Tepede kariyerin dayanılmaz zorluğu

 

Herkes en tepeye… Hatta en en en tepeye çıkmaya çalışa dursun, bu en tepelerde oturmanın zevki kadar tehlikesi de yoğun oluyor. Bu yazının konusu şirket ya da holding tepeleri değil. Daha tepeler. “Ne olabilir ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle tarif edeyim, hani ağzınla kuş tutsan kimseye yaranamadığın tepeler. Dünya Bankası’nın Başkanı ya da  Birleşmiş Milletler’in Genel Sekreteri olmak gibi…

 

Kim derse ki, “eksik olsun”, bence yalan söyler. Kim istemez Dünya Bankası Başkanı James Wolfensohn’un ya da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın koltuğunda oturmayı… İtibar, şatafat, şöhret… Her söylediğin dinlenecek… İki dudağının arasından çıkan her şey haber olacak… Bayılıyor olmalı bu adamlar yaptıkları işlere.

 

Açın televizyonu, bir ana haber bülteninde kurumdan ya da kendilerinden söz edilmesin… Açın gazeteleri onlardan söz edilmeyen bir gün geçsin.

 

Zenginin parası züğürdün çenesini yorarmış derler. Gördüğünüz gibi oturmuş yazıyorum bu iki adamı. Madalyonun bir de diğer tarafı olduğunu göstermek istiyorum aslında.

 

Wolfensohn 1995 yılında Başkanlık koltuğuna oturduğunda WallStreet’te paraya para demeyen, dünya jet-set’iyle adı anılan, renkli hayatıyla dikkat çeken biriydi. Rivayete göre yakın çevresi görev kendisine teklif edildiğinde, “deli olma, kabul etme” demiş. Wolfensohn’u tanıyanlar inatçı, egosu yüksek biri olduğunu söylüyor. Bu yüzden mi bilinmez, görevi bayıla bayıla kabul etmiş. Tabii görevle dünya sorunlarını da devralmış oluyor… Bu tür makamlara ‘nankör makam’ denir. Kimse teşekkür etmez. Neymiş dünya üzerindeki fakirliğe çare bulacakmış.

 

Annan’ın durumu da farklı değil. Yakın zamana kadar en itibarlı adamdı, şimdi onu bir kaşık suda boğacaklar. O ne yapıyor, dünya düzenini  korumaya, savaşlara engel olmaya çabalıyor.

 

Annan, 1996 yılında Clinton yönetiminin desteğiyle göreve geldi. ABD, dönemin güçlü adayı Boutros Boutros Gali’ye Amerikan çıkarlarını korumadığı için sırt çevirince Annan koltuğa oturmuştu. Ghana doğumlu Annan, ilk dönemi sorunsuz atlattı. İkinci dönem ateşten gömlek. Annan’ın kariyer öyküsünü anlat bana derseniz, dünyanın tepesinde ABD’nin sabrını taşırdığını söylemekle yetinsem olur mu… Irak’a müdahalede Washington’u desteklemek bir yana, açık açık bu savaşın yasal olmadığını dile getirmesi Amerikan yönetimini mutlu etmedi. Oysa Annan’ın görev süresince BM’nin memnuniyet yaratmayan başka performanlarına da şahit olmuştuk; BM, Rwanda’da ya da Bosna’da katliamlarda yeterince aktif rol oynayamamıştı. Ama kimse Annan’ı bu kadar suçlamadı.

 

Annan, son aylarda hayatının savaşını veriyor. Saddam Hüseyin döneminde ambargodan etkilenen Irak halkı için petrol karşılığı yiyecek programının skandala dönüşmesi yüzünden zor günler yaşıyor. Annan’ın bir İsviçre firmasında çalışan oğlunun da adı skandala karışınca, olay daha karmaşık bir görünüm kazandı. Daha doğrusu kişiselleştirilerek Annan’a çevrildi. Toplam 270 kişi ve kurum bu yardım sürecinden haksız kazanç sağlamış. Amerikan Merkez Bankası eski başkanlarından Paul Volcker, Amerikan yönetimi tarafından konuyu aydınlatması için görevlendirildi. Bu ay içinde bir rapor açıklanacak. Annan eğer skandala karışmışsa ya da skandal yaratacak kötü yönetimi söz konusuysa, o zaman faturayı ödemek zorunda kalacak. Şu ana kadar ne oğlu ne de kendisi için aleyhte somut bir delil bulunmuş değil. BM çalışanları geçtiğimiz aylarda Annan’ı desteklemek için binlerce imza topladı.

 

İki adam, iki görev. Tanımayız etmeyiz ama nedense hayatımızın içindeler.

 

Kariyer denince hep çocuklarınız aklınıza geliyor değil mi. Sanki bir tek onların kariyeri var. Bir türlü anlayamamışızdır biz bu kariyer meselesini. Gençlere özgü sanırız. Üniversiteden mezun olmak üzere olanların kariyeri olur, ondan sonra geçmiş olsun. Hele orta yaşlara gelmişseniz neyinize lazım… Gençler düşünsün… Ölene kadar kariyer olduğuna inanmayız. Neden çünkü analar bizi mühendis, doktor, mimar falan doğurur. Bir doğduk mu bir daha dövsen değişmeyiz.

 

İşte bu yüzden bizde “olmuş” adam çok. Onların kariyerleri hiçbir yere kıpırdamaz. Olmuştur çünkü onlar, orada dururlar öylece. Bu yüzden Türkiye de durur öylece. Durgun kariyerler durgun ülkeler yaratır. Sağa sola hareket etme cesareti olmayanlar, ister istemez ülkelerinin sıçramasına, hamle yapmasına vesile olamazlar.

 

Bu ne Wolfensohn’a ne de Annan’a methiye yazısı değildi. Türkiye yalnızca AB’ye girmek üzere müzakere tarihi almakla sınıf atlayamaz. Sağda solda yabancı firmalardaki genç Türk profesyonellerle tabii gurur duyuyoruz. Ama böyle pozisyonlarda nedense hiç  Türk yok. Hikmet Çetin aklıma geliyor hemen. Zorluyorum zorluyorum başka yok. Anımsayamadıklarımdan şimdiden özür dilerim ama sağdan bak 3 kişi soldan bak 5 kisi… O da olursa.

 

Wolfensohn neredeyse 10 yıldır aynı koltukta. Haziran ayında görev süresi doluyor. Hırslı bir adam, biraz deli dolu, hayli fevri olduğu biliniyor. Zaten başka türlüsü bu ağır dönen çarka neden girsin. Rahatını neden bozsun. Göreve geldiğinde, açın halinden tok anlamaz diye yüzlerce çalışanı dünyanın değişik bölgelerine saldı, nereleri kurtardıklarını gözleriyle görsünler istedi. Bir o kadar çalışanı yönetmenin ne demek olduğunu öğrensinler diye Harvard’a eğitime gönderdi. Washington’a çöreklenip oturan ülke sorumlularını yerlerinden etti. Kurumu hafifce silkeledi yani.

 

Aslında banka hala çok yavaş… Çünkü zamanının çoğunu varlığına gerekçe aramakla meşgul. Küreselleşme karşıtlarının, çevrecilerin ve solcuların en büyük düşmanı Dünya Bankası.

Birleşmiş Milletler’de durum farklı değil. Yalnızca Annan’ın koltuğu sallantıda değil, koca örgüt ikide bir sallanıyor. Uluslararası ilişkiler okuyan her öğrenci bir semestre uluslararası örgütler dersi alır. Bu kurumların hangi şartlarda ve ne gerekçeyle doğduğu anlatılır. O günün şartları ve gerekler artık  yok.

 

Tepede kariyer yapmak çoğumuza baldan tatlı gelebilir ama buralarda ayakta ve hayatta kalmak hiç kolay değil. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin yerine geçecek kişi için kulisler çoktan kaynamaya başladı. Henüz adayları pek dillendirmiyorlar ama sanırım sürprizlerle karşılaşacağız. Asıl ülkeler çekişiyor.

 

Tepeye çıkmak da tepede kalmak da zor anlayacağınız.

Paylaş