Dilinle Oynama

Başlık anlatmak istediğim her şeyi bir çırpıda anlatıyor. Konuştuğumuz dil sahip olduğumuz zenginliklerin arasında belki de en önemlisi. İfademiz toplum içindeki yerimizi belirlediği gibi, başarılı bir kariyerin anahtarı, liderliğin temel taşı, sağlıklı düşünebilmenin temeli… Yönetenler için kritik silah!

Diğer bir gerçek ise dili kullanma şeklimiz, ona sahip olmaktaki hevesimiz. Yapılan araştırmalar toplumun önemli bir bölümünün çok sınırlı kelime hazinesi içinde konuşup anlaştığını gösteriyor. Buna anlaşmak ve anlamak denirse… Özellikle gençlerin ekonomik bir sözlükle yaşam sürmeyi maharet saydığını görüyoruz. Endüstri 4:0 gibi kavramları bilen bilmeyen, yerli yersiz kullana dursun dilimizde 1:0 ötesine geçme arzusunu gösterdiğimizi söylemek güç.

Dilin zayıflaması, toplumsal gerileme-çöküşün nedenlerinden biri. Beraberinde getirdiği tehlikeler ise cabası…

İçerik Fabrikası yazarı, Stratejik Pazarlama İletişimi Uzmanı Ömer Yılmaz, “Propagandanın en karası: Dil biçimlendirme” adlı bir yazı kaleme aldı. Dil kullanımında kasıtlı deformasyonun, dilin kitle yönetimi konusunda nasıl tehlikeli bir silaha dönüşebileceğini çarpıcı örneklerle aktaran Yılmaz, “Eğitim, dil, edebiyat, sosyolojik zenginlikler, bunları yok etmek kendi geleceğinizi yok etmektir. Bunları ehil ellerin dışında ellere teslim etmek toplumun dibine atom bombası yerleştirmekten beterdir.” diyor.

Yılmaz’ın dikkat çektiği konuyu ve  saptamalarını önemsiyorum. Yazının tamamını İçerik Fabrikası’dan -www.icerikfabrikasi.com- okumanızı önerecek olsam da dikkatimi çeken pasajları kısaca sizin için derlemekten geri duramayacağım.

“…Bir toplumun gücünü belirleyen en önemli etken kullandığı dildir. O dilin kullanımı yaygınlaştıkça toplumun global gücü artar…” diyen Yılmaz  Osmanlıcayı örnek olarak gösteriyor. İmparatorluğun sınırları geliştikçe dilin yayıldığını,  duraklama döneminde özellikle denizlerdeki  hakimiyetini İngilizlere devrettiği dönemde İstanbul’da kullanılan Fransızca ile karışık (halk tarafından FanFan’ca olarak adlandırılan) Fransızca hakimiyetine yenik düştüğüne,  sonrasında ise İngilizcenin tüm dünyanın ticaret dili olduğuna dikkat çekiyor.

Bu araştırma yazıya göre dil öyle önemli bir toplumsal bağ ki, örneğin 2. Dünya Savaşı sonrası hızla göç alan Almanya dildeki deformasyonun ve göçmenlerin dillerinin yok edilememesinin toplumsal birlik için zorluk çıkaracağını görüyor. 1986-89 yıllarında dil reformu yaparak Almanca diline yerleşmeye çalışan yabancı kelimeleri ayıklıyor. Önemli tespitlerden biri de Türklerle ilgili. Almanya’da yaşayan vatandaşlarımızın asimilasyon sürecine karşı direnç göstermeleri  Türkçeyi bırakmamalarına bağlanıyor.  Bu nedenle 2011 yılında havaalanları ve devlet kontrolündeki tüm noktalardan Türkçe tabelalar kaldırılıyor.

George Orwell’in “1984”adlı kitabını okuyanlar anımsayacaklar, dil  tarih boyunca siyasetin kullandığı etkin bir yöntem. Sistem şöyle ilerliyor; dili biçimlendir, yeni kelimeler ve anlamlar türet, geçmişi değiştir ve bugünü yönet. Böylece bireylerin hızlıca unutmasını ve kavramlar arasında kaybolup anti propagandalardan uzaklaşmasını sağla. Toplum zekâsını  teslim al, yeni bir ideoloji biçimlendir.

Dille ilişkimizi, kurbağanın suyun giderek ısınmasını fark etmeden yaklaştığı hazin sona benzetiyorum. Dil zenginliğimiz. Ne içeriden ne dışarıdan zarar görmesine izin vermemek için itina göstermemiz gerek. Peki ama nasıl? Çare, bolca okumak! 1984’ü bir kez daha elinize alarak başlamaya ne dersiniz. Kitle’den kütleye sistematik yolculuğun sınırları ve sırlarını deşifre etmek, yeniden farkındalık yaratmak hepimize iyi gelebilir.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir