Biraz Heyecan Lütfen!

Yöneticiniz ruhsuz. Bir türlü heyecanlanmıyor. Oysa içinde bulunduğumuz günler, tehlikeli, renkli, belirsiz, hareketli, riskli, rekabetli, sinirli… Tepedekiler ne yazık ki bunları yakalayamıyor.

Tepedekilerin heyecanlarını yitirdiklerini; geleceği öngöremediklerini; karar almakta zorlandıklarını; aldıkları kararları uygulamaya koyamadıklarını; eskiyle yeniyi buluşturamadıklarını; insan kaynağına önem vermediklerini; esneklikten uzak olduklarını; şirkete teknoloji getirdiklerini ama kendilerinin bu teknolojiyi nasıl kullanacaklarını bilmediklerini biliyor muydunuz?

Belki de biliyordunuz.
Hatta siz belki de şu anda, “”Sen gel de benim tepe yöneticiyi gör. Onda daha neler var neler…”” bile diyorsunuz. İçinizden!

Tepe yöneticilerine ilişkin pek çok araştırma yapılıyor. Tepe yönetim de etten kemikten. Onların da türlü sorunu var. Onlar da herkes gibi hatalar yapıyorlar. Bir farkla onların hataları, daha çok sayıda insanın canını yakabiliyor. Zaman zaman da tam tersi. Pek çok insan isabetli kararlar ve icraat nedeniyle çok da iyi hayatlar yaşayabiliyor.

Yönetim bilimi geliştikçe, rekabet kızıştıkça, şirket üst kurulları kuvvetlendikçe, piyasalar şeffaflaştıkça, iletişim arttıkça borsalar güçlenip hissedarlar seslerini duyurmaya başladıkça tepe yöneticiler daha fazla gündeme geliyor.

Bizim ekonomimizin ölçeği henüz bu tür tartışmaların yapılmasına müsaade etmiyor. Şöyle de denebilir, bu tür ve benzeri tartışmaların hararetle yapılmasını gerektirecek büyüklükte bir ekonomiye sahip değiliz. Zaten tepe yönetim pek çok firmada ailenin elinde. Atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. İyi de olsa kötü de, bir tür kader olarak algılanıp birlikte bir yaşam sürdürülmeye çabalanıyor. Oysa, gelişmiş ekonomilerde firmalarında tepe yönetiminde fırtınalar kopuyor. Tepeye çıkmak da, tepede kalmak da eskisinden daha zor.

Tepedekiler Mercek Altında
Aşağıda sağdan soldan derlediğim hataları ve eksikleri satır başları şeklinde bulacaksınız. Pek çoğu zaten çalışırken tepe yöneticinizde gördüğünüz olumsuzluklar. Asıl bu araştırmalarda saptanmamış ya da saptanmak üzere kayda alınmamış bir nokta var ki, o da tepe yöneticilerinin çoğu, hatalarının ya da eksikliklerinin ne olduğunu ne yazık ki bilmiyor.

İnsan Kaynakları dendiğinde, ne hikmetse genellikle çalışanlar akla gelir. Aslında çok da normal bir yaklaşım. Çalışanlar çoğunluktadır, yönetenler ise azınlıkta. Tepedekileri insan kaynaklarının dışında tutmak aslına bakarsanız bu bilim dalının en büyük eksiği.

Sanki yalnızca çalışanların yapması gerekenler, düşünmesi gerekenler, okuması gerekenler, uyması gerekenler… var.

Tepedekilerin durumu ne?
Doğrusunu isterseniz, pek parlak değil. Rapor üstüne rapor, araştırma üstüne araştırma yayınlanıyor. Tepedekilerin yapması gerekenler, düşünmesi gerekenler, planlaması gerekenler… Ve tabii ki yapmadıkları diye…

Dünya Ekonomik Forumu tepe yöneticilerin kendilerine ayna tuttukları bir üst düzey toplantılar zinciri. Davos Toplanıları diye anılıyor. Her yıl düzenlenen Davos toplantılarının önemi yeni fikirlere de ev sahipliği yapması. Tepedekiler buluşuyor; ekonomi ve siyaseti tartışıyor ve tartışılıyor. Bunların kaçta kaçı hayata geçiyor bilinmiyor ama üzerinde konuşacak konular zengin bir liste yaratıyor.
Davos son yıllarda küreselleşme aleyhtarı gösterilerin odak noktası. İçeride küreselleşme tartışılıyor, dışarıda küreselleşme topa tutuluyor.

İçerideki tartışmaların odak noktasını ileriyi ön görebilmek oluşturuyor. Kısacası senaryolar geliştirilip, olabilirlikleri tartışılıyor. Ortaya atılan senaryolardan bazıları küreselleşmenin geleceğimizi aydınlatacağı, bazıları ise tam bir felaket anlamına gelebileceğini öngörüyor.

Felaket senaryolarının temelinde ülkelerin küresel dünyanın aktörleri olmak bir yana, giderek içe kapanacaklarını, dış dünyayla olan bağlantılarını koparmayı ya da en aza indirmeyi tercih edebileceklerine dikkat çekiliyor.

Karanlık senaryolarda güvenlik önemli bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Bireysel ve şirketler bazında güvenlik endişelerinin artarak devam etmesi bekleniyor.

Ortaya atılan senaryolar ister pembe, isterse siyah renklerin hakim olduğu senaryolar olsun, senaristler bir noktada buluşuyor. Kuvvetli liderlik arayışı içindeyiz. Kuvvetli liderlere gereksinimimiz var. Ülke bazında, şirket bazında, ailede… Aklınıza gelebilecek her topluluk için kuvvetli liderlik gerekiyor.

Bizimkinde Aşağıdakiler Mercek Altında
Ülkemizde yaşanan ekonomik kriz yapısı gereği insan kaynakları adına dikkatleri çalışanlar ve kapı önüne konanlar üzerine yoğunlaştırıyor. Ama unutmamak gerekir ki, tepedekiler de kapı önüne konabiliyor. Bu durum sandığınızdan daha sık oluyor. İşleme sokulma tarzı, çalışanlarınkinden daha farklı tabii. Biraz daha kibar ve hayli sessiz. Kolay değil tabii, sırlarını paylaştığın kişileri kapının önüne ansızın bırakmak demek, türlü tehlikeleri de davet etmek anlamına gelebilir.

Neyse konumuz tepe yöneticilerinin nasıl kapının önüne kondukları değil, işlerini yaparken karşılaştıkları zorluklar. Bu tür araştırmalar genellikle Batı kaynaklı oluyor. Neden diye soracak olursanız, tepe yöneticiler sayıca orada fazla. Ekonominin büyük olması sayılarını artırıyor. Küçük ya da daralan ekonomilerde tepe yönetici sayısı da ister istemez az oluyor. Dar bir alanda araştırma yapmak kimsenin ilgisini çekmiyor, zaten ortaya renkli örnekler çıkmıyor.

Teknoloji Özürlüler
Tepedekiler üzerine yapılan araştırmaların sonuçları ilginç ipuçları veriyor. Tepe yöneticilerinin birinci hatası teknoloji konusunda kendisini gösteriyor. Bir tepe yönetici istediği kadar ileri fikirleri, uzağı gören ve planlayan, yenilikçi kişiliğe sahip olsun; teknoloji konusunda bilgisiz ise bu iş olmuyor.

Tepe yöneticilerini bir zahmet teknoloji okumayı bırakıp, kullanmaya başlamaları gerekiyor.
Araştırmalar tepe yöneticilerinin teknolojiyi uzaktan sevdiklerini gösteriyor.

Önemli bir başka hataları var tepe yöneticilerinin… O da Nuh’tan kalma yönetim kurullarıyla çalışmaları. Tabii ki hepsi değil ama önemli bir bölümü, şirket içi dengeler ya da ülke ekonomisini ilgilendiren siyaset nedeniyle yönetim kurullarını değiştirmeye cesaret edemiyor. Ancak başarılı tepe yöneticilerinin, dengeleri sarsmak istemediklerinde de farklı formüller yaratabilecekleri söyleniyor. Değişik konularda yönetim kurulları oluşturmak seçeneklerden biri. Teknoloji konusunda yönetim kurulları oluşturmak ise tepe yöneticilere şiddetle tavsiye ediliyor. Yönetim Kurulu adı bazılarını ürkütüyorsa, danışma kurulu da denebilir…

Pek Kararsızlar
Tepedeki adamın en önemli sorunu karar alamamak ya da yavaş karar almak. Siz zaten bunu biliyorsunuz değil mi?

Tabii zaman zaman tepe yöneticiyi başarısızlığa götüren faktörlerden biri de bu durumun tam tersi. Çok hızlı karar almak da her zaman iyi sonuç vermeye biliyor. Araştırma, tepe yöneticilerinin çoğunlukla karar almakta gecikebildiklerini gösteriyor. Bu duruma çare olarak fikir geliştirecek yapıların şirket içinde kurulması zorunluluğundan söz ediliyor. Fikir kulüpleri oluşturmak, yeni düşüncelerin sağda solda flört etmesini sağlamak, hatta onları test etmek…

Tabii tepe yöneticisinin yeni fikirlerden korkmadığını varsaymak gerekiyor.
Peki, karar alındığında başarı da beraberinde geliyor mu sizce? Öyle gözükmüyor. Karar alabilmek bir meziyet ya da diyelim ki gereklilik, ama kararı eyleme koymak ve bunu bir plan dahilinde yapmak en az kararı almak kadar önemli. Tepedekilerin sıkıntılarından biri belki en önemlisi, karar aldıktan sonra,

kararı eylem planı dahilinde uygulamaya koymak.

Bir Türlü Esnemiyorlar
Ortaya çıkan hatalardan biri de esneklik. Pek çok tepe yöneticisinin esneyebilme konusunda zorluk ve sorun yaşadığı görülmüş. Alınan kararların, ya da geliştirilen projelerin şirket bünyesinde ya da şirketin dış dünyayla ilişkilerinin hepsine çare olabileceğini düşünmek artık tarih oldu deniyor. Değişen koşullar ve her yeni durum tepe yöneticinin eğilip bükülmesi hatta kalıptan kalıba girmesi gerektiğine dikkat çekiliyor. Ben bu kalıptan kalıba girme durumunu fikirlerdeki esneme ve jimnastik olarak yorumluyorum.

İşte geldik bir başka insan kaynakları konusuna. Tepenin en önemli zaafı insan kaynakları yönetiminden bihaber olması. Pek çok tepe yönetici “”yetenek yönetimi””nin ne anlama geldiğini dahi bilmiyor.

Elindeki insan kaynağının kalitesini ve performansını ölçemiyor, yenilerinin alınması, var olan iyilerin elde tutulması gibi bir kaygı içinde çalışmıyor. Ancak çok sık olarak bu ve benzeri konulardan yakındığı gözleniyor.

Tepe yöneticinin görevleri doğal olarak çok çeşitli alanlarda ve diğer çalışanlara kıyasla daha fazla. Bir tepe yönetici içeriyi yönetmekle kalmıyor, aynı zamanda dış dünyayı da yönetmek zorunda kalıyor. Pek çok tepe yöneticinin yaptıkları ya da yapmayı planladıklarını dış dünyaya anlatamadığına dikkat çekiliyor. Özellikle medya ilişkilerinin planlı ve ölçülü olması gerekliliği ortaya çıkıyor. Ancak dış dünyayla ilişkiler medya ilişkilerinden oluşmuyor. Diğer alanlardaki fikir önderlerinin şirketin faaliyetlerini gözlemliyor olmasını sağlamak gerektiğine dikkat çekiliyor.

Yeni Ekonomi Başa Dert
Tepe yöneticilerinin son yıllardaki en önemli sıkıntıları ya da başarısızlık kaynağı yeni ekonomi. Elektronik ortamdaki işler konusunda sıkıntılar yaşadıkları yapılan araştırmalarda ortaya çıkıyor.
Tabii burada önemli olan, elektronik ortamda iş yapmaktan çok, elektronik ortamda yaratılan işin mantığını kavramak, onunla yaşayabilmek.

Şirketlerin en önemli sıkıntısı geleceği öngörememek, gelecek için saf tutamamak hazırlık yapmamak. Bir de bu durumun tam tersi. Pek çok şirketin de sorunu, geçmişlerini çabuk unutmak. Hafıza kaybı…

Tepe yöneticilerine düşen görev ise yine pek çoğunun eksik kaldığı bir konu; geleneği gelecekle buluşturamamak.

Yeni ekonomi, yeni olmamakla birlikte tabii ki yenilikleri beraberinde getiriyor. Yeniliklerin önemli bir bölümü işin tekniğinde değil, işin düşünce boyutuna odaklanıyor.

Görülen en önemli tepe yönetim eksikliği, kafa yapılarının birinden diğerine kolaylıkla geçememesi.

Sizin Yöneticiniz Nasıl?
Araştırmalar başarılı bir tepe yöneticisinin heyecanlı olması gerektiğini söylüyor. Ortaya çıkan bulgu ise pek çok tepe yöneticinin heyecanı yok. Hak vermemek elde değil. Heyecanı olmayan yöneticinin yönettiği insanlar arasında da heyecan olması beklenemez. Bu satırları okurken, bir iş yerinde adı üstünde iş üretildiği ve heyecan isteniyorsa macera sporlarına başvurulabileceği söylenebilir. Ama ne yazık ki yanılıyorsunuz. Heyecan olmayan hiçbir iş yeri ne yazık ki başarılı olamıyor. Heyecan olmayan yerde fikirler üremiyor. Heyecan olmayan yerde yeni fikirler denenmiyor. Heyecan olmayan yerde üretim bildik şekilde devam edip gidiyor. Gelenek ve gelecek bir türlü buluşmuyor.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir