YİNE YENİ YENİDEN YAPILANIYORUM

 

 

Mutluyum, gururluyum sürekli yeniden yapılanıyorum. Yine, yeni, yeniden yapılanıp duruyorum. Ben bu işi hep yapıyorum…

 

Türkiye, tarihinin en önemli yeniden yapılanma sürecinden geçiyor. O kadar hızlı ve o kadar yoğun geçiyor ki, abartmıyorum, hiçbirimiz ne olduğunu anlayamıyoruz. Belki bir süre sonra, sular durulunca… Umarım o zaman gördüklerimiz hoşumuza gider.

 

Geçen hafta söz verdim. Avrupa Birliği yok. Tamam yok da… Biz neden hızla yapılandık… AB’ye gireceğiz diye değil mi… Bitti mi. Durun daha yeni başlıyoruz. Bugüne kadar kağıda yazdık. Artık hayatımıza yazacağız. Anlayacağınız bir güzel uygulayacağız. İşte size en zoru.

 

Yeniden yapılanma özel sektörde daha kolay algılanıp uygulanıyor. Şirketler, değişen çevre koşulları ve şirket stratejileri doğrultusunda ürün ve hizmetlerin kalitesini artırmak, maliyetleri azaltmak, müşteriye daha yakın olmak, teknolojideki gelişmelerden daha fazla yararlanmak gibi gerekçelerle yeniden yapılanma çalışmalarına yöneliyorlar. En önemli gerekçe daha çok kazanmak. Tabii ki iyisi var, kötüsü var. İşin gerçeği şu, özel sektör bir yeniden yapılanma mezarlığı. Dikkat etmek gerek. Yeniden yapılanma yalnızca bir organizasyon şeması değişimi değil.

 

İşte size birkaç iyi ve kötü örnek; Nisan 2002’de Microsoft 5 yıl içerisinde dördüncü büyük yapılanmasını gerçekleştireceğini açıklamıştı.

Şubat 2002’de kimya firması Du Pont’un yeniden yapılanması sonucunda hisse senedi değeri yüzde 12 arttı.

Procter&Gamble yeniden yapılanacağım derken CEO’sunu kaybetti. Süreç 1999’da başladı, adına “Organizasyon 2005” dendi. Firmaya 1.9 milyar dolara mal olacaktı. 2000 yazında proje sınıfta kaldı. CEO Durk Jager işini kaybetti.

Alman kimya firması Henkel, 2006 sonuna kadar dünya genelindeki personelinin yüzde 6’sı olan 3 bin kişinin işine son vereceğini açıkladı. Bu operasyon sayesinde 2004-2006 arasında yaklaşık 400 milyon euro ek kazanç elde edilmesi bekleniyor. Firma, 2007 itibariyle yıllık yaklaşık 125 milyon euro kazanç sağlayacak.

 

Kamuda da yeniden yapılanma giderek yaygınlaşıyor. 1950’lerden beri bizde de dile getirilip, gündemde tutuluyor. Yeniden Yapılanma, siyasi parti ve hükümet programlarının, seçim bildirgelerinin, beş yıllık kalkınma planlarının vazgeçilmez konusu. Peki ne oluyor…

 

Biz bayılıyoruz yeniden yapılanmaya… Ağzı dolduruyor. Kulağa hoş geliyor. Çok şey yapılıyormuş gibi duruyor. Bu yüzden herhalde biz sürekli yeniden yapılanıyoruz…

 

Yeniden Yapılanma a la Turca… En iyi TBMM Başkanı Bülent Arınç ifade etti. 1 Kasım 2004’te Üçüncü Yasama Yılı Bilgilendirme Toplantısı’nda konuşmasından birkaç cümle alayım; “Yeniden yapılanma projesi, 84 yıllık Meclis tarihimizin en ciddi bürokratik değişim projesidir. Satın alınacak bir mal için ayrı birimlerde 37 imza atılması gerekiyor. Meclis Başkanı yılda 14 bin sayfa resmi evrak okumak zorunda. Birbirine karışmış 6 farklı kadro türü bulunuyor. Hiçbir kadronun ne amaçla kurulduğu, işlevinin ne olduğu, idarecisinin hangi özelliklere sahip olduğu yazılı olarak belli değil. Ankara’da genellikle de icraatlar anlatırken birçok kurum bunu kullanıyor. Fakat bu yeniden yapılanma çalışmalarının nerdeyse yüzde 80’i başlatılamadan bitiyor. Geri kalanı da eski bürokrasinin istediği şekle dönüyor. Meclis de aynı süreçten geçti. Aynı akıbetlere uğradı.“

 

Yeniden Yapılanma uygulaması çok, sonuclarına ilişkin bulgu az. Ben bir tane buldum ama… Siyasi ve sosyal hayatımızı ne kadar temsil eder bilemem. Son dönemde yapılmış ilginç bir araştırma. Yeniden Yapılanma diye diye debelenmenin zararını, bu işi bilinçsiz yaparken para ve personel kaybının daha fazla olduğunu ortaya koyuyor.

 

İngiliz Personel Yönetimi Derneği’nin toplam 880 kamu ve özel sektör  yöneticisi ve çalışanı üzerinde gerçekleştirdiği araştırmaya göre Yeniden Yapılanma çalışmalarının yüzde 40’ı başarısızlıkla sonuçlanıyor:

Organizasyonların üçte ikisinde personele ilişkin faktörlerde gelişim sağlanamıyor. Yeniden yapılanma çalışmaları yürüten firmaların neredeyse yarısı çalışmalarını öngördükler süre ve bütçe içerisinde tamamlayamıyor.

 

Ne feci değil mi… Peki yeniden yapılanma neden çuvallıyor?

 

Yeniden yapılanmaların yüzde 85’inde işten çıkartmalar veya emekliliğe teşvik uygulamaları gözleniyor. Çalışanların en az yüzde 5, en çok yüzde 20’si pozisyon değiştiriyor.

 

Çalışanların, çalıştığı organizasyonun “yeniden yapılanma programı”nın oluşumuna ve karar alma aşamalarına katkısı çok düşük. Araştırmaya göre kurumlar çalışanlarının yalnızca yüzde 41’ine yeniden yapılanma hakkında karar alma aşamasına katılmasına izin veriyor.

 

Yeniden yapılanma faaliyetleri genellikle tepeden inme yürütülüyor. Araştırmada sürecin yüzde 61’inin genel müdürler tarafından yönetildiğini ortaya çıkarıyor. İK’nın rol aldığı yeniden yapılanma projesi oranı yüzde 15. İK yöneticisi olmadan yürütülen yeniden yapılanma faaliyetlerinin başarıya ulaşma oranı yüzde 25, İK Departmanı ile ortak yürütülen çalışmalarda bu oran yüzde 40’a çıkıyor. Ama ne gariptir ki, yönetim kurulu başkanlarının yeniden yapılanmaya yaklaşımı insan kaynakları kadrosuna göre daha olumlu.

 

“Yapıyoruz yapıyoruz” bir türlü tutturamıyoruz diyenlere duyurulur.

Karar sizin… Yeniden yapılansak da mı saklasak yeniden yapılanmadan olduğumuz gibi mi kalsak…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir