GÜVENDİĞİNİZ KİMSE KALDI MI?

İletişimin en önemli unsuru güven. Güven olmadığında iletişim olmuyor. Abartılı bir söylem değil. Ne yazık ki azı var fazlası yok. Örneğe de ihtiyaç yok, içinden geçtiğimiz günlere bakmanız yeter.

 

Bu konuda pek çok kaynağın farklı pencerelerden baktığı araştırmalar var. Ben bir iletişim firması olan Edelman’ın bu yılın ilk çeyreğinde yaptığı araştırma bulgularından yararlanarak söylemek istediklerimi destekleyeceğim.

 

Aslında yapılan tüm araştırmalar güven konusunun 2019’da sınıfta kaldığını gösteriyor. 2020 için umut vadetmiyor. İşin en kötüsü, güvensizlik adeta bir bulaşıcı hastalık, coğrafi, kültürel, yapısal sınır tanımıyor. Yine kötü bir tarafı, güven bir günden diğerine yerinden oynamıyor. Güvensizlik bir anda kapıyı çalıyor da güven inşa etmek neredeyse 40 yıl istiyor.

Neden söz ettiğimi klişe bir örnekle açıklamak isterim. Türk Silahlı Kuvvetleri gibi yıkılmaz sandığımız bir kaleyi kaybetmenin toplum üzerinde çarpan etkisi yarattığı konusunda fikir ayrılığı taşımadığımızı söyleyebiliriz, değil mi? TSK özel bir örnek. Benim konum sadece bir örneği cımbızla çekmek değil. Hükümetlere güven, iş dünyasına güven, akademik camiaya güven ve nihayetinde bu yazı ve beraberindeki videonun konusu olan medyaya güven tabanda.

 

Medyaya duyulan güvensizlik öylesine ciddi bir noktaya geldi ki, okuduğumuz hiçbir habere inanmıyor, neredeyse gördüklerimizin hepsini düzmece olarak etiketliyor, söylenenlerin her birini bir başkasından kontrol ediyoruz.

Bir oyun gibi… oysa ciddi bir yer kayması, adeta doğal afet. Güven görüp görebileceğimiz en en lüks konfor alanı. Güven doğru kanaldan en ekonomik iletişim kurmak demek. Güven iletişimin şifresi.

 

Güven araştırmalarından Edelman’ı seçmemin nedeni hedef kitlenin beni şaşırtması. İki eksende yapılmış çalışma. Biri eğitimli kitle diğer averaj ve altında kalanlar. Unutulmasın, günümüz popülist yönetimlerinin en çok sevdiği kitle bu. Eğitimsiz kitlelerde duygular coşkuyla yaşanıyor. Bu nedenle tehlikeli sınırlara ulaşabiliyor. Araştırmada her 5 kişiden 1’i sistemin kendilerini dışladığını düşünüyor.

Dışlandığını düşünenler için iletişim kurmak çok yorucu. Kendi haber kaynaklarını oluşturuyor, kendi haber kanallarını yaratıyor, zaman harcayarak pek çok yere bakmak ve oradan beslenmek zorunda kalıyor, zaman ve para kaybına uğruyor…

 

İletişim kanallarını neredeyse topyekün kapayanlarımız da oldu. Kendini izole edenlerin yavaş yavaş döndüğünü gösterse de araştırmalar, dünyanın herkese eşit mesafede şeffaf bir köy olması hayal. Yeni sistem kendi sorunlarını da beraberinde getiriyor. Örneğin haber kanalı haline gelen bireyler dikkat çekiyor. Bir sürü kişi yansıtıcı vazifesi görüyor. Bunların arasında en fazla dikkat çekenler kadınlar. Ne hoş diye geçiriyor olabilirsiniz içinizden, etrafta kılavuzu doğru olmayanın gittiği yer de doğru olmayabilir, unutmamak gerekir.

 

Sonuç olarak hepimiz doğru bireyi, doğru kurumu, doğru haberi bulmak üzere büyük çaba içindeyiz. Çok yanılıyor çok öğreniyoruz.

Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını üzülerek söylemek zorundayım. Bu arada konu yalnızca bireyleri değil kurumları da eşit şekilde ilgilendiriyor.