına hizmet veriyorlar, teknolojik altyapıları ile medya içeriği sunma kapasitesine sahipler.

İletişim Not 7: Kitap ne anlatıyor, teknoloji firmalarının toplum üzerindeki etkisini, özellikle medya ve bilgiye erişim yollarını nasıl değiştirdiklerini vurguluyor. Teknoloji şirketlerinin medya stratejileri, kamuoyu algısını ve bilgi akışını yönlendirme gücünü sarstığını, toplumun bilgiye nasıl eriştiğini, işlediğini ve değerlendirdiğini tarif ediyor. Özellikle sosyal medya platformları ile teknoloji firmalarının medya içeriklerine yatırımları, karşımıza gazeteciliğin yeni formlarını ve dağıtım kanallarını çıkarıyor.

“Bence artık çok geç”

Swisher deneyimine karşın, yolun başında, örneğin eBay, Amazon gibi “pazar yeri” konseptini  kaçırdığını itiraf ediyor. “Facebook’un Microsoft’dan sonra 15 milyar dolar değerleme alacağını da düşünmemiştim, yanılmışım” diye ekliyor. Artık uyarı moduna geçmiş: “Medya, bu şirketleri yenmek için yapmaları gereken teknolojik becerilere sahip değil. Söyleyip durdum; size yardım etmek için değil, zarar vermek için buradalar, sizi yiyecekler dedim… Yapay zeka için de aynı şey geçerli. Teknoloji şirketleri artık medya!… Size rakipler. 25 yıldır devam ediyor ve medya hala kendisine neler olduğunu pek çok yönden anlamış değil. Gittikçe küçülen ve imkanları azalan bir medya var. Küçük ve veya daha çevik olmak, maliyetlerinizi gelirinizle uyumlu hale getirmek ve onların yükselişte olduğunu görmek zorundasınız.”

Felaket tellalı mıyız?

Gelecek daha mı kötü? Swisher’a göre gördüklerimiz göreceklerimiz yanında masum. Örneğin Donald Trump gibi açık açık yapanlar var, adeta ulus devlet benzeri örtük yapılar yaratma peşinde olan “Discord” platform kuranlar var. Kim kimdir ne nedir, nerededir… bilen ve akıl sır erdiren yok! Ve hala yeterli ve uyumlu düzenleyici yapılanma yok.

Umut veren bakış açısı

Her şey çok güzel olacak diyemem. Ama şu bir gerçek ki, ezberimiz bozulurken sarsılıyoruz, gördüklerimiz çok hoşumuza gitmiyor, kafamızın arkasında bir yerde “ben ne olacağım, bana ne olacak?” soruları deli deli dolaşıyor. Kaldı ki yeni düzeni pratik olarak kullanamıyor, içine hiç giremiyoruz.

Zaman geçtikçe maalesef alışıyoruz.  Kaldı ki, korkunun ecele faydası yok. Yaşayarak görüyoruz ki, kötümserlikle çare üretmek mümkün olmuyor, “ne kadar felaket o kadar değişim” formülü işlemiyor.

Philosphy & Public Affairs dergisinde 2023 yılında yayınlanan bir makale benzer bir sonuca vararak, “kötümserliğin varoluşsal risklerin azaltılması için bir destek değil engel olduğunu” ortaya koymuş. Abartılı kötümserlik ve felaket uyarılarının abartılı olduğu kanıtlandığında, güvenilir olduğu varsayılan kaynaklara olan güvensizlik de derinleşiyor. Gerçek gazeteciliğe güveni kaybetmemek tek çare. Konu Pulitzer ödülü alan içerikler olmadığı için size bıraktığım linkten konuları ve içerikleri incelemenizi özellikle rica ediyorum. Gerçek gazeteciler ve gazetecilik olmazsa yaşam kalitemiz olmaz. Bizim medya okur yazarlığımız tek çare.  Kendi ellerimizle “okur yazar”lığımızı öldürmezsek, medyaya bir şey olmaz, ölmez.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir