Ağaç Yakanlar İle Çocuk Yakanların Hikayesi

Aşağıda okuyacaklarınızın hiçbirini ben uydurmadım.

Her kelimesi bir araştırma notundan alınmış ve rakamlarla desteklenmiştir.
Aşağıda okuyacaklarınızın her kelimesi beni derinden yaralıyor. Sizin de benzer duygular taşıdığınıza eminim.
O zaman lütfen, yüksek sesle konuşalım. Talep edelim. Elimizi taşın altına koyalım.
Ben daha iyi bir Türkiye ve daha iyi eğitim talep ediyorum, taşın altına elimi koyuyorum. Sizin de katkınızı bekliyorum.

İnanmayacaksınız biliyorum, ben aylardır bu yazıyı yazmayı bekliyorum. Birazdan okuyacağınız araştırmaları, yazmak için bekletiyorum. İçim buruk, içim kıpır kıpır. Bir gazeteci için bilgi bekletmek, ölümlerden ölüm beğenmek gibi bir şeydir. Önce o sizindir, sonra herkesindir. Önce herkesten saklarsınız, sonra da “duyduk duymadık demeyin” diye bağırırsınız.
Yine bir eğitim yılı başlıyor. Yeni bir eğitim yılı başlıyor.
Pırıl pırıl çocuklar okula başlıyor.
Birçok bilgiyle donatılacaklar, yeni şeyler öğrenecekler. Okuyup adam olacaklar.
Ne palavra!
Merak etmeyin, her şey eskisi gibi. Değişen hiçbir şey yok.
Eğitim aynı eğitim, çocuklar eğitime adım atarken farklı çocuklar ama çıktıklarında birbirlerinin aynısı oluyorlar.
Orman vasfını kaybetmiş arazilerin üzerine bina yapılsın diye uğraşan vekillerimize, hükümete ve muhalefete ve aydınlara ve bürokratlara ve aklı eren herkese duyurulur: Eğitim sistemimiz iflas etti! Haberiniz var mı?
Yeni bir eğitim yılı daha başlıyor.
Siz ne yaptınız?
Orman arazisi olma vasfını yitirmiş araziler için bu kadar emek ve ter döküldü. Dökülmekte. Eğitilebilme vasfını kaybetmiş çocuklarımız, eğitimci vasfını kaybetmiş eğitimcilerimiz için döktüğünüz ter ve çaba nerede? Soruyorum!
Bakanlarımızın içi rahat olsun, yeşili yok ederken içi sızlamasın, bizim çocuklar zaten fotosentezi bilmiyorlar.
Sorumsuzca haber yapanların içi rahat olsun, yeşili tanımayan çocuklar, ülkenin gelirlerini artırmak için doğanın önemli bir rolü olduğundan habersiz.
Ekonomistler bilsin ki, ikiyi ikiyle çarpamayan çocuklarımız olduğu sürece, ekonomimizin düzelmesi beklenemez.
Aydın olan, aklı eren herkes gönlünü ferah tutsun, matematiği, feni, edebiyatı, sosyolojiyi bilmeyen çocuklar zaten uluslararası ilişkilerdeki dengeyi hesaplayamaz.
Kimse endişe buyurmasın. Bazılarımızın çocukları şu anda, Amerika Birleşik Devletleri’nin demokratik yapısında eğitim alıyorlar.
İktidara diyecek lafım yok. İnanın yok.
Muhalefet mi?
Git kardeşim işin mi yok!
Vatandaş mı?
Tüm sözüm size!
Ne yaparsak biz vatandaşlar yapacağız.
Eğitimi iyileştirmenin, eğitimli gençler yaratmanın bir tek yolu var. O da bu ülkeyi bizim sahiplenmemiz.
Türkiye’nin en büyük sorunu eğitim ve insan kaynakları.
Türkiye’nin en büyük potansiyeli insanı.

Türk Öğrencilerin Okuma Becerileri Düşük

Küçük bir not, aşağıdaki bilgilerin hiçbirine her hangi bir katkıda bulunmadım. Yalnızca okunması zor olan araştırmaları, sizin zamanınızı almayacak kadar basitleştirip, sadeleştirdim.
İşte modern Türkiye’nin gelecek nesilleri ile gelecek nesilleri yetiştirecek eğitim kadromuzun hali:

Öğrencilerin okuma becerilerine göre, Türkiye, 35 ülke arasında 28. sırada yer alıyor.
Türkiye’deki okuma çalışmaları, daha çok ders kitaplarında bulunan metinlere dayalı yapılıyor. Evlerinde çok çocuk kitabı bulunanlar, az çocuk kitabı bulunan öğrencilerden daha başarılı.

Uluslararası Eğitim Başarılarını Belirleme Kuruluşu (IEA), Uluslararası Okuma Becerilerinde Gelişim Projesi (PIRLS) çerçevesinde, 35 ülkede ilköğretim 4. sınıf öğrencileri arasında araştırma yaptı.
Türkiye’de 62 ilden 154 ilköğretim okulunda toplam 5 bin 390 öğrenci arasında yürütülen çalışma, Türk öğrencilerin okuma becerilerinin uluslararası standartların altında olduğunu ortaya çıkardı.
Öğrencilerin okuma becerileri ve alışkanlıklarına yönelik anketlerden çıkan genel sonuçlar şöyle:
– PIRLS sonuçları ortalaması 500 iken, Türkiye ortalaması 449.
– En yüksek başarı puanına sahip ülke İsveç. İsveç’i; Hollanda, İngiltere ve Bulgaristan izliyor.
– İsveç, okuma deneyimi açısından da en yüksek başarı ortalamasına sahip. İkinci sırada yer alan İngiltere’nin ardından Hollanda, ABD ve Bulgaristan geliyor.
– Bilgiyi elde etme ve kullanma amacıyla yapılan okuma faaliyetlerinde de yine İsveç diğer tüm ülkelerden daha iyi durumda. Hollanda, Bulgaristan, Letonya ve İngiltere de başarılı ülkeler arasında.
– Ülkelerin tamamında, 4. sınıf kız öğrencileri, okuma yönünden erkek öğrencilerden “anlamlı düzeyde” daha başarılı.
– Okuma faaliyetlerine erken yaşta başlama ile 4. sınıf okuma becerileriyle (kitap okuma, hikaye anlatma, şarkı söyleme, kelime oyunları oynama gibi) başarı arasında pozitif ilişki var.
– Evlerinde çok çocuk kitabı bulunanlar, az çocuk kitabı bulunan öğrencilerden daha başarılı.
– Uluslararası ortalamada, öğrencilerin çoğunun evlerinde 25’ten fazla çocuk kitabı var. Türkiye’de, öğrencilerin yalnız yüzde 19’u, 25’ten fazla kitaba sahip.
– Uluslararası ortalamada evinde 0-10 arasında çocuk kitabı bulunan öğrenci yüzdesi yüzde 56 iken, Türkiye’de yüzde 23. Bu durum, ailelerin çocuklarına fazla kitap almadıklarını ve okumaya yöneltmediklerini gösteriyor.
– Okul öncesi eğitim almamış öğrencilerde, okuma becerisi en düşük düzeyde.

Hemen hemen tüm ülkelerde en az  bir yıllık okul öncesi eğitim uygulanıyor. Yalnızca İran ve Türkiye’de okul öncesi eğitim almamış öğrenci sayısı oldukça yüksek.

– Uluslararası ortalamada sınıf mevcudu 26, Türkiye’nin ortalaması 35. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 60’ı, mevcudu 31 ve daha kalabalık sınıflarda öğrenim görüyor.
– Türkiye’deki okuma çalışmaları daha çok ders kitaplarında bulunan metinlere dayalı yapılıyor. Program dışı etkinliklere çok az yer verilirken; çocuk kitapları, gazete ve dergilerinden fazla faydalanılmıyor.

Matematik Ve Fende İşler Kötü

Üçüncü Uluslararası Matematik ve Fen Bilgisi Araştırması’nda (TIMSS), ilk yüzde 10’luk dilime sekizinci sınıf öğrencilerimizin  ancak yüzde 1’i girebildi. Öğrencilerimizin yüzde 65’i en alt yüzde 25’lik dilimde.

Araştırmada 8. sınıf öğrencilerine Matematik ve Fen Bilgisi’nde toplam 11 alanı içeren testler verildi, ayrıca öğrenci ve öğretmen anketleri uygulandı.
Sekizinci sınıftaki öğrencilerimizin Matematik ve Fen Bilgisi’nde başarı durumlarına bakılırsa; 1999’da yapılan çalışmaya katılan 38 ülke arasında Türkiye’deki sekizinci sınıf öğrencileri Matematik’te 31. Fen Bilgisi’nde 33. oldular
Öğrencilerimiz TIMSS’e katılan hiçbir Avrupa ya da Kuzey Amerika ülkesini geçemedikleri gibi, Matematik’te Tunus’un, Fen Bilgisi’nde Ürdün, İran ve Endonezya’nın da gerisinde kaldılar.
Öğrencilerimiz temel zihinsel becerileri kazanımları açısından da yetersiz olduğu görüldü. TIMSS’de uluslararası standartlara göre belirlenen ilk yüzde 10’luk dilime Türkiye’deki öğrencilerin ancak yüzde 1’i girebiliyor. Öğrencilerimizin yüzde 65’i en düşük yüzde 25’lik dilimde yer alıyor
1999’da 38 ülkede kızlar ve erkeklerin sekizinci sınıf Matematik başarıları arasında erkeklerin lehine az ama belirgin bir fark var. Fark Türkiye’nin de içinde olduğu 34 ülkede yok denecek kadar az.

Ortaya Çıkan Çarpıcı Sonuçlar

– Ailenin eğitimi ve evdeki eğitim kaynakları başarıyı etkiliyor.
– Aile, okul başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri.
– Ailesinin eğitim düzeyi yüksek ve eğitim kaynakları fazla olan öğrencilerin Matematik ve Fen Bilgisi’nde daha başarılı oldukları görülüyor.

Türkiye’den teste katılan sekizinci sınıf öğrencilerinin sadece yüzde 14’ünün evinde 100’den fazla kitap, yüzde 8’inin evinde bilgisayar, ayrı çalışma masası ve sözlük olduğu ve yüzde 9’unun ailesinde en az bir kişinin üniversite mezunu olduğu görülüyor.

– Kendini başarısız algılayan öğrenciler başarısız oluyor. Kendini Matematik ve Fen Bilgisi’nde başarısız algılayan öğrenci bu derslerde gerçekten başarısız oluyor.
– Ülkemizde müfredatın özellikle Fen Bilgisi ve Matematik alanlarında oldukça yoğun olduğu söyleniyor, ancak 1999’da Matematik ve Fen Bilgisi’ne sekizinci sınıfta ayrılan ders saati uluslararası ortalamaların alt sınırında (Matematik’te yüzde 10, Fen Bilgisi’nde yüzde 7-8).

Öğretmenler sınıf içinde kullandıkları zamanın neredeyse yarısını ders anlatarak geçiriyor, dolayısıyla öğrencilerin alıştırma veya projeler yapması ya da ödevleri tartışması gibi sınıf içi aktivitelere uluslararası ortalamaların yarısı kadar zaman ayırabiliyor.

– Öğretmenlerin öğrencilere bakış açısı, öğrencinin başarısını etkiliyor.
– Yapılan çalışmada uluslararası ortalamalarda öğretmenin alan bilgisinin ve kendini konuyu öğretmeye hazır hissetmesinin öğrencinin başarısını olumlu yönde etkilediği görüldü.
– Türkiye’de sekizinci sınıf öğrencilerin yüzde 96’sı Matematik ana bilim dalı mezunu Matematik öğretmenlerinden, yüzde 97’si ise bir fen dalı ana bilim dalı mezunu Fen Bilgisi öğretmenlerinden eğitim aldılar. Her iki alanda da Türkiye uluslararası ortalamaların üstünde.
– Türkiye’de Matematik öğretmenlerinin yüzde 75’i ve Fen Bilgisi
öğretmenlerinin yüzde 64’ü konularını öğretmeye çok hazırlıklı. Ancak Türkiye’de bu unsurlar diğer ülkelerdeki gibi öğrenci başarı ilişkisi ile sonuçlanmıyor.
– Fen Bilgisi ve Matematik öğretmenlerinin yaklaşık yüzde 70’i bazı öğrencilerin bu alanlarda yetenekli olduğunu, diğerlerinin ise böyle bir yatkınlığı olmadığını düşünüyor. Bunun öğrencilere yansıması ise başarı algısını etkiliyor; öğrenci, başarısız olmaya koşullanıyor.
– Öğrenci merkezli öğretimin başarıyı olumlu etkileyebilmesi için öğretmen eğitimi şart.
– Öğrenci ile sürekli etkileşim içinde olan ve çeşitli etkinlikler yürüten öğretmen modeli başarı düzeyini yükseltiyor.
– Öğretmenin öğrenci merkezli etkinlikler kapsamında tartışmaları iyi yönlendirerek her öğrencinin katılımını sağlaması, öğrenci proje çalışmalarını yakından takip ederek gerekli dönüşleri vermesi, grup çalışmalarını kontrol ederek her öğrencinin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesini sağlaması gerekiyor. Bu da öğretmenlerin alan bilgisinin yanı sıra bazı farklı özellikleri de kazanmış olmalarını gerekli kılıyor.

Akademisyenlerin Çarpıcı Profili

Gazi Üniversitesi (G.U.) öğretim kadrosu üzerinde yapılan araştırma, çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. G.Ü. öğretim üyelerinin yüzde 35’i tiyatro izlemiyor, yüzde 21’i akademik yayınlar dışında kitap okumuyor.
Prof. Dr. M. Çağatay Özdemir başkanlığında, 20 fakülte, 9 yüksekokul, 5 enstitü ve rektörlük kadrolarındaki toplam 1915 öğretim elemanı arasında yapılan çalışmanın sonuçları hiçbir yoruma ihtiyaç duymuyor;
Araştırmaya katılan öğretim üyelerinden,

Yüzde 35.6’sı, kendi kişisel prensiplerine ters düşse bile, çoğunluğun düşüncesine uyacağını söylüyor.
Yüzde 66.3’üne göre geleneklere ters düşen davranışlarda bulunmamak gerekiyor.
Yüzde 14.3’ü, sebebi ne olursa olsun boşanmaya karşı.
Yüzde 48.3’ünün, etrafında gelişen olaylara müdahale edecek gücü bulunmuyor.
Yüzde 37’si etrafında neler olup bittiğini anlamakta zorluk çekiyor,
Yüzde 13.9’u televizyon, gazete, dergi gibi şeyleri izleyemiyor.
Yüzde 64.1’i hiçbir sivil toplum örgütüne üye değil.

Araştırma, öğretim elemanlarının kültür sanat etkinliklerine olan ilgileri konusunda da ilginç sonuçlar ortaya çıkardı.
Kültür sanat etkinlikleri arasında en çok sinema tercih ediliyor. Bu konudaki oran yüzde 65.7. Bunu sırasıyla yüzde 9.9 ile tiyatro, yüzde 8.8 ile sergi, yüzde 7.2 ile konser, yüzde 6.5 ile diğer etkinlikler izledi.
Öğretim elemanlarının yalnızca yüzde 1.7’si opera-baleden zevk aldığını ifade etti. Sinemaya olan ilgiye rağmen, yüzde 9.3’ü bir yılda hiç sinemaya gitmemiş.
Yüzde 39’u 5-10 kez, yüzde 34.1’i 1-5 kez gidiyor, yüzde 17.7’si de evde film izlemeyi tercih ediyor.

Öğretim üyelerinin yüzde 35.1’i tiyatro izlemiyor. Yüzde 57’si yılda 1-5 kez, yüzde 7.9’u da 5-10 kez tiyatroya gidiyor.
Yüzde 21.9’u, yani yaklaşık 5 öğretim üyesinden birisi akademik yayınlar dışında kitap okumuyor. Yüzde 56.2’si ayda ortalama 1-2, yüzde 17.5’i 3-5, yüzde 4.5’i 6-10 kitap okuyor.

Akademisyenlerin büyük bölümü (yüzde 54.9) işinden memnun, ancak en büyük sıkıntı olarak gördükleri geçim sorununu aşmak için ek işe ihtiyaç duyuyor.
Memnun olmama nedenlerinin başında ücret düşüklüğü geliyor. Bu konudaki oran, yüzde 45.9. Diğer memnuniyetsizlik nedenleri ise çalışma koşulları, stres, prestij kaybı, iş yoğunluğu.
Yüzde 32’sinin aylık geliri 500 milyon-1 milyar, yüzde 27’sinin 1 milyar-1.5 milyar olan öğretim elemanlarının yüzde 59’u alt, yüzde 24’ü orta, yüzde 17’si ise üst sosyoekonomik düzeyde yer alıyor.

Bin Kişiye 1.1 Araştırmacı Düşüyor

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri arasında istihdam edilen bin kişiye düşen araştırmacı sayısı, 2000 yılında Finlandiya’da 11.4 iken, bin kişiye Japonya’da 9.7, Almanya’da 6.7 araştırmacı düşüyor.

Türkiye’de ise 2000 yılında istihdam edilen bin kişiye düşen araştırmacı sayısı 1.1.

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) verilerinden yapılan hesaplamaya göre, OECD ülkelerinde istihdam edilen bin kişiye düşen araştırmacı sayısı Güney Kore’de 5.2, İspanya’da 4.9, Slovakya’da 4.7, Polonya ve Macaristan’da 3.7 oldu.
2000 yılında OECD ülkelerinde istihdam edilen bin kişiye düşen ar-ge personeli sayısında da lider ülke 23 ile yine Finlandiya olurken, Japonya’da 13.5, Almanya’da 12.6, Norveç’te 11.2, İspanya’da 7.7 iken, Slovakya’da 7.2, Kore’de 6.6, Macaristan’da 6.1, Polonya’da 5.30, Türkiye’de ise 1.3.
Yeni eğitim ve öğretim yılında tüm miniklere, tüm gençlere ve  ailelerine başarılar dilerim.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir