Akıllara Ziyan Değil, Akılcı Projeler

Üretirken; yerelde ve doğal kaynaklarla üret, yerelde tüketmeye gayret et, üretirken atığını enerjiye dönüştür, kendine yetmeyi öğren, çevreni koru. Yapabilir misiniz?… Tüketirken dünyanın diğer bölgelerinde yaşayan tanımadığınız bir kişinin o üründe hakları olduğunu düşünebilir misiniz? Aklınıza gelir mi?…

 

Seksi olmayan bir konuyla daha karşınızdayım. Bitcoin sat, şu hisseleri al demek de var… buraya yatır buradan kaldır desem, en iyi estetik cerrahi yöntemlerini versem, lüks markaların yeni sezon stillerinden söz etsem… Kim kiminle flört ediyor dedikodularına girsem ne şahane olurdu… Gerçek şu ki, deniz bitti, köpük kısa bir süre daha burada! Yeni trend, yaşam mücadelesi!

 

Keşfetmekte geç kaldığım bir konuyla sizleri tanıştırmak üzere yazıyorum:

Muz kabuğundan enerji üretme fikri ve detayları. Konumuzun esasında geri dönüşüm ekonomisi, yenilenebilir enerji ve enerji demokrasisi…  Muz, bir problemin nasıl çözüme kavuşabileceğiyle alakalı gerçek olduğu kadar sembolik bir yaklaşım.

 

Kardelen Afrodit Adsal ödüllü bir girişimci.  Bahçeşehir Üniversitesi’nden enerji sistemleri mühendisi olarak mezun oluyor, iki ayrı tamamlayıcı master yapıyor. Biri Danimarka’da, sürdürülebilir enerji, diğeri İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çevre biyo teknolojisi üzerine. İsveç firması RVM Systems iş geliştirme müdürü. “Yeşil Yakalı Kadınlar” platformun kurucularından. Onun girişim öyküsü ve öz hikayesi.

 

Türkiye yıllık muz tüketimi 600 bin ton. Bunun yarısı yerli üretim. Pazarlarda dahi kuyum eşyası kadar değere binmiş, normal zamanlarda da lüks kategorisine giren bir meyve. Öyle ki, sosyal medyadan muz yiyemiyorum çocuğuma da alamıyorum diyen vatandaşları tiye alan Suriyeli göçmenlerin, muzlu sosyal medya paylaşımları nedeniyle sosyal tema statüsüne terfi etmişliği olan potasyum deposu.

 

Söyleşimizi Spotify‘dan dinleyebilir, youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.

Yaprak Özer: Muzdan ne kadar enerji üretilir, kimin ne işine yarar?

Kardelen Afrodit Adsal: Bir iş seyahatim sırasında, Alanya’da muz seralarını gezdirdiler. Hasat sonrasında değerlendirilmeyen atık çıkıyor, çürümeye bırakılıyordu. Ocak ayında gitmiştim, ısıtma sorunu var seralarda ve bunun için çeşitli yöntemler deneniyor; kömür, odun sobaları, lastik yakmalar vs. Akıllara ziyan fikirlerle ısıtma sorununu çözmeye çalışıyorlar. Ben de Danimarka’da atıktan enerji üretme alanında çalışıyordum ve organik atık ile ısınma ihtiyacını birleştirecek bir çözüm yaratabilir miyiz acaba diye düşündüm. Muz hasat atıkları ki, muz yaklaşık 5-6 metreye kadar ulaşabilen tek yıllık bir bitki. Proje, yıl sonunda hasadından elde edilen atıkları değerlendirilmeye dair bir süreçti. Bir model önerisi, kendi içinde dönebilecek, doğanın minik bir kopyası olabilecek bir döngü. Atıklar, biyogaz – anaerobik çürütme teknolojisiyle elde edilen gaz ısı enerjisi ortaya çıkarabiliyor. Diğer yandan anaerobik çürütme prosesinde bakterilerce zenginleştirilmiş bir organik yapı olan atıklar tekrardan toprakta gübre olarak kullanılabiliyor, böylece çeşitli potasyum, fosfor gibi mineral ihtiyaçları karşılanabiliyor. Günün sonunda, minimum karbon ve su ayak iziyle lastik yakmak gibi zihni sinir fikirler olmadan süreçler yürütülebiliyor. Hem bir ekosistem ve ekonomi oluşturuluyor, hem de sürdürülebilir bir model. Muz son durak değil, test ve deneme noktasıydı. Şimdi farklı hammaddelerin farklı malzemelerin ve genel olarak kültürün bu çerçeveye oturması üzerine çalışıyoruz.

 

Yaprak Özer: İstediğiniz noktaya ulaştınız mı? Anlıyorum ki, başka bir bitkinin hasadından da uygulanabilir bir proje.

Kardelen Afrodit Adsal: Maalesef o noktada değiliz, sadece organik ya da tarımsal atıklardan bahsetmiyorum. Eskiden kırsal alanlarda bir meyve hasadı yapıldığı zaman tazesi yenir, kurutulur, suyu çıkarılır… kabuğu hayvana yem edilir, özetle her şeyi kullanılırdı. Taş sıkılır, suyu çıkarılır ve en verimli yoluyla değerlendirilirdi. Bu kadar nüfus büyümesinin olduğu, kaynakların da limitli olduğu bir noktada elimizde olan her şeyi verimli, etkin ve mümkün olan en küçük metrekare içerisinde yapmamız gerekiyor. Küreselleşme bir konfor getirdi ama konforun cezasını çekmeye başladık iklim olaylarıyla beraber. Bu bir mühendislik, AR-GE projesiydi, sadece bir konsept, bir tüketim ya da üretim modelli konsept değildi. Gelmek istediğimiz yer, herhangi bir şey tükettiğimizde “atık” diye nitelediğimiz, ihtiyacımızın kalmadığı bir şey üretiyoruz. Buna organikler, ambalajlar, elektronik atıklar dahil. Başta, “tüketmeli miyiz?” sorusuyla hareket etmemiz gerekiyor. Tüketmek zorundaysak da “kendi ekosistemimde en etkin şekilde, maksimum fayda yaratacak noktada nasıl değerlendirebilirim?” yaklaşımı geliştirmeliyiz. Hayal ettiğimiz noktada değiliz ama muz projesiyle 2 ödül aldık, birçok yerde anlattık, çiftçilerle görüştük ama daha yolumuz var.

 

Yaprak Özer: UNDP Birleşmiş Milletler Kalkınma Projesi jürisinde bulunduğunuzu ve 3 yılda 400 projeyi değerlendirmiş olduğunuzu öğrendim,

“küreselleşmenin konforu” dediniz, Avrupa’nın göbeğindeki siyasi krize de bakınca, milliyetçi yaklaşımın yalnızca siyasette değil ekonomik paylaşımda da kendisini gösterdiği bir gerçek, kendi içimizde minimum değerlerle dönmeyi tekrar öğrenmemiz mi lazım?

Kardelen Afrodit Adsal: UNDP’deki Küresel Çevre Fonu ve Küçük Ölçekli Destek Programı’ndaki rolüm katma değeri ve çarpan etkisi yüksek işlere imza atmak. Sivil toplum ya da kar amacı gütmeyen organizasyonların biyo çeşitliliğin korunması, iklim krizinin önlenmesi, etkin kaynak yönetiminin yapılması, kadim üretim kültürlerinin yeniden canlandırılması ve bunların yeni kuşaklara aktarılması dahil geliştirilen projelere destek veriyor ek finansman sağlıyoruz. Doğal hayatı en iyi orada yaşayan, sorunlarıyla yüzleşen insanlar koruyabilir. Küreselleşmenin getirdiği en büyük handikap biz güzel kıyafetlerimizi giyerken mango, avokado gibi coğrafyamıza ait olmayan şeyleri tüketirken birileri bunun maliyetine katlanıyor. Kendi yiyecek hakkından veriyor, daha fazla üretim yapıyor, kimyasal gübre kullanmak zorunda kalıyor, ulaşım için nakliye, fosil yakıt kullanılıyor emisyon yaratıyor. Tekstil firmaları koleksiyonlarını 15 günde bir değiştiriyor, milyarlarca parça üretim yapılması gerekiyor. Nüfus yeterli kalmıyor, küçücük çocuklar çalıştırılıyor, bu insanların emeği sömürülüyor. O yüzden olay çevre, kaynak, atık, geri dönüşüm olmaktan çıkıyor. O yüzden yerel kalkınma önemli diyoruz. Yerel kalkınma derken muhakkak bir enerji üretiminden bahsetmek zorundayız. Maalesef geldiğimiz noktada elektriğin olmadığı herhangi bir anımızı düşünemiyoruz. Bizim olmayan bir kaynağa bağımlıyız. Enerji demokrasisi, enerjinin adil dağılımı diyoruz. Bir yere termik santral kuruluyor, fiyat performansı olması için gerekli filtreleme süreçleri yapılmıyor, gereken mühendislik uygulanmıyor, bölgedeki insanlar çeşitli gazlardan rahatsızlık yaşayabiliyorlar ama bu enerji binlerce kilometre ötede bambaşka bir yere gidiyor veya bir yerde bir baraj yapılıyor, tarım arazilerini etkiliyor, ekonomik döngü bozuluyor. Binlerce kilometre öteye enerji taşınıyor. Yalnızca fosil kaynaklı enerji uygulamaları için geçerli değil. Öyle şeyler yapılıyor ki, güneş enerji santrali kurmak için tarım arazileri lağvediliyor, beton dökülüyor. Biz bir şeyi yapıyorsak doğaya uyumlu olması gerekiyor. Negatif etkileri olsa bile bunları karşılayacak farklı çıktılarla o bölgedeki döngünün tamamlanması gerekiyor. Çeşitli finansal enstrümanlarla, örneğin enerji kooperatifleri gibi yatırım modelleriyle halkın bire bir sahipliğinde yapılan farklı modeller de olabiliyor. En kolayı yerinde üretip yerinde tüketmek!

 

Yaprak Özer: Muzdan üretilen enerji miktarı nedir?

Kardelen Afrodit Adsal: Detay hesap gerekir, ama bir konsept olarak vermemiz gerekirse; muzun tek başına enerji potansiyeli düşük kalıyor, desteklemek gerekiyor. Yaklaşık üç dönümlük bir serayı ısıtabilmek için seranın yıl boyu toplam atıklarının değerlendirilmesi gerekiyor. Şöyle bir matematik yapılabilir; 1 kg muz üretmek için yaklaşık 4 kg atık ortaya çıkıyor. Dört kg hasat atığının yaklaşık yüzde 20’si enerji üretimi potansiyeline sahip. Değerlendirdiğimizde yaklaşık 3 dönümlük 3-4 seranın atıklarını topladığımızda destekleyici hammaddelerle beraber 2 seranın ısıtmasını çıkarabiliyoruz…

 

Yaprak Özer: Hangi bitkilerin verimi daha yüksek oluyor?

Kardelen Afrodit Adsal: Toprakta yetişen veya hayvanlardan çıkan her türlü atığı değerlendirebiliyoruz. İnce hesaplar var, kuru madde oranı, nemliliği, biyogaz potansiyeli gibi. Bir seradan çıkan muz artığıyla diğer seradan çıkan muz artığının analiz değerleri birbirini tutmayabiliyor. O zaman farklı reçetelerle bunları farklı kompozisyonlarda birleştirmemiz gerekiyor ama ülkemizde tarım ya da buğday, mısır, ayçiçeği, kanola gibi ürünler çok kullanılıyor. Hepsinin belirli ölçekte biyogaz potansiyelleri var. Şunun altını çizmek isterim; bugüne kadar yapılan hataların büyük bir kısmı “enerji potansiyeli hangisinde var?” sorusuyla yola çıkıldığı için oluyor. Aslında bir hasatı veya hayvanlarımın dışkılarını nasıl değerlendirebiliyorum diye sormak gerek.

 

Yaprak Özer: Yani kendine yetme zihniyeti.

Kardelen Afrodit Adsal: Danimarka’ya gidene kadar biyogaz üretiminin atıktan enerji üretildiğinin yenilenebilir veya sürdürülebilir olduğunu düşünmüyordum. Aldığım eğitimde de bu benim için çok netti. Danimarka’da fikrim tamamen değişti. Rüzgar çalışmak için gitmiştim bu alan ilgimi çekti. Orada çiftçiyseniz, belirli sayıda hayvanınız varsa belirli metrekarede tarım arazinizin olması gerekiyor. Hayvanların otlaması gübrenin yakılması için. Bir zaman sonra çok fazla hayvancılık olduğu anlaşılıyor ve bu artık öyle sadece araziye atılıp orada yakılması kendi kendine oksijenle tepkimeye girmesiyle olacak şey olmaktan çıkıyor. Şöyle bir kanun getiriyorlar; bir hayvan çiftliğin varsa çıkan atığını bakteriden, virüsten arındırman, mineral değerlerini koruman ve içindeki bütün zararlılardan kurtulmuş bir vaziyette yeniden toprağa veriyor olman gerekiyor. Bunu en iyi anaerobik çürütme metoduyla iyileştirebiliriz diyerek bir tesis kuruyorlar, içinde metan olan bir gaz üretiyorsunuz, bunu yakıp elektrik, sıcak su, ısı elde edebiliyorsunuz. Zaten köyü ısıtmak gerekiyor. Elektriğin fazlasını da şebekeye satıyorlar. Tek amaçları hayvanların gübrelerini toprağa geri vermekken; enerjiden para kazanan, kendi ısıtmasını sağlayan, fazla ısı olduğu zaman endüstriyel tesislere proses ısısı olarak verecek bir yapı kuran yerleşimlerden bahsediyoruz. Bunu yapanalar, yüksek mühendis değil çiftçiler…

 

Yaprak Özer: Depozitoya gelmek istiyorum. İsveçli bir kurumda görev yapıyorsunuz, depozitoyu sizin de üretimini gerçekleştirdiğiniz geri dönüşüm makineleriyle bağlamalıyım.

Kardelen Afrodit Adsal: Döngüsel ekonomi dediğimiz kavramın direkt olarak son tüketiciyle buluştuğu bir uygulama. İskandinav ülkelerinde yaklaşık 30 yıl önce uygulama başlamış. Çünkü kaynak olarak fakirler. 70’li yıllarda petrol krizinden en çok etkilenen çok ciddi açlık yaşayan ülkeler. Her şeyi sürdürülebilir bir yaklaşımla yürütüyorlar. Depozito petrokimya ve alüminyum ambalajların geri dönüştürülebilme süreçlerine dahil edilmesi için uygulanan sistem. Herhangi bir depozito bedeli ödenmezse, tüketici onu gidip özellikle bunun için ayrılan işte kumbaralara veya makinalara atmıyor, karışık çöplere göndermeye devam ediyor. En kolay para ödülüyle motive ediliyor. Almanya, Hollanda gibi ülkelerde etkili uygulama yapılıyor.

İdeal senaryo bir ambalaj veya bir ürün, bir malzeme ilk anda kaynaktan çıktığında hangi amaç için kullanılıyorsa geriye dönüştürüldükten sonra da o amaç için kullanılmalı. Çünkü bu döngüyü çok kısa tutar ve karbon, su ayak izini, diğer enerji temelli tüketimleri minimize eder. Depozito iade sistemi içecek ambalajlarını kendi içinde toplayan bir yöntem. Diğer bütün kontaminasyona sebep olabilecek atık türlerinden ayrı topladığı için yüksek kaliteli bir malzeme.

İsveç merkezli bir firmayız, üretimimiz Estonya’da… Türkiye’de de üretim için yatırım yapıyoruz. Yerli firmalar da var sektörde. Temsil ettiğim firmanın ürettiği geri dönüşüm otomatı, görüntü işleme ve yapay zeka tabanlı teknolojimizle ambalajın içinde bir yabancı madde olup olmadığını, şişenin orijinal olup olmadığını, sisteme dahil olup olmadığını detaylı bir şekilde kontrol ediyor. Parametrelerden geçen atığı makina ambalajı alıyor, sıkıştırıyor, tekrardan kullanılma hazırlıyor.  Bunlar dönüşüm merkezlerine gidiyor tekrardan temiz ve kaliteli malzemeler oluyor. Ekonomik değeri düşmeden, geri dönüşüm proseslerine ekstra kimyasal, temizleyici, su kullanılmadan geri dönüştürülebiliyorlar.

 

Yaprak Özer: Türkiye hangi aşamada burada?

Kardelen Afrodit Adsal: Mevzuat altyapısı hazırlanıyor, arkasında ciddi bir ekonomik model var. Binlerce içecek üreticisi var Türkiye’de.  Sadece su üreten yaklaşık 300 bin tane. Bütün üreticilerin 23 milyar adet yıllık içecek tüketimi var; plastik, cam ve alüminyum ambalajlarda, bunların şişelerinin, ambalajlarının bir veri tabanına kaydedilmesi, ambalajların standardizasyona tabi tutulması gibi süreçler var. Bu hazırlıklar yapılıyor. Çok da etkili bir şekilde çalışılıyor. Veri tabanını oluşturmanın bir bölümü tamamlandı. 2023 sonuna doğru artık her yerde görebileceğiz.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir