Dünya Neden Yönetilemiyor?

Bu yazıda ne bulacaksınız:

Emre Gönensay’ın Dışişleri Bakanlığı’nı neden “seminer gibi” yönettiğini; diplomaside kişisel yakınlıkla kurumsal hafıza arasındaki farkı; NATO Zirvesi sonrasında gündeme gelen tabanca hediyelerini ve kendi Castro–İznik tabağı hatırasını; Avrupa’nın neden artık aynı ölçüde örnek olmadığını; çok kutupluluğun neden kendiliğinden adalet üretmediğini okuyacaksınız.

 

Bir söyleşi. İki yazı. Bir devlet hafızası. Eski Dışişleri Bakanı Emre Gönensay’a bugünün dünyasında ne yapacağını sordum. Cevapları tek yazıya sığmadı. Ne bulacağınızı 4 maddede özetlediğim diğer Gönensay yazısına ulaşmak isteyebilirsiniz;
“Maalesef savaş bugün bir iş modeli oldu.”
“NATO 3, sömürgeciliği yeniden başlatacak bir organizasyon.”
“Avrupa yakında ‘gel buyur’ diyecek. İnşallah o tuzağa düşmeyiz.”
“Nüfuz alanlarına sataşırsınız. Güvenlik alanlarına sataşamazsınız.”

 

“Bugün dışişleri bakanı olsaydınız zorlanır mıydınız?” diye sorunca Emre Gönensay,“Çok zorlanırdım. Bugünün dünyası bambaşka bir dünya. Fevkalade karışık bir dünya.” Soğuk Savaş’ın iki kutuplu düzenini, Sovyetler Birliği’nin dağılmasını ve onu izleyen geçiş dönemini karar masalarından izlemiş dışişleri eski bakanının bugünkü dünyaya verdiği hüküm bu.

İttifaklar dönüşüyor, güç merkezleri çoğalıyor, uluslararası kurumların karar kapasitesi tartışılıyor. Diplomasi ise hızla kişiselleşiyor. Gönensay’la söyleşimizin ilk bölümünde NATO, savaş ekonomisi, Türkiye’nin stratejik bağımsızlığı ve Avrupa Birliği’yle ilişkileri üzerinde durduk.

Dünya bu kadar fazla kuruma, anlaşmaya, diplomata, zirveye ve bilgiye rağmen neden yönetilemiyor? Sorusunun yanıtını bu yazıya sakladım.

Dışişleri Bakanlığı’na “tepeden” gelmek

Gönensay meslekten diplomat değil, ekonomist. Kendi ifadesiyle, Dışişleri Bakanlığı’na “tepeden gelen” isimlerden biri.

Bu sözü, bakanlığa dışarıdan yapılan siyasi atamalarla ilgili genel bir savunma olarak kullanmadı. Diplomasi ve tarih bilgisi bulunmayan kişilerin yalnızca siyasi yakınlıklar veya dostluk ilişkileri üzerinden görevlendirilmesini yanlış bulduğunu söyledi:

“Ben meslekten diplomat olarak gelmedim. Dışişleri Bakanlığı’nın ‘tepeden geldi’ dedikleri insanlardanım. Hariciyeden yetişmemiştim. Ama her zaman iktisattan çok diplomasiye ve dış politikaya ilgi duydum.”

Ekonomi ve maliye bakanlığı tekliflerini istemediğini, özellikle dışişleri bakanı olmayı tercih ettiğini söylüyor. Bakanlığa dışarıdan gelmiş olmasına rağmen kurumla güçlü bir ilişki kurduğunu anlatıyor.

Kullandığı yöntem, akademik geçmişinin izlerini taşıyor: “Normal olarak bakan müsteşarı çağırır. Müsteşar, ‘Arkadaşlar böyle düşünüyorlar,’ der. Bakan da onu yapar. Ben öyle yapmadım. Bütün daire başkanlarını her pazartesi sabahı toplantıya çağırdım. Üniversitede seminer yönetir gibi dış politikayı birlikte oluşturduk.”

Bu çalışma biçiminin müsteşarlarla gerilim yarattığını da saklamıyor. Buna rağmen dışişleri bakanlığı dönemini meslek hayatının en sevdiği bölümlerinden biri olarak hatırlıyor: “Hayatımda yaptığım işlerden en sevdiğim, seminer gibi dış politika oluşturmaktı.”

Diplomasi kişilere mi, kurumlara mı dayanır?

Gönensay’ın bu değerlendirmesi üzerinden bugüne bakıldığında temel mesele atanan kişinin hangi meslekten geldiğinden çok, kurumsal bilgiyle nasıl ilişki kurduğu. Bir bakan meslekten diplomat olmayabilir.

Ancak diplomasinin dilini, tarihini ve kurumlarını dışlayarak dış politika üretilebilir mi?

Bir büyükelçinin devlet başkanıyla yakınlığı, görev yaptığı ülkenin tarihini ve siyasi yapısını bilmesinin yerini tutabilir mi?

Liderler arasındaki doğrudan ilişki kısa vadede bazı kapıları açabilir. Fakat ilişkiler bozulduğunda geride çalışabilecek kurumlar ve iletişim kanalları kalması gerekir. Söylediklerinden çıkarılabilecek en sınırlı ve açık sonuç şu: Diplomasiyi yalnızca kişisel ilişkilere bağlamak yerine, siyasi kararla kurumsal hafızayı bir arada tutmak gerekiyor.

Bir hediyenin diplomatik yükü

Diplomasi yalnızca müzakere masasında kullanılan kelimelerden oluşmuyor. Törenler, oturma düzenleri, karşılamalar ve hediyeler de devletlerin kendilerini nasıl göstermek istediğini anlatıyor.

Ankara’daki NATO Zirvesi’nin ardından bu sembolik dil beklenmedik biçimde gündeme geldi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, zirveye katılan liderlere adlarına özel olarak işlenmiş Gümüşay .357 Magnum revolverler hediye etti. Ahşap kutularda sunulan silahlara gerçek mermiler ve “ülkemizde üretilen ilk revolver tipi tabanca” ifadesinin yer aldığı bir plaket eşlik ediyordu. Hediye, Türkiye’nin gelişen savunma sanayiini temsil eden bir obje olarak seçilmişti. (Reuters)

Fakat diplomatik hediye, verildiği anda yalnızca bir jest olarak kalmıyor. Alıcının ülkesindeki hukuk, güvenlik ve devlet envanteri kuralları devreye giriyor.

Belçika Başbakanı Bart De Wever silahı ülkesine döndüğünde havaalanı polisine teslim etti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer, ülkesine sokulması hukuken sorun yaratacağı için hediyeyi etkisiz hale getirilmek üzere geride bıraktı. Ursula von der Leyen’in silahının kullanılamaz duruma getirildikten sonra askerî müzeye verilmesi kararlaştırıldı. Almanya, hediyeyi resmî armağanlar envanterine kaydetmek üzere Ankara’daki büyükelçiliğine teslim etti. Kanada Başbakanı Mark Carney ise kendi götürdüğü akçaağaç şurubunun Türk hediyesi karşısında biraz hafif kaldığını söyleyerek konuya mizahla yaklaştı. (Reuters)

Gönensay’a kendi dönemindeki hediye diplomasisini sordum: “Devletler birbirlerine ne verirdi? Bir dışişleri bakanı hangi hediyeyi kabul edebilirdi? Hediye kişiye mi, devlete mi aitti?”

Gönensay, kuralların ülkeden ülkeye değiştiğini anlattı: “Bazı memleketlerde size bir çiçek bile hediye edilse onu götürüp devletin hazinesine koymanız gerekir.” Ardından güncel ve tartışmalı bir örnek verdi: “Başkan Trump’a uçak hediye ettiler. Uçak Amerika’nın mı, Trump’ın mı, hâlâ belli değil.”

Gönensay’ın sözünü ettiği Katar’dan bağışlanan Boeing 747, ABD’de başkanlık uçağı olarak kullanılmak üzere dönüştürüldü. Uçağın yabancı bir devletten armağan olarak kabul edilmesi, güvenlik ve etik tartışmalarını da beraberinde getirdi. (AP News)

Geçmişte Orta Doğu ülkeleri arasında at hediye etmenin yaygın olduğunu hatırlatan Gönensay, Celal Bayar’a armağan edilen bir atı da anımsıyor. Fakat kendi hediye tercihinde savunma sanayii ürünü ya da gösterişli bir güç sembolü yok. “Hayatımda bir kez bir devlet başkanına hediye verdim. O da Castro’ydu. O bana puro gönderirdi. Ben ona İznik tabağı gönderirdim. Hediye verecek olsam yine en güzeli İznik tabağıdır.”

Avrupa hâlâ örnek mi?

Söyleşide Gönensay’a kendi kuşağının Batı’yla ilişkisini sordum. Gönensay Robert Kolej’den sonra Columbia Üniversitesi’nde ekonomi eğitimi aldı, London School of Economics’te doktorasını tamamladı. Akademik hayatının önemli bir bölümünü Batılı eğitim kurumlarında ve onların düşünce geleneği içinde geçirdi.

Bugünkü değerlendirmesi ise hayli sert: “Bizim gençliğimizde örnek aldığımız Avrupa başka bir Avrupa’ydı. Şimdi Avrupa’da örnek alınacak bir şey bulamıyorum.”

Görünen kararlar, görünmeyen süreçler

Gönensay’ın Hayata Açtığım Yelken kitabında diplomatlar, devlet yöneticileri, istihbaratçılar ve dönemin önemli siyasi aktörleriyle ilgili çok sayıda kişisel hikâye bulunuyor.

Kitabı yazma fikrinin John le Carré’nin anılarından esinlendiğini anlatıyor. Sovyetler Birliği ve Rusya siyasetinin önemli isimlerinden Yevgeni Primakov’la kurduğu ilişki de kitabın dikkat çeken bölümleri arasında. Bu hikâyelerden yola çıkarak kendisine, devletlerin kamuoyuna açıkladığı kararlarla bu kararların arkasındaki süreçler arasındaki mesafeyi sordum. Cevabı, “Yöneticilerin yaptığı işlerin arka planı başkadır” oldu.

Gönensay, dış politika kararlarının yalnızca liderlerin düşünceleriyle oluşmadığını savundu. Bürokrasi, istihbarat kurumları, askerî yapılar ve ekonomik çıkarların süreç üzerinde etkili olduğunu düşünüyor. Ukrayna savaşı, Amerika Birleşik Devletleri, CIA ve Pentagon hakkında da son derece iddialı değerlendirmeler yapıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal ettiğini kabul etmekle birlikte, çatışmanın öncesinde ve devamında ABD’nin Rusya’yı zayıflatmaya yönelik belirleyici bir rol oynadığına inanıyor.

Çok kutupluluk adalet getirecek mi?

Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu sistemi sona erdi. Ardından Amerika Birleşik Devletleri’nin ağırlık taşıdığı tek kutuplu bir dönem yaşandı. Bugün Çin’in yükselişi, Rusya’nın güvenlik politikaları, Hindistan’ın artan ağırlığı ve bölgesel güçlerin daha bağımsız hareket etmesiyle çok merkezli bir yapıdan söz ediliyor.

Gönensay’a, çok kutupluluğun daha adil bir dünya anlamına gelip gelmediğini sordum.

Cevabı soruyla başladı: “Çok kutuplulukta adaleti kim tesis edecek?” Ardından Birleşmiş Milletler’i işaret etti: “Birleşmiş Milletler’i takan var mı? Yok.”

Gönensay’a göre güç merkezlerinin çoğalması, ülkelerin kendiliğinden daha adil davranacağı anlamına gelmiyor. Her büyük güç kendi konumunu korumak veya genişletmek istiyor. Rakip gördüğü gücü sınırlamaya, zayıflatmaya ya da çevrelemeye çalışıyor.

Adil bir düzen için devletlerin güvendiği ve kararlarına uyduğu ortak bir kuruma ihtiyaç olduğunu söyledi. Teorik olarak bu kurum Birleşmiş Milletler olsa da  mevcut yapısıyla bu rolü yerine getirmekte zorlandığını ifade etti.

Bir devlet adamı fikrini neden değiştirir?

Söyleşinin önemli bölümlerinden biri Gönensay’ın kendi görüşlerindeki değişimi açıkça anlatması oldu. S-400’lerin kendi dışişleri bakanlığı döneminde gündeme gelmesi halinde nasıl davranacağını sordum.

“Almazdım,” dedi. Gerekçesini saklamadı: “O zaman o kadar NATO ve Batı taraftarıydım ki herhalde almazdım. Ama görüşlerim çok değişti.”

En belirgin değişikliğin Rusya’ya ilişkin düşüncelerinde yaşandığını söyledi. Bir dönem kendisinin de Anglosakson dünyasında üretildiğini düşündüğü Rus düşmanlığının etkisinde kaldığını ifade etti. Zaman içinde Rusya’nın Batı Avrupa’yı işgal etme amacı bulunmadığına kanaat getirdiğini, Rus politikalarını ve özellikle Vladimir Putin’in izlediği çizgiyi takip ederek bu sonuca ulaştığını anlattı.

Yönetilemeyen dünya mı, değişen yönetim biçimi mi?

Emre Gönensay’ın anlattıklarından tek ve kapalı bir dünya teorisi çıkarmak mümkün değil. Kendisi de bütün sorulara kesin cevaplar verdiğini iddia etmedi.

Söyleşide birbirine bağlanan başlıklar dikkatimi çekti. Örneğin, diplomaside kurumla kişi arasındaki ilişki. Batı’nın örnek oluşturma kapasitesi. Açıklanan kararlarla kararların arka planı arasındaki mesafe. Çok kutuplu dünyada adaleti sağlayacak kurum ihtiyacı. Nüfuz alanlarıyla güvenlik alanları arasındaki fark. “Dünya neden yönetilemiyor?” sorusuna tek bir cevap yok. Söyleşide paradoksları ortaya koyan ilginç bir yakalşım var, dinleyebilir ya da izleyebilirsiniz.

Sıkça Sorulan Sorular: 

Soru: Dünya neden yönetilemiyor?

Kısa yanıt: Gönensay’ın söyleşisinde tek bir neden yok. Güç merkezlerinin çoğalması, uluslararası kurumların zayıflaması, dış politikanın kişiselleşmesi ve kararların bürokrasi, istihbarat, askerî yapılar ve ekonomik çıkarlarla birlikte oluşması yönetimi zorlaştıran başlıklar olarak öne çıkıyor.

Soru: Diplomasi kişilere mi, kurumlara mı dayanır?

Kısa yanıt: Gönensay meslekten diplomat olmamasına rağmen dış politikayı Dışişleri Bakanlığı daire başkanlarıyla haftalık toplantılarda tartışarak oluşturduğunu anlatıyor. Deneyimi, siyasi karar ile kurumsal hafızanın birbirini dışlamaması gerektiğini gösteriyor.

Soru: Diplomatik hediyeler kime aittir?

Kısa yanıt: Kurallar ülkelere göre değişir. Bazı sistemlerde bir çiçek bile devlet envanterine girerken, başka ülkelerde daha esnek uygulamalar görülebilir. Gönensay hediye diplomasisini Castro’nun purosu ve kendi gönderdiği İznik tabağı üzerinden anlatıyor.

Soru: Çok kutupluluk daha adil bir dünya yaratır mı?

Kısa yanıt: Gönensay’a göre güç merkezlerinin artması adaleti otomatik olarak sağlamaz. Adalet için ülkelerin otoritesini kabul ettiği işleyen bir kuruma ihtiyaç vardır; ancak Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısıyla bu rolü yerine getirmekte zorlandığını düşünüyor.

Soru: Emre Gönensay neden fikir değiştirdi?

Kısa yanıt: Gönensay geçmişte daha güçlü bir NATO ve Batı taraftarı olduğunu, zaman içinde Rusya ve Avrupa güvenliği hakkındaki görüşlerinin değiştiğini söylüyor. Bu değişimi Rus politikalarını uzun süre izlemesine ve önceki kabullerini yeniden değerlendirmesine bağlıyor.

Paylaş