Doğru Dalga & Çirkin Ördek ve Başarı

Dilek Dayınlarlı – VC (Venture Capitalist) girişim fonu yöneticisi. Türkiye’den çıkmış başarılı bir girişim yatırım fonu olan ScaleX’in kurucularından. Mühendis, ABD’de MBA ve girişimciliğe bulaşmış biri… imza attığı başarılı operasyonlarla dikkat çekiyor.  Zor problemleri çözmeyi seviyor, sporcu kimliğiyle “çıkalım maçta terleyelim” enerjisinde… İşini “dalgaları takip etmek” diye tarif ediyor, anlatımından püf noktasını dalganın tepeye vurduğu anla dip yaptığı zamanları kollamak olarak anlıyorum.  Geçmişle ilgili; Bulgar göçmeni anneannesi kahramanı… bugün özellikle robot teknolojisine yatırım… girişimcinin aç, meraklı, çalışkanını seviyor, kimselerin yüzüne bakmadığı “çirkin ördek” yavrularını koruyor kolluyor… kendisinin pek sık kullandığı şekliyle, yol boyunca havlu atmayacağına inanırsa “uçuruyor”. Başarısını yatırım yaptığı girişimciler gibi çok çalışmaya, iyi olmak için en iyilerle bir arada olmaya, havayı iyi koklamak anlamına gelen dalgalarla sörf benzetmesine bağlıyor. Herkesin kapıldığı dalgaya yönelmiyor. Anlatması kolay, yapması sanırım öyle değil.

 

Dayınlarlı’yla sohbeti “keyifli” kelimesiyle özetlemek haksızlık olur, youtube’da dinlerken hissedeceksiniz, gözünüz aşağıya kaydıkça satırlardan size de yansıyacak çok heyecanlı vurgusunu da ilave etmeliyim. Enerjisi bulaşıcı. Hindistan gibi mi diye cümlemi bitirip sorduğum bir soruya; Hindistan olmaktan çok çok daha büyük hayalleri olduğunu söyledi. Sorularımdan bir başkasına 1 koyup 10 almakla hatta 1 koyup 100 almakla da pek heyecanlanmadığını ifade etti. İçimden “hadi canım!” dediğimi itiraf ediyorum. O ısrarla, ekosistemi kurmak gerektiğini anlattı durdu. Belli ki daha büyük dalgaların peşinde. Türkiye’den “unicorn” çıkaran, bizim görmediğimiz konularda ışık gören insanlar bunlar… değişik düşünüyor, farklı bakıyorlar.

 

ScaleX’i, Türkiye’nin ilk başarılı girişimcileri kurmuş; Dayınlarlı dışında ortaklar, Berkay Mollamustafaoğlu, Alper Mat. Mollamustafaoğlu, Türkiye’nin en büyük yazılım şirketi kuruluşu ve exit’ini gösterenlerden. Kurucusu olduğu OpsGenie, 295 milyon dolar exit’le bugün yaklaşık 20-30 milyar doların üzerine çıkmış olan dünyanın en büyük yazılım şirketlerinden Atlassian’a satıldığında (2018) Avrupa’nın da en büyük 10 exit’i arasına girmeyi başardı. Mat, 1.8 milyar dolara Zynga’ya satılan Peak Games’in eski COO’su. Hatırlarsınız, Peak Games ilk “unicorn”umuz. Mat daha sonra da 130 milyon dolara Actera’ya satılan Vivense adlı e-ticaret şirketi kurucu ortakları arasında yerini aldı.

 

ScaleX erken aşama teknoloji şirketlerine yatırım yapıyor. Seçilmiş girişimcinin ihtiyacını üçe ayırmışlar; aynı yoldan geçmiş olan ağlara erişim, başarısı tescilli yeteneklerle çalışmak ve gerekli sermaye… Para gerekenlerden üçüncüsü. Okudukça detaylarda bulacak olsanız da 250 bin dolarla 2.5 milyon dolar arasında yatırım yaptıklarını ifade edeyim ben yine de. Bu arada onun son sözünü ben ilk’ler arasına alayım, 2022 girişim dünyasında güzel geçecekmiş, ben de bu enerjiyle sizi söyleşinin detaylarına davet ediyorum;

Söyleşimizi youtube kanalımdan izleyebilir, Spotify‘dan dinleyebilirsiniz.

Yaprak Özer: Girişimcilere yardımcı olayım derken dünyadaki bütün girişimciler olmadığını algılıyorum. Ütopik geliyor kulağa, ortada elle tutamadığım bir şey var; daha somut nasıl anlatırsınız?

Dilek Dayınlarlı: Detaya inmeyince yukarıda kalıyor. Aslında bizim baktığımız yerden başarının tanımını değiştiriyoruz. Başarının tanımı 1 koyduğumuz parayı 10’a çıkartmak değil, iyi işler yapmak. Ortaklar, yurt dışında çalıştık, okuduk orada kalabilirdik… Türkiye’ye döndük çünkü inanıyoruz. Potansiyel olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’de bir girişime yatırım yapıp globale çıkartabilirseniz ki, biz lokal pazara değil yüksek teknolojide dünyaya götüreceğimiz işlere yatırım yapıyoruz, o seviyeye çıkarttığınızda inanılmaz bir potansiyel, büyük bir başarı getiriyoruz. Bunu sadece para için de değil, etrafında yarattığımız ekosisteme eğitimle yardım ederek yapmak istiyoruz. Motivasyonun boyutu farklı diyebiliriz. Yatırımcı olarak uzun yıllardır bu işi yapıyorum. Kendi portföyümde 1 koyduğumu 10 yaptım. Sürekli olabilir mi, daha iyi olması için gece gündüz çalışıyoruz, o garanti!  1’i 10 yapmak için değil, 1’i 100 yaparken ekosistemi de iyi kurayım diye yapıyorum.

 

Yaprak Özer: Bu sizin çalışmalarınızla olabilecek şey mi? Dünyada farklı coğrafyalarda yaratmaya çalıştığınız iklimi yaratmış ülke-kentler var; İsrail, Dubai, Portekiz… ilk aklıma gelen. Ekosistemi yaratmak, o motivasyonla hareket etmek için ihtiyaç duyduğunuz şeyler bizim iklimde var mı?

Dilek Dayınlarlı: Her gün gelişiyor. Benim işim, dalgaları yakalamak ve doğru girişimciyi bulmak. 2010’ların başında işe başladığımda ortam var mıydı, tartışılır. Az girişim vardı, farkındalık azdı, para azdı. 2021’de yaklaşık 1.6 – 1.7 milyarlık yatırım yapıldı girişim sermayesi olarak. Geçtiğimiz 10 yıldan daha fazla bu miktar Türkiye’de. Türkiye’yi kenara bırakalım, bütün dünyada teknoloji – inovasyon çok gelişiyor. Dalgaların en çok kabardığı 3 tane nokta var; regülasyon, yeni teknoloji ve yeni müşteri alışkanlıkları. Tarihe bakarsak; regülasyonlar değiştiğinde, yeni teknolojiler değiştiğinde ve kullanıcı alışkanlıkları yeni adaptasyonlar edindiklerinde oluyor. Covid, her şeyi değiştirdi ve hızlandırdı. Öyle bir döneme girdik ki, daha önce potansiyeli olan ve büyüyen bir yerdi bugün ivmelendi. Çünkü çözülecek çok problem var, bir sürü yöntem var, bunları teknoloji şirketleri çözüyor olacak. Bizim inancımız bu.

 

Yaprak Özer: “Burası” derken bu coğrafyayı mı kast ediyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Bütün dünyada. Türkiye’nin özeline gelirsek, ekosisteme baktığımızda 10 yılda ikinci üçüncü jenerasyonuna geldi. İlk jenerasyon; Hepsiburada, Yemek Sepeti… hiçbir şey yokken bu topraklarda bir şey yeşertmiş girişimciler, ilk “exit”ler oldu. İkinci jenerasyon “e-commerce” kuşağı geldi. Türkiye’de e-ticaret çok güçlü. Bu ülkeden Trendyol çıktı. İnanılmaz bir talep, çok başarılı bir iş yarattı Demet, çok saygı duyuyorum. Sonra daha teknolojik işler gelmeye başladı; yazılım, oyun. Kendi başarı dalgalarını yaratmaya başladılar.

 

Normalde bizim dünyamızda erken aşama genç bir şirketin başarıya ulaşması 8 -10 yıl alır. İlk mezunlarını veriyor ekosistem, daha çok yeni. 10 yıl önce VC’si (Venture Capital), parası olmayan bir ülkeden bahsediyoruz. Buralar sürekli problem yaşayan ve bunları çözen bir toprak. Mühendisi çok. Bu ülkenin en çalışkan çocuklarına okullarda “mühendis ol” dendi. Amerika’ya giderseniz en çalışkan çocuklara avukat ol, yatırım bankacısı ol, girişimci ol denir. 80 milyon; çok genç, sürekli problem çözmeye alışık ki, bunun üzerine bir de mühendis yetiştiriyorsunuz. Ne olursa olsun bence çok önemli bir potansiyel var.

 

Bazıları kızsa da ben mutluyum. Getir gibi girişimler, oyun sektörü bütün dünyayı sallayacak. Çünkü bu bir öğrenim, bu oluşan zenginlikle geri gelip başka işler kuruyorlar o çocuklar. Mesela, oyundan exit yapan girişimci şu anda yapay zeka üzerine start-up kuruyor. Birikimle, öğrenilmişlikle gelen bir şey. Ben, daha derin teknolojilere yatırım yapıyorum; robot teknolojisi. Türkiye’den çok iyi robot işleri çıkacağını düşünüyorum.

 

Yaprak Özer: Siz dalga derken, ben onu trend diye mi okumalıyım? Sizin alanınızdaki bu dalgalar ne sıklıkla değişir?  Bir mühendis olarak mezun olunan bölümlerle ilişkilendirdiğinizde ne görüyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Benim için trend ile pazardaki trend aynı değil. Şu anda pazarda konuşulan trend, geçmiş benim için. Ben, 5-10 yıl içerisinde gelecek şeyleri bugünden yakalamaya çalışıyorum. Ben yapay zekaya bakıyorum. Yeni nesil çalışma yöntemlerine, hibrit çalışma, uzaktan çalışmayla ilgili konulara bakıyorum. İnsanların kullanım alışkanlıkları değişiyor, takip ediyorum. Yeni teknoloji ve 3.0’ı takip ediyorum. Dünyayı değiştirecek, gelecekteki yansıması ne olacak diye izliyorum. Siber güvenlik, “developer” araçları dediğimiz yazılımcılara araçlar sunan uygulamaları takip ediyorum. Önümüzdeki 5-10 yılda bunların çok büyük yeri olacak.

Ama ne demiştik, regülasyon, yeni kullanım alışkanlıkları ve teknolojiler. Ben özellikle yeni kullanım alışkanlıkları ve teknolojileri takip ediyorum. Regülasyonlar bu topraklarda zor olan şeyler. Büyük pazarlar olduğu zaman onlar daha çok takip edilebilir. Mühendis olarak baktığımda da yakalamaya çalıştığım her zaman bunların en iyi noktada oldukları yerler. Bu döngüler genelde bir gelir, inanılmaz bir patlar. Herkes oraya para yatırmaya başlar yukarı doğru gider ondan sonra bir dibe vurur. En güzel zamanları o dipten tekrar çıktığı zamanlardır. Benim amacım onu yakalayabiliyor olmak. Buradakileri alıp dünyaya nasıl açarız. Türkiye dünyadaki teknoloji harcamasının dolar bazında yüzde 1’i ki, şu anda daha azdır… Sadece yüzde 1 ile olan yere mi ulaşalım yoksa dünyanın yüzde 100’üne satacak ürün yaratalım buradan mı satalım…

 

Yaprak Özer: Kendimizi dünyanın geneline bakamıyor göremiyor, kendini konumlandıramıyor olmakla eleştiririz…

Dilek Dayınlarlı: Bizim sektör için bunlar daha kolay. Bu işi yapmaya başladığımızda gelen soru şuydu; “Türkiye’den nasıl çıkartacaksınız?” Çok güzel işler çıkıyor. Insider’a, 212’de çalışırken yatırım yaptığımda 1-2 ülkedeydi. Bugün 20 küsür ülkeye yazılım satıyorlar, canavar gibiler. Siber güvenlik şirketine yatırım yaptım, bugün en az 10 ülkedeler. Bakış açısının değişmesi gerek…

 

Düşünmediğimiz sonradan gördüğümüz bir konu çıktı. Biz buradan alıp dünyaya satalım diyorduk yurt dışındaki şirketlerin Türkiye’de yazılım fabrikalarını da kurmaya başladık. Özellikle Silikon Vadisi’nde şu anda yetenek o kadar değişken ki insanlar 6 ayda bir iş değiştiriyor, rekabet var, sadakat yok. Yetenek işi sağlamaya başladık. Şöyle pozitif etkisi oluyor, orada daha önce bunu yapmış olanlar bilgiyi buraya aktarınca burada alttan insan yetiştiriyorsunuz.

 

Yaprak Özer: Bir tür Hindistan gibi olmak mı?

Dilek Dayınlarlı: Hindistan gibi olmak gibi bir hayalim yok. Bazı konularda çok ileri olmak gibi hayallerim var. Tabii bunlar uzun soluklu işler ama önce o alanları belirlemeli, bazen onu girişimciler yapıyor, biz de değil. Bizim amacımız o iyi girişimciyi bulup önünü açmak. O girişimciler etraflarında kendi dünyalarını yaratıyorlar. Bu arada Türkiye’nin sermaye verimi yüksek. Amerika’da şirkete 1 koydunuz, diyelim 3’e sattınız ama çok para koymanız gerekir. Türkiye’de daha düşük paraya aynı exit’i alabiliyorsunuz. ABD’de toplam yatırımla Türkiye’de exit değerine baktığınızda çok yüksek. Az paraya çok iyi hikayeler yaratılıyor. Kişi başına yapılan yatırım Avrupa’ya göre 1/15 – 1/20 oranında. Çok düşük bu kadar dinamik bir nüfus için. En büyük değişim ise girişimci – yazılımcı için ülkelerin sınırları kalmadı.

 

Yaprak Özer: Mühendis olsanız da koku almak için bir psikolog – sosyolog dürtüsüne sahip olmak gerekir herhalde. Dalgayla birlikte doğru insanı ve fikri zamanından önce yakalamak için nasıl koku alıyorsunuz? Sizde bizde olmayan ne özellikler var?

Dilek Dayınlarlı: Bisiklet sürmek gibi. Bisikleti 30 derece dur, ondan sonra güç uygula deseniz kimse süremez ama yan yana bisiklet sürdükçe düşe kalka öğrenirsiniz… Binlerce şirket gördüm ve şanslıydım diyelim. İyi şirketlere yatırım yaptım veya iyi şirketleri buldum. Hem onların hikayesinden öğrenme hem de o kadar insanı görmüş olmanın getirdiği koku alma yeteneği var ve ben bu işi çok severek yapıyorum. Bizim işte insan anlamak daha kritik olabiliyor ve yolda karar değiştirebiliyor. Hem özgüvenli olmak hem de fikir değiştirebilecek kadar açık gönüllü olmak. Günün sonunda bu işe inanıyorum diye yatırım yapıp daha sonra da iyi gidiyor mu gitmiyor mu diye takip edebiliyor olmak kritik. Egonun yönetilebilir seviyede olması gerek… Bu işte kadın olmanın verdiği avantajlardan biri bu.

 

Yaprak Özer: Erken aşama deyince yanlış anlaşılabildiğini düşünüyorum, en azından benim için. Sizin için erken aşama tam olarak ne? Exit’in o zamanı nedir? Ne kadarlık yatırımlar yapıyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Erken aşama her yerde algı kargaşası yaşanılan bir konu, bir de zamana göre değişir. Bundan bir yıl önce bu kadar rekabetçi değilken erken aşama dediğinizde 1 milyon dolar ciro yapan bir şirketken, bugün ürünü bile olmayan şirkete erken aşama deniyor. Tohum aşaması, tohum sonrası… kısaca şu; Sıfır ile 1 milyon dolar arasında ciro yapan… çok kabaca ürünü olan veya üzerinde çalışılan, daha yeni satış yapmaya başlamış şirketten 1 milyon dolara kadar aralık erken aşama. Ekosistemine göre değişir. Almanya’da, Londra’da farklı olabilir. Bazen sorduğunuz insana göre de değişebilir ama kaba sınırlar böyle.

Biz 250 bin dolarla 2.5 milyon dolar arasında yatırım yapıyoruz. Erken aşama fonlar 100 bin dolarla 1 milyon dolar, 2 – 2.5 milyon dolar arası yapar genel olarak baktığımızda. 30 milyon euro’luk bir fonuz. Portföy boyunca 15 – 20 şirkete yatırım yaparız. Erken aşama oldukları için riskleri çoktur. Bunlardan bazıları çok başarılı olur, bazıları da batar. Normaldir bizim dünyamızda. İş battığı zaman devam etmek  kritik. Yönetilmesi çok zor bir şey ama bunu başaranlar o kadar başarılı oluyor ki, mesela 2 yıl önceki girdiğimiz bir şirket 45 katına geldi… 5 yıl önce yatırım yaptığım bir şirket (10 milyonken yatırım yapmıştım) bugün 1 milyara geldi…. Başarılı olanlar bütün portföyü en az 3-4 katı döndürür. Türkiye’de 10 katı döndürenler de var. Bizim gibi portföylerden beklenen çok başarılı olanların fonu en az 3 katı döndürmesi. Bizim gibi fonlar dünyada en iyi performans gösteren yatırım araçlarından biri olmaya başladı. Sebebi, teknolojinin geldiği yer diyebiliriz.

 

Yaprak Özer: Bir de kötü ekonomi galiba… sizin için kaldıraç olabilir mi?

Dilek Dayınlarlı: Aslında her yerde para var, para basılıyor, fazla para var cepte.

Eskiden nereye giderdi bu para? Kriz zamanlarında altına, dövize giderdi. Genel dünya üzerinden konuşuyorum insanlar teknoloji girişimlerini, geçmişin risk zamanlarındaki altını veya dövizi gibi görüyorlar. Geleceğe yatırım olarak görüyorlar. Çünkü bir de enflasyon ortamına giriyor olacağız. Aslında en büyük etkisi bu. İnsanlar geleceğe paralarını taşıyabilecekleri bir yatırım aracı olarak görüyorlar teknoloji şirketlerini. Bunun çok büyük etkisi var. Bir de bizdeki cycle, erken aşama ürün çıktısından exit edilmesine kadar geçen dönem şu anda 8 yıl 1 çeyrek gibi gözüküyor. Bu 10 – 12 yıla kadar da uzayabilir ekonomik duruma göre. İnsanlar önündeki 10 yıllık yatırımlarını buna yapıyorlar gibi düşünebiliriz yatırım aracı olarak bakınca.

 

Yaprak Özer: Portföyünüzden bir unicorn çıkar mı?

Dilek Dayınlarlı: Tabii ki. Aslında en heyecanlı olduğumuz şey! Birkaç tanesinden örnek vereyim; bir tanesi mesela full development” yapmadan sizin de bir yazılım üretebileceğiniz platform sağlıyor. Şu anda dünyanın birçok yerinde müşterileri ve kullanıcıları var. Erken aşama girmiştik. Onun dışında aslında Locomation adında Carnegie Mellon’da robot yarışmalarında birinci olan Çetin – Tekin kardeşlerin kurduğu otonom tır şirketi var, dünyayı sallıyorlar. Atlas Robotics adında robot yatırımı yaptık. Robot alanına çok inanıyorum. Tohum aşamasında girdik önünün çok açık olacağını düşünüyorum. Bebek kamerası İnvidyo yatırım yapmıştık. Yıllardır ODTÜ’de çok sağlam teknoloji üretip Türkiye’de çok güzel şeyler yapıyorlardı. Yatırımla birlikte Amerika’ya açıldılar, şu anda Amazon’da akıllı bebek kamerası kategorisinin tepesindeler. Bunun gibi bir sürü inanılmaz parlak fikir var. Teknolojisi çok derin şirketlere yatırım yapıyoruz.

 

Yaprak Özer: Bir sürü derken, kaç tane olabilir bir sürü?

Dilek Dayınlarlı: 12 olacak. Açıkladığımız çok az var. O yüzden bu isimleri verebildim, yaklaşık 4-5 tanesini açıkladık. Açıklamadıklarımızdan ismini vermeden söz edeyim; yapay zeka altyapısı yazılımı yapan bir şirket var, Apple’dan transfer ediyoruz. Yapay zekayla e-ticaret şirketlerinin satışlarını artırmasını sağlayan bir yazılım şirketine yatırım yaptık. Hatta yabancı diğer ortaklarla yaptık. Çok iyi gidiyorlar, Uniqlo gibi dünya devleri müşterileri.

 

Yaprak Özer: Apple’dan transfer yapıyoruz bilgisine takıldım. Siz mi yapıyorsunuz transferi?

Dilek Dayınlarlı: “sıfırdan 1”e diyoruz biz ona. Sıfırdan 1’e neye ihtiyaçları olduğu konusunda kafayı kırıyoruz ve onu sürekli geliştiriyoruz. Ne bunlar; bir şirket kurulduktan sonra en kritik şey, doğru insanı işe almak. Bazen o işe insanı bulmak bazen de o insanı işe ikna etmek için orada oluyoruz. Pazarlama… genelde Türkiye’deki de dertlerimizden biri, bunun için yurt dışından çok sağlam insanları bu iş için ABD’de Google’ın Android’inin pazara çıkışını yapan kişiyi portföydeki şirketlere destek vermesi için “on-board” ettik. Girişimler, pazarlama, insan kaynağı, hukuki ve finansal konularda çok bocalıyorlar ilk başta. Çünkü bir anda şirket kuruluyor, asıl odaklanması gereken yer, müşterisini memnun edecek ürünü yaratmak, hukuksal tarafla ve diğer tarafla uğraşmaması için ona destek oluyoruz. Bir de direkt satış değil ama “dizayn müşteri” dedikleri başta ürünü gerçekten kullanacak ve uygulama geliştirmelerine yardım edecek müşterilere ihtiyacı oluyor. O yüzden Londra’da, Amerika’da, Türkiye’de bu ürünü en iyi kullanıp “feed-back” verip gelişmesine yardımı olacak müşterilerle ilişkilerimiz olduğundan bir araya getirmeye çalışıyoruz. Ve yanı sıra ilk müşterileri bulmakta yanlarında olmaya çalışıyoruz diyebiliriz.

 

Yaprak Özer: Ne kadar bölünebiliyorsunuz bunlara, gününüz nasıl geçer?

Dilek Dayınlarlı: İşi en iyi yapacak insanı oraya koyarak iyi iş yapıyoruz. Yönetim kurulu üyesi olarak zaten CEO ile omuz omuza çalışıp onun neye ihtiyacı var kendi yarattığımız ekosistemden en iyiyi nasıl getirip konuyu çözmelerini sağlarız diye çalışıyoruz. Tabii ki çok zor. Bizim ikimizin, üçümüzün, dördümüzün yapacağı bir iş değil ama dediğim gibi o düzgün insanlar Dr. Mohammed Azhar gibi Google’da çalışmış insanı getirip bizim portfolyoyla çalıştırmak daha büyük etki yaratıyor.

 

Yaprak Özer: Şu dalgaya tekrar dönmek istiyorum. Sağlık sektöründen ya da gıdadan söz etmediniz.  Örneğin laboratuvarda et üretilmesi ya da iklim krizi diyebilirdiniz…

Dilek Dayınlarlı: Ben melek yatırımcı olduğum zaman özellikle genetik data analizi ve sağlık alanında yatırımlar yaptım. Kesinlikle farklı bir uzmanlık alanı. Yazılım tarafına bakıyoruz, ama içerisine “life science” uzmanlık gerekiyorsa alanımızın dışında kalıyor. Orası kendine özgü pazar, kendi dinamikleri var. Kesinlikle inanıyorum ama yazılım tarafı varsa trendlerden bir tanesi o. “Supply chain” mesela, onu da söylemedim. Tedarik zinciri çok önemli bir alan baktığımız. Çevre tarafında da çok yatırımlar var ama bakarsanız orada yatırım yapanlar daha varlıklı insanların veya büyük fonların yaptığı yatırımları görürsünüz. Uzun vadeli işler biz de bakıyoruz ama ana odağımız değil. Trendde kesinlikle var! Bill Gates’in fonuyla konuşuyoruz mesela.

 

Yaprak Özer: Ekiplerde ne görmek istiyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Erken aşama girdiğimiz için takım çok kritik. Yani bu takım, bunu yapmak için bilgiye ve açlığa sahip mi? Aç mı?

 

Yaprak Özer: Meraklı mı ya da iştahlı mı demek istiyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Meraklı mı, iştahlı mı, aç mı? Çünkü bu girişimcilik işi kolay bir şey değil, zor bir yol. Buna “roller coaster” diyoruz. Hani bir gün en yüksektesiniz, bir gün en diptesiniz, çünkü bu böyle bir şey. Bebeğin ilk zamanları gibi. Bir şey hayata geliyor ve bir ağlıyor bir gülüyor. Bunu yapabilecek kadar aç mı, büyük bir şey yaratmak istiyor mu, bunu sadece para için değil gerçekten inandığı bir problemi çözmek için yapıyor mu? Zorda yarı yolda bırakacak mı? İnanarak yapmıyorsa bırakacaktır, zor olduğunda. En kritiği herhalde o girişimcinin hem bilgi birikimi hem de insan olarak açlığı ve bunu yapabilme kapasitesi. Pazar ne kadar büyük ne kadar potansiyel var? En kritiği; -pazarın büyüklüğü filan herkes söylüyor da pazar büyüklüğünden çok, nasıl bir dalga var? Bir şeyler değişiyorsa, dalga kabarıyorsa, siz küçük şirkette olsanız bir yerinden girip orada çok büyük bir fırsat yaratabilirsiniz. Aslında büyük pazardan çok büyük dalgalara bakıyoruz. Bu ikisi çok kritik. İyi bir takım ve iyi bir potansiyel olması.

 

Yaprak Özer: Tekrar edeceğim sorumu, siz nasıl besleniyorsunuz?

Dilek Dayınlarlı: Çok kitap okuyorum, CEO’ları anlamak için, operasyonel kitaplar okuyorum, onun dışında psikoloji, sosyoloji… tarih okuyorum. Tarihten öğrenecek çok şey olduğunu düşünüyorum. Okuma dışında en önemlisi etrafımda bunu daha önce yapmış ve çok başarılı insanlar var. Telefonun ucundalar.

Hep derler ya; iyi olmak istiyorsan etrafında en iyileri tutacaksın. Hem girişimci hem yatırımcı olarak, en iyileri network’ün içinde tuttuk veya bağladık. Bence o çok kritik. Yoksa portföydeki 12 şirketin 8’i, 9’u da farklı alanda… Kaldı ki, VC’nin, bir işi uzmanından daha iyi bilmesi mümkün değil. Bir de başarısızlıktan korkmamak diyebiliriz. Günün sonunda hep başarılı olmak var ama bizim işte büyük risk almak gerekiyor. Kimsenin inanmadığı şirketler, çirkin ördekler daha çok, daha çok başarı getirirler. İşte o çirkin ördeklere herkes “tu kaka” derken sizin inanıyor olmanız lazım. O da bizim işin en büyük farklarından bir tanesi, riski alabiliyor olmak lazım.

 

Yaprak Özer: Coğrafya kader midir sizce?

Dilek Dayınlarlı: Ben değiştiremeyeceğim şeylerin üzerine gitmeme taraftarı olan bir insanım, mutsuzsan niye değiştirmek için çalışmıyorsun diyenlerdenim. Bu coğrafyadayım, geri döndüm Amerika’dan. Bir şeyden mutsuzsak veya doğru olmadığını düşünüyorsak değiştirelim.

 

Yaprak Özer: Benimkisi siyasi ya da sosyal bağlamın ötesinde  fiziki olarak coğrafya ya da  demografik değerler bazen kaderimizi etkiliyor…  Ne düşünürsünüz?

Dilek Dayınlarlı: Aslında internet bence; öncesi ve sonrası. Şu an dünyada ulaşmak istediğim herkese ulaşabilirim. O yüzden farklı bir dünya olduğunu düşünüyorum. Zor olanın şu anda her şeyin çok daha kompleks ve kalabalık olduğunu, kalabalığın içerisinden seçmenin zor olduğunu düşünüyorum. 1200 – 1300’lerde İstanbul’dan bir Türk grubu Venedik’e gidiyor. Venedik o zaman dünyanın en büyük ticaret merkezi. Türkler cam üflemede çok iyilermiş. Cam üfleme yüksek sıcaklıkta yapıldığı için inanılmaz yangın çıkartıyorlar ve dönemin hükümdarı, “Sürün bunları Murana’ya” diyor. Türk ustaları Murana’ya sürülüyor. Küçücük bir adada inanılmaz bilgi alışverişi rekabet var. Dünyanın en büyük cam inovasyonu oluyor; renkli cam, ayna, fiber optik oradaki o inovasyondan çıkıyor. İnsanları birbirlerinden öğrenecek ortamda bırakırsanız çok şey öğreniyor ve inovasyon inanılmaz oluyor. İnsanları inovasyonu yaratacakları, hızlanacakları, üretecekleri, sevdiği işleri yapacakları ortama nasıl sokarım, benim işim aslında.

 

Yaprak Özer: Bir hikaye daha anlatın, bu kez kendinizden olsun.

Dilek Dayınlarlı: Bir keresinde Amerika’da eğitim programına başvururken, senin süper kahramanın kim diye sordular? Anneannemmiş. En çok beni etkileyen hayata bakışımı etkileyen Bulgaristan göçmeni anneannem. Her şeylerini kaybeden ailesiyle sıfırdan hayat kurmak için Türkiye’ye geliyor, kendisi gibi Bulgaristan göçmeni olan dedemle evleniyor. Annemle dayım iyi yetişsin istiyorlar, Almanya’ya göç ediyorlar. Anneannem, içinde sabunu, ekmeği, kıyafetinin olduğu bir tahta bavulla hiç bilmediği, dilini konuşmadığı Almanya’ya trenle gidiyor. Bir yıl boyunca çalışıp, ailesini yanına alıyor. Benim süper kahramanım, hayata bakışımı etkileyen çalışkanlığıyla anneannemdi. Bu topraklarda çalışmazsak hiçbir şey yapamayacağız. Girişimcilere inanma sebebim de o. Onların yarattıkları zenginlikler, daha çok insanı etkileyecek, bir sürü şeyi değiştirebileceğiz.

 

Yaprak Özer: 2022’de güzel şeyler çıkacak mı Türkiye’den?

Dilek Dayınlarlı: Güzel haberlerin ilkleri geliyor bile. Güzel yazılım şirketleri çok güzel işler yapıyor olacak. Birçoğu zaten dünyaya satıyordu ivmelenecekler.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir