İşyeri Klikleri

Durdum düşündüm, dönüp yazılarıma baktım, uzun zamandır insan kaynakları ve istihdam konularını makro bir yaklaşımla ele aldığımı gördüm. Memleket kurtarmışız anlayacağınız. Bugün kendimizi kurtarmaya ne dersiniz? Bu hafta çemberi daraltmaya karar verdim. Damardan bir insan kaynakları konusunu aktaracağım. Bir gözlem aslında… Bakalım siz bunun neresindesiniz?”;”

Durdum düşündüm, dönüp yazılarıma baktım, uzun zamandır insan kaynakları ve istihdam konularını makro bir yaklaşımla ele aldığımı gördüm. Memleket kurtarmışız anlayacağınız. Bugün kendimizi kurtarmaya ne dersiniz? Bu hafta çemberi daraltmaya karar verdim. Damardan bir insan kaynakları konusunu aktaracağım. Bir gözlem aslında… Bakalım siz bunun neresindesiniz?

Mesai sonrası patronla şirketin barında, kafeteryasında ya da sosyal bir ortamında bir kadeh tokuşturduğunuz oluyor mu? Stres atmaya gidildiğinde gözler sizi de arıyor mu? Bazen sizin bir – iki dakika uğramanız gerekmiyor mu?

Patronun çevresinde genellikle belli başlı adamlar vardır. Hep yanında dolaşırlar. Dolaşamadıkları yerde yakınlarındadırlar. Siz ne kadar yakındasınız? Mesai sonrası kadeh kaldırmalar bir yana, öğlen yemeğinin yendiği şirket içi ayrı mekanlar vardır. Buralara herkes girmez, giremez. Ayrıcalıklı olmanız gerekir ya da pozisyon gereği oraya girmeye hak kazanmalısınız.

Çağrılır mısınız böyle yerlere? Akla ilk gelenlerden olabiliyor musunuz? Değilseniz, bir kez daha gözden geçirin durumunuzu ve şirketteki duruşunuzu.

Eviniz patronunkine yakın mı? Değil mi… Bari yazlığınız yakın mı? Yaz aylarında birlikte olmak için fırsatlar yaratabiliyor musunuz? Çocukların okulları, eşlerin durumu…

Günün herhangi bir saatinde, ”Hadi falanın odasındayız şu sorunu tartışıyoruz… ya da biz geyik muhabbeti yapıyoruz, sen de gel” dedikleri oluyor mu? Şehir dışında ve hafta sonlarına denk getirilen beyin fırtınalarına katılıyor musunuz? Üstünüz ya da patronunuz sosyal aktiviteler düzenleyip, diyelim ki bir restoran ya da gece kulübünde eğlenirken mutlaka sizin de olmanızı istiyor mu? Üst kademedekilere fikir verebiliyor musunuz? Gün içinde onlarla kaç kez karşılaşabiliyorsunuz? Ev partilerine katılabiliyor musunuz?

Ama siz de hiçbir şey yapmıyorsunuz canım! Nasıl terfi edeceksiniz? Sanki herkes çalışarak ve çok çalışarak terfi ediyor, yükseliyor, bir yerlere geliyor. Ne büyük yanılgı. Korkarım siz olduğunuz yerde kalacaksınız. Yani hayret ediyorum; her kulübe girmişsiniz, maşallah… Bir tek işyerindeki kulübe girememişsiniz. Nedense?

Ne yani, sakın bana sizin işyerinde böyle gruplar olduğundan haberiniz olmadığını söylemeyin. Biraz gözünüzü açın ne olur. Takım tutmasını beceriyorsunuz, işyerinde de tutmanız gereken bir şeyler olduğunu unutmayın. İşin özü, takım tutacaksanız tutmayın, hiçbir kulübe üye olmayın, sizin için bir tek kulüp var o da işyerinizdeki…

Bunlar işyeri klikleri. İşinizin bittiği ya da başladığı yerler de denebilir. Aslında kimsenin söz etmediği bir tür mafya. Yokmuş gibi duran, saydam ama fena halde var olan, nefesini ensenizde hissettiğiniz bir grup insan. Tarifi zor.

İşyeri klikleri aslında her organizasyonda, irili ufaklı her şirkette, her tür örgütte ve tabii ki devlette bulunuyor. Bu kişiler bir tür özel muamele görüyorlar. Çocuklar özel okullarda okutuluyor. Yeni bir araba, hatta bir ev alınıyor. Şirketin tüm ayrıcalıklarından yararlandıklarını söylemeye gerek yok herhalde. Bir kısmı ayrıcalıklı olmak için orada, bir kısmının daha büyük hayalleri var… Onlar ilerisi için orada.

Klikler son zamanların popüler insan kaynakları konularından biri. Neden diyecek olursanız, hep var olan, belki çoğu zaman masum bir işleyiş içinde bulunan bu klikler, son dönem şirket skandallarıyla su üzerine çıktı. Tabii masum olmayan halleri, masum olanları yedi bitirdi.

Enron skandalı patlak vermeden, kliklerin iç içe geçmiş gruplardan oluştuğunu, bunların daha çok menfaat birlikleri olduğu da biliniyordu. Ancak asıl kliğin, suça ortak olanlar olduğu kimsenin aklına gelmemişti.

Adsızdır onlar. Gölge tipler. Suratları hep ifadesiz olur. Karda yürür, iz bırakmazlar. Kim olduklarını tam bilemezsiniz. Kimse hakkında kötü konuşmazlar, ama içinizden bir ses onun aslında kötü konuşmaya müsait olduğunu söyler durur. Bu yüzden dikkatli olmak gerekir. Sağda solda ileri geri konuşmayın, yerin kulağı vardır. Örneğin kendinizi dost ortamında gördüğünüz bir anda, bir yerde bir şey söylemişsinizdir, ama sözlerini hiç ummadığınız bir şekilde, ummadığınız tarz ve tonda gitmemesi gereken yere ulaşmıştır. Kimin yaptığını bir türlü bilemezsiniz, tahmin ettiklerinize konduramazsınız…

Size bu klik sendromunu ve klik tipolojisini anlatabilmek için örnek vereyim. Diyelim öyle ya da böyle tesadüfen kliğin içindesiniz, ama onun klik olduğunu bilmiyorsunuz. İki kişi arasında geçen anlamsız konuşmalara dikkat edin.

Kliğin bir parçası olmak isteyenleri de gözlerinden tanıyabilirsiniz. Dakikada en fazla yağ çeken yarışmasına girenlerin hali bir başkadır tabii… En yardımsever, en duyarlı en anlayışlı ve en ilgili… Bilin ki var bir istediği…

İşyeri kliklerinden söz edilmez, onlarla ilgili konuşulmaz, aslında onların her yerde olabileceği varsayımıyla hiçbir yerde hiçbir şey konuşulmaz…

İşyeri kliklerini anlatırken, ister istemez çok bilinmeyenli bir denklem anlatır gibi hissediyorum kendimi. Bir de sanki onları yerin dibine sokuyormuşum gibi… Aslına bakacak olursanız işyeri klikleri kötü bir şey değil. Her iş yerinde olması zaman zaman özendirilebilir bile…

Özellikle yöneticiye yakın ve çevresinde halka olarak duran klikler, iyi kullanılmaları halinde şirketlerde yaratıcılığı körükleyebiliyorlar. Canlılığı, motivasyonu teşvik ediyorlar. Bazı sorunların patrona ulaşmasına ya da kriz seviyesine gelip alarm vermesine engel olabiliyorlar.

Klikler ciddi bir insan kaynakları durumu anlayacağınız. Ama bu grubu hiçbir organizasyon şemasında bulmanız mümkün değil. Hemen hemen her organizasyonda şirket çalışan sayısının yüzde 5’ini oluşturan bir grubun klik içinde yer aldığı söyleniyor.

Art Kleiner, geçtiğimiz yılın sonlarına doğru “Who really matters; the core group” başlığıyla bir kitap yayınladı. Kitap ABD’de Doubleday, İngiltere’de Nicholas Brealey Publishing’ten piyasaya çıktı. Klikleri anlatıyor. Kleiner, kitap yazmakla kalmamış, klikleri,web sitesine de taşımış. Yazar Kleiner üç büyük yalandan söz ediyor. En büyük yalan, müşteri her şeyin önündedir. Bir çeşit ‘müşteri velinimetimizdir’ klasiği. İkinci büyük yalan; biz kararlarımızı hissedarlarımızı düşünerek alırız. Üçüncü büyük yalan ise en önemli sermayemiz insan kaynağımızdır.

Ne oluyor dersiniz? Dünyanın sonu mu geliyor? Yoksa aslında insan kaynağı da yalan yaşasın klikler mi diyor yazar… Yükselmek istiyorsanız, bir yerlere daha çabuk gelmek, ücretinize daha dolgun artış almak hevesindeyseniz, işyerinde öyle bir kenarda süklüm püklüm oturmayın. Siz de kliklerin içindeki yerinizi alın.

Bakın klikler dedim çünkü zaman zaman birbirleriyle çarpışan gruplar vardır. Birden fazla klik olması sizi şaşırtmasın. Klik ya da hadi diyelim ki “in” grup. İn içinde yer almak bir anlamda in olmak demektir. Küçük gruplarda ya da diyelim ki yeni kurulmuş şirketlerde de klik ya da klikler bulunur. Burada daha çok kurucu, finansmanı sağlayan iki yakın dost gibi görünür klik. Büyük işyerlerine baktığınızda durum daha farklı tabii. Dünya devlerinde iç içe geçmiş yüzlerce kişiden oluşan kliklerden söz ediliyor.

Akıllı yöneticiler, klikleri hiç göz ardı etmezmiş. Hele hele yönetici yeni şirket eskiyse, bir yöneticinin ne kadar akıllı olduğunu, onun çevresindeki dengeleri ne kadar kısa sürede çözdüğüne bakarak teşhis etmek mümkünmüş. Haksız da sayılmaz, her şirket bir cadı kazanı, her organizasyonda istemediğiniz kadar çok sayıda denge var. Biz onların bir parçası olsak da olmasak da klikler bizim bir parçamız.

Bu arada kliklerin her zaman patronla aynı görüşü paylaştığı söylenemez. Diyelim yeni bir pozisyon yaratılacak sizin de başına geçmeniz düşünülüyor. En tepedeki yönetici sizi uygun görmüş. Peki, klik sizi uygun görüyor mu acaba?

Çoğu zaman klik kendi rızası dışındaki kişilerin belli noktalara gelmesini engellemekte başarılı oluyor. Klik sizin zamanı gelince işine yarayacağına, hatta sizin de kliğin bir parçası olacağınıza karar vermişse, o zaman nereye getirileceğinize itiraz etmez. Yok, eğer klik sizin hiçbir zaman onların bir parçası olmayacağınızı biliyorsa, o zaman ağzınızla kuş tutsanız, patron ne kadar isterse istesin bir yere gelmeniz mümkün olamaz.

İşyerinde kliklerden söz etmişken, sosyal kliklerden söz etmemek mümkün değil. Kişilerin başarıları şirketlerine kazandırdıklarıyla ölçüldüğü gibi, sosyal ortamda tanıdıklarınızla da ölçülmeli. Ne kadar çok insan tanımak değil burada sözü edilen, aslında ne kadar çok doğru insan tanıdığınız önemli.

Her şeyin değiştiği gibi insan kaynakları da değişiyor. Devir ilişki devri. Aslında asıl değişim de burada devreye giriyor. Kuru kuru ilişki kurmaktan çok, ilişkinin düzeyi, türü ve yönetilmesi önemli. İşe yeni başlayan da, çoktan en üst kademeye gelen de, ilişki yönetimini iyi öğrenmek zorunda. İlişkilerini iyi yönetemeyenler bir yerlere gelemiyorlar, ilişki yumakları içinde boğulanlar için de bir çift sözüm var, kısa dönemde büyük karlar elde ettikleri sanılabilir. Uzun dönemde çok başarılı oldukları görülmemiş.

Şirket içi klikleri çok önemli olabilir, göz ardı etmemek gerek. Bu kliklere girmeden bir yerlere gelenleri de unutmamalı. İlişki çok şey ifade edebilir, ama her şeyi ifade edemediği anlar da oluyor. Bir de unutmamak gerekir ki, her ilişki aslında beraberinde bir de fiş/fatura hediye eder. Kliklerden sakının ama kliklerin içinde yer almak için can atmanıza gerek yok.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir