Mucize Öğretmen

Atıl Samancıoğlu, siber güvenlik uzmanı. Arzu ederseniz “etik korsan” ya da “etik hacker” diyebilirsiniz. Bir Türk’ün kurduğu ve dünyayı kasıp kavuran Udemy eğitim platformunun efsane Türk eğitmeni. 170’ten fazla ülkede 180 bini aşkın öğrenciye sahip. Güzel bir rekor!

Bu söyleşiyi iki eksende okumanızı önereceğim. Biri içinde bulunduğumuz tehlike çağı. Elimizle ve kontrolsüzce paylaştığımız mahrem bilgilerimiz sayesinde aslında hack’lenmemize bile gerek yokmuş. Adeta felaket zinciri. Diğeri ise içinde bulunduğumuz yazılım devrimi. Yaşamınızın temelini oluşturan kişiselleştirilmiş tüm konfor sağlayıcılarla kucaklaşmak için kod öğrenme gereği. Kodlama konusunun önemini tarif etmek için şakayla karışık kod yazmayı bilmeyeni pek yakında dövecekler desem yeridir. Ben herhalde kodlamayı ıskalayan son nesilim ve şaka değil üzülüyorum.

Ne kadar önemsediğimi benzetmeyle anlatmama izin verir misiniz? Dünya üzerinde insanları gruplara ayıran belli başlı konular var. Bu söyleşinin konusu olmasa da fikir verebilmesi ve akılda kalabilmesi adına; din, dil, ırk, cinsiyet, ideoloji… diye sıraladıktan sonra bir de kodlama(!) diyeceğim.

Kodlama bilenler ve bilmeyenler. Tuhaf gelecek, dili-dini-cinsiyeti-coğrafi kısıtlaması-ideolojisi yok. Eğitim bile araya giremiyor desem yeridir.  Jenerasyona bağlı bir ayırım olduğunu iddia edeceğim. İstisnalar kaideyi bozmaz!

Abarttığımı düşünenler için; teknoloji bazılarımızda “aç kapa” tuşlarından öteye geçemiyor. Bundan sonra insanları ayıran fark, o tuşun kodunu yazan-bozanla o tuşlara korkuyla basabilenler.

Bu işin atom çekirdeğini parçalamak olmadığını da anladım bu arada yanlış anlamayın… Hadi buyur öğren yap deseniz ayrı. Samancıoğlu, çocuk yaşta kendi başına kitaplardan kodlama öğrenmiş. Türkiye’de ve dünyada parmakla gösterilecek başarıya ulaşmış bir kodlama uzmanı. İzmir Karşıyakalı. İstanbul’a üniversite (Boğaziçi) sayesinde göçmüş. Tam 10 sene uluslararası bir şirkette profesyonel olarak görev almış, yazılım ve siber güvenlik eğitimleriyle ilgili aktif çalışmalar yapmış.  Dört yıl önce Udemy’de ders vermeye başlamış.  Ve o da ne!… Göz açıp kapayıncaya kadar 180 binden fazla öğrenciye ulaşmış. Benim de dikkatimi çeken özellik bu, tabii bir de etik kodlamacı yetiştirme çabaları.

Profesyonel işini girişimci olmak üzere terk ettiğini öğrendim.  Kolektif House’la Kolektif Academy adında bir start-up oluşumunu kurmuş. Bu gelişme kodlamayla farklı eksene geçmek isteyenler için şahane bir haber.  Detaylarını aktarmaya vesile olmak bana keyif veriyor. Ve inanıyorum ki, benzer oluşumların sayısı geometrik artacak.

Yaprak Özer: Derslerinizi izlemeye çalıştım, beni aşıyor. Anlamlandırdığım önemli nokta; ciddi tehlikedeyiz.

Atıl Samancıoğlu: Artık kod okuyup yazma oranını ölçmeye başlayan ülkeler var. Tabii ki, herkesin kod yazması gerekiyor manasına gelmiyor. Ama özellikle genç, üniversite öğrencileri ve daha öncesi için bu anlama gelmeye başlamış durumda.

Yaprak Özer: Ben bugün başlasaydım, mutlaka ve mutlaka herhangi bir yabancı dilin yanında, kod mutlaka öğrenir, yazar, okurdum. İstisnaları dışarıda bırakacak olursak genel itibarıyla dışında kaldık. Elimize ne alsak, paket halinde vermenizi bekliyoruz.

Atıl Samancıoğlu: Aynen öyle, iş dünyası ve işlerin tanımı oraya doğru kaymaya başlamış durumda. Hangi işi yaparsanız yapın, geliştirici veya yazılımcı olmanıza gerek yok, teknolojiyle, kodla iç içe olma durumunuz oluyor. En çok çalışılmak istenen firmalara bakarsanız; Facebook, Google, Amazon, Apple… yazılım geliştirme süreci şirketin temelinde…

Yaprak Özer: Ve bu nedenle mi siber güvenlik bu kadar önemli herkes kod yazıyor, herkesi deşifre edebiliyor.

Atıl Samancıoğlu: Tabii ki, siber güvenliğin önemi de aslında dijitalleşmeden çıkıyor. Yani şu anda siber güvenliği birkaç aşamada incelememiz lazım ama kişisel olarak bakarsanız da kişisel verilerinizin ve gizli olması gereken bilgilerinizin kamuya en fazla açık olduğu dönemdeyiz. Bunun herhangi bir hacker ya da korsan saldırısına maruz kalmasına gerek yok. Zaten herkes isteyerek, tüm verilerini Instagram’da, Facebook’da vs. paylaştığı için gayet açık, transparan. Bu teknolojiler geliştikçe, hacker’ların saldırıları de artmaya başladı. Ülkeler bazında siber savaş çıkacak, konuşmaları olmaya başladı. O yüzden aslında, siber güvenlik önem kazandı. Bunun yanında, esas uzmanlık alanım diyebileceğim mobil yazılımda, IPhone ve Android’de uygulamalar yapıyoruz. Bu uygulamalar da herhangi bir web sitesi gibi saldırılara maruz kalıyor. Hepimiz kredi kartı şifrelerimizi, yemek veya market alışveriş sitelerine kaydediyoruz. Telefonlarımızda ya da tabletlerimizde yapılan işlemlerimizin güvenliği bütün süreci etkiliyor, bilgilerimizi veriyor.

Yaprak Özer: Ne önerirsiniz peki, anlıyorum ki hiç güvende değiliz.      

Atıl Samancıoğlu: Aynen öyle. Burada tabii, iki ana temel konu var. Birincisi yazılım tarafı, yazılımcıların daha güvenli ve daha dikkatli olması gerekiyor ama o, şu anda çok konumuz değil. Esas, tüketicinin yani bizim ne yapacağımız önemli. Tüketici olarak, biz telefonda, internette ve bilgisayarlarımızda devamlı işlemler yapıyoruz. Sistemlerin güvenliği ve kullanıcıların güvensizliği gibi bir denklem var. Örneğin, bir tane şirkette çalıştığınızı düşünün, 500 kişi var. Bu şirketin bilgisayarları, sunucusu, web sitesi, kablosuz ağları var, vs. O kadar güzel yatırımlar yapıyorlar, o kadar güvenli hale getiriyorlar ki, aslında bir hacker’ın orayı hacklemesi veya sızması çok zor. Diğer bir yandan kullanıcılar, orada çalışan kişiler var. 500 kişiye bir tane e-mail atıldığında görüyoruz ki, yüzde 60-70’i beş dakika içerisinde o maili açıyor ve yollanan dosyaya bakıyor. Normalde iş hayatında bir mail atsanız, millet beş gün sonra dönüyor. Hacker’ın attığı maili, beş dakika içinde açıp; zararlı kodu bilgisayarına bulaştıracağını maalesef ki, sistemler tahmin edemiyor. Yani ne kadar para yatırırsanız yatırın, olmuyor bazen. O şirkette bir kişinin hacklenmesi demek, o şirketin ağına bir şekilde bulaşması çok soruna yol açabiliyor. Sırf bu sebeple son yılların en önemli siber güvenlik saldırılarından bir tanesi olan fidye yazılımları çıktı. Bitcoin-blockchain gelişmesiyle hacker’lar şirketlere saldırıp; sistemi kilitliyorlar ve örneğin “3 bitcoin yatırmazsan, açmam sistemi” diyor.

Yaprak Özer: 2019’un trendiydi bu.

Atıl Samancıoğlu: Tek sebebi, o kişilerin açıp o maillerdeki dosyalara bakması, kullanması, evet demesi, izin vermesi. Hacklenmek için elinden geleni yapması… Sistemsel olarak önlemlerin alındığına eminim, tabii ki vardır eksikler ama… Türkiye’de çok iyi hizmet veren bir sürü siber güvenlik firması var. Esas, kullanıcıların kendini eğitmesi gerekli.

Yaprak Özer: “Etik Hacker” eğitimleri veriyorsunuz. Etik hacker ne yapar?

 

Atıl Samancıoğlu: Etik hacker dediğimiz, aslında siber güvenlik uzmanı. Bu  arkadaşların tek amacı, sistemdeki açıkları bulup bunu tamir etmek. Yani, örneğin Apple’ın veya aklınıza gelebilecek birçok firmanın, örneğin Pentagon’un etik hackerlar için “Bug Bounty” programları var.  Diğer bir ifadeyle  “Açığımı bul sana ödül vereyim” programları bunlar. Şirketin sunucularına, ağlarına vs. işlemler yapıp açıklarını buluyorsunuz. Tek koşulları: “Zarar verme, bulursan bildir sana ödülünü vereyim” diyor.

Yaprak Özer: Ne ödül verirler?

Atıl Samancıoğlu: Para ödülü. Mesela Apple’ın 100 dolardan başlıyor, 200 bin dolara kadar ödülleri var. Çok kritik, gerçekten şirketin geleceğini etkileyebilecek açıklarda, 200 bin dolara kadar size ödül veriyorlar.

Yaprak Özer: Böyle bir sektör var yani?

Atıl Samancıoğlu: Tabii, sadece kişisel bazda düşünmemek lazım. Bundan geçimini sağlayan birçok arkadaşımız var ama siber güvenlik firmaları var. Aslında bu firmalar ne yapıyor? Bütün kurumlara hizmetler veriyor. Bu verdikleri hizmetlerde kurumların sunucularını vs. denetleyip; açıklarını göz önüne sererek, kapatmalarına yardımcı oluyorlar. Burada çalışan herkes aslında, etik hacker dediğimiz, siber güvenlik uzmanı.  “Beyaz şapkalılar”. Beyaz, gri ve siyah diye ifade ediyoruz… Siyah hacker, bütün bu işlemleri yapmayı bilen kişi. Ama bunu kötüye de kullanabilir, iyiye de kullanabilir. Şöyle geçiyor literatürde, bir şirketin açığı var mı diye arama yapabilmen için izin alman lazım. Anlaşmanın olması lazım. Çünkü oraya bir sürü işlem yapıyorsun, web sitelerini kurcalıyorsun.

Yaprak Özer: KVKK’sı yok yani…

Atıl Samancıoğlu: Aynen. Pek öyle şeylere uymayan ama sonunda da kötü amaçla kullanmayan, ödül vs. almak için, “Bak kardeşim, sizin açığınız var. Buldum, al kapat” diyen. Beyaz ve gri OK,  siyahta sıkıntı başlıyor.

Yaprak Özer: Dünyada ya da Türkiye’de, kaç kişiden söz ediyoruz?

Atıl Samancıoğlu: Adet bilmiyoruz. Sadece milyarlarca dolar zarar verdiklerini biliyoruz. Her sene araştırmaları yapılıyor. Bir şirket hacklenince, ayağa kalkması bir gün sürebiliyor. Hemen toparlayabiliyorlar ama bunun repütasyonu var, üretimde sağladığı kötü şeyler var, çaldırdığı bilgiler için ödeyeceği ceza var, tüketici kaybı var: “Bu şirket hacklenmiş. Bununla çalışmam” diyen var. Bunları hesaba katınca, çok büyük rakamlar çıkıyor ortaya. Sayılarını bilmiyoruz. Her ülkede ayrı gruplar var, her ülkede bireysel takılan hackerlar, vs. var. Bilmediğimiz siber saldırılar, siber savaşlar var dünyada. Ama sonuç olarak, çok büyük zarar verdikleri ortada. Buna karşılık, önlemler alınması gerektiği de ortada.

Yaprak Özer: Beyazlar da siyah kadar kalabalık mı?

Atıl Samancıoğlu: Kalabalık. Daha doğrusu şöyle: Tabii ki kalabalık, çünkü kötü niyetli hacker arkadaşlar arttıkça, iyi niyetlilere talep de artıyor.

Yaprak Özer: Bir dernek falan var mı iyi olduklarını bir şekilde belirtebilecek…

Atıl Samancıoğlu: Şöyle: Siz eğer bütün bu hacker’ların sahip olduğu bilgiye sahipseniz ve girip bir yerde siber güvenlik uzmanı olarak çalışıyorsanız, siz bir “etik hacker”sınız diyebiliriz. Veya şirketlerin güvenlik açıklarını bulup; bunu şirketlere bildirerek, kapatmalarına yardımcı oluyorsanız, “etik hacker”sınız diyebiliriz. Etik hackerlığınızı sertifikalandırmak isterseniz, dünyada birkaç tane kurum var, uluslararası camiada bilinen; sertifika programları… Gidip sınava giriyorsunuz ve “etik hacker”sınız diye size sertifika veriyorlar. Ama olay, sertifika veya title değil, daha çok bilgiyi nasıl kullandığınız.

Yaprak Özer: Anlıyorum. Bazı ülkeler, bir hacker cenneti gibi.    

Atıl Samancıoğlu: Özellikle Rusya’da… Bu tamamen yerel kanunlara göre de değişiyor. Yani aslında bizim yerel kanunlarımız, Türkiye’de çok katı bu konuda.  Her şey, mesela KVKK, GDPR ile kıyaslarsanız, KVKK daha katı. Biz Avrupa’ya göre daha öndeyiz tüketici verilerini koruma açısından. En azından teoride. Uygulamada da umarım ileride daha iyi oluruz. Yerel kanunlarda eğer hacker’larla ilgili çok büyük bir aksiyon alınmıyorsa, o zaman o ülke kaynamaya başlıyor. Bu, Türkiye’de mesela korsan müzik indirme, film indirme ne kadar büyük bir suç? Çok büyük bir suç değil. Kimsenin bundan ceza aldığını görmedim; eğer ticarete dökmedilerse… Ama hackerlik bir suç. Ben sizi hacklersem, siz beni savcılığa verirseniz, ertesi gün ben tutuklanırım. Bu yüzden, ülke olarak biz de öyle bir cennet olabilirdik. O cennet de kötü bir algı.  Rusya’da büyük ihtimalle hem bunun etkisi var hem jeopolitik ve sosyal konumların etkisi var. Gerçekten de zor bir hacker grubu var Rusya’da belirmiş.

Yaprak Özer: “Sosyal medyada güncel değil bilgilerim” demişsiniz. Sizin gibi küçük parmağıyla bu işlerde oynayan birisi için, sosyal medyada bilgilerinizi güncel tutmama, sosyal medyaya güvenmemek ne demek?

Atıl Samancıoğlu: Söyleyeyim, güncelliyorum yavaş yavaş bilgilerimi. Gizlilikten öte, sosyal medyadan çok kaçamayacağımızı kabul edip; ben de teslim olanlardanım. Instagram’a her gün bir şey atmıyorum ama en azından 2-3 ayda bir, bir şeyler koyuyorum. Kullanacağız yani, onu artık kabul ettim. Instagramım da LinkedIn’im de var. İş için kullanıyoruz bunları. Ne yapmamız gerekiyor söyleyeyim; bütün sosyal medyalarda ve hatta tüm e-maillerde ve bütün büyük portallarda iki faktörlü koruma mevcut. Ne demek bu; şifrenizi giriyorsunuz, o size bir e-mail ya da SMS atıyor, o gelen kodu da girerek giriş yapıyorsunuz. Bunu kimse kullanmıyor, neden kullanmıyor?

Yaprak Özer        : Nasıl kullanmıyor?

Atıl Samancıoğlu: Tamamen ücretsiz bu arada. Instagram’a girip, etkin hale getirmeniz gerekiyor sadece; veya Facebook’da veya Gmail’de. Etkin hale getirmeyince, şifre çalınınca hesabı gidiyor. Ben, her şeyde e-maillerimden tutun, her şeyde iki faktörlü korumayı kullanıyorum. Olur da çalınır şifrem, belli olmaz. İki faktörlü korumam olsun, en azından. Bir hacker hem telefonumu hem bilgisayarımı, her şeyimi aynı anda hacklerse helal olsun ona, yapacak hiçbir şeyim yok. Buyursun girsin, istediği yeri gezsin ama çok küçük bir ihtimal. Onun dışında, kendimi bir nevi korumaya almış oluyorum. Diğer bir şey: tanımadığınız kişilerden gelen e-mailleri açmayın derler ya, gerçekten açmayın.

2020’de binlerce kişinin hacklenip; şirketlerin yüz milyonlarca dolar zarar etmesi çok komik artık. Bunu gerçekten aşmamız gerekiyor. Tanımadığımız bir yerse veya “Kredi kartı aidatlarınızı geri almak için, kredi kartınızı girin” gibi mesajlarsa girmeyin. Çok belli tuzak olduğu… İnsan bir yerde kilitleniyor.

Yaprak Özer: Başka ne yapılabilir?

Atıl Samancıoğlu: Hacker’lar da profesyonelleşti. Mesela kredi kartı aidatı ya da “Sigorta aidatınız bitmiş, çok acil sigortanızı ücretsiz yenileyin” gibi… Oturup bunların tasarımını yapıp insanların bilgilerini ele geçirmek üzere Instagram, Twitter gibi mecralara reklam veriyorlar. Gerçekten inanılmaz.

Teknoloji çok hızlı gelişiyor, hacker’lar kendilerini çok hızlı geliştiriyor. Orada hep bir bilgi aralığı kalıyor. İnsanların kendisini geliştiremeyeceği kadar hızlı gelişiyor teknoloji. Gözü açık olmakta fayda var. Paranoyak olmak değil tabii ki bu. Diğer bir konu: Kablosuz ağlara bağlanmak.

Yaprak Özer: Bağlanıyor musunuz siz kablosuz ağa?

Atıl Samancıoğlu: Ben bağlanmıyorum. O konuda paranoyağım. Hiçbir yerde bağlanmıyorum, kendi işim ve evim hariç. Bağlanılmasını da çok tavsiye etmiyorum; özellikle restoranlar, cafeler… Buralarda kablosuz ağa girdiğinizde, herkes aynı ağa giriyor açık bir ağ, şifreyi soruyorsunuz söylüyor size restoran. Aynı ağda bulunduğunuz sürece hacklenmeniz çok kolay. Birçok bilginiz çalınabilir, hiç farkında olmazsınız. Hiçbir antivirüs, firewall vs., sizi bundan koruyamaz. Şifre girecekseniz, banka işlemi yapacaksanız, e-devlete girecekseniz, en azından o zaman kablosuz ağlara dışarıda bağlanmayın, telefonunuzdan bağlanın… artık hotspotlar var! İstediğimiz gibi açıp; bağlantı paylaşabiliyoruz. Ben biraz daha abartıyorum, hiçbir türlü girmiyorum ama en azından şifre işlemleri vs. için kesinlikle tavsiye ediyorum.

Yaprak Özer: Kolektif Academy ve yeni girişiminiz Udemy’le aynı paralellikte mi çalışmalar yapacak? Mobil üstünde mi çalışacaksınız nasıl bir farkı olacak?

Atıl Samancıoğlu: Udemy, tam gaz devam edecek. Her ay güncelliyorum, yeni dersler eklemeye çalışıyorum. Her ay ekleyeceğim ve güncel kalacak. Kolektif Academy’de ise sadece ben değil, Türkiye’de en başarılı gördüğümüz eğitmenlerle beraber, sınıf eğitimleri ve sınıf kampları düzenlemeyi düşünüyoruz.

Yaprak Özer        : Sınıf kampları, ne demek o?

Atıl Samancıoğlu: Eğitim sonrası destek vereceğimiz, online Udemy’den eğitimler hediye edeceğimiz, staj proje ayarlamaları yapacağımız, komple bir paket olarak düşünebiliriz bunu.

Yaprak Özer: Workshop kurgu mu gerçek üstüne mi çalışacaksınız?

Atıl Samancıoğlu: Tamamen gerçekler üstüne. Kodlamayla alakası olmayan sıfırdan bir arkadaşımızı alıp, 4-6 hafta sonunda bir seviyeye getirip gerçek bir “business case”i ya da iş hayatında kullanılabilecek bir proje yaptırtmayı istiyoruz. Bunu sadece biz değil ortak çalışacağımız firmalarla, start-up’larla ve büyük firmalarla beraber yapacağız.

Yaprak Özer: Yerleştireceksiniz yani.

Atıl Samancıoğlu: Aynen öyle. Onların verdiği projeleri hayata geçirmelerini isteyeceğiz. Ondan sonra mezun edeceğiz.

Yaprak Özer: Herkes 6 haftada kod yazmayı öğrenebilir mi?

Atıl Samancıoğlu: Öğrenebilir, çözebilir. Tabii ki her şeyi öğrenemez ama kendi başının çaresine bakmayı öğrenebilir. Yani, bütün bilgileri veremeyiz ama bir bilgi gördüğünde bunu anlayacak. Normalde 1 hafta baksa anlamayacağı bir şeyi yarım saatte anlayıp yazabilecek hale getireceğiz. Yoksa, bir yıl versek de bitmez bilgiler.

Yaprak Özer: Üniversiteden mi alacaksınız, yoksa lise mi?  

Atıl Samancıoğlu: Liseye de açık olacak. Genelde bizim öğrenci kitlemiz, Udemy’den gözlemlediğimiz kadarıyla, üniversite öğrencisi ve lisenin son iki sınıfı ama lise ve üniversite öğrencilerine ve yeni mezunlara açık olacak şekilde, biz programı dizayn ediyoruz. Hafta sonu yapacağız, derslerle çakıştırmayacağız, eğitimleri, staj ve proje sürelerini…

Yaprak Özer: Yüz yüze mi olacak?

Atıl Samancıoğlu: Yüz yüze, tamamen yüz yüze. Kolektif’in içinde.

Yaprak Özer        : Birisi online, birisi offline.

Atıl Samancıoğlu: Aynen öyle. Bu tabii ki, Udemy kadar ucuz olmayacak. Saatlerce, günlerce, haftalarca eğitim vereceğiz. Fiyatlandırma, bütün eğitimlere göre değişecek. Udemy ile el ele gideceğiz. Udemy’e rakip bir şey olmayacak.

Yaprak Özer: İstanbul’da mı yalnızca peki?

Atıl Samancıoğlu: Şu an için İstanbul’da. Kolektif House’un Maslak, Levent, Ataşehir ofislerinde odaklanacağız. Anadolu yakasında oturanlar için Ataşehir’de, Avrupa yakasında olanlar için de Levent ve Maslak’da eğitimlere başlayacağız.

Yaprak Özer: Bu alanda istihdama ihtiyaç var, öyle mi?

Atıl Samancıoğlu: Aynen öyle.

Yaprak Özer: İşsizlik böylesine yüksekken İŞKUR sizi destekliyor olmalı.

Atıl Samancıoğlu: Hiç görüşemedik. Şu an Türkiye’de 140 bin geliştirici, yazılımcı var. Teknoloji Bakanı, “Üç sene içerisinde 500 bine çıkaracağız biz bunu” diyor. 500 bine çıkması demek, gerekli şeyleri yapıyorlar, üniversiteler vs.ler var… biz de elimizden geleni yapacağız bunun için.

Yaprak Özer: Sizin diğerlerinden farkınız güncel olmanız diyebilir miyiz?

Atıl Samancıoğlu: Günceliz… Üniversitelerde işin teorisi çok iyi öğretiliyor.  Baştan sona, bir bilgisayar nedir ne değildir herkes çok iyi anlıyor ama “IPhone’da nasıl oyun yazarım?”ı kimse öğretmiyor. Öğretmek zorunda mı, üniversitenin görevi midir? Belki piyasaya oyun geliştirici eğitmek istemiyordur üniversite, biz yapacağız. Hayatın bir gerçeği. Çünkü şu an oyun sektöründe Türkiye’de çok çok büyük firmalar çıktı; Peak Games örneğin öyle böyle değil.

Yaprak Özer: Çok da iyi uluslararası başarılara imza atanlar var, değil mi?

Atıl Samancıoğlu: Öyle.

Yaprak Özer: Yeri gelmişken eğitiminizin detaylarını paylaşmanızı istesem…

Atıl Samancıoğlu: Ben üniversitede ekonomi eğitimi aldım, Boğaziçi Üniversitesi’nde. Harvard Üniversitesi’nde bir master programı var, Software Engineering’e başladım. Uzaktan yapmaya çalışıyorum bitiremedim, inşallah bir ara bitireceğim onu.

Yaprak Özer: Yani yazılım eğitimi almadınız.

Atıl Samancıoğlu: Hayır. Ama aslında şöyle: Harvard, komple yazılım, yazılım mühendisliği eğitimi aldım, Boğaziçi’nde ekonomi aldım ama ben ikisinde de yazılımı öğrenmedim. Lisede öğrendim.

Yaprak Özer: Nasıl öğrendiniz?     

Atıl Samancıoğlu: Ben kendi başıma öğrendim. 13 yaşımdan itibaren, yazmaya başlamıştım. Aslında keşke o zaman Udemy olsaydı… Ben kitaplardan öğrendim. Biraz zor da oluyor açıkçası kitaptan öğrenmek. Güncel olmuyor, vs.

Yaprak Özer: Değişik çocuklardan biriydiniz?…       

Atıl Samancıoğlu: Olabilir, aynen. Bir değişiklik vardı kesinlikle. Ondan sonra bu, seneler boyunca devam etti.

Yaprak Özer: Udemy’nin en başarılı eğitmenlerindensiniz, Türkiye’de mi dünya ölçeğinde mi?

Atıl Samancıoğlu: Dünyada tabii ki benden daha fazla öğrenci sayısına sahip eğitmenlerimiz var. Türkiye’de şu anda en çok ben öğrenciye erişebildim ama Türkiye’de de o kadar başarılı eğitmenler var ki…

Yaprak Özer: Dünyaca çok başarılı eğitmenlerden biriyle ortak ders mi yaptınız?

Atıl Samancıoğlu: Rob Percival’la yaptık. Bir milyondan fazla öğrencisi var. Bir milyondan fazla öğrencisi olan birden fazla eğitmen var. İki ders yaptık. IPhone’da app geliştirmek üzerine… 2020’de birkaç tane daha planımız var. İki ay önce çıkardık, şu anda 5 bin kişi civarında güzel gidiyor. 2020’de durmayacağız.

 

Söyleşimizi Yaprak Özer Youtube kanalından izleyebilirsiniz.