Yerli Otomobil Üreten Babayiğit

Geçtiğimiz haftalarda Başbakan yerli otomobil üretecek bir babayiğit beklediklerini söyledi. Yerli yabancı üreticilerin hemen hepsi ses verdi. Kimi mümkündür ama destek gerek kimi mümkün değildir dedi.

Türkiye’nin ilk yerli otomobil Devrim’i tam da unutulmak üzereydi ki, bana kalırsa başarılı bir yapım olarak yeniden genç nesillerle buluştu. Filmi izlerken yer yer gözlerimiz doldu, tüylerimiz diken diken oldu… O gün bugündür yerli otomobil konusu fazla dillenmedi…

Başbakan yerli otomobil konusunu bir sembol olarak ifade etmiş olabilir. Türkiye’de daha fazla sanayi üretimi olması gerektiğini yaşanan son küresel krizle birlikte gördük. Üretimi olmayan ülkelerin ne koşulda olduğunu hep birlikte izliyoruz.

Bilinmeyen bir gerçek var ki, bir babayiğit var. Türkiye’nin ilk yerli yarış otomobilini, milli yarışçımız Volkan Işık üretti. Belki, Başbakanın hedef gösterdiği otomobilden uzak ama daha şimdiden canlı bir ihracata sahip.

Volkan Işık’ın VolkiCar adını verdiği yarış otomobilinin hikayesini ve özelliklerini okumak ister misiniz…

Yaprak Özer: Nasıl yarışçı oldunuz?

Volkan Işık: Otomobillere meraklıydım. Otomobilleri çok severdim. Ama yarışçı olmak hiç aklımdan geçmemişti. Fakat belli bir otomobil hakimiyetinden sonra, otomobil üzerine bazı şeyleri denemeye başladım. Kendimi bu konuda kısmen kabiliyetli görmeye de başladım. Sonra da “Otomobil sporu nasıl bir şey, bir deneyeyim” dedim.

Yaprak Özer: Çevrenizdekiler de belki sizi pohpohladılar.

Volkan Işık: Tabii. Orada bir ‘sen süpersin’ durumu var. Havaya da giriyorsunuz. O zamanlar, 1980’lerin sonu, otomobil merakı hıza dönüşmeye başladı ve kendimi bu anlamda yönetmek istedim.

Yaprak Özer: Hız tutkusu diyebilir miyiz?

Volkan Işık: Hız tutkusu değil. Bir hakimiyet tutkusu. Bir kütleye hakim oluyorsunuz. Mesela 300 km ile gitmek benim hoşuma gitmez.

Yaprak Özer: Bugün itibari ile mi?

Volkan Işık: Hayır, ilk günden itibaren.

Yaprak Özer: İlk ehliyet alınan yaşlarda bir hız merakı oluyor ama değil mi?

Volkan Işık: Tabii. “Yaptım” demek var. “300 km, 250 km hız yaptım” demek var. Ama beni o hiç çekmedi. Beni bazen 60 km süratteki bir otomobile hakim olabilmek, bir dağ yolunda 60 km süratli bile olabiliyor, ilgimi çekiyordu. Bunu denemek istedim.

Yaprak Özer: İlk yarışınız neydi?

Volkan Işık: İlk yarışım 1989 Ali Sipahi Rallisi ve dedim ki kendime “Bu benim sporum”.

Yaprak Özer: Nasıl öyle düşündünüz?

Volkan Işık: Çok yatkın olduğumu gördüm ve ilk yarışım bir hayli başarılıydı. İlk yarış için çok dikkat çekti. Son derece basit bir otomobille, türlü aksiliklere rağmen 8. olmuştum ama yıllardır yarışan pilotlarla eş bir şekilde yarışınca biraz daha cesaretlendim. Buna yatkın olduğumu daha da hissettim. “Bu benim sporum” dedim ve o gün, ilk yarışın sonunda, çok büyük hayaller kurdum: Dünya Şampiyonası’nda yarışmak. O zamana kadar Dünya Şampiyonası’nı bırakın Avrupa Şampiyonası’nda yarışmış pilot dahi yoktu Türkiye’de.

Yaprak Özer: Ama siz Çin Rallisi’nde genel klasmanda 6. olarak Dünya Şampiyonası’nda puan alan ilk ve bugüne kadar tek Türk pilotu olmuşsunuz.

Volkan Işık: Maalesef halen de öyle duruyor. 1999’da gerçekleşti bu yarış.

Yaprak Özer: Avrupa Rallisi’nde ikinci olan ilk Türk pilotusunuz. Avrupa Rallisi’nde 20 kat sayılı yarışta birinci olan ilk Türk pilotusunuz. Türk otomobil sporlarında bir ilk olan Delta Spor’un kurucususunuz. Lastik geliştiren ilk yarışçı olarak geçiyorsunuz. Lastik geliştirmek neden önemli?

Volkan Işık: Lastik geliştirmek bizim alanımızda daha çok sportif amaca yönelik. Neden önemli? Lastik bugün araba üzerindeki en önemli parça ve her geçen gün gelişiyor, geliştiriliyor. Teknoloji de ilerliyor. Sizin biraz daha güvenli yolda kalmanızı sağlıyor. Dolayısıyla bunun içerisinde bir yarışçının olması bence çok önemli. Esasında lastiğin limitini bana göre bilen en doğru insan yarışçılardır. O yüzden de oradaki bilgi birikimi, deneyimi, yorumu bir ürüne dönüştürmek bence çok güzel bir fikir.

Yaprak Özer: Bildiğim kadarıyla Türkiye’de bugün trafikte olan araçların en önemli sorunu lastik. Arabaya para veriyoruz ama lastik için paraya kıyamıyoruz, kabak lastikle dolaşıyoruz.

Volkan Işık: Daha ilginç bir durum var. Jeepler veya  4×4’ler, onlara ciddi paralar ödeniyor ve kış geldiğinde zaten benim aracım dört çeker denip lastik değişimi yapılmıyor. Özellikle karlı ortamlarda sorun yaşanıyor. Lastik aracın yerle olan bağlantısını sağlayan en önemli parça. O konuda biraz daha bilinçlenmek lazım. Ama son 10 seneye baktığımızda biraz daha iyi yönde ilerliyoruz.

Yaprak Özer: Birazcık yağmur yağdığında hemen kazalar meydana geliyor.

Volkan Işık: O biraz da bizim yol şartlarından. Bizim yollarımızda kullanılan asfaltın kalitesi ile de alakası var. Sadece lastik değil. Sürücüler de değil. Ama aslında sürücülerin de bunu bilerek davranması lazım. Kullandığı lastiğin özelliğini bilerek alması ya da yol şartlarını iyi takip etmesi gerekiyor.

Yaprak Özer: Yarışmalara katılmaya başladığınızda ailenize güven veriyor muydunuz?

Volkan Işık: Bir aile için dışarıda olmak çok zor. Mesela oğlunuz yarışıyor ve siz seyrediyorsunuz. Ailem beni bu anlamda engellemedi. Belki çok istemedi böyle bir şey yapmamı ama engel de koymadı. Özellikle 22 yaşında bu spora başladığımda annem hep “Oğlum, aman yavaş yarış”  diyordu. Anne için kolay değil. Sonrasında birçok şeyi ağabeyimden öğrendim.

Yaprak Özer: O da mı yarışçıydı?

Volkan Işık: O yarışmadı. Hatta ilk yarışmaya başladığımda: “Ben yapardım, sen nerden yapıyorsun” dedi. Çünkü çok meraklıydı. Otomobil dergisi çıkarmıştı 86 yılında. O zaman otomobil dergisi yok Türkiye’de. Çok meraklıydı, çok bilgiliydi ve dergi çıkarmaya kadar götürdü 80’li yıllarda. Sonra ben daha ileriye götürüp onu yarıştırmak istedim. Ondan çok şey öğrendiğim için de kabiliyeti olduğunu biliyordum.  Onu beklerken çektiğim sancıyı ben biliyorum. Biliyorsunuz ki ormanda etabın içerisinde, kedinize soruyorsunuz: “Geliyor mu, gelmiyor mu, ne oldu”.  5 dakika gecikse çok fena bir his kaplıyor insanı.

Yaprak Özer: Başbakan dedi ki: “Bir iki babayiğit çıkacak, bu memlekette yerli araç üretecek”. Bizim otomotiv sektörümüzde bayağı bir hareket başladı. Ama siz ürettiniz bile ilk yerli aracı.

Volkan Işık: Evet, ben bir babayiğit olarak onu yaptım aslında.

Yaprak Özer: Volkicar adını verdiğiniz bir yarış aracı ürettiniz. Sizin mesleğiniz için ne dememiz gerekiyor?

Volkan Işık: Ben aslında iktisat okudum ve tekstilci bir aileden geliyorum. Ama otomobil merakıyla başlayan ve çok uzun bir dönemini kapsayan yarışçılık hayatım var. 22 sene çok ciddi uğraş verdim. Aslında otomobil üretmek büyütülecek kadar zor bir şey değil. Dünyanın sırrı değil artık. Dünyanın her yerinde otomobil üretilebiliyor.

Yaprak Özer: Volkicar’ın şasisi tubular yapıya sahip, 42mm ve 32 mm çelik çekme boyundan imal edilmiş güvenlik kasası var.

Volkan Işık: Evet, yarış otomobili olması için.

Yaprak Özer: Alt ve üst gövdesi kompozit plastikten üretilmiş ve içinde motosiklet motoru var. Bir tek motoru yurtdışından getirilmiş. Diğerleri?

Volkan Işık: Diğerleri özgün tasarım.

Yaprak Özer: Özgün derken, siz mi tasarladınız?

Volkan Işık: Mühendis arkadaşlarımla birlikte çalıştık bu konuda. Benim yorumlarım var ama arkadaşlarımın da çok katkısı oldu. Ben ilk önce nasıl bir otomobil yapacağımızı ortaya koydum. 22 senedir otomobil sporunun içerisindeyim. Türkiye’deki gelişmeleri bilen ve dünyayı takip eden biriyim. Afrika kıtası dışında dünyanın her tarafında yarıştım. Çok değişik otomobiller test ettim, kullandım. Buralarda gördüğüm birçok şeyi Türkiye’ye getirmek istedim. Aynı zamanda bir okul ve eğitim düzenim var, insanlara bilinçli araba kullanmayı veya yarışçı öğretiyorum. Delta Spor’u kurarak yarışmak isteyen insanların hayatını kolaylaştırdım.

Yaprak Özer: Bir otomobile katılan yorum ne olabilir?

Volkan Işık: Kullanım tarzı, dış görüntüsü.

Yaprak Özer: Yarış arabalarında gördüğümüz gibi yere yakın büyük bir araç değil daha çok sevimli bir araç Volkicar.

Volkan Işık: Evet, kattığımız yorum buydu. Amacımız öncelikle ekonomik bir yarış otomobili üretmek ve erişilebilir olmasını sağlamaktı. Çünkü yarış otomobili normal bir otomobilden daha pahalı bir araç. Aynı zamanda küçüklüğü ve sevimliliği ile kadınlara da hitap etmesine özellikle özen gösterdik. Bayanları da otomobil sporuna çekebilecek şekilde bir adım atmaya başladık.

Yaprak Özer: Bir kıpırdanma var mı?

Volkan Işık: Var. Mesela en son Aydın’da bir yarış yaptık, seyircilerin çoğu kadındı ve her yaştan insan vardı.

Yaprak Özer: Kadın pilotlar var mı?

Volkan Işık: 20 pilotun arasında iki tane kadın pilot var yarışan.

Yaprak Özer: Bu iyi bir denge mi?

Volkan Işık: Bunca zaman boyunca, yapmış olduğum birçok çalışmada gördüğüm o. Mesela ben eğitimler veriyorum, eğitimlere yüzde 5 ile yüzde 10 arasında kadın katılıyor.

Yaprak Özer: Kadınlar yarışmayı sevmiyor mu?

Volkan Işık: Otomobil kullanma konusunda daha geri duruyor, özellikle Türk kadını. Otomobil kullanma konusunda kadınlara çok yüklenirler biliyorsunuz, çok kötü kullanıyorlar diye. Ben öyle düşünmüyorum. Çok daha dikkatli kullanıyorlar. Çok daha trafik kurallarına uyuyorlar. Sadece arabada ekstradan birkaç kadın olduğunda vurdumduymazlık söz konusu olabilir ama genelde çok daha dikkatliler.

Yaprak Özer: Erkekleri nasıl buluyorsunuz?

Volkan Işık: Onlar feciler. Otomobil kültürü başka bir konu, trafik kültürü başka bir konudur. Trafik kültürü biraz da denetimlerle sağlanabilecek bir şey. Kadınımız bana göre çok daha dikkatli. O yüzden de trafiği yavaşlatıyor. Erkek daha seri gitmek istiyor ve yeri geldiğinde kuralı çiğneyerek devam ediyor. Yakalanırsa tamam cezası var ama yakalanmazsa bitti.

Yaprak Özer: Volkicar’a geri dönecek olursak, siz bunu ne kadar zamanda ürettiniz?

Volkan Işık: 2008 krizi ile birlikte başladık. Kriz başladığı an dedim ki: “Otomobil sporu çok zarar görecek, benim yeni bir şey yapmam gerek” ve düğmeye bastım. Ne yapacağımızı çok iyi biliyorduk. Sonuçları ortaya koymuştuk. O yüzden 5 ayda bitti.

Yaprak Özer: El yapımı bir araç değil mi?

Volkan Işık: Bant usulü değil, atölye mantığında. Çünkü öyle bir talep de yok. Yani ben yola çıktığımda hedefim 60 tane yapmaktı ve şu anda 47’yi buluyoruz. 13 tane daha kaldı, sene sonuna doğru 10 tane daha yaparız. Bir tane şaseyi ürettikten sonra onu küçücük alanda bile üretebilirsin. Dolayısıyla parça stoğu yapmanız gerekiyor. Bugün 5 bin tane Volkicar siparişi olsa, o zaman bant usulü olur ve ben bunu yapabilecek durumdayım.

Yaprak Özer: Bir otomobili kaç kişi yapıyor?

Volkan Işık: 3 kişi 2-2,5 günde imal ediyoruz. Ama orada başka bir şey var. Bizim bütün parçalarımız hazır. Şaseyi üretiyorsunuz, şaseyi ürettikten sonra parçalarınız hazır ve ondan sonra parçalar üzerine monte oluyor. Yoksa parçaları tek tek imal ettiğinizde durum değişiyor.

Yaprak Özer: Sizin yarış aracınızı diğer yarış araçlardan ayıran temel özellik nedir?

Volkan Işık: Daha hızlı olmasıyla ilgili bir hedefimiz yoktu. Bizim yaratmaya çalıştığımız konsept ekonomik, sevimli ve çekici olmasıydı. Bir otomobille 40km ile giderken bile kaydırarak kullanarak eğlenebilirsiniz. Bizim düşündüğümüz önden motorlu olacak, arkadan yatar olacak, ona göre kaydırarak kullanılacak, biraz show otomobili olacak. Çünkü bu bir gösteri arabası aynı zamanda. Bizim otomobilimizin maksimum hızı 150 ama diğer otomobillere kıyasladığınızda 100km’ye çok hızlı çıkıyor. Süratli kalkıyor. Bizim esas olarak Türkiye’de caddelere inmeyi hedefledik. Özel izinlerle caddeleri trafiğe kapatarak, insanların ayağına giderek, çok küçük alanlarda yarışlar yapmayı hedefledik. En son Aydın’da yarış yaptık. Monako gibi ama daha küçük bir alanı kapattık. Çok büyük alanlara yayılmadan, küçük alanlarda yarış yaparak insanlara keyifli yarışlar göstermek, hem yarışçının hem seyredenlerin keyif alacağı özel ortamlar yapmaya çalıştık ve Aydın’da bunu başardık.

Yaprak Özer: Yani yarıştan çok bir eğlence sektörü yaratmak üzerisiniz ya da yarattınız.

Volkan Işık: Yarattık. Sportif tarafı kullanarak eğlenceye kaydık. Çok pahalı otomobillerden de bahsetmiyoruz burada. Ekonomik, herkesin içine girebileceği, insanlara çok yakın, caddede kullanabileceğiniz, dağlara, orman yollarına gitmeyeceğiniz ve otomobil peşinde koşmayacağınız, çok paralar ödeyerek seyirci olmayacağınız, ücretsiz yarış şekli yarattık. Aslında biz otomobille birlikte ‘V1 Challenge’ dediğimiz yarış şeklini dünyaya ihraç etmek istiyoruz.

Yaprak Özer: Sizce Türkiye’de yerli otomobil üretebilir miyiz?

Volkan Işık: Dünya ve Türkiye otomobil tarihine baktığım zaman, yabancıların şu yorumunu okuyorum: “Yapmayın, feasible değil”. Bir ‘Devrim’ filmi vardır. Devrim çok talihsiz bir hikaye. Benim kaderim de orada değişmiş. Neden? Çünkü öyle bir otomobil olsaydı, belki dünyada yarışmaya devam ederdim. Spora baktığınız zaman sporun içerisinde otomobil sektörü var. Otomobil sektöründe de bir vizyon olması gerekiyor. Vizyon çok önemli.

Yaprak Özer: Var mı bizde o vizyon?

Volkan Işık: Bence cesaretli bir adım var. Ama burada tartışmaları biraz değişik buluyorum. Neden? Otomobil yapalım. Tamam. Otomobil yapmak bir şey değil ki. Ben 6 ayda ürettim. İki tane mühendis arkadaşımla bu işi yaptık. Otomobili yapmak değil yaşatmak mesele. Dünyaya otomobil tarihine baktığınız zaman yüzlerce otomobil markası gelmiş geçmiş. Özellikle de otomobil sektörünün geliştiği dönemlerde. Otomobil ilk çıktığında bütün yorumlar şöyle: “İnsanoğlu at arabasından vazgeçmeyecek, bu geçici bir sevda”. Sonra otomobil en büyük ekonomi oldu ülkeler için. Türkiye’de bu yapılabilir. Hatta bence şu an güzel bir zaman. Çünkü otomobil sektörü dünyadaki krizden sonra değişim geçiriyor. Bu değişim içerisine Türkiye farklı bir adımla girebilir. Bundan bir 10 sene önce bunu konuşmak doğru bir zamanlama olmazdı, daha zor olabilirdi. Şu an ise tam zamanı. Ama nerden adım atacaksınız onu bilmek mesele ve bu işi bana göre Türkiye’de üç kişiden daha fazlası yönetemez. Maksimum üç kişi var. Bunu da bu ara yönetmek gerekiyor. Çünkü attığınız adımın çok başarılı olabilmesi için çok iyi yorumlamanız lazım. Mevcut bir otomobil markasına rakip olmak yerine çok akılcı şeyler yapmak lazım.

Yaprak Özer: Türkiye’de 1931 yılında İstinye-Maslak arasında bir otomobil yarışı yapılmış. Semiha Hanım adındaki tek kadın pilot yarışı kazanmış. Ancak yarışın ikincisi Paşazade Vehbi Bey diyor ki: “Bu yarışa kadın almasaydınız bu yarışta ben birinci olacaktım”. Sonuçta sağduyu hakim geliyor ve kadın birinci ilan ediliyor.

Volkan Işık: O hikayenin devamında da gene aynı parkurda bir yarış yapılıyor ve aynı kadın yarışçı kazada yaralanıyor. Yarışlar 1960’ların sonuna kadar yasaklanıyor.

Yaprak Özer: Sonra da yarışlara zengin çocuklarının eğlencesi gibi bakılmaya başlanıyor.

Volkan Işık: 1970’lerde otomobil sporu çok daha popülerdi. Çünkü otomobil markaları otomobili sevdirmek istiyordu. Şimdi otomobili sevdirmek diye bir konu kalmadı. Çünkü otomobil artık bir ihtiyaç, insanlar kendilerini otomobil almak zorunda hissediyorlar. 1970’lerde ise otomobil sporuna daha fazla destek veriyorlar ve o dönemde çok ciddi katılımlar var. Türkiye bir daha hiç o rakamlara erişemedi. Bir rallide 130 otomobilin start aldığı, taksicilerin de yarışta olduğu bir dönemdi. O zaman şöyle bir şey vardı, siz caddede kullandığınız bir otomobil ile gelip yarışabiliyordunuz. Güvenlik önlemlerinden dolayı ralli veya yarış otomobillerini sonradan değiştirdiler. Bugün ralli otomobili ile caddede sürüş yapmak mümkün değil. O barlar, içindeki koltuklar, emniyetler insanları korumak için maksimum düzeyde. İnsanların giderek ikinci bir yarış otomobili sahibi olursa yarışabilir hale geliyor. Bu da tabii ekonominin şartlarına göre insanları zorluyor ve bakış açısı değişmeye başlıyor.

Yaprak Özer: Bir aralar Formula 1 diye yatıp kalktık, ama Formula 1 bitti mi?

Volkan Işık: En son gelen haberler bu konunun bittiği yönünde. Zaten Formula 1’in organizasyonun bir daha Türkiye’ye gelmeyeceğini hissediyorduk. Çünkü seyirci yok. Firmalar sahip çıkmadı. Bizde her şey devletten bekleniyor. Bu konuya sahip çıkan otomobil firması yok, destekleyen yok. İlk sene insanlar meraktan gitti ve 110 bin seyirci vardı. İkinci sene 80 bin, üçüncü sene 50 bin, dördüncü sene 30 bin, sonra 25 bin… Dramatik bir şekilde düşüyor ve firmalar giderek çekildiler. İlk başta gündem çok yeniydi ve firmalar destekledi, seyirciler vardı. Sonra yok oldu, firmalar da desteklemeyi bıraktı.

Yaprak Özer: Bu aslında otomobil sporunu da baltalayıcı bir şey değil mi?

Volkan Işık: Tabii. Formula 1’den iki sene önce Dünya Ralli Şampiyonası’nın bir ayağı Antalya’da gerçekleşiyor. Biz bunlarla birlikte otomobil sporu uzaya gidecek sanıyorduk. Tam tersi oldu. Çünkü firmaların sponsorluk konusunda çok eksikler. Sponsorluktan beklenti nedir, sponsor olunmalı mıdır, nasıl olunmalıdır, bunları öğrenmeliler. Otomobil sporu ve birçok konunun sponsorluğunu yaptığınız zaman o tek başına yeterli olmaz. Üzerinde çalışmanız gerekir.

Yaprak Özer: “Parayı verdim, artık geriye çekilebilirim” denmemesi mi lazım?

Volkan Işık: Evet, sizin onu kullanıyor olmanız lazım.

Yaprak Özer: Neden hızı sevmiyorsunuz?

Volkan Işık: Biraz bilinçlenme var. Ben süratten etkilenmiyorum. Sürat bana pek bir şey katmıyor. Ama bir kütleye hakim olmak beni etkiliyor.

Yaprak Özer: Peki nasıl yarışçı olunuyor, yarışçı olan kişilerin özellikleri nelerdir?

Volkan Işık: Bana her gün ben yarışçı olmak istiyorum diye 3-5 mail gelir. Yarışçı olmak için bu işi sevmek gerekiyor. Önce bu işe ilgi göstermek gerekiyor.

Yaprak Özer: Eğitimi de önemli herhalde?

Volkan Işık: Eğitimsiz de başlanabiliyor. Benim eğitimim yoktu. Ancak şimdilerde eğitimi öneriyoruz. Çünkü otomobil kullanmayı öğrenmek gerekiyor. Ne kadar iyi kullansanız bile kabiliyetiniz ile bilimsel bilgiyi birleştirmek gerekiyor.

Yaprak Özer: Ne tür bir eğitim bu?

Volkan Işık: Teorik ve pratik. Otomobil sürüşü nasıl olmalı, aynı zamanda güvenli sürüş tekniği nedir gibi. Bugün bir yarışçı otomobilini limitlerde kullanır. Ama normal bir insan da günlük hayatta kar ya da yağmur yağdığı zaman bir yarışçı kadar reaksiyon vermek zorunda kalabilir. Özünde söz konusu olan otomobil bilgisi ve hakimiyetidir. Biz bunları öğretiyoruz.

Yaprak Özer: Eğitimlere siz de katılıyorsunuz, değil mi?

Volkan Işık: Tabii ki. Eğitmenlerim var ve aynı zamanda eğitim süresinde ben de orada oluyorum. Teorik olarak anlatıyoruz, sonra pratiğe başlıyoruz. Pratikte eğitimde, eğitmen aracı kullanırken öğrenci sağ koltukta oturup izliyor. Sonra eğitmenle yer değiştiriyorlar ve öğrenci deneme yapıyor.

Yaprak Özer: Eğitimler ne kadar sürüyor?

Volkan Işık: Eğitimler çok uzun değil, ama bizim tavsiyemiz uzun dönemli yapılması. Normalde 1-2 günlük eğitimler yapıyoruz. Ama bununla bitmiyor, 1-2 günlük eğitimle bir anda otomobil kullanmanız değişmiyor.

Yaprak Özer: “Senden yarışçı olmaz” dediğiniz biri oldu mu?

Volkan Işık: Hiçbir zaman tam olarak bir şey söylemiyorum. Söyleyemem. Çünkü insanlar kabiliyetleri az da olsa çalışarak kendilerini geliştirebiliyor. İçindeki istekle yapabiliyor.

Yaprak Özer: Bu sene yarışmayacak mısınız?

Volkan Işık: Evet. Geçen sene sadece İtalya Şampiyonası yaptım.

Yaprak Özer: Yarış hayatınızı bitirdiniz mi?

Volkan Işık: Bitirmedim. Volkicar projesi ve Türkiye’deki otomobil sporunun pozisyonu şu an benim yarışmamdan çok daha önemli.

Yaprak Özer: Ne kadar çalışıyorsunuz bir yarış için?

Volkan Işık: O biraz da imkanlarla alakalı. Yarış evlerinde yapılan testler ve otomobil üzerinde olmak çok önemli. Ne kadar otomobil üzerinde sürme ve tecrübe etme şansınız olursa o kadar iyi. Yarışçı dediğiniz zaman da işin birkaç aşaması var. Mesela Ankara’da ralli yarışı yapacağız. Evvelden Ankara’ya gideriz ve yarışacağımız bölgeyi gezeriz. Orada keşif yaparız, yol notları çıkarırız.

Yaprak Özer: Yarışçıların spor yapmaları da gerekir mi? Şişman bir yarışçı olabiliyor mu?

Volkan Işık: Olabiliyor ama kondisyon bizim sporumuz için çok önemli. Direksiyon, vites ve gaz kullanıyorsunuz,  bunun neresi spor gibi gözükse de aslında çok uğraşıyorsunuz, çok boğuşmanız gerekiyor. Çünkü otomobili hızlı götürdükçe otomobil size farklı reaksiyonlar vermeye başlıyor.

Yaprak Özer: Yarışlarda kilo verdiğiniz oluyormuş.

Volkan Işık: İki üç kilo verdiğimiz oluyor. Bu biraz da sıcaktan kaynaklanıyor. Özellikle yaz aylarında otomobilin içerisi 60-70 derece olabiliyor. Üzerinizdeki kask, yarış tulumu, yanmaz içlik de sizi çok zorluyor.

Yaprak Özer: Siz Metin Şentürk’e rekor denemesi yaptırdınız. Görme engelli birisine kaç kilometre hız yaptırdınız?

Volkan Işık: Maksimum 303km, rekorda 293 km.

Yaprak Özer: Sizi eleştirenler de oldu.

Volkan Işık: Çok az ama.

Yaprak Özer: Niye yaptınız böyle bir şeyi?

Volkan Işık: Çünkü bu çok ciddi ve sıra dışı bir konu. Biz niye girdik bu işin içerisine? Bir, Metin’in isteği ve azmini gördük. İkincisi, Bir Türk’ün dünya çapında rekor kırması ilgimizi çekti.

Yaprak Özer: Peki, bunu ben de yapabilirim diyecek olanlar aklınıza geldi mi?

Volkan Işık: Bir buçuk sene geçti. Bunu deneyen var mı acaba? Bugün, hız tehlikelidir diye ne kadar söylerseniz söyleyin, insanlar gene hız yapmıyor mu? Bilinçlendirmeyi indirekt yapmanız lazım, direk yapmak mümkün değil.

Yaprak Özer: Görmeden o hıza gidilebilir mi? Tehlikelerden arındırılmış bir pist miydi?

Volkan Işık: O sonsuz bir şey değil, sonuçta 300km yapıyorsunuz. Ben başka bir araçla arkasından gittim. Kural Metin’in araçta tek başına olmasını gerektiriyor, biz telsizle arkadan onu yönetiyoruz. Sağ ve sol yapmasını sağlıyoruz.

Yaprak Özer: Daha önce yapılmış bir şey mi bu?

Volkan Işık: Biz bu sistemi kurduktan sonra gördük ki İngiltere’de bir İngiliz de dünya rekorunu böyle kırmış. Bir İngiliz bu dünya rekorunu kırmış. Bir Türk olarak İngiliz’in kırdığı dünya rekorunu kırmaktı bizim açımızdan önemli olan. Eğer öyle bakarsanız üzerinde konuşulabilir ama şunu söylemem gerekiyor; o günden bu güne kimse böyle bir şey denemedi.

Yaprak Özer: Bundan sonraki hedefiniz ne?

Volkan Işık: V1 Challenge adını koyduğum şampiyonayı Anadolu’ya götürmek. Konya, Antep, Adana, Van, Trabzon… Bir sirk gibi il il dolaşarak insanlara bunu tanıtmak, sevdirmek; otomobil bilgisini, bilincini arttırmak; bu işe meraklı olan, otomobil kullanmayı seven insanların sportif alana çekilmesini sağlamak. Yani biz şunu doğru bulmuyoruz. Hız tehlikelidir diyerek hiçbir şey yapmamak, insanları bir yola kanalize etmemek doğru değil. Bugün hiçbir yarışçının caddede kaza yaptığını veya caddede yarış yaptığını duyamazsın. Çünkü yarışçı olduktan sonra insanların caddelerde otomobili hızlı kullanma tutkusu kalmaz. Hem yarışı yaparken bilinçlenir, hem de orada böyle bir isteğe doyar. Bugün Anadolu’da otomobiline modifiye yapan, caddelerde yarışan çok genç var. Biz en son Aydın’da yarış yaptık ve Aydınlı gençler belediye başkanına gidip bize pist yapın dediler. Sonradan öğrendik ki geceleri otobana çıkıp yarış yapıyorlarmış. İşte buna engel olmak lazım. İnsanlara yasak koyarak olmuyor. Yönlendirmek gerekiyor. Hem sonra otomobilleşen Türkiye’de insanlara bilinçli otomobil kullanmak için sporu kullanabilirsiniz. Spor iyi bir bilinçlenme şeklidir. İnsanların aklına hemen kaza geliyor ama o değil. İnsanoğlu otomobili icat ettiği andan itibaren 1800’lerin sonunda Avrupa’da yarışmaya başlamış. Yarışarak otomobili geliştirmiş. Bu biraz iç içe bir konu.

Yaprak Özer: Sizin örnek aldığınız yarışçı var mı?

Volkan Işık: Benim sempati duyduğum aslen Finli olan bir pilot vardı. Hem stili hem tarzı, her yönüyle severdim, hala fanatiğiyimdir.