TUTMAYIN BENİ KÖTÜ OLMAK İSTİYORUM

 

 

Hafta içi yayınlanan haberlerden bir tanesinin başlığı “Birgül savaşı kaybetti” şeklindeydi. Ufak bir haberdi. Birgül aslında kısa süre önce gazetelerde boy gösterdi. O zaman bir tür kahramandı. Başına gelmiş ve gelecekler olduğu için ilgi çekiyordu. İşi bitti, haber de fotoğraf da küçüldü. Fotoğrafçı, Birgül’ün fotoğrafıyla oynamış, belli. Birgül’ün yanakları al, dudakları kiraz. Birgül kim bilir kimin sözünü dinleyip televizyonda bir kadın programına çıktı. Kocasını şikayet edecekti. Etti ve 14 yaşındaki öz oğlu annesini vurdu.

 

Birgül’ün televizyona çıktığı gün aklı ermiyordu, bugün de ruhu duymuyor, ama önemli bir iş yaptı, bizi “kötü”yle yüzleştirdi. O anlamadı, bizler tartıştık. Neden böyle programlar var diye sorduk? Herkes birbirini suçladı, sunucular birbirine girdi… Ne oldu? Programlar, hazır yaz gelmişken göstermelik kaldırıldı, gelecek yayın döneminde başka bir formatta karşımızda olacaklar. Çünkü kötülük satıyor. Kötü, iyiden daha fazla izleniyor. Yaşasın artık öykünecek ve hayalini kuracak bir şeyimiz var; kötü olmak! Trend bu,koşun!…

 

Neil Labute, Amerikalı bir oyun yazarı. Birgül’ü tanımaz. Tanısaydı kim bilir onun üzerinden ne oyunlar yazardı. Tam onun kalemi. Labute işi çözmüş… Tiyatro oyunları filmlerinden daha başarılı. Oyunları sansasyonel, çok insan izliyor. Çünkü Labute kötü’yü yazıyor. Bu adam ahlaki olarak karşı durduğumuz temaları karakterlerinin parçası yapıyor. Sadakatsızlık, küçüklere karşı şiddet, tecavüz, homofobi, ırkçılık, cinsiyet ayrımclılığı. Bunlardan birkaçı mutlaka Labute’nin yazdığı oyun veya filmlerdeki karakterlerde çıkıyor. Time dergisindeki röportajında, iyiyi izlemenin bir anlamı olmadığını söylemiş. Çünkü iyi hikayede herkes kendi dünyasında süzüle süzüle yaşamaya devam ediyor. Oysa dramanın temel taşı sorun, sorunlu ve sorun etrafında dönen insanlar.

 

Bu anlayışı kavramak için azami gayret gösteriyorum. Kötüyü neden seyrederiz, kötü niye sevilsin… Deli miyiz biz!…

 

Ulaşabildiğim sonucu şöyle özetleyebilirim; kötü var çünkü birileri çok para kazanıyor. Bize gelince, televizyondaki kadın programlarını, şiddet dolu dizileri kendimizden soyutlayarak izleyip rahatlıyoruz. Bir anlamda kendimizi temiz tutuyoruz. Hiçbir şey yapmamız gerekmiyor, televizyonda yaşanıyor ve bitiyor. Kötülerin üzerinden kendi muhasebemizi yapabiliyoruz, en büyük ahlakçı biz oluyoruz. Kadın sorunlarından, şike iddialarına, şiddete yatkın erkeklerden yolsuzluklara bütün yelpazeyi dolaşıyoruz. Sonra da televizyondakileri kendi sorunlarıyla başbaşa bırakıp uyumaya gidebiliyoruz. Duyarsızlaşma en büyük sorun. Yat uyu, mutlu ol!…

 

Voyeurgasm! Seyretme hazzı demekmiş. Bu bir trendmiş! ABD’de 1991’de zenci Rodney King’in beyaz polisler tarafından dövülmesiyle ortaya çıktıağı varsayılıyory. Anımsayın, şiddet anını bir amatör kameraman görüntülemişti. Tüm dünya döne döne izledik. Yavaşlattılar, yakın çekim yaptılar, hızla geçtiler… Biz hep seyrettik. Güney Asya’da Tsunami dalgalarının insanları yuttuğunu gördük, üzüldük ama, döne döne seyrettik. Bir daha, bir daha izledik. 11 Eylül günü İkiz Kuleler’e çarpan uçağın değişik açılardan alınmış görüntülerine bakmaya doyamadık. Bir daha, bir daha… Michael Jackson’ın küçük çocuklara olan düşkünlüğüne ilişkin tüm detayları döne döne okuyoruz, mahkemesini nefesimizi tutup izliyoruz: “voyeurgasm”. Feci bir şey diye özetlememe izin verebilir misiniz?

 

Eskiden filmlerde iyi karakterler (de) olurdu. Onlar ne yapar eder sonunda kötüyü yenerdi.

Televizonu her açtığımda önüme fırlayan aşiret reislerinden bıktım. Bellerinde tabanca, uzun uzun ve kötü kötü bakan saç sakal karışmış çirkin adamlar görmekten bıktım. Karısını döne döne aldatan, ona tecavüz eden, çocuklarını yok sayan, arada bir tokat atan adamlar görmekten de bıktım. Adında Melekler olan ama şeytanımsı insanların bulunduğu bir dizi var ki, akıllara zarar. Tüm senaryo, nasıl daha kötü olabilirim, acaba düşünemediğim bir kötülük kalmış olabilir mi, başkasına nasıl zarar verebilirim üzerine kurulmuş… Biz izliyoruz, dönüyor yine izliyoruz. Voyeurgasm!…

 

Sanırsınız ki Türkiye koca bir çirkinler ordusu. Aşiretler yuvası. Ahlaksız kadınlar cenneti. Zalim adamlar diyarı… Belki de öyle… Ayakların baş, başların ayak olduğu bir ülkeye çevirdik. Cahilleri tepemize çıkardık. Mafyayı baş tacı ettik, kötüye bulaşanları affettik, normal insanları horladık, iyiyi unuttuk!

 

Yazık Birgül’ün hiçbir şeyden haberi yok. Neden programı izlemekle yetinmedin kızım… Sen git, başrole talip ol. Senaryo kötü be Birgül’cüm, sana yedirirler mi… Senin rolün belli, birileri kazanacak sen kaybedeceksin. Biz izleyeceğiz.

 

İyi neden satmıyor?

“Ben kötüyü değil iyiyi seviyorum” ,

“Ben normalim, normal olmak çok güzel” demek ister miniz? Deneyin bir kere. İsterseniz içinizden… Ne banal değil mi…

Trend değil mi bu kardeşim, olacaksan kötü olacaksın. Vıcık vıcık… bir öyle bir böyle… şeytanımsı… feci olacaksın feci… Satıyor bunlar!

Ayy tutmayın beni kötü oluyorum.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir