Ağızdan çıkan her söz ekonomik sonuca sahip. Bir kararın uygulanmaması, açıklanmasının etkisiz kaldığı anlamına gelmiyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın Ocak 2025–Mayıs 2026 döneminde açıkladığı gümrük vergisi oranlarının yüzde 71’i yasal uygulama kayıtlarına girmedi; ancak piyasalar bu açıklamalara tepki verdi.
Ekonomist Şebnem Kalemli-Özcan’ın araştırması, ticaret politikası belirsizliğinin açıklamalar çevresindeki kısa zaman aralıklarında doların ve hisse fiyatlarının gerilemesiyle ilişkili olduğunu gösteriyor.
Kalemli-Özcan’ın makalesi 21 Ekim’de Project Syndicate’te yayımlandı. Makalesi araştırmada ortaya çıkan bulguyu daha geniş bir soruya bağlıyor: Tarifeler, enerji şokları ve değişken ekonomi politikaları enflasyonu nasıl besliyor; şirketlerin yatırım, üretim ve finansman hesabını neden değiştirmeye devam ediyor?
Brown Üniversitesi ekonomi profesörü, Global Linkages Lab Direktörü ve Türkiye’de İndeks Konuşmacı Ajansı tarafından temsil edilen Şebnem Kalemli-Özcan’ın “What’s Driving Persistent Inflation?” başlıklı yazısını okurken, ekonomi kadar iletişimi de düşündüm. Liderlerin ne söylediğini takip ediyoruz. Söylediklerinin insanların ve şirketlerin kararlarını nasıl değiştirdiğini aynı dikkatle izliyor muyuz?
“Söyledi ama yapmadı” cümlesi rahatlatıcı gelebilir. Oysa açıklamayı duyan yatırımcı, üretici veya müşteri, kararını çoktan değiştirmiş olabilir. Geri alınan söz, değişen hesabı kendiliğinden eski haline getirmiyor.
Tarife Belirsizliği Nedir, Dolar ve Hisse Fiyatlarını Nasıl Etkiler?
Siyasi açıklama henüz karara dönüşmeden, şirketin önündeki seçenekleri değiştirebiliyor. Gümrük vergisinin oranını bilmekle, yarın hangi oranın uygulanacağını bilememek farklı ekonomik sorunlar. İlki hesap yapmayı, ikincisi hesabın varsayımlarını sürekli değiştirmeyi gerektiriyor.
Kalemli-Özcan, Can Soylu ve Muhammed A. Yıldırım’ın hazırladığı “TiRADE” , Trump’ın ikinci dönemindeki tarife açıklamalarını kaynaklarıyla birlikte kaydeden bir veri seti. Konuşmalar, sosyal medya paylaşımları, başkanlık kararları ve Beyaz Saray açıklamaları taranıyor. Hangi ülke, hangi ürün, hangi oran? Söylenen bir tehdit mi, duyuru mu, yürürlüğe giren karar mı? Kaynakta saat bilgisi varsa açıklama dakika düzeyinde işleniyor; aynı sözün farklı yerlerde tekrar edilmesi de ayırt ediliyor.
Araştırmanın dikkat çekici yanı, yalnızca uygulanan tarifelere bakmaması. Çünkü ekonomik karar verenlerin karşılaştığı bilgi, yürürlüğe giren düzenlemelerden ibaret değil. Gerçekleşmeyen ihtimaller de önlerine geliyor.
İncelenen dönemde açıklanan oranların yüzde 71’inin yasal kayıtlarda karşılığının bulunmamasına rağmen piyasaların tepki vermesi bu açıdan önemli. Araştırmacılar, açıklamaların hemen çevresindeki hareketleri inceliyor; bulguları doların uzun dönemdeki bütün değişimini açıklayan genel bir formül olarak sunmuyor. Gösterdikleri, politika belirsizliğinin kısa sürede fiyatlanabildiği.
Şirket açısından düşünelim. Bugün sipariş verdiğiniz parçaya birkaç ay sonra hangi verginin uygulanacağını bilmiyorsunuz. Üretimi başka ülkeye taşımak pahalı, mevcut düzeni sürdürmek riskli. Fiyat teklifinizin geçerlilik süresini kısaltabilir, yatırımınızı erteleyebilir veya alternatif tedarikçi arayabilirsiniz. Bunlar araştırmanın her işletmede ayrı ayrı ölçtüğü sonuçlar değil; belirsizliğin işletme kararlarına nasıl girebildiğini gösteren olasılıklar.
Gümrük Vergileri Enflasyonu Neden Gecikmeli Etkiliyor?
Rakamın kendisi kadar, neyi ölçtüğü de önemli. Enflasyon verisini okumak, yalnızca virgülden sonrasına bakmak değil; karşılaştırmanın başlangıç noktasını anlamak demek. Burada iki etkiyi ayırmak gerekiyor. Uygulanmayan tarife açıklaması belirsizlik yaratabilir; uygulanan tarife ise ithalat maliyetini artırarak üretim ve tüketici fiyatlarına yansıyabilir. İkisi aynı mekanizma değil.
Kalemli-Özcan’ın makalesindeki temel uyarılardan biri, ikinci etkinin zamanlamasıyla ilgili. Gümrük vergisi açıklandığında fiyatların bir kez yükselip sonra duracağını varsaymak kolay. Ancak maliyet artışı küresel üretim ağlarında yavaş ilerleyebiliyor. İlk gün bütün etkiyi görmememiz, etkinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Bir üreticinin sattığı ürün, başka üreticinin girdisi. Sözleşmeler farklı zamanlarda yenileniyor, stoklar farklı hızlarda tükeniyor. Şirketlerin artan maliyeti müşteriye yansıtma zamanı da aynı değil. Başlangıçta belirli bir üründe görülen maliyet artışı, üretim bağlantıları üzerinden başka sektörlere ve ülkelere taşınabiliyor.
Kalemli-Özcan, Ocak 2025’ten itibaren ABD fiyat düzeyinin 2025 öncesindeki eğilimin yüzde 0,3 üzerine çıktığını belirtiyor; bunu ekiplerinin uygulanan tarifelerle çalıştırdığı modelin öngörüsüyle karşılaştırıyor. Buradaki yüzde 0,3, yıllık enflasyon oranı değil. Fiyat düzeyinin, önceki eğilimin devamına göre ne kadar yukarıda olduğunu anlatıyor.
Enerji ve Tedarik Şokları Şirketlerin Maliyetini Nasıl Değiştiriyor?
Türkiye’deki işletmeler için de konu uzaktaki bir ticaret tartışması değil. İhracat siparişi, ithal girdi, enerji ve kredi ihtiyacı aynı bilançoda buluşuyor. Dışarıdaki politika değişikliği, içeride fiyat teklifinin ne kadar süre geçerli tutulabileceği sorusuna kadar iniyor.
Kalemli-Özcan, pandemiyle başlayan tedarik ve işgücü sorunlarını, Ukrayna savaşı sonrasındaki enerji sıkışmasını, tarifeleri ve Hürmüz kaynaklı enerji şokunu birbirinden kopuk olaylar gibi değerlendirmememiz gerektiğini söylüyor. Birinin etkisi çözülmeden diğeri geliyor.
Bu nedenle haber gündeminin değişmesiyle maliyet gündeminin değişmesi aynı şey değil. Yatırımcıların dikkati yapay zekâ şirketlerinin değerlemelerine veya kamu borcuna döndüğünde, üretimin içindeki eski sorunlar çalışmayı sürdürebiliyor.
Bir şirketin enerji maliyeti, taşıma gideri, ithal girdisi ve finansman ihtiyacı farklı dosyalarda izlenebilir. Ama hepsi aynı ürünün maliyetinde birleşiyor. Ekonomiyi ayrı başlıklarla okurken, şirketin bu bağlantılı hesabını kaçırmamak gerekiyor.
Küreselleşme 2.0: Şirketler Üretimi Neden Kolayca Taşıyamıyor?
Buraya kadar ana hatlarıyla aktardığım yeni makale, söyleşinin maliyet tarafını derinleştiriyor. Kendi pazarını korumak için konulan engel, içeride üretim yapan şirketin girdisini de pahalılaştırabiliyor. “Koruma” kelimesinin yanına, kimin korunduğunu ve bedeli kimin ödediğini yazmak gerekiyor.
Kalemli-Özcan’la geçtiğimiz aylarda yaptığımız söyleşide de siyasi tercihlerle şirketlerin ekonomik hesapları arasındaki ilişkiyi konuşmuştuk. Söyleşiden hareketle hazırladığım “Burası Küreselleşme 2.0, Siz Neredesiniz?” yazısında onun şu cümlesini aktarmıştım: “Şirketler her zaman kâr-zarar hesabından yola çıkar.”
“Küreselleşme bitti” denildiğinde ticaret, sermaye ve üretim bağlantıları ortadan kalkmıyor. Güvenlik ve jeopolitik kaygılar bu ilişkileri yeniden biçimlendiriyor. Bir ülkenin siyasi olarak uzaklaşmak istediği üretim merkezinden şirketlerinin aynı kolaylıkla uzaklaşamamasının nedeni de burada: Tedarikçi ağı, üretim kapasitesi ve birikmiş bilgi, kararla birlikte başka yere taşınmıyor.
Ekonomi Politikalarında Açık ve Tutarlı İletişim Neden Önemli?
İletişimi, karar alındıktan sonra başlayan tanıtım işi gibi ele aldığımızda etkisini gözden kaçırıyoruz. Oysa beklenti, açıklamayla birlikte oluşuyor.
Kalemli-Özcan’la geçmiş söyleşilerimiz de güncelliğini koruyor. Şubat 2014 tarihli “Gökten Üç Kadın Düştü” makalemde de ifade ettiğim gibi akademik değerlendirmesinde iletişim önemli yer tutuyordu. Janet Yellen, Christine Lagarde ve Angela Merkel’in yaklaşımlarını anlatırken, uzun vadeli istikrarın yanında “halkın anlayacağı şekilde açıkça gözler önüne serilen transparan para ve mali politikalarına” verdikleri önemi vurgulamıştı.
Bugünkü araştırma, açıklığın yanına tutarlılığı da koymamız gerektiğini düşündürüyor. İnsanların söyleneni anlaması yetmiyor; hangi koşulda uygulanacağını ve ne kadar süre geçerli kalacağını değerlendirebilmesi gerekiyor.
Ekonomi yönetiminin dili bu nedenle yalnızca bir anlatım meselesi değil. Şirketlerin önünü görmesi, yatırımcıların risk hesaplaması ve hanelerin karar vermesi için kullanılan bilginin parçası. Sürekli değişen açıklamalar, karar verecek kişiye daha fazla bilgi sunmak yerine hangi bilgiye güveneceğini bilemediği bir ortam yaratabiliyor.
Yapay Zekâ Yatırımları Enflasyon ve Faizden Bağımsız mı?
Sebnem Kalemli-Ozcan’ın makalesi, yapay zekâ heyecanını da üretimin ve finansmanın koşullarıyla birlikte değerlendirmeye çağırıyor. YZ şirketlerinin değeri ne kadar artabilir, balon oluşuyor mu, yatırımın getirisi ne zaman görülecek? Bunlar önemli sorular. Unutmayalım, yatırımların enerji, ekipman ve finansman ihtiyacı da var.
Gelecekte beklenen verimliliği konuşurken bugünkü yatırımın maliyetini atlayamayız. Şirketin teknoloji planı faizden, enerji fiyatından ve tedarik koşullarından bağımsız yaşamıyor. Yatırımcının getiri beklentisi de enflasyondan bağımsız değil.
Yazının birbirine bağladığı konular bunlar: Ticaret politikasının üretim maliyetine etkisi, belirsizliğin piyasalarda fiyatlanması ve enflasyonun yatırım hesabındaki belirleyiciliği. Bir başlığın daha az konuşulması, ekonomik etkisinin azaldığını göstermiyor.
İletişim açısından üzerinde durmak istediğim nokta bir açıklamanın doğru çıkıp çıkmadığını izlemek kadar, açıklandığı anda neyi değiştirdiğini de izlemek gerek. Geri alınan tehdit, ertelenen karar veya uygulanmayan oran etkisiz sayılmamalı.
Sözün sorumluluğu, gerçekleşip gerçekleşmediğiyle ölçülmüyor. Hedef kitlenin açıklamaya dayanarak ne yaptığıyla da ölçülüyor.
Şebnem Kalemli-Özcan’a konuşmacı daveti ve kurumsal etkinlikler için İndeks Konuşmacı Ajansı üzerinden ulaşabilirsiniz.