Fişi Çek Kurtul

 

 

Kulaklarından buharlar çıkıyor, burnundan alevler fışkırıyor, dudaklarından lanet dökülüyor… Yapma, en azından kendine bunu yapma. Fişi çek kurtul. Bana sorarsan pamuk gibi olmak istiyorum. Daha başaramadım. Birlikte çabalayalım mı?

Karşımda oturuyor. Sevimli bir adam. Biraz kilolu. Belli fazla yiyor. Ama genç ve dinamik… Yola erken koyulanlardan. Erken evlenmiş, erken çocuk yapmışlar, bir oğlu var onu da evlendirmiş, henüz üç ay olmuş ama torun deyince yüzü gülmeye başlamış bile.

Anadolu adamı. Doğrudan konuşuyor, yöreden kalan anıları fıkramsı bir dille anlatıyor. Komik ve şirin. Her şey yolunda diyor. “Ne paraya ihtiyacım var, ne başka bir şeye…” Allah’a şükür iyi durumda.

“Derdim tasam da yok” diyor.

Ama rahatsız. Aslına bakarsanız o söylemese ben fark etmeyeceğim. Yeni tanıdığım için el kol hareketlerini bir başka dile çeviremiyorum. Parmaklarıyla oynuyor, ellerini ovuşturuyor. Durum hafif kritikleşiyor herhalde ki, sonunda bana “Bende panik atak var” deyiveriyor. “Geçmiş olsun” diyorum. Böyle bir durumda ne yapılır bilmiyorum, bilmeme gerek kalmıyor, o anlatıyor: “Tedaviye başladım. Doktor ilaç verdi ve yan etkisi olacağını söyledi. Fena. Yan etkisi çok fena. Nabzım düşüyor, tansiyonum çıkıyor. Kendimi kötü hissediyorum. Şimdi de kötüyüm. Biraz fenalaştım.”

Eyvah ne yapacağım… Panik atak bana geçiyor.
Kolonya, kolonyalı mendil, su… Aklıma gelenler ne kadar sınırlı…
Bildiğim bir tek şey var o da, panik atak, panik yaptığında olur. Stresi sevmez, onun sonucudur. Elinde olmaz, kalp krizi geçirdiğini sanırsın.
Ben anladım ki, panik ataklı birine iyi gelmiyorum. Çünkü ben zaten panik yaratıyorum: “Daha ne getireyim, ne yapayım, kusmak ister misin, yatmak ister misin, koşmak ister misin?” Adamcağız, “Ne olur üzülmeyin, daha kötü oluyorum” demek zorunda kalıyor…

Bu arada strese ilişkin aklıma gelen her şeyi söylüyorum, susmadan konuşuyorum. Stresin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatıyorum. Stresle yaşanmaz diyorum. Önlemek lazım geldiğini anlatıyorum…

Meğer ben ne çok biliyorum.
Pek niye uygulamıyorum acaba?
Aleme verir talkını kendi yutar salkımı.
Her işimiz böyle değil mi…

Pasiflora Aspirin’den Çok Satıyor

Stres can düşmanımız. Ama…
Bazen göğsümüzü gere gere stresli olduğumuzu söylüyoruz. Bu da Türk insanına özgü herhalde. Örneğin benim mesleğimi yapan herkes bu işin stres işi olduğunu bilir, böyle düşünür ve övünür. Stres yapmayan bu mesleğe yakıştırılmaz…
Bazen de küfreder gibi strese lanet okuyoruz. Eczanelerde satılan ve yan etkisi olmayan sakinleştiricilerin aspirinden daha fazla satış potansiyeli olduğu söyleniyor. Peynir ekmek gibi gidiyormuş. Doğal ilaçların çoğu ithal. Eczacı Hanım, en çok sattığı bir taneyi gösteriyor, “Günde en fazla üç tane alın. Tüm müşterilerim alıyor. Pamuk gibi oluyorsunuz” diyor.
Pamuk gibi olmak istiyorum. Şimdi pamuk olmazsam, hiçbir zaman pamuk nine olamayacağım. O günleri görme şansım yok!

Time Dergisi’nin Kapağı

1983 yılında Time Dergisi stresi çağın hastalığı olarak ilan etmişti. Belki anımsayanlarınız çıkar. O zamanlar bu tür haberleri, hele de kapaktan vermek pek doğal değildi. Çok ses getirdi.
1983 yılından bu yana streslilerin sayısı artmış, stres oranı katlanmış. Bir web sitesi olan Career Builder ABD’de 2001-2002 yıllarında Ağustos Mayıs arasını kapsayan dönemde yaptığı araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışanların stresi yüzde 10 artmış.

Kısa adı HERO olan kar amacı gütmeyen ve sağlık sektöründe araştırmalar yapan bir kuruluşun 1999 yılında 46 bin kişi üzerinde yaptığı çalışmaya göre, sağlık harcamaları stres yüzünden yüzde 147 oranında artış göstermiş. Aynı araştırma, stres yüzünden ortaya çıkan hastalıkların, diyabet ve kalp nedeniyle yaşanan hastalıklardan sayıca daha fazla olduğunu da ortaya çıkartıyor.

Stresi nasıl tarif edersiniz? Bana sorarsanız, burnumdan ateş çıktığı zamanlar, başıma ağrı girdiğinde, öfkelendiğimde, kara kara düşündüğümde, işin içinden çıkamadığımda, kulaklarım yandığında, istemediğim şeyleri söylediğimde… Stresteyim streste…

Stres, stresi yaratan dış etken, bir de strese tepki gösteren iç elementten oluşuyor. İkincisinde, kalp atışlarınız hızlanıyor, tansiyon çıkıyor, sık nefes alıp vermeye başlıyorsunuz, kaslarınız geriliyor, hatta sağınız solunuz tutuluyor. Örneğin ben hayatta boyun tutulması nedir bilmezdim. Mesleğimin bana hediye ettiği, bilgisayar karşısında kötü oturma alışkanlığı yüzünden yer ettiğini düşündüğüm zayıf noktam boynum. Kızdığımda zaman zaman boynumun tutulduğunu görüp, hayretten hayrete düşüyorum.

İnanılır gibi değil. Ben yaşlanıyor muyum?

Yani ne alakası var değil mi? Ama gelin görün ki var.

Stresi Olan Stresini Seviyor

Pek çok şirket için stres baş edilmesi gereken önemli bir unsur. Bazı kurumların stresin yarattığı tehlikeyi gördüğünü, olumsuz yönlerini tespit ettiğine şahit oluyoruz. Yoga kursları organize etmek, iş yerine masaj salonu açmak, stresle başa çıkma seminerleri düzenlemek, tatil hediye etmek vs. kullanılan bazı yöntemler.

İlginç bulacağınız bir araştırma sonucuna göre, stres içinde yanıp tutuşan kişiler stresten uzaklaşmak yerine, tüm zamanlarını işyerinde geçirmeyi tercih ediyor. Kurumun kendisini stresten korumak üzere attığı adımların hiçbirine inanmıyor, ilgi göstermiyor ve sonucunda katılmıyor. Stresini seviyor.

Bruce Cryer, Rollin McCraty ve Doc Childre adlı yönetici ve danışmanların, 1991 yılından bu yana ortak hazırladığı bir araştırmada, beyin, beden ve duyguların ilişkisi incelenmiş. Araştırma bulguları Harvard Business Review’da yayınlandı. Amaçlarının stresin kodunu çözmek olduğunu söylüyorlar. Bulduklarını iddia ediyorlar. Yani mutlu son. Stresinizden kurtulmak isterseniz, bunu başarabilirsiniz ve söylediklerine göre tahmin etmeyeceğiniz kadar kolay ve çabuk. İş ki isteyin.

Çalışma, 100’ün üzerinde şirkette 50 binin üzerinde çalışanla gerçekleştirilmiş. Şirketlerin arasında Cisco, Boeing, Shell, Uliver, BP, Bank of Montreal gibi büyük kuruluşlar da var.

Burada çalışan stresli kişilerin öğretilen uygun teknikle stresle başa çıkabildikleri gözlenmiş. Ortaya çıkan bir dizi teknik ve metot var. Buna, “Bireyin İç Kalitesini Yönetmesi” adını vermişler. Teknikleri kullanmayı öğrendikçe içinizdeki kaliteyi de artırma şansınız oluyor.

Yapılması gerekenler özetle, fişi çekmek stresten kurtulmak.

Adım Adım

Birincisi, teşhis ve izole et. Yani stresi yaratan öğeyi gör, tanımla ve onu hayatının diğer unsurlarından bağımsızlaştır.

Nasıl mı?

Hiç olmazsa o an için, hatta mümkünse bir süre için, stres yaratan şeyi izole et, yok say ve düşünme. Diğer düşüncelerine bulaşmasına engel ol. Karantinaya al. Bir tür bilgisayar virüsü olduğunu düşünebilirsin.

İkincisi, kalbinle nefes almaya çalış. “Nasıl oluyor bu?” demeden önce deneyebilirsiniz. Dikkatini kalbine ve kalbinin çevresindeki bölgeye ver. Nefes alırken aldığın nefesin, kalbini yalayıp geçtiğini düşün. Nefesin önce kalbinde patlasın sonra ciğerlerine ulaşsın… Kalbinin sıkışmasını bir şekilde önlemek zorundasın.

Üçüncüsü, çok beylik bir söz gibi gelecek biliyorum; olumlu düşünmeye çalış. Yine biliyorum ki, olumlu düşünmesini bilseniz zaten stresiniz kalmayacak… Deneyin ne kaybedersiniz. Stresinizi sevebilirsiniz. Ama stres moda değil…

Dördüncüsü, kendinize sorar mısınız lütfen; “Acaba daha iyi bir şansım var mı? “Laf aramızda olmaz mı? Sizi stresten kurtaracak ne olabilir… Mutlaka bir şey vardır.

Beşincisi, kendinizi dinleyin değişiklikleri not edin. Algılarınızın değiştiğini fark edip nasıl sonuçlar doğurduğunu görebilirseniz, yolu çoktan kat etmiş sayılırsınız.

Stres insanın gözlerini kör ediyor. Olayların bir yönünü algılamanızı, algıladığınız kısmına bakarak diğer kararları aldığınızı, bu yüzden yanlış kararlar aldığınızı unutmayın.

Araştırmayı diğerlerinden ayıran önemli özellik, bir denek üzerinde neler yaşandığını anlatıyor olması. Dili sade ve size, bana çok yakın.

Denek, tahmin edeceğiniz gibi yabancı. Biz ona Haşim diyelim. Başka bir isim de olabilir.

Haşim’in Hikayesi

Haşim 52 yaşında, üç araştırmacıyla karşılaşana kadar hayatı berbattı. Mühendis kökenli bir yönetici. Çalıştığı şirket bir petrol devi.

Haşim’in beti benzi atık, gözlerinin altı mor, sık sık nefes almakta zorlanıyor, arada bir son nefesiymiş gibi soluklanıyor. Midesi hep ağrıyor, her zaman yanıyor.

Haşim stres altında. Çünkü şirkette stres bitmiyor, büyümenin sonu gelmiyor, rakipler artıyor, tehlikeler çoğalıyor. Yukarıdan gelen taleplerin sonu olmuyor. Haşim bunların altında eziliyor. Zaman yetmiyor. Ne kendisine ne ekibine. Kimseye yaranamıyor. Ne üstüne ne ekibine…

Bunlar yetmezmiş gibi sürekli seyahatte. Çoluğu çocuğu var ama yüzlerini görmüyor. Hiçbir gün eve zamanında gitmiyor. Eşiyle uyumu yok. Ve Haşim bir üstüne, rapor ettiği patrona sinir oluyor. Anlaşamıyor. Çıldırıyor. Onun kendisine taktığını düşünüyor. Mümkün olsa bir kaşık suda boğmak istiyor.

Haşim kendisini bildi bileli kolestrolü ve tansiyonu yüksek. Dolayısıyla bunlar stres nedeniyle mi yüksek, yoksa böyle mi doğmuş karar veremiyor.

Biraz zamana ihtiyacı var. Kaçıp uzaklaşmaya, tatile… Ama başta o ve diğerleri biliyor ki, bu mümkün değil. Bu kadar iş varken, tatilin “t”si ağıza alınmaz.

Haşim patronla toplantı yapacağı günler ve saatlerde fena. Vücudundaki tüm göstergeler fırlıyor. Ne yapacağını bilemiyor. Midesi, kalbi ve beyni ateş gibi oluyor.

Sonunda Haşim’e yukarıda maddeler halinde sıraladığım teknikleri kullanmasını öğretiyorlar. Doğrusunu isterseniz kolay olmuyor. Nasıl yapacağını bilmediği gibi, bir de bununla mı uğraşacağım diye düşünüyor. Neyse ölümlerden ölüm beğenmek gibi bir çaresizlik içinde denemeye karar veriyor.
Önce patronu ve onun çevresindeki stres duygusunu günlük ya da hayatının diğer kısmındaki düşüncelerden çekip çıkarıyor. Vites değiştirmek gibi olduğunu düşünüyor. Patronu buzdolabına tıkıp o an düşünmemeye çabalıyor.

Aslına bakarsanız gün boyu gelen e-mailleriniz gibi. Bazısının önceliği var, bazısı acil, bazısı kırk yıl dursa da zararı yok, öbürleri atılmayı bekliyor. Stres unsurlarını mailinizi tıkayan mesajlar gibi görüp, “şu anda müdahale etmem gereken”, “birazdan yapmam gereken”, “bu hafta içinde yanıt vermem gereken” diye ayırın. Bir kısmını da çöpe atın. Ayrıştırınca, diğerlerine etki etmediğini göreceksiniz.

Kocaya sinir oluyorsunuz diyelim, kavga ettiniz. Her zamanki kavgalardan biri, kapıyı kapatın çıkın, kavgayı orada bırakın. Acele etmenize gerek yok, nasıl olsa bu kavgayla uğraşmanız gerekecek. Bugün diğer uğraşılması gereken maddeler arasına sokmanızın yararı olmayacak.

Kalbinizi yalayarak geçen derin nefes alma sürecini unutmayın. Nefes alma tekniklerinden söz ediliyor. Zahmet eder misiniz etmez misiniz bilemem, ama kendi kendinize nefesinizi ayarlamasını bilebilirsiniz. Olumlu düşünmeyi unutmayın. Bu ilk üçünü otomatiğe takmanız gerekiyor. Ne kadar çok yaparsanız, o kadar çabuk kendiliğinden uygular hale gelebilirsiniz.

Haşim bir süredir iyi. Artık patronu düşman gibi görmüyor. Onun agresif tutumunun yalnızca kendisini hedef almadığını görüyor. Patronun kendisine takmadığını anlıyor. Patrona karşı hissettiği duygularda yalnız olmadığını, ona sinir olan başkalarının olduğunu fark ediyor. Artık patronun sözleriyle çevresindekileri zor duruma soktuğu zamanlarda, düzgün yanıtlar verebiliyor.

Anlayacağınız Haşim vitesi değiştiriyor, gerektiğinde fişi de çıkartıyor.
Düşünmek istemediğinde aklına çocuklarını getirdiğini söylüyor. İki çocuğunun kahkahası kulağında çınlıyor. Bir de kayak. Arada bir o toz bulutu gibi kalkan karları anımsıyor. Yüzünde tebessüm patlıyor.

Haşim Şimdi Çok İyi

Haşim’in artık midesi yanmıyor, başı ağrımıyor. Kolesterol ve yüksek tansiyon mu? Ehh biraz da kilo vermesi gerekiyor.

Araştırmanın yapıldığı sahada binin üzerinde çalışanın olayları ayrıştırıp dondurmayı öğrenebildikleri gözlenmiş. Beş firmayı kapsayan bu sahada stres yüzde 69 oranında düşmüş, stresten yakınarak bir hastalık için başvuranlarda yüzde 56 gerileme kaydedilmiş.

Diyorlar ki, stresini değiştir, sen de değişeceksin.

Haydi bakalım.

Denemesi bedava

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir