Hayatla Dans

yaprak-ozer-sedat-birol

Bazılarımız yol boyunca hayatın şifresini diğerlerinden önce keşfetmiş oluyor. Sedat Birol bana göre bu kategoriye giren insanlardan. Eczacıbaşı Holding Sağlık Grubu ve Kurumsal İletişim Eski Grup Başkanı. Uzun yıllar omuzlarında çok yük taşımış olmasına karşın, dışarıdan bakıldığında, o yükü nereye koyduğu anlaşılamıyor.

İşin sırrı adına “hayatla dans etmek” dediği yaklaşım. Paylaşmadan geçemeyeceğim;

Hayatla dans derken tam olarak ne anlatıyorsunuz?

Seneler önce bir üniversitenin benden konuşma yapmamı istemesi ile başladı; “Gençlere kendinizi anlatın; Nasıl başarılı oldunuz? Eczacıbaşı’nın üst düzeyine nasıl çıktınız? Keşkeleriniz neler? Artılarınızı, eksilerinizi örneklerle ifade edebilir misiniz?…” dediler.  Sunum hazırlamaya başladım; gördüm ki, ben çalışkan değil yaramaz bir talebeydim. Peki, ne oldu da ben üst düzeye gelebildim ve orada uzun yıllar kaldım? 28 sene Eczacıbaşı’nda genel müdür ve üstü pozisyonunda bulundum. Akademik hayat her şey değil. Akademik başarı hayatımızın başarısı içerisinde kimine göre %10, kimine göre maksimum %20. Geriye kalan ne diye baktım kendime ve başarılı insanlara benzeyen şeyler gördüm. Duygusal zekâ öne çıkıyor ve IQ’ su yüksek olan insanların %85’inin duygusal zekâsı yüksek olan insanlara rapor ettiğini görüyoruz.

Duygusal zekâ nedir tanımlayıp, öyle devam edebilir misiniz?

Duygusal zekâsı yüksek olan insanlar ne için daha başarılı oluyorlar? Çünkü yükseldikçe konuyu bilmenin önemi azalıyor, insanları yönetmenizin önemi artıyor. Duygusal zekâsı kuvvetli olan insanlar ilk önce kendilerini iyi tanıyorlar daha sonra kendilerini iyi yönetiyorlar. O stresli anlarını, o zor anlarını nasıl yönettiklerini daha iyi biliyorlar. Üçüncü konu empati kurabiliyorlar, karşıdakini iyi anlıyorlar. Dördüncü ve temel nokta da iki kişi arasında kendinle ve karşındakiyle çok iyi bir iletişim kurabiliyor. Ben 10 temel başlık seçtim.

Nedir bu 10 başlık?

Bugün tepe yönetime gelmek isteyenlerin bence olmazsa olmazı pozitif olmak. Çok önemli. Her şeye negatif bakan bir insanın gerçekten lider olması mümkün değil. Esnek olması çok önemli, bazı insanlar “katiyen kabul etmiyorum” diye cümleye başlıyor ve sonra etmek zorunda kalıyorlar esneklik bence çok önemli. Kalite çok önemli örneğin bugün bir işi yaparken yapmak için yapmamak, hakkını vererek, kaliteli yapmak lazım. Türkiye’den kaç tane bir dünya markası çıktı diye bakıyoruz, çıktı mı soru işareti. Çünkü kalite esasında bir yaşam tarzı olmalı. İsviçre gibi örneğin. Tabii özgüven çok önemli. En yukarı çıkmak isteyenlerin özgüveninin ayarında yüksek olması lazım, kendi ile alay edebilmesi lazım. Diğer bir konu sorumluluk almak. Sorumluluk almak o merdivenleri çıkartan bir olay. Ben işimi, bana verileni iyi yaptım, hakkını da verdim demek artık yetmiyor. Ekstra sorumluluk almak gerek, örneğin sivil toplum kuruluşlarında… Oralardan inanılmaz bir network kuruyoruz ki, her şey insanla oluyor. İletişim geliyor ardından, İngilizce’nin burada çok önemi var. İngilizce’yi yabancı lisan diye görmemek lazım, dünya ana lisanı onsuz hiçbir şey olmuyor öyle ki, İngilizce fıkra bile anlatmak lazım. Bu çok şey kazandırıyor diye görüyorum insana bazı toplantılarda. Dinlemenin önemi… Hepimiz bütün hayatımız boyunca okuma ve yazma öğreniyoruz. Ancak iletişim dünyasında daha önemli iki konu bence soru sorabilme ve dinleme. Biz bunları öğrenmiyoruz. Hele bir kurumsal şirkette toplantı sırasında bunun önemi daha da artıyor. Daha sonra bir üçlü var hedef belirleme, önceliklendirme ve uygulama. Bazen her şeyi aynı an da yapma istiyoruz ve hiçbirinin hakkını veremiyoruz sonra da mutlu olamıyoruz.

Hayatla dans etmenin yalnızca işin eğlenceli-neşeli kısmı olmadığını anlıyorum; iş yaparken o işi severek yapmaktan söz ediyorsunuz. Dans etmek demişken; çok iyi dans ettiğinizi bilmeyen yok…

Çok önemli. Doğru. Hayatta başarılı olmak için ne yapıyorsanız keyif almanız lazım. Keyif alamıyorsanız başarılı olmak bence imkânsız. Peki, keyif derken neyi kastediyoruz; dediğiniz gibi hayatla dans. Burada esasında hayatımızı dörde bölmek mümkün. İşimiz, kariyerimiz, ailemiz, sosyal hayatımız ve kendimize ayırdığımız vakit. Çoğu başarılı iş adamı, zirveye çıkmış ancak emekli olduktan sonra kendini kötü hissediyor, depresyona giriyor. O işiyle yaşamış, işi hobisi olmuş. Bittiği zaman ben ne yapacağım diyor. Burada tabi ailemize, kendimize vakit ayırmamız ve hobimizin olması çok önemli. Ben 45 yaşımdan beri dans ediyorum çok keyif alıyorum gerçekten çünkü her şeyi unuttuğunuz çok az olaydan bir tanesi dans. Emekli oldum ama çok doluyum, teşekkür ediyorum hobilerime ve iyi ki de gençken değişik alanlarda hobiler edinmişim.

Pozitif olmanın öneminden, bunun dışında da bir liderlik olamayacağından söz ettiniz. Oysa dünya negatif liderle dolu.

Emekli olduktan sonra koçluk sertifikası aldım. Orada şunu söylüyorlardı çok hoşuma gitti paylaşmak istiyorum ‘’Sağ elinizde bir sorununuz varsa sol elinizde çözümü vardır’’. Ancak burada iki şey çok önemli dediler hep bir tanesi çok inanmak, gerçekten istemek, ikicisi pozitif olmak ve çözüm odaklı olmak.

Dans nasıl tutkuya dönüştü?

Rahmetli babam esasında Türkiye’de ilk step dans yapan kişilerden… Dansa hep meraklıydım. 20’li-30’lu yaşlarımda Michael Jackson’ın danslarına hayrandım, tabii iş hayatı filan öyle kaldı. Bir gün bir kuzenimin düğününde tango izledim, eşime biz tangoya başlıyoruz dedim. Tangoyla başladık sonra latinler, çaçalar, salsalar onlar bunlar… Şimdi gerçekten öyle bir müzik duyduğum zaman benim yerimde oturmam mümkün değil.

Gençlerde gözlemlediğiniz temel eksiklikler nedir diye sorsam?

Çok şanslılar çünkü teknoloji dünyasındalar, ama aynı zamanda da çok şanssızlar ve bir eksiklikleri de oradan çıkıyor, iletişim. Bu cep telefonları onları bence uzaklaştırıyor iletişimden. Tek kelimeli cümleler kuruyorlar. Ben heyecanla kızıma veya arkadaşlarına soruyorum işte “orada ne yaptın burada ne yaptın” diye, aldığım yanıt ‘’iyi’’. Tek kelimeli cümlelerden uzaklaşsınlar, anlatsınlar. İkincisi neyi yapıyorlarsa keyifli yapsınlar ve kaliteli yapsınlar, yani yapmak için yapmasınlar. Bugün bir rapor yazarken bile o virgül nereye koyulacak –de –da ayrılmış olması çok önemli. Üçüncü konu da yılmasınlar, tabii bu çok jenerik bir kelime ama bir şeyi eğer yapmak istiyorlarsa çok istemeliler çünkü rekabet var çok isteyenler başarıyor. “E olsa da olur” derlerse olmuyor.