Bu hafta “Kutu Dışı”nda sorduk; çok ilgi gördü… Sorunun nerelere uzanacağı belli olmuyor. Gazeteci Zeynep Tinaz Redmont ile birlikte “yangında kurtarma” metaforunu üç ayrı hikâyeye tuttuk. İtibarın, dilin ve algının nasıl da aynı ateşten geçtiğini gösteren keyifli ve düşündürücü bir yolculuk oldu.

Önce Can, Sonra Canan mı?
İnsanlar canlarını kurtardıktan sonra elleri neye uzanıyor biliyor musunuz; fotoğraflara. Çünkü fotoğraf, anıları, yaşanmışlıkları, geçmişi paketliyor. O anlar olmadan kimiz biz?… Hayata bıraktığımız izler kadarız. İletişim tekniklerine geçecek olursam, kullandığımız metaforda yangın yeri medya; alevler ise haber, kurtarılacak da algı ve itibar oldu. Bireysel ya da kurumsal, kurtarılmaya çalışılan itibardan başka bir şey değil.
3 Uçak, 3 Gerçek

Verebileceğim güncel ve renkli örnek ABD Başkanı Donald Trump’ın Temmuz ayında Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi’nden dönüşü. Bu hikâye, tam bir iletişim krizi vak’ası: Trump, Katar’ın hediye ettiği 400 milyon dolarlık uçakla geldi ülkemize. Merdivenlerde kendisini karşılayan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gururla, “Uçağım ne kadar güzel” diye gösterdi. Ama Başkan başka uçakla döndü.
Aradan bir iki gün geçince fırtına koptu. New York Times’ın haberiyle gerçek ortaya çıktı: Katar hediyesi uçakta ciddi güvenlik eksiklikleri birer birer anlatıldı; örneğin füze savar sistemi yokmuş. Beyaz Saray haberi yazan 3 muhabiri dava etti, skandal büyüdü ve büyüdü.
Daha sonra öğreniyoruz ki, Ankara dönüşü Başkan Trump’a ciddi bir tehdit yöneltilmiş, gerçi ne olduğu açıklanmamış. Dönüşte gerçek Air Force One’a geçmek zorunda kalmış. Ama gerçek Air Force One da aldatmacanın parçasıymış. Trump merdivenlerde el sallarken uyumuşuz, neler olmuş.
Biraz ileri, biraz da geri saracağım; hikâye 33 gün sonra ortaya çıktı. Trump’ı gazeteciler görmesin diye bir ikram-servis aracıyla uçaktan gizlice çıkarılıp, kaçırılmış. Askeri bir askeri jetle İngiltere’ye götürülmüş. Orada yeniden uçak değiştirmiş.
Ankara kısmı bu yüzden traji komik. Yeni Air Force One, Eski Air Force One, Askeri Jet arasında köşe kapmaca oynayan Başkan bir yerde, gazeteciler ve bazı üst düzey Beyaz Saray çalışanları Başkanın içinde olduğu izlenimi verilen eski başkanlık uçağında… Başkan ve bir elin parmakları kadar şahıs ise yangında kurtarmaya değecek ekip olarak Başkan’la… Seçim nasıl yapıldı acaba?
Gazetecilik açısından olay, skandal. Uçaktaki gazetecilere perdelerini indirmeleri talimatı verilmiş. Kimse de bu tuhaflığı sorgulamamış. Uçakta bulunan The New York Times fotoğrafçısı Doug Mills, haber patladıktan sonra, işaretleri okuyamadığı için günah çıkardı.
Gerçi hikâyede o kadar çok perde var ki, birini açıyorsun içinden genç bir Beyaz Saray çalışanı Natalie Harp çıkıyor. Harp, Başkan’ın yönetici asistanı; yanında taşınabilir yazıcıyla dolaştığından “insan yazıcı” diye anılıyor. Başkan’ı bir an yalnız bırakmıyor. Harp, güvenlik tartışmasının önüne geçti magazin sosu oldu. Genç kadın hakkında türlü etiketler dolaşıma sokulurken gerçekleri ileride öğreneceğiz.
Seda Sayan’ın Gençlik Halleri ve Gerçek Gençler

Siyaset öyle karmaşık ve iletişim açısından mesaj kirliliği olan bir alana döndü ki, magazin dünyası siyasetten daha masum bir laboratuvar. Seda Sayan’ın üniversite ve lise sınav hazırlık reklamı yayını birlikte kurguladığım Tınaz’a göre başarısız; “Bir Seda Sayan Prodüksiyonu.” Kurtarılan şöhret ve itibar. Ekranlarda orta yaş kadınların sevgilisi olan Sayan, bir reklamla gençlerin Seda Ablası oldu.
Reklamda üç dil aynı anda çalışıyor: kurumun sınav – teknoloji dili, gençlerin gelecek dili ve Seda Sayan’ın “ayollar, kız, bacım, bebeğim, taş gibiyim” dili. Riskli ama dikkat çekici bir karışım. Tekrar eden bir kelime özellikle dikkat çekiyor; “eksik”. Yapay zekâ bireyin eksiğini buluyor; fizikte “eksik” çıkıyor, Seda Sayan’ın aklı yaşlanan bedenine gidiyor; “Taş gibiyim” diyor. Reklam metni “ben…ben” diye başlayıp, “sen, senin için, sana ugun”a dönüyor. Ürünün iletişim başarısını ölçmenin yolu, gençlerin geleceklerini kurtarmasıyla ilişkilenmeli, şimdilik Sayan’ın geleceğine yatırım yapıyor.
Geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren, hayatı yangınlarla dolu efsane şarkıcı Dolly Parton örneğine bezetebilir miyiz… ABD’de bayraklar yarıya indi ölüm haberi servis edilir edilmez. Özetle bazı isimler; kaybolurken bazıları kendilerini yeniden üretiyor. Parton’ın “9’tan 5’e” şarkısı emekçi kadınlar ve ekonomistlerin hafızasına yerleşmişti. Kadının işgücüne entegrasyonu ekonomilerin kritik sorunu.
Kelimeler Eylemlerden Güçlü müdür?
ABD Başkanı’ndan, yurdum insanı bir magazin starına, Amerikan folk şarkıcısından, enflasyona geçiş kolay oldu. Ve karşımızda “enflasyon”u kahvede ekonomi diliyle konuşmamıza zemin hazırlayan ekonomist Prof. Dr. Selva Demiralp’in çalışmaları… Prof. Demiralp’in 2011’de Hakan Kara ve Pınar Özlü ile yaptığı araştırma başlığı anlatmak istediğim konunun ta kendisi; “Kelimeler eylemlerden daha mı güçlü konuşur?”
Demiralp’in araştırma olgusu, haberine yoğun maruz kaldığımız için bireylerin enflasyon beklentilerini yükseliyor. İfade etmek istediğim ekonomik gerçek kadar, o gerçeğin hangi kelimelerle, hangi yoğunlukta anlatıldığı, beklentiyi etkiliyor. En az bu kadar çarpıcı başka bulgu da medyanın aynası; Kadın Merkez Bankası başkanı konuştuğunda haberin öznesi çoğu kez kurum yani MB oluyor: “Merkez Bankası dedi ki…” diyen haberler kadına atıfta bulunmuyor. Koltukta erkek başkan oturuyorsa ismi her daim önde: “Ahmet dedi, Mehmet dedi…” diye başlıyor haberler. Kafamızdaki cinsiyet örüntüsü Merkez Bankasından hane içine kadar her yerde, din dil ırk tanımıyor… Kimin sesini duyduğunuz, hangi kelimeyi kaç kez duyduğunuz kadar önemli.
Kelimelerle Sarhoş Oluyor Yanlış Kullanıyoruz
Geçen hafta Kutu Dışı’nda perde arkasını araladığımız Daron Acemoğlu-The Economist tartışmasını da bu yüzden hatırlamadan geçemeyeceğim. The Economist’in “birkaç kadeh içkiden sonra Acemoğlu’nu eleştiren ekonomistler” ağır ifadesi karşısında, Acemoğlu, neredeyse aynı kelimelerle karşılık verdi: “Ben de birkaç içkiden sonra aynı ekonomistlerin, The Economist’i artık okumak istemediklerini söylesem… bunu da yazar mısınız?” diye sordu. Yangında neyin kurtarıldığı kadar neyin geride bırakıldığına da düşünmenizi öneriyorum.
Bu arada konuları farklı yönleriyle keşfetmek isterseniz, Youtube ve Spotify renkli bir kaynak. Buradan inceleyebilirsiniz.