6’lı Masa’nın “Kayıp Beyaz Kadın Sendromu”

Kayıp şahısların haber değerini ölçümleyen bir siteye rastladım tesadüfen. Site bir iletişim fakültesi projesi olarak hazırlanmış. Hayli orijinal, başarılı. Kamuoyuna da açık ve çalışıyor. Hedef ABD’de kaybolan kişilere dair haberlerin medyada yer alma olasılığının hangi faktörlere bağlı olduğunu bulmak. Tabii subliminal hedef, medyanın haberlere bakışının ne kadar yanlı olduğunu kanıtlamak. Tartışma 2004 yılına dayanıyor, 2021’de erkek arkadaşıyla seyahatte kaybolan bir genç kadın üzerinden alevleniyor, taktıkları isim; “kayıp beyaz kadın sendromu”.

KAPSAMA ALANIN KADAR

Nereden nereye… ABD’de her yıl 600.000’in üzerinde kayıp vakası yaşanıyormuş, on binlercesi hiçbir zaman bulunamıyor. Her yıl 4-5 bin kimliksiz cesetten en az bininin kimlik tespiti gerçekleşemiyormuş. Unutulan kayıplar. Bir dram!

Benim ilgilendiğim kısım, “Kayıp Beyaz Kadın Sendromu”nun, en az bu kadar ilginç isme sahip olan “Kapsama alanın ne kadar, değerin ne?” iletişim boyutu!

Konunun özü yaşanan dram kadar orantısız iletişim. Ölü ya da diri kaybolanlardan bazıları diğerlerinden daha şanslı. Beyaz ırk, özellikle beyaz kadınlar, daha da özellikli olarak genç olanlar bir de kent-metropolde ikamet ediyorlarsa, kaybolduklarında diğer tüm gruplardan daha fazla medyada yer alıyorlar. Columbia Journalism Review, TBWA-New York reklam ajansıyla Ocak- Kasım 2021 arasında 3 bin 6 yüz kayıp kişi makalesi örnekleyerek farklı kriterlere göre sınıflandırmışlar. Sonuç işte bu. Orada durmadıkları benim rastladığım web sitesinden anlaşılıyor. Kayıp Beyaz Kadın Sendromu’nun algoritması geliştirilmiş; Aile Geliri x (Kaçırılanın Sevimliliği ÷ Ten Rengi) + Kaçırılma Süresi x Kederli Ebeveynlerin Medya Bilgisi. Girip deneyebilirsiniz, olur ya başınıza bir şey gelirse bir iletişim organında haber olmanız ve buna bağlı bulunma şansınızın ne kadar olduğunu sınayabilirsiniz.

YALAN YANLI YANLIŞ HABER

Hayat ayrıcalıklar üzerine kurulmuş bir iletişim serüveni. “Kayıp Beyaz Kadın Sendromu” bahane, sorunun özü tüm dünyanın muzdarip olduğu yalan-yanlış-yanlı haber-bilgi salgını.

Geçtiğimiz günlerde, bir “6’lı Masa” üyesi parti yetkilisiyle sohbet etme fırsatım oldu. Soru soruyu, konu konuyu açtı, iyi niyetle birbirimizi anlama gayretine girdik ama gerçek şu ki, iletişime bakışta birbirimizden milyonlarca ışık yılı farklıyız.

Ben, iyi bir haber okur yazarı olduğumu düşünüyorum, iletişimci olarak aksi ayıp olurdu değil mi. Muhtemelen sizi de aynen sohbet ettiğim siyaset temsilcisi gibi şaşırtacağım; iletişim diyeti uyguluyorum. Ses ve görüntü kirliliğinin duygu ve düşüncelerime iyi gelmediğini enerji ve zamanımı çaldıklarını düşündüğümden, “spam” filtresi uyguluyorum, ben izin vermezsem radarımı aşamıyorlar. Fiziki gazete ya da ana akım denen ucube televizyon kanalları bu seçkiye giriyor. Matematik modelim de hazır, “cürmü kadar yer yakacak” zoraki tiraja sahipler. Bu mecraları satın alan kitleyi hedeflediğini saklamayan siyasi oluşumları anlamakta güçlük çektiğimi de saklayamam. Neden derseniz; hedef kitlenin ekonomik varlığı görece zayıf ve oy gücü şüpheli, kapsama alanı vaveylayla yüksek gösteriliyor. Bu yayın grubu içinde yer alan çıpalarım var, münferit ve periyodik olarak izliyorum. Diyetin vatandaş olarak benim için anlamı huzur! Profesyonel olarak iletişim mühendisliğine adım adım yaklaşıyorum, diploma veren kurum olsa hak edenlerin başında geleceğim.

DİYETİN TÜRLÜ HALLERİ

Ana akım dışında eğitimli görece genç nesil iletişimcilerin haber akışını tercih ediyorum. Ses ve görüntüyü engellediğim alanlarda yazılı iletişim tercihim. Sesin bağırma dışındaki bilgi iletişimi formatlarını sıklıkla kullanıyorum… hatta zamandan kazanmak için fazla sık. Seçkime giren görseller ve dijital prodüksiyonlar çok keyifli ama ambargo koyduğum için filtreye takılan nitelikli reklamları ıskalayabildiğimi fark ettim. Çözüm, bazı yayınları mailing veya sosyal medya mesajına paralel olarak paket pdf formatında izliyorum. Nitelikli reklam çok iyi bir içerik türüdür, tavsiye derim…

Gördüğünüz gibi kendi medyamı, kendi muhabir yazar ekibimi kurdum… işi abarttığım kesin. Eskisinden daha fazla haber analiz yorum okuyorum; ekonomi, sosyal siyaset dozunu, tarih, bilim ya da kültür sanat dozunu, teknoloji ayarını ben veriyorum. Portföyde yeme içme kültürü, sağlık, girişim ve akademik çalışmalar da var. Kuantum konseptiyle ve yapay zeka gerçeğiyle sıkı flört halindeyim. Farklı dillerde okuyorum, günlük haftalık ve aylık dengesini ayarladım. Sabah yoğunluğum 06.00 civarı başlıyor… bazen çok daha erken. Saat farkıyla dünyanın değişik bölgeleri önümden akıyor, fact checking-bilgi doğrulamasını ıskalamamaya gayret ediyorum. Gözlerim bozulsa da ruh halim 10 numara 5 yıldız.

6’LI MASANIN HALLERİ

6’lı masa iktidarın engelleri nedeniyle bırakın haber olmayı parayla ilan yeri bile satın almakta zorlanıyor, doğal olarak çok şikayetçiler. Aralarından ana muhalefet ve ana partner parti daha şanslı. Onlar kayıp genç kadın sendromu vaka’sı. İktidarın akıl dışı iletişim politikalarından yararlanmasını bilseler şahlanacaklar ama aynı yüzyılın bakış açısına sahipler. Diğer üyeler varlıklarını ispatlama çabasından ne düşündüklerini anlatma durumuna evrilmekte güçlük çekiyor ister istemez.

Tabii benim kriterler fena. Işık yılı farkımız burada. Sitemleri sempatik; “…okumuşu bunu yaparsa halk ne yapsın…” diye serzenişlerini saklamıyorlar.

Tekrarlamam gerekirse ister kayıp şahıs aransın ister iktidar koltuğu aransın… işin özü aynı. Evrensel sorunumuz; biri gözden kaçıyor, biri gözden kaçırıyor… Aslolan göze girmek.

ALINGANLIK YOK

Klişe cümlemi patlatıyorum; “güzel günler bitti, gelsin acı!” habercilerin, reklam verenlerin ve okur kitlesinin işi eskisinden zor. Haber kaynağı ulaşmak istediği hedef kitleyi iyi tanıyacak neredeyse kişi bazında strateji kuracak… Herkese özel iletişim olacak. Reklamcının; “saldım çayıra gümbür gümbür bağıra” dönemi bitti. Okura gelince, çevre mayınlı tarla, aldanmamayı öğrenmeli.

Unutmadan… iletişimde alınganlık olmaz. Beni okumadın, görmedin, tanımadın diye gönül koymak olmaz, gölgeyle kavga edilmez. İletişimin otobana dönüşmesi için önce gidip gelen araçlara ihtiyaç var. Otobüsle ilçe ilçe dolaşmak, meydanlarda kalabalık saymak… yok artık! Daha ne diyeyim! Bir de bağırmak, sansürlemek, yasaklamak… bunlar da yok! Yavaş, sakin.