Ankara, 7-8 Temmuz’da NATO liderlerini ağırlayacak. Mekân, Beştepe Cumhurbaşkanlığı Külliyesi. Masada 32 müttefik ülke liderleri, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, davetliler, güvenlik heyetleri, diplomatik ekipler, basın ordusu olacak. ABD Başkanı Donald Trump’ın katılımı Washington tarafından teyit edilmesi, Ankara’daki zirveye ayrı bir gerilim, ayrı bir merak ve ayrı bir sahne değeri katıyor.
Türkiye daha önce de NATO zirvesine ev sahipliği yaptı. 2004 İstanbul Zirvesi hafızalarımızda. 2026 Ankara buluşması, yaygın sınıflandırmayla NATO’nun 36. Liderler Zirvesi; Türkiye’nin ev sahipliğinde yapılan ikinci büyük NATO zirvesi olacak.
Bu Zirveden Ne Çıkar?
“…Ne deprem çıkar ne de devrim. Zaten NATO’nun doğası buna elvermez. Zirveler, büyük kurumların yön duygusunu tazelediği toplantılar, anlık mucize üretmezler…” Yorum eski diplomat, Nato uzmanı, jeostratejist Hasan Aygün’e ait. Aygün, 22 yıl Dışişleri Bakanlığı’nda görev yaptı. Lizbon ve Napoli’deki NATO karargâhlarında siyasi başdanışmanlık ve uluslararası siyasi ilişkiler direktörlüğünde ve ayrıca Kosova, Bosna-Hersek ve Akdeniz operasyonlarında bulundu. Bosna ve Dağlık Karabağ barış süreçlerinde Türkiye’yi temsil etti.
Yanıtlarını Bulacağınız Soru Kümesi:
- Ankara Zirvesi gerçekten ne kadar önemli?
- Türkiye’nin “vazgeçilmezlik” anlatısı dışarıdan nasıl görünüyor?
- Houston’da kurulan Doğu Akdeniz enerji hattı ne söylüyor?
- NATO komuta merkezlerindeki sessiz değişim Türkiye’yi nereye koyuyor?
- Yapay zekâ, veri merkezleri ve dijital bağımlılık artık savunma meselesi mi?
- Yeni nesil savaş pahalı orduları nasıl zorluyor?
- Rusya tehdidi hâlâ eski yerinde mi?
- ABD, İngiltere ve Türkiye arasında küçük bir güvenlik hattı okunabilir mi?
- Avrupa ordusu değil de Avrupa orduları mı doğuyor?
Bu yazı uzun bir söyleşiden önemli gördüğüm alıntılar. Bütüncül bakış için sizi youtube, spotify’a davet etmek isterim. İlgili ve benzer konularda tartışmalar için yaprakozer.com.
Gerçekten; NATO Bizsiz Yapamaz mı?
Türkiye’de NATO kolay konuşulan, zor anlaşılan bir konu. Kimi zaman bütün kötülüklerin kaynağı gibi gösteriliyor. Kimi zaman Türkiye’nin Batı içindeki en sağlam dayanağı gibi anlatılıyor. NATO bir savunma örgütü. Kararlar oy birliğiyle alınıyor. Bir üyenin açıkça aleyhine NATO çatısı altında resmi karar çıkması, yapının mantığına aykırı.
Diğer yandan, “kullanışlı” cümleler havada uçuşuyor. “NATO bize karşı.” “NATO bizsiz yapamaz.” “Türkiye kilit ülke.” “Türkiye Batı’nın kalesi.”
Aygün, NATO’nun anlamının ülkeden ülkeye değiştiğini söyledi; “Estonya için NATO başka; Lüksemburg için başka. Rusya sınırına yakın yaşayan bir toplumun güvenlik hafızası ile Avrupa’nın ortasında yaşayan bir ülkenin güvenlik duygusu aynı değil. Türkiye’nin NATO algısı da kendi tarihinden, askeri kapasitesinden, Batı ile kurduğu inişli çıkışlı ilişkiden besleniyor.”
Şeytan Ayrıntıların Neresinde Dolaşıyor?
Zirve, şüphesiz Türkiye açısından görünürlük yaratacak. Başkan Trump’ın gelişi gündemi büyütecek. Buna karşılık, Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeyecek. Ankara’yı dünyanın merkezine taşımayacak.
Klişedir ama geçerlidir; şeytan ayrıntılarda… Yan konular ve sorunlar bu süreçte çözülecek ya da üzerinde görüş alışverişi yapılarak gelişecek. Zirve buzdağının üstü. Hikaye’nin önemli kısımları öncesinde ve sonrasında yaşanacak. Medyaya ilk etapta yansıyacak kısım ise verilmek istenen bütüncül mesaj olacak.
Bazı başlıklara birlikte bakıp değerlendirelim;
Houston’da Ne Oldu?
Ankara Zirvesi öncesi dikkat edilmesi gereken gelişmelerden biri Houston’da yaşandı. ABD, Yunanistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail katılımıyla Rice Universitesi üzerinden Eastern Mediterranean Energy Center kuruldu. Kâğıtta enerji, araştırma, altyapı, inovasyon ve bölgesel iş birliği merkezi diyor, Türkiye’nin içinde olmadığı bir Doğu Akdeniz oluşumu.
Türkiye, uzun süredir kendini enerji geçiş ülkesi, Doğu ile Batı arasında hat, Avrupa’nın enerji güvenliği için vazgeçilmez coğrafya olarak anlatıyor. Bu anlatının gerçek payı var. Coğrafya yerinde duruyor. Boru hatları, limanlar, Boğazlar, piyasa büyüklüğü, askeri kapasite yerinde duruyor.
Ve fakat; Houston’daki merkez dikkatle okunmayı hak ediyor. Aygün’ün en keskin uyarısı Türkiye Ankara’da NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaparken, Doğu Akdeniz’de Türkiye’siz bir enerji ve güvenlik hattının ekonomik, stratejik boyutu var. Kritik altyapı güvenliği, siber koruma, deniz yetki alanları, askeri tatbikatlar ve diplomatik tanınma zinciriyle birlikte ilerliyor.
Komuta Merkezlerinde Değişim Ne Demek?
Bir başka kritik konu da komuta merkezlerindeki yapılanma. NATO’nun komuta yapısındaki değişim, ittifakın yeni tehdit algısına göre kendini yeniden yerleştirmesi olarak okunmalı. NATO’nun iki stratejik karargâhından biri Belçika/Mons’taki SHAPE; operasyonlardan sorumlu en üst askeri komuta merkezi. Diğeri ise ABD/Norfolk’ta bulunan Allied Command Transformation; NATO’nun gelecekteki kuvvet yapısı, ihtiyaçları ve eğitiminden sorumlu dönüşüm komutanlığı. Norfolk’un İngiltere’ye taşınması ya da ağırlığının Avrupa’ya kayması, Avrupa’nın daha fazla sorumluluk üstlenmesi yönünde sembolik bir işaret olarak değerlendiriliyor. Operasyonel düzeyde ise Napoli ve Brunssum öne çıkıyor: Napoli Afrika ve Ortadoğu hattına; Brunssum ise Afganistan sonrası dönemde Rusya, Kuzey Avrupa ve Doğu Avrupa güvenlik mimarisine dönük çalışmalarıyla anılıyor. Doğu Avrupa’daki kaygıları yatıştırmak için Polonya’ya kısmi kaydırmalar ve kuvvet konuşlandırmaları yapılması da bu nedenle askeri olduğu kadar siyasi mesaj niteliği taşıyor.
Türkiye’de ise temel NATO karargâhı İzmir’deki Kara Kuvvetleri Komutanlığı. Ankara’da küçük ölçekli işlevsel bir yapı olan terörizm ve asimetrik savaşla mücadele merkezi, Adana, Malatya ve Kürecik gibi unsurlar NATO’nun temel karargâh yapısından çok, Türkiye ile NATO arasındaki anlaşmalar çerçevesinde kullanılan tesisler olarak değerlendiriliyor.
Türkiye açısından tablo nüanslı. Avrupa otonom bir yapıya doğru ilerliyor. İngiltere, ABD ayrışıyor. Türkiye ABD’ye bağlanıyor. Bu ayrışma neye işaret ediyor? Yeni mimariden anlıyoruz ki, savunma düzeni eski cephe ülkesinin çevresinde kurulmuş tek eksenli bir dünya değil artık…
Rusya Tehdidi Buharlaşırsa, Bize Ne Olacak?
Aygün’ün aktardığına göre NATO’nun en üst askeri komutanı olan SACEUR- Supreme Allied Commander Europe-Berlin’de yaptığı değerlendirmede Rusya’nın bugün NATO ile doğrudan bir çatışma arayışında görünmediğini söyledi. Aygün’ün ifadesiyle eldeki istihbarat raporları ve Rus birliklerinin hareketleri, Moskova’nın NATO ile savaşmak istemediğine işaret ediyor. Rusya hâlen Ukrayna savaşına saplanmış durumda; asker temininde zorlanıyor, drone ve yüksek teknoloji karşısındaki açıkları görülüyor. Aygün, mevcut dönemde Rusya’nın NATO’ya yakın vadede doğrudan tehdit oluşturma kapasitesinin sınırlı olduğunu; Ukrayna savaşını bitirse hatta kazansa bile üç, beş, belki yedi yıl toparlanmaya ihtiyaç duyacağını belirtti.
Türkiye’nin NATO’daki yeri uzun süre Rusya tehdidi üzerinden anlatıldı. Biz sınır ülkesiydik. Adeta cephenin kendisi!… “Avrupa’nın ileri karakolu” deniyordu. Bu söylem hâlâ kullanılıyor. Fakat Rusya tehdidi aynı biçimde okunmuyor.
Veri Merkezi Neden Dijital Bağımlılık?
Yapay zekâ savaş planlamasından istihbarata, dezenformasyondan hedef tespitine, siber saldırıdan kritik altyapı korumasına kadar her alanı kesiyor. Veri merkezleri egemenlik meselesine dönüşüyor. Aygün söyleşide enteresan bir saptama yaptı, “…yalnız düşmanlardan değil, dostlardan da korunmaya çalışıyoruz.” İfade ettiği ortam, NATO üyeleri birbirlerinin teknoloji şirketlerine, veri toplama kapasitesine, Pentagon veya Washington ile kurduğu ilişkilere kuşkuyla bakabileceğini mi gösteriyor?
Yorumum şu ki, Ankara NATO zirvesi öncesi hayli rol çalan G7 Zirvesi’nde yapay zekanın liderler düzeyinde ele alınması, NATO gündemiyle doğrudan bağlantılı okunmalı. G7’de Anthropic, OpenAI, Google DeepMind gibi şirketlerin liderlerle aynı masaya oturması; Amerikan yapay zeka modellerine erişimin “güvenilir ortaklar” çerçevesinde tartışılması ve çocukların çevrim içi güvenliğinin bile güvenlik mimarisinin parçası haline gelmesi, savunmanın sınırlarının değiştiğini gösteriyor. Ankara’daki NATO buluşmasını okurken yapay zekayı ayrı bir teknoloji parantezi değil, ittifakın yeni bağımlılık, egemenlik ve güvenlik testi olarak görmek gerek.
Arılar Fillere mi Saldırıyor?
Ukrayna, Karabağ, İran ve Doğu Akdeniz, dünyanın, savaşın yapılış gerekçeleri, ihtiyaç ve maliyet mantığının değiştiğini gösteriyor. Askeri taraftan bakacak olursak; uçak gemileri, tanklar, savaş uçakları ve füze sistemleri dünyanın en ciddi güç sembolleri olmayı sürdürüyor. Bununla birlikte küçük, ucuz, çoğalabilir, yönlendirilebilir sistemler gündemde ve savaş alanlarında. Ukrayna’da, İran’da etkinlikleri gözümüzün önünde test edildi. Aygün’ün kullandığı benzetmeyle ifade etmem gerekirse; “Arı ordusu file saldırdı”.
Artık biliyoruz ki, hızlı, insansız, düşük maliyetli askeri araçlar Türkiye için gerçek bir avantaj. Savunma sanayimiz bu rotada gelişiyor. Bu yaklaşım tek başına stratejik garanti olabilir mi? Kapasite kadar adaptasyon, savunma sanayi kadar veri, yazılım, üretim hızı, elektronik harp ve saha öğrenmesi önemli.
Risk, magazin, siyasetin, ticaretin, jeostratejinin bol olacağı bir zirve olacağı kesin. Bize ne kadar dokunacağını bekleyip göreceğiz. Çoklu eskende sallanan konuları; “Biz ne kadar önemliyiz?” sorusuna boğmak “fazla kolay ve konforlu” bir yaklaşım. Gündemi okumaya devam.