Varmış, yokmuş… Varmış yok(muş)!

 

Hayal, zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, düş, imge, hülya… Halüsinasyon, gerçekte olmayan birtakım olayları yaşadığını sanmak.

İllüzyon ise göz bağı, yanılsama…

 

Aldanmışlık duygusu ağır! Neden aldatıldım ve aldandım diye düşündüm. Buldum,  hayal, halüsinasyon ve ilüzyon üçlüsünün içine doğarsanız, gerçeği görmeniz de onu bulmanız da çok zor… Meğer aslında yaşadığım birçok şeyi yalnızca ben hayal etmişim, Aslında bildiğimi sandığım pek çok şey yanlış ya da yalanmış. Ben, benim “asıl” onların “vekil” olduğunu düşünmüş, demokrasi deyince Antik Yunan’daki gibi hayal etmişim. Ben hayal kurmayı severim çünkü yaptıklarımın tamamı ve yapacaklarım bir hayalle gerçekleşti, gerçekleşecek. İllüzyonu sever(dim). Küçükmüşüm, gözümü boyamış… Halüsinasyondan korkuyorum.

 

Cumhurbaşkanlığı seçimiyle gün yüzüne çıkan benim “asıl” olmadığımı, vekiller için varolduğumu gösterdi. Hakkımın 70 milyonda bir olduğunu düşünmüştüm, benim hakkım yokmuş, hak 3 kişi arasında bölünmüş.

 

Aslında bu bildiğim yanlışlardan yalnızca biriymiş, ben daha pek çok şeyi yanlış biliyormuşum. Gözlerim neden kapalı, kim bağlıyor diye araştırdım. Bu topraklara doğan birinin gözlerinin açık olmasının neredeyse mümkün olmadığını farkettim. Bir insan kaynakları gazetesinde yazdığımın bilinciyle bir insan/birey olarak doğru bildiğim ama yanlış olan, beni doğrudan etkileyecek 3 örnek seçtim. Aslında sayıları 3 değil, üç yüz, belki 3 bin…

 

Bir numaralı yanılsama: “Türkiye tarım ürünlerinde dünyanın kendi kendine yeten 7’nci ülkesi.” Meğer değilmiş. Tarım Bakanı geçtiğimiz hafta açıkladı: “Bu söylem kocaman bir palavra” dedi. Ama bize böyle öğretilmemişti…

 

Biliyor musunuz aynı buğdayı eken Türk çiftçisi ile AB çiftçisi arasında 6 kat gelir farkı var. Türkiye’de bir tarım işletmesinin toprak büyüklüğü ortalama 55 dekar, AB’de or175, ABD’de ise 500 dekar. Türkiye’de belli başlı 140 farklı ürünün tarımı yapılıyor. Neredeyse hiçbiri rekabetçi değil. Yakında Türkiye halkını besleyemeyebilir.

 

İki numaralı yanılsama: Genciz, güzeliz… İkinci kelimeyi ben ekledim… Alışmışım hayal kurmaya, atlıyorum… Genç nüfusuyla övünen Türkiye, 20 yıl sonra ‘yaşlılar ülkesi’ diye anılmaya başlanacak. Şu anda 65 yaş üzerinde 5 buçuk milyon kişi yaşıyor. 2030’da 10 milyon, 2050’de 17 milyon yaşlımız olacak. Çok yakında sosyal güvenlik açığı, sağlık harcamaları ve sorunları artacak, işgücü azalacak. Genç demişken… gençler, toplam işgücünün yüzde 18’i, gençlerin yüzde 17,5’i işsiz.

Üç nolu yanılsama: Üç tarafı denizlerle çevrili sular ülkesi… Denizlerimizle, ırmaklarımızla ve göllerimizle övünüyoruz ama su fakiriyiz bilmiyoruz. 2030 yılında nüfusu 80 milyona ulaşacak olan Türkiye, kişi başına düşen 1100 m3 kullanılabilir su miktarıyla, su sıkıntısı çekiyor.

Burada kesiyorum, boğuldum! Hayal kurmam gerek. Nasıl düzeltebilirim, ben ne yapabilirim diye… Halüsinasyona savaş açmam gerek. Çünkü ben “asıl”ım. Herkesin eşit hak ve özgürlüğe sahip olduğu bir rejim, bilenmemiş, keskinleşmemiş, acıtmayan  duyguların hayalini kurmaya devam etmeliyim. Demokrasi ve laik bir ülke için…

İllüzyonu masum bir oyun olarak algılamıştım. İllüzyonu yaratanlar, halüsinasyon gören hastalıklı nesiller yetiştirmiş meğer. Farklı dini görüşe, farklı etnik kimliğe, farklı düşünenlere tahammülü sıfırlamışlar.

Makam hayali kurmak güzeldir. Makam, kariyer demektir. Kariyer bir işi iyi ve hakkıyla yaptığımızda mesleğimize çivi çakmamız anlamına gelir. Hayali kurulası makamlarda ilüzyon geçici, halüsinasyon tehlikelidir. Türkiye hızla yaşlanıyor, demografisini iyi okuyalım; kalitesiz işsizlik düşmüyor, nitelikli işsizlik artıyor. Okutacak milyonlarca kız çocuğu var. Yakında içecek su, yiyecek ekmek bulmakta güçlük çekebiliriz. Görev sizi bekler.

Paylaş