Tiyatrocu ve Yazar Gülriz Sururi’ye Saygılarımla

Gülriz Sururi’yle yıllar yıllar öncesinde TRT2’de Kariyer Dünyası programında yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Nevi şahsına münhasır bir kişi, saygı duyduğum bir tiyatrocu, günümüzde elini sallasan ellisi tadındaki sanatçılara örnek bir emekçiydi.

Sessiz sedasız gitmeyi tercih ettiği için yıllar önceki bir söyleşiden satırbaşlarını paylaşmam onu rahatsız eder miydi bilmiyorum ama ben bugün yaşadıklarımıza bakıp böyle bir örnek kadını onun sözleriyle anmayı kendime görev bildim ve riske girdim.

İlk operet Prima Donnası Suzan Sururi ile Operet kurucularından tenor Lütfullah Sururi’nin kızı. 12 yaşında İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrolarında Çocuk Bölümünde sahneye adım attı. Muhsin Ertuğrul tarafından seçilerek konservatuarda eğitim gördü. 1962 yılında Gülriz Sururi Engin Cezzar Tiyatrosu’nu kurdu.

Çok sayıda eser bıraktı, ilk diye adlandırabileceğimiz pek çok etkinliğe imza attı. Keşanlı Ali Destanı desem… Kaldırım Serçesi desem… Sokak Kızı İrma desem… yazar olarak; Kıldan İnce Kılıçtan Keskin, Bir An Gelir, Gülriz’in Mutfağından seri, Biz Kadınlar, Müzikhallerim (Kabare-Sokak Kızı İrma- Kaldırım Serçesi-Keşanlı Ali Destanı- Hair müzikalinden) diye sürdürsem…

Satırbaşları dedim, sözümde duracağım. Beni o gün de etkilemişti. Programı yıllar sonra yeniden izlediğimde daha da fazla etkiledi. Ben hayatıma giren bu kadınlar sayesinde çok zenginleştim. Hepimiz için örnek oldu.

 

YORULMUYORUM

Sürekli çalışmalıyım. Yorulmuyorum, çünkü boş durduğumda ruhen yoruluyorum, o nedenle fiziki yorgunluğu tercih ediyorum. Benimkinin sadece çalışmak olduğunu söyleyemeyiz. “Çalışmak, kotarmak, ortaya çıkarmak ve buyurun bakalım fikrinizi bekliyorum” demek.

Yani, ben hep kendimle yarışıyorum ve bekliyorum nasıl buldunuz diye… Bir sanatçının yaşamı çok farklı bir şey.

GENLERİME VE DAHA FAZLASI KENDİME…

Genlerime çok şey borçluyum. Tabii ki her şey değil, ama genlerime borçlu olduğum bazı şeyler var. Bir tanesi sesim, aileden şarkı söyleme yeteneğim, sahneye yakışan bir fiziğim, hatta hala bu yaşta bile bir Türk kadını için ince olan fiziğim… Dans etme yeteneğim… Ama diğerleri bunlardan çok daha büyük, öğrenme hırsım, başarılı olma isteğim, çalışkanlık, cesaret, yürekli – korkusuz olmak. Riske girmek. Ben hayatımda bir tek işim için riske girdim. Bunun dışında riskten hoşlanmam.

ÇOCUKLUĞUM

Müthişti. Pek farkına varamadan yaşadım galiba. Mutsuz bir roman tadında bir anı kitabı kazandıracağını bilmiyordum. Bilseydim çok daha farklı yaşardım. Geleceği görseydim tadını çıkarırdım. Ben çok üzüldüm çocukluğumda. Annesiz büyüdüm. 2 yaşında kaybettim annemi. Annesini kaybeden her çocuk gibi erken geliştim, büyüdüm. Bazı şeyleri erken fark ettim ve onları fark ettiğimi fark ettirmeyecek kadar politik oldum çok küçük yaşlarda. Bunlar Gülriz’in yetişmesinde artılar oldu.

Babam, Muhsin Ertuğrul istediği için beni Çocuk Tiyatrosu’na göndermeye mecbur kaldı. Çocuğunun sanatçı olmasını istemiyor, çünkü annem 23 yaşına varmadan dünyaya gözlerini kapıyor. Tiyatrocu olmak çok meşakkatli bir hayattır, bugün bile. Sadece verirsiniz alamazsınız. Ben Türkiye’de üç meslek sahibine çok acırım. Biri eski futbolcular. İkincisi eski gazeteciler. Diğeri eski tiyatrocular. Bir de sinemacıları ekleyebilirim. Bugünkü olayları düşünün, bu eski meslek kahramanlarına acımamak elden gelmiyor.

TESADÜF BAŞROL

Tesadüflere ve şansa inanırım. Kendimi bildiğimden itibaren gözüm tiyatroda açıldı. Bizim evde insanlar sabah kalkar akşam tiyatroda oynardı. Çevremdeki herkes sanatçıydı. Bana, “Sen ne olacaksın?” dediklerindeyse “Ben gelin olacağım” derdim. Sanki tiyatrocular gelin olmazmış gibi.

Muhsin Ertuğrul bey, “Annesi gibi yetenekliyse getir Çocuk Tiyatosu’na bakalım demiş. Muhsin Ertuğrul tiyatronun Allah’ıydı. Ona karşı çıkmak saygısızlık olurdu. Ben istemeye istemeye gittim hiç hoşlanmadım. Ne dense yapıyordum ama koro halinde bir şey yapmaktan hoşlanmıyordum. Uydu olmaktan değil lider olmaktan hoşlanıyorum. Başroldeki kız hastalanmasa ben bugün tiyatrocu olmazdım. Biz Türkler ırk olarak da koroya müsait değiliz. Herkes koro başı olmak ister. Başrolü oynayınca kaderim çizildi, o yaşta hayranlarıma imza verdiğimi biliyorum.

SAHNEDE DEVLEŞİYOR

“Ufacık tefeciksiniz, sahnede nasıl devleşiyorsunuz?” Fiziksel olduğuna inanıyorum. Manken, fotomodel, tiyatrocu, sinemacı fiziği var… Sahnede büyük yüz, büyük göz gerekiyor, bir de ince olmak. Hayatımda hiç perhiz yapmadım. Durmadan tıkınmak saygısızlık, devamlı perhiz de aptallıktır. Sağlıklı yaşıyorum. Her şeyi yiyor içiyorum. Bütün iş kendinizi tanımakta, alarm çalmadan gerekeni yapmakta.

TİYATROCU DENMESİNİ İSTİYORUM

Herkes sanatçı oldu. Sanatçı sözcüğü hiçbir ülkede bu kadar ucuz – bedava kullanılmaz. Ben bundan artık çok rahatsız olmaya başladım. Ben Gülriz Sururi’yim, mesleğim tiyatroculuk, mesleğim bana yeter.

OMUZLARINDA YÜK YOKMUŞ GİBİ

(Aydın Boysan, herkes yükü omuzlarında farklı taşır ama Gülriz Sururi sanki hiç yük yokmuş gibi taşır diyor kitabında…)

Bir kadının birkaç yaşı vardır. Biri nüfus kağıdı yaşı, diğeri gösterdiği yaş, bir başkası hissettiği yaş, öbürü söylediği yaş, son olarak da tıp yaşı. Benim en çok inandığım tıp yaşı. Görüntünüze bakmak zorundasınız, artık teknoloji buna izin veriyor. Dışınız düzeltebilirsiniz, ama içinizi düzeltemezsiniz. İç organlarınızın sağlığıdır sizi genç gösteren hareketlendiren. Bir de enerji çok önemli. Hayat bir armağandır. Bunun bilincinde olanlar hayatın tadını çıkartır.

HİÇBİR ŞEYİ KOLAY ELDE ETMEDİM

Ben çok tökezledim. Meslek hayatımda da özel hayatımda da. Hayatın iniş çıkışları olduğunu biliyorum. Acı çekmeyen insan karşısındakine duyarlılık gösteremez. Tüm duyguları yaşamak gerek. Hayatın kendisinde bütün bunlar var, inişli çıkışlı güzel.

ASLA TAKLİT ETMEDİM

Edith Piaf’i hiç taklit etmedim, çünkü çok gülünç bir şey olurdu. Edith Piaf’ın son sahnesinde ölüme yaklaştığı, vücudu adeta soru işareti gibi kıvrıldığı, sesinin çatallaştığı dönemini taklit ettim. Oyunun geri kalanında taklit etmek aptallık olurdu. Çok insan Edith Piaf söyledi ama onun sesine yaklaşamadı. Ben Piaf’ı yorumladım ve oynadım. Taklit başka şeydir.

ROLLER OYUN BİTİNCE BİTER

Etkilendiğim roller oldu. Ama oyun bittiğinde biter. Aksini söyleyenin doğru konuşmadığına inanırım. Duyguyla oynuyorsan, teknik katamazsın. Önce teknikle işi halledecek sonra içine yeterince duygu vereceksiniz. Bir oyunda her gece aynı sahnede ağlamanız gerekse, bir süre sonra seyirci o tarafta, ışık soldan geliyor diye sol gözümle ağlarım. Sağ gözümü ağlatmam. Ben o oyunculardanım.

HÜRREM’İ OYNAMAK İSTERİM

Güzel bir kahraman. Ona bir şeyler katabileceğimi düşünüyorum. Belki bir gün oynarım. 1999’dan beri tiyatroda yokum, başka tatlar alıyorum hayattan. Yazmak beni çok daha fazla ilgilendiriyor. Tiyatronun moda olmadığı bir dönemdeyiz. Yeniden gençlerle moda olacağına inanıyorum. Ama onu yapacak olan ben değilim. Ben pek çok kilometre taşına imza attım, artık onların yapması lazım.

SAÇIMI DEĞİŞTİRMEM

Sahnede her tipe girdim. Bunun dışında saçımın şeklini de rengini de değiştirmem. Ben sevdiğim şeyden vazgeçmem, moda olsun diye bir şey yapmam. Aynaya ne kadar çok bakarsanız o kadar çok kusur görürsünüz. Ben aynaya çok bakarım baktıkça bir kusurumu görüp düzeltmeye çalışırım her zaman, çünkü estetik meraklısıyım. Bir program sırasında baktım ki, saçlarımda beyazlar var, elimle küçük topuz yaptım: kukuriku!…Sonra da kukuriku hoşuma gitti, dikkat çekti. Alametifarika gibi bir şey oldu. Bir şey daha var, neşeli ve mutlu olduğum günler yapıyorum…

KENDİMİ SEVERİM

Büyükannelerimiz der ki, kendine hayrı olmayanın başkasına hayrı olmaz. Ben de diyorum ki, kendisini sevmeyen başkasını sevemez. Bugüne tercümesi bu. Önce kendisi seveceksin. Kendinden memnun olacaksın ki, başkasını sevesin.