Türkiye’den Unicorn Çıkar mı?

yaprakozer-esra-talu-girisimcilik-dunya

Girişimci ya da Yatırımcı Olmak: biri, aç, korkusuz ve çalışkan; diğeri tüm varlığıyla içinde.

Esra Talu, deyim yerindeyse, girişimciliğin “g”sinin konuşulmadığı dönemde ciddi yatırım alan Deppo macerasının kurucusu. Türkiye’nin ilk girişimcilerinden. Deneyimlerini profesyonel olarak aktarıyor. Girişim ve melek yatırım platformu olan Keiretsu Forum Türkiye’nin Genel Müdürü.

Kendisini 2000’li yılların başında tanıdım. Girişimciliğin erken dönemlerinde, yönetim ve iş konularının “ileri” düzeyde tartışılabildiği bir programı TRT2 için hazırlayıp sunuyordum.  Talu’yu da konuk etim. Kendisinin de aşağıda detaylandırdığı gibi hiç de kolay bir dönem değildi.  Ortada henüz hikayesi aktarılabilecek az macera, bolca hayal vardı.

Ben, hayal kurmanın bir insanın sahip olabileceği en güzel meziyet olduğuna inanıyorum. Hayal kurmak, pozitif olmak, yenilik peşinde koşmak, daha iyisini istemek, maceraya yelken açmak, meraklı olmak, çok araştırmak ve çalışmak demek…

Yeri gelmişken ifade etmeden geçemeyeceğim, gel zaman git zaman; girişimci, “bir fikrim var alır mısın”, yatırımcı ise “kaç para kaç hisse” gibi noktalara geldi… Türkiye’ye yazık olmasın. Hayalci olmadan Türk Unicorn hayali kurmaktan vazgeçmeyelim. Bunun için oyunu kuralına göre oynamak gerek.

Esra Talu, farklı şapkalarını takıp çıkararak söyleşi süresince, dünden bugüne, bugünden yarına bu işte olmazsa olmazları, gerçekçi ve yaşanmışlıkları referans göstererek aktardı. Ortaya ders niteliğinde bir söyleşi çıktı. Kadın farkını da unutmayalım. Detaycı, gerçekçi, yapıcı oluyorlar.

Girişimci dediğimiz kimdir, köşedeki bakkalı da sayabilir miyiz, mutlaka teknoloji mi olması gereklidir?

Girişimci dediğimiz aslında bana göre hayalleri olan bir insan. Hayallerine o kadar çok inanıyor ve o kadar çok bağlanıyor ki, günün sonunda her şeyi bir kenara itiyor ve bunu nasıl gerçekleştirebilirim diye düşünmeye başlıyor. Ben bu işi 90’ların sonunda yaptığımda başka zorluklar vardı. Teknoloji üzerinde çalıştığımız zaman internet çok az kullanılıyordu. Tüketici algısı düşüktü. Şimdi bu unsurlar  dünyada yerli yerine oturdu. “Ben bir girişim başlatmak istiyorum” dediğiniz zaman öncelikle destek alabileceğiniz yerler var. Sizi dinleyebilecek, en önemlisi parasını verebilecek insanlar var hem de gönüllü olarak yapıyorlar bunu. Dolayısıyla “girişimci kimdir?” sorusu özünde ben herhangi bir kurumda hiyerarşi içinde çalışmak istemiyorum, kendi kendime işler yapmak istiyorum ve başarılı olacağıma da inanıyorum diyen…

Sokağa çıksak “girişimci kimdir?” diye sorsak, teknolojiyle (internet) alakası olan birisidir diyecekler. Diğer yandan, adeta ari bir ırk gibi gösterildiğine şahit oluyoruz. Platformunuza bakıyorum teknolojiye kayış daha fazla… Bu konuyu aydınlatır mısınız?

Esasında teknoloji üzerinde olması gerekmiyor girişimcinin işinin. Doğrusu şöyle olmalı; yaşadığı mahalle diyelim ilçe, şehir, ülke her ne ise… doğru tespit etmiş ve ihtiyaçlarını iyi çözebilmiş olması gerek. Toplumun, şehrin, ülkenin neye ihtiyacı var…  ne yaparsam insanlar bunu tüketir veya hizmet olarak kullanır. Öncelikle buna bakması, yani bunun bir hobi olmaması lazım.

Kilit kelime “hedef kitle” ve “ihtiyaç” galiba….

Bir ihtiyaca yönelik, keyifli zaman geçirmeye yönelik, mutlu edeceğiniz bir şey, teknolojik veya çok mekanik bir ürün de olabilir.

Sınır yok diyorsunuz.

Hiçbir şekilde bir sınır yok.

Madalyonun diğer tarafında yer alan yatırımcı kimdir? Özellikle de melek yatırımcı kimdir?… Cebinde parası olan kişi midir?

Yok öyle demeyeceğim… Melek yatırımcı öncelikle dünyadaki gelişmeleri takip eden kişidir.  Bu işi gerçekten hakkıyla yapanlar gelişmeleri çok yakinen takip eden insanlar oluyor. Bugün dünyada Unicorn olarak adlandırılan milyar dolarlar seviyesinde geliri olan şirketlerin hemen hemen hepsi teknoloji şirketleri. İster bir KOBİ ayarında ister bir Startup olarak başlamış olsunlar, o dönemde yolları bu melek yatırımcı dediğimiz insanlarla kesişmiş ve bunların desteğiyle çıkmışlar…

Neye bakıyor melek yatırımcı? Parasını nereye yatırır veya yalnızca para mıdır burada söz konusu olan? Kendisi de işin içerisine girer mi?

Bir kere melek yatırımcı da aynen girişimci gibi cesur olma özelliğine sahip bir insan. Aynı şekilde hayalperest… Büyük emelleri olan, yani büyük paralar kazanmanın ötesinde dünyaya kendilerinden bir şey bırakmak isteyen insanlar bunlar. Damga vuracak bir ürün, bir hizmet peşinde koşuyorlar. Melek yatırımcının baktığı şey esasında, çoğunlukla işin kendisinden çok, girişimcinin kendisi oluyor. Eğer melek yatırımcı girişimciye inanırsa onun bu işi alıp sıfırdan bir yerlere götürebileceğine, gerçekten hayal ettiği yolda tek başına yürüyebileceğine veya tek başına derken ekibini motive edip ona liderlik yapabileceğine inanırsa işe çok daha kolay giriyor.

Niye kişi bu kadar önemli?

Bir kere girişimci olmak gerçekten farklı bir karakter yapısı gerektiriyor her anlamda. Yani sinirlerinizin çok sağlam olması, hayatınıza dair çok büyük fedakârlıklar yapmanızı gerektiren bir şey. Daha ben girişimci olacağım dediğiniz gün, sevdiklerinizle, arkadaşlarınızla, ailenizle bir anlamda vedalaşmanız anlamına geliyor. Kendinizi bir süre ki, bu da en az 5 sene hayattan, bir sürü insanın yaptığı günlük şeylerden çekiyorsunuz. Kopuyorsunuz.

Bir tür veda mı yani?

Bu böyle bir şey. Çok ağır çalışıyorsunuz. Gerçekten dışarıdan ne gözüküyor bilmiyorum ama hakikaten zor bir süreç.

Dışarıdan kolay gözüküyor. Gözüken; öyle ya da böyle ya çok şanslı ya da çok zeki oldukları, kafalarına hemen fikir geliyor “hadi yapalım” deyip girişiyorlar. Ertesi gün de çok güzel bir satış rakamına ulaşıyorlar…

Gerçek çok başka. Girişebilirsiniz… Evet böyle bir hayaliniz olabilir, fakat burada diğer bütün işlerde olduğu gibi kalıcı olabilmek, onu sürdürebilir kılmak ve gerçekten amacına uygun hale getirmek önemli. Yani burada inanın yatırımcı için de girişimci için de para önemli değil. Yatırımcı para yatırabilir girişimci para almış olabilir ama önemli olan günün sonunda başlangıçta el sıkıştıklarında, geldikleri noktanın ne olduğu önemli.

Tuhaf bir kültür geliştirdik; yap-sat-al şeklinde bir döngü hâkim. Keiretsu Forum platformunda siz bu döngüyü nasıl kuruyorsunuz? Fonksiyonunuz nedir?

Öncelikle doğru girişimcilerle yatırımcıları buluşturuyoruz. Keiretsu Forum 2000’li yıllarda kurulmuş ve ciddi bir tecrübesi var artık. Dolayısıyla bu platforma her girişim de gelemiyor.

Yani siz seçiyorsunuz.

Tabii seçiyoruz.

Yatırımcıyı da mı seçiyorsunuz?

Yatırımcıyı da seçiyoruz. Yatırımcı da referans ile geliyor.

Nelere bakıyorsunuz?

Mentorluk yapabilmesi gerekiyor. Girişimlere fayda sağlayabilecek bir network’e sahip olması gerekiyor. Gerektiğinde kendi imkanıyla girişime müşteri olabilmesi gerekiyor. Esasında yatırımcı birçok anlamda, birçok imkanını seferber ediyor, onun için de girişimciye gerçekten inanması gerekiyor. Bir kader birliği yapıyorlar diyebiliriz. Evlilikte de çok geçerli olan bir şeydir; güven esası var burada. Birbirlerine gerçekten güvenerek bu işe giriyorlar.

Siz ne yapıyorsunuz seçerken?

Belli bir takım ana sorularımız var. Fikir aşamasında hiçbir girişime yatırım yapmıyoruz Keiretsu’da, böyle bir kuralımız var ki, dünyada da böyle.

Ne tür aşamalar oluyor girişimcinin yatırım serüveninde?

Yatırımın farklı fazları var; aileden, arkadaşlardan, dostlardan alınan paralar var, ondan önce kendi cebinden finanse etmiş olabilir işini. Biz o aşamalardan sonra gerçekten iş ortaya çıkmışsa giriyoruz. Şirketleşmiş olmasını istiyoruz, en azından bir iki fatura kesebilmesini istiyoruz. Bunlar olmadan, harcayacağınız çok büyük bir zaman.

Vücut bulmuş olmasını istiyorsunuz özetle. Peki fikirleri seçerken bir kriteriniz var mı? Her sektör mü yoksa belli sektörleri mi hedefliyorsunuz?

Her sektör olabilir. Burada işin ölçeklenebilir olması çok değerli ve önemli. Yatırımcı bir büyüme potansiyelinin olmasına çok değer veriyor. Kimilerinin dünyaya açılabilme potansiyeli yüksek oluyor bazen girişimci bunu göremese de bu yönde destek oluyoruz.

Türkiye’de kapalı kalacak bir fikir değil de uluslararası arenaya açılıyor olması tercih mi oluyor?

Başarılı bir iş olması bizim için birinci tercih. Para kazanır olması tabii ki önemli bir şey. Amacına yönelik çalışıyor olması önemli, ama onun dışında da Türkiye’den çıkmış bir işin dünyada birçok başka ülkede de hizmet verebiliyor olması veya ürünün satabiliyor olması önemli. Bizleri bu konuda bir misyoner gibi düşünebilirsiniz. Öncelik ülkemiz için çalışıyoruz, yani Türkiye’den çıkan girişimleri önemsiyoruz.

Türkiye’de ne kadarlık bir girişim ve melek yatırım ekosisteminden söz ediyoruz. Dişe dokunur şeyler mi yoksa bizim kendi oyun alanımızda mı hareket ediyoruz.

Hiç küçümsememek lazım. Türkiye’de ne çıktığından çok ne çıkacağına bakmak lazım. Türkiye her zaman böyleydi 90’ların sonunda da böyleydi. Birçok pazara göre, Avrupa’ya göre diğer çok başarılı bir ekosistem olan İsrail’e göre (8.500.000 nüfusları var) çok cazibiz her anlamda.

Aynı cazibe çıkan fikirlerin adetleri konusunda da var mı? Girişimci ligi ya da yatırımcı ligi diyeceksem biz nerelerde yer alıyoruz?

Şöyle söyleyeyim bir kere hiç kimseye haksızlık etmek istemiyorum. Gençlerimize de haksızlık etmek istemiyorum. Bunların hiçbiri bir gün içinde olacak şeyler değil. Yani biz bir günde girişimcilik ekosistemini büyütelim geliştirelim demekle, dünyanın yıllardan beri bakış açısındaki farklılıkları yakalamamız çok zor. Üniversitelerdeki eğitim çok değerli ve önemli. Diğer yandan artık kabul edildi ki üniversite eğitimi, mevcut bütün dünyadaki eğitimler girişimciliği öldürüyor. Dünya genelinde pek çok başarılı olmuş girişimci üniversiteden terk, hem de çok iyi üniversitelerden terk.

Ama çocuklarımızın üniversiteye gitmemelerini teşvik etmemek gerek.

Hiç onunla alakası yok fakat birilerinin bunu görüp anlaması gerek, bir de eğitim çok önemli bir şey…

Belki de eğitimi buna formatlıyor olmamız lazım.

Evet formatlıyor olmak lazım.

Dediniz ki, hiç kimse bir gecede böyle bir sıçrama yaşamıyor ama ben anlıyorum ki Türkiye iki ligde de gerilerde. Size dönük bir şey soracağım 90’lardaki girişimcilerden birisiniz. O günden bugüne ne değişti? Ne kadar değişti? Aynı değişim başka bir ülkede çok daha önemli sıçramalar yaptı. Biraz da kendimizden söz edelim.

Kendinizi neyle kıyasladığınızla çok alakalı. Biz Türkiye’de bence her anlamda kendimize haksızlık ediyoruz. Burada çok iyi işler yapılıyor. Biz her zaman kendimizi bu işi en iyi yapan ülkeler ve pazarlarla mukayese ediyoruz, dolayısıyla evet, onlara göre geri olabiliriz. Ama bizde çok ciddi bir potansiyel var onlarda olmayan. Dolayısıyla paranın olduğu ülkeler Türkiye’ye ilgi gösteriyorlar. Şimdi burada yapılması gereken şey yatırımcı ile girişimcinin el ele hareket etmesi. Çünkü fikir o kadar da önemli bir şey değil. Önemli olan girişimcinin destek bulabilmesi, işi uzun vadeli götürebilmesi. Eğer Türkiye’de bunu çözebilirsek ki, bizim birinci önceliğimiz bu. Yani girişimcilere para bulmanın ötesinde, işlerini nasıl uzun vadeli kılabilirler…

Biraz daha somut söyler misiniz? Nasıl daha uzun vadeli kılabilir? Fikri vasat ama nasıl devam eder? ya da fikri çok iyi nasıl ölüyor? Bu insanlar satamıyorlar mı?

Fikri iyi ya da kötü diye değil de işe yarar veya yaramaz olarak değerlendirmek lazım. Yatırımcı bunu çok net görebiliyor, çünkü yatırımcının böyle bir tecrübesi var. Buna karar verdikten, bu faslı geçtikten sonra iş iyi, gelişmeye açık bir iş ise burada girişimcinin eksiklerini iyi tespit etmek ihtiyaçlarını iyi tespit etmek ve o yönde destek vermek gerekiyor. Bu tip yatırımcı platformlarında size bir kişi yatırım yapmıyor, birden fazla aynı anda yatırım yapıyor… Dolasıyla siz bir girişim olarak 15 kişiden yatırım aldığınız zaman o 15 kişiden de birçok farklı destek alabiliyorsunuz mentorluk, networking olabiliyor veya onların size müşteri olması gibi. Bizim bireysel üyelerimiz olduğu gibi yatırımcı üyelerimiz, kurumsal üyelerimizde var Keiretsu Forum Türkiye adına konuştuğum zaman. “Türkiye’de somut ne yapıyorsunuz” diye sorarsanız şunu söyleyebilirim, son bir senedir bütün kurumsal üyelerimize girişimleri tanıtıyoruz, ihtiyaçları bazında onlar ile buluşturuyoruz onlar kendilerini anlatıyorlar kurumlara ve birlikte nasıl devam edebilirler onu konuşuyoruz. Onların kurum içinde bu girişimlerden ne gibi fayda sağlayabileceklerini birlikte bulmaya çalışıyoruz. Gerekiyorsa birtakım değişiklikler yapmalarını istiyoruz girişimlerden, kurumlara daha inanılır gelmeleri için.

Fikirlerinden taviz verebiliyorlar mı, ya da bir ego oluyor mu?

Fikre inanılması birinci şart burada, dolayısıyla onun üzerine değil. Ama iş yapma şekli ile ilgili, evet birtakım tavsiyeler almaları gerekiyor. Girişimcinin karakteri buna ne kadar açık olursa o kadar başarılı olabiliyor diyebilirim.

Girişimci profili, kadın mı erkek mi? Genç mi yaşlı mı? Kentli mi değil mi? Teknolojik mi? Eğitimli mi? Profilini çizer misiniz? Ne yer ne içer, fakir mi, zengin mi?

Bir kere karnının çok tok olmaması tercih edilen bir şey çünkü hakikaten pozitif yapıcı anlamda hırs bence önemli ve değerli.  Sizi hayatta zorluklar karşısında daha dayanıklı kılan bir şey. Bu tip insanların daha başarılı olduğunu görüyoruz. Amerika’daki başarı oranına baktığınızda yüzde 90  göçmenler. Çünkü göçmen olarak bir ülkeye gittiğiniz zaman, orada tutunabilmek için her türlü zorluğa zaten peşinen hazırlıklı oluyorsunuz. Başta konuştuğumuz konuya geri dönersek, yola çıkarken zorlu bir yol olacak, bunu biliyorum ve böyle giriyorum diyen her insan girişimci olabilir, bunun hiçbir sınırı yok.

Kadın erkekler yarı yarıya bir gruptan söz edebiliyor muyuz?

Hayır edemiyoruz. Yatırımcı konusunda hele yatırımcı tarafında çok az, girişimci tarafında da az. Bir kadın girişimci olarak bu işin zorluklarını bildiğim, birebir yaşadığım için girişimci olmak isteyen bu yola baş koymuş bütün kadınlara tavsiyem şu; daha fazla fedakâr daha az duygusal olmamız gerekiyor.

Çocuk mu yapmayacak? Evlenmeyecek mi?

Çocuk yapabilir ama çok duygusal olmayacak. Aklı sürekli öyle mi yapsaydım böyle mi yapsaydım… yaşamayacak.

Keşkesi olamayan kadınlar.

Ben de çocuklarımı ihmal etmek zorunda kaldım. Zor zaman dilimleri oldu, fakat bugün geldiğim noktada çocuklarım bana, iyi ki bunları yapmışsın diyorlar. Benimle gurur duyuyorlar. Şunu diyebilirim zorlu bir süreç bu, herkes gibi bir hayat yaşamıyorsunuz.

Anadolu’ya gittiğinizde onlar kendilerini çok şanssız suyun başında olduğunu düşündükleri İstanbul başta olmak üzere İzmir-Ankara’yı şanslı görüyorlar, doğru mu sizce bu?

Doğru çünkü bu şehirlerde bu ekosistem kurulu. Diğerlerinde de üniversitelerin fonksiyonu çok çok önemli ve çok değerli. Türkiye genelindeki bütün üniversitelerde artık kuluçka ve girişimcilik merkezleri var, buralardan yardım alabilirler en azından nasıl hareket etmeleri gerektiğine dair bir fikir edinebilirler. Tabi bu Türkiye için yeterli mi; çok yetersiz.

Genç mi olmak lazım; bir fikir bir hayalimizin olması için… Genel kitle hangi yaş aralığında?

Belki sert gelebilir gözlemlediğimiz zaman biz kültür olarak, erken aile kurmaya, erken çoluk çocuk sahibi olmaya ve erken birçok sorumluluk almaya yatkın bir toplumuz. Bir kere girişimci dediğinizde başarılılara baktığınızda, çok geç evleniyorlar, evlenmiyorlar, çocukları tercih etmiyorlar. Özellikle 20’li yaşların 30’lu yaşların başı çok çalışıyorlar. Bu kadar koşuştururken bir taraftan da sorumluluk olduğu zaman üzerinizde, başarınızı etkiliyor. Genç olmalarında hiçbir mahsur yok. Gençlik güzel bir şey. Hayata pozitif bakıyorsunuz birçok dert size o kadar çok dert gelmiyor başlarda. Tavsiyem aile kurmakta çok aceleci olmasınlar.

Akademisyenlerin mağdur olduğu kanaatindeyim. Kendilerini dışarıya açamamak ve gönül verdikleri fikirlerin raflarda tozlanıp orada bayatladıklarını ifade ediyorlar. Onlara ulaşmak mümkün değil mi?

Zorlu bir ortam. Burada rekabet var çaba var. Girişimcilikten gelmiş herkes bilir ki, mücadele etmeye açık bir yapınız olması lazım. Ben mağduriyet diye bir şey çok anlamıyorum. Bana hitap etmiyor. Yapmak isteyen yapar, bir yolunu bulur, bulmak zorunda. Kimse size bir altın tepside sunmuyor, hiçbirimiz için böyle bir şey olmadı. Bundan sonrada olmayacak. Yanlış da anlaşılmasın herkes girişimci olacak diye bir şey asla yok. Biz hep başarı hikâyelerine konsantre oluyoruz, onlar bize cazip geliyor. Fakat bu yolda bir sürü başarısız ve mutsuz olmuş insan da var. Belki bir noktada keşke ben bu yola hiç girmeseydim diyen birçok insan var. Ülkemizin ve birçok kurumun genç, akıllı ve girişimci ruhlu insanlara ihtiyacı var. Herkes kendi kendini finanse edip dışarıdan para bulacak ve fikrini kendi kendine hayata geçirecek diye bir şey yok. Bugün kurum içi inovasyon diye de bir şey var, buralarda da çok büyük ihtiyaçlar var…