“ÇEVRE”, is a SHOW BIZzz

Zengin bir aileye doğdu, ailenin yıllarca medyanın çok konuştuğu sorunları oldu, ama o kendisini konuların üzerinde tutmayı başardı. Gencim, gezerim tozarım, ne istersem yaparım demeden yıllardır, “ununu elemiş eleğini asmış”  kuşağının işiymiş gibi algılanan toplumsal çalışmalara yöneldi;  “gençken yapmak lazım” diye gönüllülük esasında delice çalışıyor. Bu arada başarılı bir iş insanı ve sosyal girişimci.

İlginçtir, hayatına dönemsel hedefler koymayı ve taviz vermeden, duygusallığa kapılmadan bir evreden diğerine disiplinle geçiyor. Örnek mi, aile şirketlerine 10 yıl vermiş, zamanı gelince ayrılmış. İkinci fazı “sürdürülebilirlik ve yenilenebilir enerji” diye belirlemiş, tereddütsüz geçmiş. Üçüncü hedef tüm çalışmalarını Ar-Ge’ye yönlendirmek. Üçüncüye çok az vade kalmış, bu senenin sonuna kadar bu iş tamamdır.

Serhan Süzer’den söz ediyorum. Meraklı, sorgulamaya tutkulu, yenilenebilir enerjiye takık, israfa meydan okuyan sosyal çalışmalara gönüllü, hedefi Ar-Ge olan genç bir iş insanı-aktivist. Aslında hibrid bir kişilik. Aynı vücutta iki bakış açısının da barınabileceğini, iş insanı olmak için çevre düşmanı olmak gerekmediği gibi doğaya dost kahraman olunabileceğini gösteriyor.

Beğendiğim bir özelliği de yazı yazmasını seviyor, iletişim kuruyor kendisini ifade ediyor. Bu satırları okuyan herkes için yeterince dikkat çekici gelmeyebilir; hayatta önemsediğim konulardan biridir. Biri yazıyorsa, okuyor demektir, yazıyorsa konuşabiliyor demektir, yazıyorsa sistemli düşünebiliyor demektir. Fazlası var, azı yok!…

Çabam, “normal birey-vatandaş” insan türünün hayal değil, erişilebilir olduğunu göstermek. Uzun vadeli düşünmek sürdürmek topluma katkıda bulunmak, almadan da verebilmek, gönüllü olabilmek meraklı olmak, israf etmemek, gelişim sürecine nokta koymamak… Tabii ki daha bir sürü özellik var ama bir de bunları emekli olmadan yapmak…

Serhan Süzer’le sohbetimizin dağınık olduğunun farkındayım, ama güzel toparladığımızı düşünüyorum. Siz karar vermek ister misiniz;

 

Yaprak Özer: Süzer ailesine doğdunuz. Tartışmalı pek çok konu içinde büyüdünüz. Bir gün tüm dikkatinizi “sürdürülebilirlik” konsepti üzerine yoğunlaştıracağınızı söyleyip, görevlerinizin hepsini bıraktınız. Bir dizi ticari ve sosyal girişimde aktif rol aldınız. Rahat mı sizi rahatsız etti Serhan Bey?

Serhan Süzer: Herkesin hayatta bir başlangıç noktası var. Kimi zengin kimi fakir doğuyor. Kimi çok iyi bir aileye doğuyor, kiminin anne babası olmuyor. Fiziksel özellikler iyi oluyor kötü oluyor… ama herkes sonuçta belli özellikleriyle bu hayata geliyor ve hiçbirimiz seçemiyoruz. O başlangıçtan itibaren neler yaptığınız çok önemli ve en sonunda da hayatı noktaladığınız yerle başladığınız yer arasındaki fark sizin nasıl bir yaşam yaşadığınızı gösteriyor. Bunun çok örnekleri var. Çok zengin başlayıp da çok sıkıntılar çeken ya da her türlü imkanı varken bu sivil toplum işlerinin kıyısından geçmeyen bir sürü farklı örnek gösterebiliriz.

Ben kendim şunu düşünüyorum. Bu arada para sadece başarı ya da güzel yaşam ölçeği değil… Mesela annesinizdir üç tane çok hayırlı evlat yetiştirmişsinizdir vatana millete, o zaman çok pozitif bir yaşam yaşamışsınızdır ya da bir aktivistsinizdir sivil toplum işlerinde binlerce insana eliniz dokunmuştur. O zaman çok pozitif bir yaşam yaşamışsınızdır. Ölçek kesinlikle para değil. Sonuçta kimse parayı öbür tarafa götürmüyor yani vefat ettiğinizde her şey yaşamın içinde kalıyor. Sizin ne kadar etki ettiğiniz, ne kadar faydalı olduğunuz, ne kadar verimli olduğunuz ölçektir. Çok küçük yaşlardan itibaren böyle düşünüyordum.

Para hiçbir zaman benim için bir kriter olmadı. Para bana göre bir araç. Bazıları bana kızabilir ama yapmak istediğinizi başarmak için bir araçtır para… Yani umursamaz olun demiyorum. Tabii ki para konusunda iş hayatı konusunda ve finansmanı nasıl yönettiğiniz konusunda disiplinli olmanız gerekiyor ama bir noktada amacı oraya bağlamamak lazım. Ben bunu gördüğüm için ve hayatın içinde de yaşadıklarımdan birçok şeye anlam kazandırdım. Yani ne yaşadım? Örnek vereyim… Ben neden sürdürülebilirlik konusuna takmış durumdayım… 5 yaşından itibaren kayak yapıyorum ve kendimi yüzde yüz özgür hissettiğim yerlerden birisi o dağın tepesi. Bambaşka bir transa geçiyorsunuz ve farklı bir boyuttasınız. O çok keyif veriyor ve beni rahatlatıyor.  5 yaşından itibaren kar kalitesinin ve karın sürekli azaldığını gördüm. Bu duruma kafayı takmaya başladım. Yani her sene 5-6 kere gidiyorsun kaymaya bir yerlere bakıyorsun bir sonraki sene aynı kalitede aynı sıklıkta kar yağmıyor. İklim değişikliğiyle ilgili en önemli savaşın yenilenebilir enerji olduğunu fark ettim. Yenilenebilir enerji benim için tutkuya dönüştü. Özellikle güneş enerjisi… Gördüğüm her makaleyi okumaya başladım üniversite çağlarında mutlaka bu işe girmemiz gerekiyor dedim. 2001’de başladım ben aile şirketinde… konuşmaya başladım. Kanada’nın iyi üniversitelerinden birinde okudum ve Türkiye’ye dönmeyecektim. Babamın tavrı belirleyici oldu. Oğlum sana ihtiyacım var dedi falan. 2-3 saat bayağı tartıştık sonunda beni ikna etti. Onunla anlaştığım üzere Amerika’da biraz çalıştım sonra geldim askerliği yaptım 8 ay… aile şirketinde başladım. Tabii ki o dönemde benim için çok başka bir seçenek daha vardı.

Yaprak Özer: Neydi?

Serhan Süzer: Kanada’da üniversite 3’teyim, yıl 1995, en yakın arkadaşlarımdan birisi, “…üniversiteden ayrılıyorum, internet dönemini yaşıyoruz. Bu dönemde bir şey yaptık yaptık… kaçırırsak eğer bir daha böyle bir dönem yaşayamayız…” dedi. Ben şaşırdım üniversiteden ayrılmak benim hiç aklımdan geçmiyor. “Sen de ayrıl gel birlikte kuralım. Web-hosting firması kurmak istiyorum” dedi. İlkel bir şey gibi geliyor ama o dönemde çok ihtiyaç var, yok çünkü…

Biraz düşündüm sonra dedim ki… Aileden ilk yurt dışına çıkıp okuyan benim. Bütün kuzenler herkes bana bakıyor. Benim bu diplomayı almam örnek olmam gerekiyor. “… Tamam dedi mezun olduktan sonra gel konuşalım…” dedi bana… Sonra mezun oldum, Toronto’ya ziyarete gittim gördüm ki, şirketi kurmuş ve operasyonel büyüyor sürekli… “Bu noktada bile gelebilirsin şirketin yüzde 50 hissesini veririm birlikte yapalım bu işi. Güvenebileceğim birine ihtiyacım var” dedi. Aklıma girdi. Kanada’da kalmayı düşünüyorum kafamda nasıl olur hayal ediyorum çok hoşuma gidiyor falan. Sonra babayı aradık tabii… Baba oğlum sana iş mi yoktan başladık. Sonra beni ikna etti beni zayıf noktamdan da vurunca biraz çünkü aile benim için her zaman öncelik olmuştur. İhtiyacım var işte gelmen gerekiyor falan gibi konuşunca ben de sonuçta bir seçim yapmak durumundaydım…

Yaprak Özer: Ne kadar kaldınız Holding’de?

Serhan Süzer: 10 sene…

Yaprak Özer: Bu konuşmanın aynısını ayrılırken tekrar yaptınız mı? Onu merak ediyorum. 10 yıl sonra zorlu bir konuşma oldu mu yine?

Serhan Süzer: Şöyle oldu… Asıl kritik noktası bu. Ben aile şirketine girdikten 6 ay sonra arkadaşımı aradım. Ne yaptın dedim. “3 ay önce yüzde 51 hissemi AT&T firmasına 200 milyon dolara sattım” dedi. O dönem 200 milyon dolar bu dönemki 2 milyar dolar… Ondan sonra geri kalanı da benzer rakamlara sattı. Kendime bir süre tanıdım. 10 sene dedim. O dönemi hatırlayanlar hatırlar. Süzer Holding olarak Kentbank davası başımızdan geçti.

Yaprak Özer: Evet.

Serhan Süzer: Ve en çok da aslında ona sevindim. Çünkü Kentbank konusunda aile şirketi gerçekten zorlanırken, resmen batıyorduk. Orada arka planda çalışan 3-4 kişiden biriydim ben de. Ne gerekiyorsa yaptık. O gemiyi batırmadık yüzdürdük. TMSF ile anlaşma imzalandı 2007’de… Sonra ben KFC Pizza Hut’ın başına geçtim. Ondan önce Coca Cola fabrikasını kurduk Irak’ta… Bütün bunları yaptığım için de gururluyum. Bir taraftan tabii ki yani büyük bir fırsat kaçtı. Öyle bir şey yapsam “Kahraman Türk” diye karşılarlardı beni herhalde.

Yaprak Özer: Aynen öyle.

Serhan Süzer: Kendi kendime verdiğim sözü tuttum. 2011’in Temmuz ayında direkt gittim kapısını çaldım. “Baba benim ayrılma zamanım geldi” dedim. Şaşırdı beklemiyordu. “10 sene boyunca büyük mücadele verdik. Son 3-4 senedir işler iyi gidiyor büyüyor toparladık artık. Büyük darbe aldık ama artık hani vicdanen de çok rahatım. Arkama bakmadan gidebilirim” dedim ki, o dönemde Holding’teki bütün reel sektör bana bağlıydı. İkna etmeye çalıştı 3-4 ay aramızda tartıştık. En son Kasım ayında pes etti babam. Sağ olsun borç verdi, aldığım paranın hepsini ticarileşmeye çalışan bir güneş enerjisi teknolojisine yatırdım.

Yaprak Özer: Borç mu? Ne yaptınız? Sonra ödediniz mi?

Serhan Süzer: Ben bir kısmını ödedim ama hala bir kısım var… Ama şöyle bir sıkıntı var.

Yaprak Özer: Babaya borçlu yani…

Serhan Süzer: Pek almak istemiyor. Saçmalama diyor yani. Yok diyorum vereceğim olmaz. Ama sonuçta o çok önemli bir şey değil.

Yaprak Özer: Güzel bir avans olmuş. Yani tabii böyle bir ailede olmak da ayrı bir şans. Onu da kabul edelim.

Serhan Süzer: Girişimci olmak isteyenlere şunu söyleyebilirim. Ben seçimimi direkt yenilenebilir enerjiden güneş enerjisinden yaptığım için sonuçta kapital ihtiyacım oldu. Yani siz girişimcisinizdir çok fazla kapital ihtiyacınız olmayan birçok iş var. Enerji dediğinizde sizin kapitale ihtiyacınız var ki ben aslında çok az bir parayla girdim o işe… Aslolan sizin bilginiz… Bu tip işlerde çok kapital ihtiyacınız olmuyor ama enerji dediğinizde kapitali bir şekilde bulmanız gerekiyor.

Yaprak Özer: Güneş, rüzgar ve biyogaz değil mi sizin odaklandığınız alanlar…

Serhan Süzer: Enerji diyorsak, benim için enerji yenilenebilir enerjidir. Felsefi olarak her şeyimle inanıyorum. Bana göre enerji tamamen yüzde yüz yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmalı.  Güneş, rüzgar jeotermal bütün biyoenerjiler yani biyo kütle biyogaz biyo yakıt bunun dışında jeotermal çok önemli… Dalgası, akıntısı… hidrojeni birçok farklı yenilenebilir enerji tipleri var.

Yaprak Özer: Yenilenebilir enerji kullandığımız enerjinin ne kadarı?

Serhan Süzer: Ülkeden ülkeye değişiyor. Türkiye’de yüzde 30’ları geçmez bence ki, siyasi iradeyle bana göre 3 maksimum 5 senede yüzde yüz yenilenebilir enerjiye çok rahat dönebiliriz. Yani enerji ihtiyacımızın hepsini yenilenebilir enerjiden karşılamamız gerekiyor fosil yakıtların da model olarak kesinlikle ham madde olarak kullanılması gerekiyor.

Yaprak Özer: Ne demek istiyorsunuz?

Serhan Süzer: Petrolün petrokimyada kullanılması gerekiyor. Plastik yapacaksınız ama plastiği sürekli “recycle” edeceksiniz. Yani sürekli geri dönüşüme koyup tekrar tekrar kullanacaksınız. Bu birçok alanda kullanılıyor. Petrokimyanın çok farklı alanları var sadece plastik değil. Doğalgaz da gübre üretiminde kullanılabilir. Ama biz ne yapıyoruz sınırlı olan kaynaklarımızı yakıyoruz hem iklimi kirletiyoruz hem kaynaklarımızı bitiriyoruz. Gelecek nesiller bizim için çok da akıllı değillermiş diyecekler.

Yaprak Özer: “Tüm dikkatimi sürdürülebilirlik projelerine vereceğim” dediğinizde yalnızca enerji miydi bu sürdürülebilirlik projeleri?

Serhan Süzer: Enerji bunun önemli bir kısmı… Enerjinin dışında sürdürülebilirliğin birçok farklı alanı var. Burada enerjinin yanında; su, gıda, atık yönetimi… Bunların hepsi başlı başına konular ve bunların hepsine ucundan değdim. KFC Pizza Hut’ın yöneticiliğini yaparken dünyanın ilk Leed Sertifikalı KFC’yi Bostancı’da açtık. Bunu örnek olarak bütün sektöre anlatmaya çalıştım …

Yaprak Özer: Bu hikayede anlaşılamayan ilk yatırımın yüksek olması değil mi?

Serhan Süzer: Evet. Yüzde 20 daha fazla yatırım yapıyorlar. Ama o yüzde 20 fazla yaptıkları yatırımı 3 senede tasarrufla geri alıyorlar… Ben bunu rakamlarla anlatmaya çalıştım. Rakiplerimizi de aradım anlatmaya çalıştım. Fakat maalesef o iş devam etmedi. Yani ne sektör aldı bunu ben ayrıldıktan sonra bizim şirket de devam etmedi. Herkeste klasik şu mantık var ben yüzde 20 niye daha fazla yatırım yapayım… İlk harcayacağı paraya bakıyor. Ekoloji hak getire… Şu ara çok popüler ama bahsettiğim 10 sene evvelki olaylar…

Yaprak Özer: Siz samimi bir popülarite görüyor musunuz şu anda iklimle ilgili?

Serhan Süzer: Bugüne kadar doğanın bize tokat attığına dair bir sürü videolar yayımlanıyor sosyal medyada… Herkes “…ya biz ne yapıyoruz…” demeye başladı.

Yaprak Özer: Bunu demek çok güzel de önemli olan burada aktif olmak veya yer almak herhalde… Durup dururken bir iş adamı olarak neden toplumla ilgileniyorsunuz o da bir merak konusu olmalı, çoğunluk deli diyordur herhalde…

Serhan Süzer: Dediğiniz gibi bana hala da 10-15 sene evvel de “Serhan niye bu işlere bu kadar kafayı takıyorsun?” ya da “Bu işler bu yaşta yapılacak işler mi?…” Sivil toplum işleri sanki her şeyi bitireceksin emekli olacaksın yapacak bir işin olmayacak ondan sonra yapılması gereken bir iş olarak algılanıyordu.  Israrla bunun çok yanlış olduğunu anlatıyorum… Şu anda enerjim yerinde çok aktifim yapabileceğim bir sürü şey var. İşlerin yanında topluma da faydalı olmak istiyorum. Niye illa bunu emekli işi gibi görüyorsunuz diye çok tartıştığım olmuştur. Bakış açısının değişmesi lazım.

Ülkemizde gönüllülük konusu ciddi bir sorun. Yani ülkede yetişen insan gücü eğitimli kesimden bahsediyorum umurlarında değil çoğunun… Tabii ki umurlarında olan da birçok insan var. Ama büyük çoğunluğun umurunda değil. Onların çocuklarının da umurlarında değil. İnsan yaşadığı süre içerisinde mutlaka çevresine ve topluma katkıda bulunması lazım.

Bu işlere ne zaman başladım onu da söyleyeyim. Ben üniversitelere başvurmadan evvel bütün üniversiteleri ziyaret ettim kampüslerini ve Montreal’e gittiğim ilk gün Kanada’da otelden çıktık yine orada da babam ve ikiz kardeşim yanımdaydı. Birlikte çıktık otelden köşeyi döndük. İnanılmaz bir fren sesi, sonra pat diye başka bir ses geldi. Kafamızı döndürdük adamın teki havalandı, önce kaportanın üstüne, sonra yere düştü. Gözümüzün önünde vefat etti. Adam evsiz… Bu insana yardım edilse sokakta kimsesiz bir şekilde vefat etmezdi. Oradan başladım düşünmeye… Türkiye’de de kültürümüz değişmeye başladı… Eskiden konu komşu milleti düşürmezdi. Mutlaka birbirine bakar destek olur böyle bir kültür kalmadı maalesef… tabii ekonomik durum da iyi değil. Özellikle Covid döneminde ihtiyaç sahibi sayısı katlanarak arttı. Bu arada Türkiye’de de evsizler için çalışan “Çorbada Tuzum Olsun” gibi “Hayata Sarıl” gibi çok düzgün STK’lar var.

Yaprak Özer: Profesyonel iş insanı kimliğinizin yanı sıra girişimci kimliğiniz var. Bir tarafta enerji sürdürülebilirlik ağırbasarken diğer tarafta ne olduğunu anlamak istiyorum.

Serhan Süzer: Benim şu ana kadar kurduğum 4 tane girişim oldu. Yenilenebilir enerji birincisi… Sonrasında tamamen ihtiyaçtan dolayı çağrı merkezi ve yazılım geliştirme firması kurdum. Onu geçen sene sattım. 2014’de bir fintech firması kurdum, Türkiye’de ilklerdenim. Açıkçası Holding’te de bizimkilere söylüyordum “…para dijitalleşecek kağıt para komik bir hale gelecek… bir şeyler yapmamız gerekiyor” diye…

Yaprak Özer: Ne yapıyorsunuz tam olarak fintech’te?

Serhan Süzer: Sanal POS, Web POS… ve aynı zamanda fatura ödeme gibi hizmetler veriyorduk.  Bizim firmamız da ilk 5’in içinde Türkiye’de ve yaptığımız birçok iş var. O tamamen yazılım geliştirmeyle alakalı büyüyerek gidiyor açıkçası… Fintech’in dışında analitik yani Big Data işi… Bunun dışında sosyal girişimler var. Sosyal girişimde TİDER Temel İhtiyaç Derneği…  2010 senesinde kuruldu. KFC Pizza Hut’tayken sosyal sorumluluk projesi yapmak istiyorduk. Madem gıdadan para kazanıyoruz bunu nasıl hakkıyla geri verebiliriz diye… 7-8 gıda firması TİDER’i Temel İhtiyaç Derneği’ni kurduk. İlk olarak Gıda Bankacılığı Derneği olarak kurulduk 4 sene sonra modelimizi değiştirdik. Sadece gıda bankacılığı yeterli değil insanlara nereye kadar verebilirsin, balık tutmasını öğreten modele geçtik, ismimizi tüzüğümüzü değiştirdik. Yeniden yapılanma sonucunda bu işler çıktı. Soma faciasında, Elazığ’da depremde yardım organizasyonuyla akut dönemin çok hızlı atlatılmasına yardımcı olduk.

TİDER’in iki tane misyonu var. Bir tanesi israfı önlüyor, israftan kurtardığımız ürünlerle ihtiyaç sahiplerinin öncelikle karınlarını doyuruyoruz. Ondan sonra da kendi ayaklarının üzerinde durmalarını sağlıyoruz. Türkiye’deki onlarca gıda bankası bizim network’ümüzün içinde… Covid döneminde de 150-200 bin ihtiyaç sahibine yardımımız oldu. Devam ediyoruz.

Yaprak Özer: Ne kadar zaman alıyor sivil toplum çalışmaları nasıl bir denge var?

Serhan Süzer: Belirlenmiş fiks bir zaman yok ama tabii ki öncelikleriniz var. Belli bir yüzde veremem ama benim özel sektör de sivil toplum işleri de ağırlıklı gidiyor hayatımda… Duruma göre değişiyor.

Yaprak Özer: Ben güzel bir cümlenizi yakaladım bir yerde “Ciddi anlamda meraklıyım”.  Merak kelimesini severim. Bu merak etmek ne demek?

Serhan Süzer: Okuma alışkanlığı maalesef oldukça düşük. Kimsenin sabrı olmayabiliyor. Yani kimse bırakın 20 dakikayı 15 dakika, 10 dakika hatta 5 dakika dahi okumak istemiyor. O yüzden twitter var hayatımızda …

En hızlı şekilde ve hızlı tüketime geçtik… Oturup sindire sindire okuma sindire sindire yazma durumu pek kalmadı. Sağlıklı bir şey değil bu aslında. Tabii ki hepimizin 24 saati var günde… Hepimizin de mutlaka bunu bir şeyler öğrenerek geçiriyor olması lazım. Yani hayatının belli bir kısmını mutlaka günlük alanda bile olsa her gün yeni bir şeyler öğrenerek ve kendini geliştirerek devam etmesi gerekiyor. …bazen çok akıllı gerçekten size çok farklı vizyon verecek birisiyle sohbet etmek oluyor. Okumayı çok seviyorum fakat vaktim olmayabiliyor. Çok yoğun bir tempoda çalışıyorum. Akşam yatmadan evvel okumaya vaktim oluyor fakat birçok akşam okurken uyuyakalabiliyorum yorgunluktan… Ama benim de genelde okumalarım biraz hedef odaklı oluyor. Seçerek okuyorum, mesela sürdürülebilirliğin herhangi bir alanına kafayı takmış oluyorum onunla ilgili kitap alıyorum okuyorum ya da biyografiler dikkatimi çekiyor. Çok merak ettiğim birisi oluyor. Onun kitabını alıyorum ve okuyorum bu şekilde o kıt zamanımı değerlendirebiliyorum.

Yaprak Özer: Bilmeyenler için enteresan gelebilir yaşınıza göre tuhaf bir aktiviteniz var. Kosta Rika İstanbul Fahri Konsolosu olmak ve daha da iddialı… 35 ülkeye hizmet vermek…

Serhan Süzer: 2008’de bu görevi aldım. Tamamen şansla oldu. Çok memnunum, bana ülke seç deseler yine Kosta Rika’yı seçerim çünkü benim kafa yapıma çok uygun bir ülke. Babam bir ara Houston’da kanser tedavisi görüyordu orada Kosta Rikalı bir bürokratla tanıştı. O kişi İstanbul’a ziyarete geldi benle tanıştı, sevdi sağa sola network’üne tanıştırmaya başladı… Yakın bir arkadaşı ailesiyle birlikte İstanbul’a tatile geldi. Onları ağırladım… Kim olduğunu bilmiyordum kadının… “Amerika’ya geldiğinde seni gezdirmek isterim Kosta Rika’da” dedi. Meraklıyım tabii… Amerika’ya gittiğimde aradım. Atladım gittim Kosta Rika’ya… Beni otelden aldı direkt Kosta Rika Devlet Başkanı’nın evinde özel davete götürdü. Devlet Kadın meğer Devlet Başkanı’nın başdanışmanlarından birisiymiş.

Yaprak Özer: Bu arada Kosta Rika Devlet Başkanı da Nobel Barış Ödülü sahibi olduğunu söyleyelim…

Serhan Süzer: Evet. Nobel Barış Ödüllü Oscar Arias… “Seninle ilgili çok güzel şeyler duydum” dedi. 15 dakika sohbet ettik. Sonunda da dedi ki; “Türkiye çok önemli bir ülke… Bizi orada temsil edecek genç dinamik birine ihtiyacımız var bunu sen yapar mısın?” Ben de “Onur duyarım” dedim. Kosta Rika’nın özelliği şu… ordusu yok. 1940’lı yılların sonunda orduyu kaldırmışlar polis gücüyle kendilerini savunuyorlar yani silaha karşılar ve silaha yapacakları yatırımı eğitime yapmışlar ki, orada okul bedava herkesin okuma hakkı var diye… Okuma yazma oranı da yüzde 97’nin üzerinde… Böyle bir ülkeden bahsediyoruz.

Yaprak Özer: Kosta Rika’ya kendinizi yakın hissetmenizin sebebi sürdürülebilirlik – çevre konuları olabilir mi? Karbon salınımı neredeyse sıfır!

Serhan Süzer: Evet aynen… Tam da bana göre ülke dediğim konu… 2008’den bahsediyoruz, 2021’de karbon salınımımızı sıfıra indireceklerini deklare ettiler ve hakikaten bunu başardılar. Geçen seneden itibaren enerji ihtiyaçlarını neredeyse yüzde yüz yenilenebilir enerjiden karşılıyorlar… Sıfıra en yakın ülke herhalde Kosta Rika’dır onu söyleyeyim… O yüzden de o ülkeyi resmi olarak temsil etmekten gurur duyuyorum bunu söyleyebilirim.

Yaprak Özer: Sürdürülebilirlik kelimesi kavram olarak olmasa da kelime olarak moda… Bunu ne kadar çok söylüyor olurlarsa o kadar hoş olduğunu düşünen pek çok kurum var. Forbes’un araştırmasına göre dünyadaki yatırımcıların problemlerinden bir tanesi özellikle sürdürülebilirlik alanında kurumların ifade ettikleri verilerin kanıtlarına ulaşamamak. Enteresan olan şu ki, yapay zeka ile bunu takip edebilme olanakları çıkmış; uzaydan çekilen karbon salınımı ve/veya açıklamaları.

Serhan Süzer: Her konuda samimi olmak lazım. Yani herkes bunu şova dönüştürmüş durumda. Size çok basit bir örnek vereyim. Sürdürülebilirlik konferansında ben de paneldeki üç konuşmacıdan biriydim. Yanımda ismini vermeyeceğim önemli bir bankamızın üst düzey yöneticisi konuşuyor. Çok da düzgün bir insan şahsen de severim. Zannedersiniz ki, dünyayı kurtarıyorlar … Dayanamadım bir anda ağzımdan çıktı; “…siz herhangi bir şubenizi dönüştürdünüz? Herhangi birine güneş paneli koydunuz mu? Ne yapıyorsunuz? Enerjinizi nereden alıyorsunuz?” dedim. Bir tane şubenizde dahi güneş enerjisi sistemi yok… yüzlerce şubeniz var… sürdürülebilirlik konusunda böyle konuşmadan evvel herkesin kendi söküğünü dikmesi lazım. Tabi kibarca söyledim bunu o konferansta…  Millet anladı tabii… baktım üzüldü, panelden sonra “…kusura bakma, ama dayanamadım…” dedim. Banka ve finans kuruluşlarının bu iklim değişikliğinde, kusura bakmasınlar ama çok büyük suçları var. Çünkü yıllarca kömür projelerini, fosil yakıt anlamında karbon salınımını dünyaya en fazla zarar verecek birçok projeyi gözleri kapalı finanse ettiler.

Yaprak Özer: Bizde ne yazık ki eğitim rakamları çıkacağına düşüyor. Eğitimi yüksek toplumlarda tüketicinin de tükettiği ürünleri alırken, yatırımcının da yatırımını yapacağı firmalarda gözettiği kriter ve alışkanlıklar oluşuyor. Popüler olduğu için bir şeyi aldığımızda, eğer orada çocuk işçilik, iklimi sabote eden bir durum vs. hunharca çalışmalar yapılıyor ise duracağız…

Serhan Süzer: Evet. Biz işte sırf bu konu için tam bahsettiğiniz konuda gerçekten düzgün çalışan sürdürülebilirliğe dikkat eden insan onuruna yakışır doğaya saygılı bir şekilde üreten bir sistem kurduk. Belki duymuşsunuzdur Good4Trust diye… Good4Trust’ın kurucusu Uygar Özesmi. Ben de ilk başından itibaren ona destek verdim. Yediler Konseyi’ndeyim. Başvurular arttı. Özellikle küçük ya da orta boy işletmeler var. Aile işletmeleri organik üretim yapmaya çalışıyorlar. Tabii hiçbiri mükemmel değil. Yenilenebilir enerjiyi kriter olarak koysam hepsini reddetmem lazım ama hepsinin bu işlere açlığı var araştırıyorlar.  Biz de bu insanlara destek olmaya çalışıyoruz. Onların bir ağ içerisinde satış yapmalarını sağlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla bu insanların sayısı artıkça bence diğer taraftakiler de evrilmeye başlayacaklar.

Yaprak Özer: Hayatınızın gelecek evresi, sizin sözlerinizden alıntıyorum; Ar-Ge’ye konsantre olmakmış! Ne demek u?

Serhan Süzer: Benim için tutku Ar-Ge… Sistemi istediğim gibi oturtursam finansal anlamda kesinlikle Ar-Ge’ye odaklanacağım. Çünkü geliştirilecek o kadar çok şey var ki… Ben hayat biçimlerimizin komple değişmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu oturduğumuz evlerden tutun da işte mutfağımız banyomuz… Birçok şey var. Çok fazla ürün fikri var kafamda… Sürdürülebilir yaşamı hayat felsefesi haline getirmemiz gerekiyor. Çok şey konuştuk ama ben pek bir şey yapmamış gibi hissediyorum. Daha yapacak çok işimiz var.

Yaprak Özer: Ne kadar zaman var tahminen? Bir iş insanı olarak program ya da öngörüleriniz vardır.

Serhan Süzer: Bir yapılanma içerisindeyiz şirketlerim içerisinde. Komple sürdürülebilirliğe odaklanacağım bu yapılanmanın sonucunda ve bunu bu sene tamamlayacağım. Önümüzdeki seneden itibaren bu işlere ağırlık vereceğim. Yani bu işin ilk adımı olarak da Niğde’de bir güneş paneli üretim tesisi üzerine uğraşıyoruz. Silisyum madeninden en son ürün çıkana kadar… Enerji bağımsızlığı için yüzde yüz yerli güneş paneli mottosu ile çıktık.

Bir güneş enerji sistemleri var; güneş santralini kuruyorsunuz. Bir de bu panellerin üretim tesisi var. Yani bayağı bir güneş enerji santrali kurduk Türkiye çapında… Şimdi bir sonraki aşamaya teknolojiye yatırım yapacağız. Önemli olan güneş hücresini üretmek… Ürettikten sonra birçok ürün çıkarabilecek pozisyonda olacağız. Benim hedefim de bu…

Yaprak Özer: Merak etmek çok güzel. Ben merak eden herkesi ve merakı çok alkışlıyorum.

Serhan Süzer: Son bir cümleyle toparlamak istiyorum. Olayın nereye gittiğine bakmak lazım. Ben de bir şeye baktığım zaman bir olanı görüyorum bir de olması gerekeni görüyorum. Güneş hücresi dediniz. Güneş hücresi şu yüzden önemli… Güneş hücresini koyduğunuz her yerde güneşin değdiği her noktada siz elektrik üretebiliyorsunuz. Bir sürü farklı ürün de çıkabilir. Yani bugün mesela cep telefonunuz normal ışıklı bir odanın içindeyken bile kendi kendine şarj edebilir… Solar elektrikli araçlar… Hepsi hayatımızın bir parçası olacak. Alternatif yaratmak lazım. Ben buna uğraşacağım.

 

Söyleşimizi youtube kanalımdan izleyebilirsiniz.