Bir Devlet Hafızası: Türkiye Hangi Yöne Yelken Açıyor?

Dış Politika / Jeopolitik / Söyleşi
Yaklaşık 12–14 dakika

Bu Yazıda Ne Bulacaksınız:

Emre Gönensay’ın “savaş bir iş modeli” ve “NATO 3 yeni sömürgecilik” sözlerinin arka planını; 1996’da Ukrayna’nın NATO üyeliğine neden karşı çıktığını; Rusya’nın NATO’ya alınması önerisini; Türkiye’nin stratejik bağımsızlık, S-400 ve savunma sanayii denklemindeki yerini; Avrupa Birliği’nden gelebilecek olası daveti neden “tuzak” olarak gördüğünü okuyacaksınız.

Dışişleri Eski Bakanı Emre Gönensay, NATO 3.0’ı yeni bir sömürgecilik hamlesi, savaşmayı iş modeli, Türkiye’ye yöneltilecek olası Avrupa Birliği davetini ise güvenlik tuzağı olarak okuyor.

  • “Maalesef savaş bugün bir iş modeli oldu.”
  • “NATO 3, sömürgeciliği yeniden başlatacak bir organizasyon.”
  • “AB’den, yakında ‘gel buyur’ diyecekler. İnşallah o tuzağa düşmeyiz.”
  • “Nüfuz alanlarına sataşırsınız. Güvenlik alanlarına sataşamazsınız.”

Bu cümleler Türkiye’nin kritik dönemeçlerinde karar verenler arasında yer almış Dışişleri Eski Bakanı Emre Gönensay’a ait.

Akademisyen, iktisatçı, başbakan ve cumhurbaşkanı başdanışmanı, yetkili büyükelçi, milletvekili ve dışişleri bakanı… Yakın tarihin birçok kırılma noktasına tanıklık etti. Kitabı Hayata Açtığım Yelken çok yeni yayınlandı; kişisel bir hatırat gibi başlıyor. Sayfalar ilerledikçe Türkiye’nin Soğuk Savaş’tan bugüne uzanan devlet hafızasına dönüşüyor. Gönensay’la bu hafızanın içinden bugüne baktık. Söyleşinin tamamına youtube ve spotify’dan ulaşabilirsiniz.

Bugün Dışişleri Bakanı Olsaydınız?

Söyleşi boyunca aynı soruya birkaç kez geri döndüm: Emre Gönensay bugün dışişleri bakanı olsaydı ne yapardı? İlk yanıtında bir ülke ya da ittifak seçmedi; üç ilke sıraladı: barış, komşularla sorunları azaltmak ve stratejik bağımsızlık.

İkinci kez sorduğumda formülü daha açık kurdu: “NATO’da olurum, NATO’dan istifade ettiğim kadar ederim; ama NATO’dan da bağımsız olurum.” Bu yaklaşımı S-400 kararıyla somutlaştırdı. Kendi dışişleri bakanlığı döneminde aynı kararı muhtemelen vermeyeceğini, çünkü o yıllarda çok daha güçlü bir NATO ve Batı taraftarı olduğunu söyledi. Özetlemem gerekirse; Gönensay, Türkiye’nin kendi karar alanını koruma arayışını tarif etti.

Savaştan söz edince “büyük adam” olmak

Gönensay, dünyadaki siyasi dilin ters yönde ilerlediğini düşünüyor; “Bugün Avrupa’daki bakanlar ve liderler konuştuğu zaman kimse barıştan söz etmiyor. Hepsi savaştan bahsediyor.” Ardından söyleşinin çarpıcı cümlelerinden biri geldi: “Belki de domates fiyatlarının yüksek olmasını konuşmaktan utanıyor, küçük görüyorlar. Savaştan konuşurlarsa büyük adam oluyorlar.”

Anlaşılan; gündelik hayatın gerçek sorunlarını çözemeyen yönetimler, büyük güvenlik tehditleri üzerinden siyasal ağırlık üretmeye çalışıyor. Enflasyon, gelir dağılımı, konut, eğitim ve sağlık gibi ölçülebilir sorunlar geri plana itiliyor. Savaş dili liderlere hareket alanı, olağanüstü bütçeler ve sorgulanması zor öncelikler sağlıyor.

Gönensay’a göre savaş ekonomik bir modele dönüşmüş durumda: “Ekonomi ama ne ekonomisi biliyor musunuz? Cep ekonomisi. Maalesef savaş bugün bir iş modeli oldu. Para kazanmanın yolu savaş.”

Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi bu dönüşümün rakamlarını ortaya koydu. NATO, 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedariki açıkladı. Üretim kapasitesinin artırılması, ticaret engellerinin azaltılması ve savunma sanayiiyle daha yakın iş birliği kararlaştırıldı. İttifak ayrıca insansız sistemlere karşı önümüzdeki beş yıl içinde 40 milyar dolarlık yatırım planlıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, “NATO 3.0”ı Avrupa ile Kanada’nın daha fazla sorumluluk üstlendiği, üretimin ve askerî kapasitenin büyütüldüğü yeni denge olarak tarif ediyor. (NATO)

NATO 3.0 mı, yeni sömürgecilik mi?

Gönensay’ın askeri ittifak NATO üzerine siyasi teşhisi çok çarpıcı. NATO’nun dönüşümünü üç dönemde okuduğunu söyledi:

  • NATO 1, Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı karşısında kurulan Soğuk Savaş ittifakıydı.
  • NATO 2, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kendisine yeni görevler arayan; terörizm, kaçakçılık, bölgesel krizler ve ittifak dışı operasyonlarla alanını genişleten yapıydı.
  • NATO 3 ise ona göre yalnızca Avrupa’nın savunma harcamalarını artırdığı yeni bir dönem değil. “NATO 3, sömürgeciliği yeniden başlatmak için.”

Bu teşhisi ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmaya bağladı. Şöyle izah etti; Rubio konuşmasında sömürgeciliğin yeniden kurulmasını açıkça talep etmedi. Batı medeniyetinin ortak mirasını, Avrupa ile ABD’nin birlikte hareket etmesini, yeniden sanayileşmeyi ve Batı’nın gücünü canlandırmasını savundu. Konuşma Avrupa’da alkış aldı; Batı dışındaki bazı çevrelerde ise medeniyet üstünlüğü ve dışlayıcılık tartışması yarattı. Chatham House, Avrupalı olmayan katılımcıların konuşmayı “beyaz Avrupa medeniyetine övgü” olarak algıladığını aktardı. (Chatham House)

Gönensay, medeniyet çağrısını masum bulmuyor. Batı’nın ortak kültürünü koruma söyleminin arkasında ekonomik, teknolojik ve askerî hâkimiyet arayışı görüyor. Ona göre güvenlik söylemi, büyük güçlerin kaynaklara, pazarlara, üretim zincirlerine ve stratejik güzergâhlara yeniden hâkim olmasının aracı haline gelebilir.

Yeni sömürgeciliğin eski sömürgecilik gibi bayrak dikmesi gerekmiyor. Borç verebilir. Silah satabilir. Teknoloji standardı koyabilir. Enerji hattını kontrol edebilir. Veriye sahip olabilir. Bir ülkeyi koruma şemsiyesinin içine alıp dış politikasını sınırlayabilir.

Rusya NATO’ya alınsaydı

Gönensay’ın Rusya konusundaki yaklaşımı da alışılmış çizginin dışında. 1996’da dışişleri bakanı olarak katıldığı NATO toplantısında Ukrayna’nın ittifaka alınması fikrine sert biçimde karşı çıktığını anlattı: “Böyle bir şey yaparsanız Türkiye olarak veto ederiz, dedim.”

Ukrayna’nın NATO’ya alınmasının Rusya tarafından doğrudan tehdit olarak algılanacağını, büyük bir çatışmayı tetikleyeceğini düşünmüş. Aynı toplantıda daha ileri bir öneri yaptığını da aktardı: “Rusya’yı NATO’ya alın. Dünya barışına büyük bir katkı yapılır, dedim.” Aradan tam 30 yıl geçti. Gönensay’ın fikri değişmemiş: “Hâlâ inanıyorum buna”diyor.

Anglosakson Etkisinde Rus Düşmanlığı

Gönensay, Rusya’yı dışlayarak istikrarlı bir Avrupa güvenlik düzeni kurulamayacağı görüşünde. Bir dönem kendisinin de “Anglosaksonlar tarafından pompalanan Rus düşmanlığının etkisinde” kaldığını söylediğinde, söyleşide bir kez daha beni şaşırtmayı başardı. Zamanla görüş değiştirmiş. Rusya’nın Batı Avrupa’yı işgal etme amacı taşımadığına inanıyor.

Bu görüş, Ukrayna’nın işgalini, Rusya’nın askerî müdahalelerini ve Avrupa ülkelerinin güvenlik kaygılarını ortadan kaldırmıyor. Gönensay’ın tezi başka: Güvenlik sistemi, büyük bir gücü sürekli dışarıda bırakarak kurulursa tehdit ortadan kalkmaz; kurumsallaşır.

Nüfuz alanı değil, güvenlik alanı

Buradan çok kutuplu dünyanın temel sorununa geçiş yaptık. Herkes nüfuz alanı istiyor. Nüfuz alanları genişledikçe sınırlar çarpışıyor. Bakın Gönensay ne önerdi;

“Çok kutuplu dünyada hep nüfuz alanlarından bahsediliyor. Nüfuz alanı sakat bir kavram. Onun yerine güvenlik alanlarını düşünmek lazım.”

Ne demek istiyorsunuz diyerek açmasını rica ettim; “Nüfuz alanlarına sataşırsınız. Güvenlik alanlarına sataşamazsınız. Güvenlik alanları daha dengeli bir yapı yaratır.”

Gönensay, Birleşmiş Milletler’in bu düzenin tepesinde bulunabileceğini söylese de zor olduğunu kabul ediyor. Çünkü çok kutuplu dünyada adaleti sağlayacak, herkesin otoritesini tanıdığı bir kurum kalmadığını ifade etti; …Birleşmiş Milletler var, gücü yok. Kurallar var, uygulayan yok. İttifaklar var, güven eksik…

Türkiye bu tabloda kendisine stratejik yalnızlık mı ördü diye sordum;  “Türkiye stratejik yalnızlık örmedi. Ait olduğu güvenlik kuruluşlarıyla dolaylı bir güvenlik alanı oluşturdu. NATO’da hâlâ varız. Ancak NATO’dan stratejik bağımsızlığımız da var” dedi.

Stratejik bağımsızlığın faturası

Gönensay stratejik bağımsızlığı, ittifaklardan çıkmak olarak tanımlamıyor: “NATO’da olurum. NATO’dan yararlandığım kadar yararlanırım. Fakat gerektiğinde NATO’dan bağımsız hareket ederim.”

S-400 alımını bu politikanın somut örneği olarak gösteriyor. Kendisine, dışişleri bakanı olduğu dönemde aynı kararı verip vermeyeceğini sorduğumda beni şaşırtmaya devam ettiğini söylemeliyim; “Almazdım. O zaman o kadar NATO ve Batı taraftarıydım ki herhalde almazdım. Ama görüşlerim çok değişti.”

Stratejik bağımsızlığın yalnızca siyasi söylemle kurulamayacağını vurgulamayı ihmal etmedi; “Bağımsız bir silah sanayiniz olmadan stratejik bağımsızlık olmaz.”

Türkiye’nin savunma sanayiinde sağladığı ilerlemeyi bu nedenle doğru buluyor. Savunma üretimini yalnızca ihracat, teknoloji ya da prestij meselesi olarak görmüyor. Dış politika kapasitesinin maddi temeli olarak değerlendiriyor.

Avrupa Türkiye’yi ne zaman hatırlar?

Türkiye gerekli olduğunda stratejik ortak. Üyelik gündeme geldiğinde sorunlu aday. Güvenlik gerektiğinde vazgeçilmez. Karar mekanizması söz konusu olduğunda dışarıda. Gönensay, Avrupa’nın yakında Türkiye’ye “Gel buyur” diyebileceğini düşünüyor. Ardından uyarıyor: “İnşallah o tuzağa düşmeyiz.”

Neden tuzak diye sordum; “Bize, ‘Hadi Kahraman Mehmet, yine nöbete’ diyecekler. O yüzden bizi Avrupa Birliği üyesi yapmaya bile razı olabilirler.” Gönensay’ın “tuzak” dediği; Türkiye’nin Avrupa savunmasındaki rolünün eşit ortaklık değil, askerî yük paylaşımı üzerinden kurulabileceğini savundu. Başka bir ifadeyle Avrupa, Türkiye’yi masada karar veren siyasi güç olarak değil; sınır koruyan, asker sağlayan, göçü tutan ve savunma kapasitesi sunan ülke olarak içeri çağırabilir.

Gönensay, Türkiye’nin Avrupa’yla ilişkisini reddetmedi hatta tam tersine, Avrupa’nın doğuya genişlemesini yıllarca savunduğunu anlattı. Bugün aynı Avrupa’yı görmediğini ifade etti; “Bizim gençliğimizde örnek aldığımız Avrupa başka bir Avrupa’ydı. Şimdi Avrupa’da örnek alınacak bir şey bulamıyorum.”

Avrupa’nın para ve demokrasi paradoksu

Gönensay, Avrupa Birliği’nin yalnızca siyasi değil, yapısal bir kriz yaşadığını düşünüyor: “Para birliği, mali birlik olmadan yürümez.” Bu yapının ekonomik ve demokratik bir sorun yarattığını düşünüyor: “Bana vergi koyuyorsan benim oyumu almak zorundasın. Avrupa’da seçim oluyor. Sonra bürokrasi her şeyi devralıyor.”

Avrupa Birliği’nin dağılma sürecine girdiğini savunuyor. Gönensay’ın Türkiye’ye önerisi üyelik hayalinden kopmak değil. Üyeliğin hangi şartlarda ve hangi amaçla teklif edildiğini sorgulamak. Türkiye, Avrupa’nın güvenlik açığını kapatan ülke mi olacak yoksa Avrupa’nın siyasi, ekonomik ve demokratik kararlarına eşit biçimde katılan bir üye mi? Gönensay bu ikisinin aynı şey olmadığını söyledi.

Dünyanın ekseni Türkiye’ye geliyor

Gönensay’a göre ekonomik ve jeopolitik ağırlık Avrasya’ya kayıyor. Çin, Rusya, Orta Asya, enerji koridorları, BRICS, Şanghay İşbirliği Örgütü, teknoloji ve yeni ticaret yolları Türkiye’nin çevresinde yeni bir güç alanı oluşturuyor; “Avrasya denilen şey bize geliyor. Bizim olduğumuz yere geliyor. Dünyanın ekseni bize geliyor.”

Coğrafya fırsat yaratıyor olabilir otomatik olarak güç yaratmıyor. Bir ülkenin enerji hattı üzerinde bulunması, enerjiyi yönettiği anlamına gelmiyor. Keza, ticaret koridorunda bulunması, ticaretten en büyük payı aldığı anlamına gelmiyor. Savaş bölgelerinin ortasında bulunması, diplomatik merkez olduğu anlamını taşımıyor. NATO üyesi olmak da, kararları belirlediği anlamına gelmiyor. Avrupa için gerekli olmak, Avrupa’nın eşit parçası olduğu anlamına gelmiyor. Türkiye’nin konumunu güce çevirebilmesi gerekiyor. Savunma kapasitesi kadar ekonomi, hukuk, diplomasi, eğitim, teknoloji ve kurumsal hafıza gerekiyor.

Sıkça Sorulan Sorular: 

Soru: Emre Gönensay NATO 3.0’ı nasıl yorumluyor?

Kısa yanıt: Gönensay NATO’nun Soğuk Savaş savunma ittifakından terör ve bölgesel operasyon dönemine, oradan da ekonomik ve askerî hâkimiyet üreten yeni bir yapıya geçtiğini savunuyor. “NATO 3” tanımı, NATO’nun resmî açıklaması değil; Gönensay’ın siyasi yorumudur.

Soru: Türkiye’nin stratejik bağımsızlığı ne demek?

Kısa yanıt: Gönensay’a göre stratejik bağımsızlık ittifaklardan çıkmak değildir. Türkiye NATO’da kalabilir, ittifaktan yararlanabilir; ancak gerektiğinde kendi güvenlik ve dış politika kararlarını bağımsız biçimde alabilmelidir. Bu kapasitenin savunma sanayiiyle desteklenmesi gerektiğini söylüyor.

Soru: Gönensay neden Rusya’nın NATO’ya alınmasını savunuyor?

Kısa yanıt: 1996’da Ukrayna’nın NATO’ya alınmasının Rusya’yı provoke edeceğini savunan Gönensay, aynı toplantıda Rusya’nın NATO’ya katılmasının Avrupa güvenliğine katkı sağlayacağını önerdiğini anlatıyor. Aradan geçen yıllara rağmen bu fikrinin değişmediğini ifade ediyor.

Soru: Türkiye–AB ilişkilerindeki “tuzak” nedir?

Kısa yanıt: Gönensay, Avrupa’nın güvenlik ihtiyacı arttığında Türkiye’yi siyasi karar mekanizmasına eşit üye olarak değil; asker, sınır güvenliği ve savunma kapasitesi sağlayan ülke olarak davet edebileceğini düşünüyor. “Tuzak” sözü bu eşitsiz görev paylaşımı ihtimaline işaret ediyor.

Soru: Nüfuz alanı ile güvenlik alanı arasındaki fark nedir?

Kısa yanıt: Nüfuz alanı bir gücün diğer ülkelerin kararları üzerindeki etkisini genişletmesini anlatır. Gönensay ise ülkelerin iş birliğiyle kurulan ve karşılıklı güvence sağlayan “güvenlik alanları” öneriyor; bunun daha dengeli ve istikrarlı bir düzen yaratabileceğini savunuyor.

Paylaş