İmrenilen Türk ve Süzülen Tanrıça

Parmağınızda süzülen bir tanrıça taşımak nasıl bir his olurdu, düşündünüz mü? Çok da zor değil aslında, ünü yurt dışına taşan bir Türk mücevher tasarımcısı olan Arman Suciyan’ın özel koleksiyonu parmakları süslüyor.

 

Fabergé ve Cartier’den günümüze lüks mücevherciliğin geçirdiği değişimi anlatan, 75 tasarımcının 190 eserine kavramsal yaklaşımları, malzemeleri, tasarım kalitesi ve işçiliği araştırılarak yer verilen bir seçkide Arman Suciyan’ın “Süzülen Tanrıça” ve “Süzülen Ruhlar”ın birleşmesi ile oluşan iki parçalı yüzüğü ile kahverengi pırlanta ve portakal rengi safirler ile süslü “Tanrıça Kanadı” küpesi yer aldı.

 

The Economist dergisinin yan kuruluşu olan 1843 editörlerinden Melanie Grant’in yayına hazırladığı özel kitap tam 3 yıllık bir çalışmanın eseri. Coveted adını verdiği Türkçesi “İmrenilen” demek olan çalışmasında Türkiye’den yalnızca Suciyan’a yer veren araştırmacı yazar, dünya üzerinde 200’den fazla tasarımcıyı ve eserini değerlendirmiş.  Aralarından sadece 75’inin konu alındığı kitapta Suciyan, sanatını konuşturuyor.

Öncelikle 1843, Türkiye’de yaygın olarak tanınmıyor diye hafife almayın. Kültür sanat sosyal konularda trendsetter bir yayın. Grant çok deneyimli bir gazeteci. Araştırmacı yazar derginin aynı zamanda Lüks Tüketim Editörü.

 

Ekim ayında öncelikle Londra’da ardından Avrupa’da satışa sunulan bu özel kitap bu ay ABD’de raflara girdi. Kitapta Suciyan dışında kimler var diye merak ettiğiniz biliyorum; Boucheron, Bvlgari, Cartier, Chopard, Cindy Chao, Hemmerle, James de Givenchy, Van Cleef & Arpels, Victoire de Castellane ve Wallace Chan… Türkiye’den tek olmak ve hem de köşe taşı diye nitelenecek bu isimlerle bağımsız tasarımcıların yanında yer almak en basit şekliyle övgüyü hak ediyor.

 

Peki neden Suciyan? Bunu araştırmacının kendi dilinden ifade etmek daha doğru olacak. Çünkü ben pek çok anlam çıkarttım: “Elbette bazı parçalarında doku kullanıyor, taş ve sembolizm ekliyor. Ama karmaşık süslü bir stile adanmış bu pazarda modernleşme cesareti, benim için tasarımda bir değişime işaret ediyor. Arman Suciyan’ın gelenekselden kopması, en az cesur, güzel ve uygun fiyatlı yaratıcı vizyonu kadar önemli. Lüks mücevhercilikte artık daha demokratik ve daha erişilebilir olmak anahtar bir bileşen. Arman, bunu gerçekleştirebilen tek Türk mücevher tasarımcısı olarak övgüyü sonuna kadar hak ediyor.”

 

Cımbızla bazı konseptleri bu paragrafın içinden çekmeme izin verirseniz; “süslü bir sanatta modernleşme cesareti” birincisi olurdu. “Demokratik ve daha erişilebilir bir sanat yaratmak” ikincisi olurdu. Kendimden de üçüncüsünü eklemek isterim; “hikayenin gücü”!

 

Eserler bir mücevher değil, bir tasarım değil aynı zamanda müthiş bir hikayenin de sahibi. Arman Suciyan koleksiyonunda ayrı ayrı da takılabilen birleştiğinde de adeta bir heykelcik olan yüzük ile bunu tamamlayan küpelerin hikayesi sabır işi. Hikaye Suciyan’ın hatırlamadığı kadar gençlik günlerinden örülmeye başlanmış. Uzayda yolculuk yapan bir tanrıça hayal ediyor. Mitolojiden esinlendiği bu tanrıça evrende seyahat ederken hayat vermek üzere seçtiği gezegende sonlanacak öyküde su damlası formunda akarken kanatlarıyla mitolojik bir kuş gibi uçuyor. Kataloğa giren yüzüğün bir parçası su damlası, diğer parçası kanatlar. Bir araya geldiklerinde adeta bir imza oluşturuyorlar. Küpelere gelince, gerçekten rüya gibiler. O damlacık atmosfer yolculuğunda kanatlarını çırparken üzerinde beliren tüyler kahverengi pırlantalar ve portakal rengi safirlerle renge bürünüyor…

Takıları incelediğinizde benim gibi yalın ama çok iddialı olduklarını düşüneceksiniz. Ben bunu nasıl takarım diye içinizden geçirebilirsiniz ki, ben hepimizin adına sordum. Aldığım yanıt, “…tüm tasarımlarımı vücutta denerim, vücudun formuna göre şekil bulurlar. Konfor en az tasarımdaki şıklık kadar önemlidir. Takılarımın aynı zamanda konforlu olmaları için çalışırım.” Suciyan’ın heykel çalışmaları yaptığını öğrendiğimde bu açıklamayı hiç de yadırgamadım.

 

Söylemeden geçemeyeceğim bir detay da Suciyan’ın 16 yaşında Kapalıçarşı’da Agop Çak ve Misak Toros gibi büyük ustaların yanında geleneksel kuyum sanatı üzerine eğitim almış olması. Yıllarca süren bu emek, daha sonra İngiltere’de kendi alanında dünyanın en önemli akademik kurumlarından biri olan Kent Institute of Art and Design eğitimiyle evrensel bir tarza ve yıllar içinde sanatçının kendi diline dönüşmüş.

 

Suciyan’ın sanat yolculuğunda magazin dünyasının ağzına layık renkli bir detay var. Uzun yıllar Londra’da, Madonna ve Guy Richie’nin nikah yüzüklerini sipariş ettikleri Stephen Webster tasarım atelyesinde çalışmış olması. Yüzüklerden birinin yapımında bizzat yer almış. Hikayenin ilginç olan kısmında, Madonna ve müstakbel eşi Richie ayrı ayrı ve birbirlerinden gizli olarak aynı atelyeye sipariş veriyor. Yüzüklerin kimin için tasarlandığı son 24 saate kadar ekiplere açıklanmıyor. Suciyan, Londra’dan sonra Milano’da kariyerine devam ediyor, son durağı İstanbul.

 

Bir iletişimci olduğum için midir bilmem projelerin, tasarımların, kentlerin kişilerin hikayelerine büyülenerek dalıyorum. Bu hikayeyi sizinle paylaşırken ülkelerin hikayelerini bireylerin yazdığını düşündürmek istiyorum. Bizim ülkemizin şahane bir kuruluş hikayesi var, onu zamanın ruhuna uygun renkli unsurlarla ki, söylemek istediği sanat edebiyat müzik bilim teknoloji gibi renklerle geliştirmek de bize düşüyor.

 

Söyleşimizi youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.