Tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış

 

 

Hükümet üyeleri arasında yeni bir söylem çok moda: Bizi AB’ye almazlarsa almasınlar! Mümkün olsa cümlenin sonu şöyle gelecek; “Göreceksiniz iki gün sonra kapımızda yalvaracaklar, süründüreceğiz onları…” Yüreğimin yağları eriyor. Koltuklarım kabarıyor. İçimde dalga dalga bir şeyler kıpırdıyor.

 

Dün AB yolunda ölüyorduk… Gidip aslanlar gibi girecektik, almazlarsa kapılarında pas pas olacaktık… O gün de aynen bugünkü gibi içimde dalga dalga coşan bir şeyler olduğunu hissetmiştim. Ama nasıl…

 

Ne dün ölümüne AB’ye girmeyi anladım ve içime sindirdim, ne de bugün sırtımı dönüp, “canın isterse” demeyi.

 

Kriterlerin hepsini Türkleştiriyormuşuz. Ankara kriterleri… Diyarbakır, Şanlıurfa kriterleri de yapabiliriz… İsterseniz Kasımpaşa, Karagümrük, Vefa… Siirt’e ne dersiniz?

 

Kriterler önemliyse izninizle ben de birkaç kriterden söz etmek isterim. Bu kriterlerin önemli bir bölümüne AB üyesi ülkeler de ulaşamıyor. Yürekleri kabartan gurur okşayan kriterler dönemi bitti, evrensel/ küresel kriterler sözkonusu: “İnsan Sermayesi İndeksi” sizin için bir şey ifade eder mi…

 

İhtiyaç molası vermek için sağa çekip park edenleri, zaman affetmiyor. Yolculuk ”ekspres”. Aşağıda sağa çeken AB üyesi ülkeler ile ekspres yolda tam gaz gidenlerin mücadelesini bulacaksınız. Kendimize ders çıkartabilirsek ne ala. Biz burada tribünlere oynarken başkaları hangi oyunları kurup kaldırıyorlar görelim.

 

Ve Avrupa, insan sermayesini keşfetti. Önce ABD sonra Çin ve Hindistan yumruğunu  yiyince böyle oluyor. Yetmedi bir de ölçümlemeye başladı. Lisbon Council ve Deutschland Denken kuruluşlarına bağlı araştırmacıların uzun süredir üzerinde çalıştıkları 13 AB üyesi ülkenin yer aldığı “Avrupa İnsan Sermayesi İndeksi”nin amacı, insan sermayesinin kalitesini yükseltmek, rekabette öne geçmek, yaşamak! Bizim Karagümrük, Ankara, Üsküdar, Yozgat kriterlerimiz bunları içeriyorsa söyleyecek söz yok…

 

İsveç insan sermayesini en iyi kullanan ülke. Kuzey Avrupa ülkeleri ilk sıralarda. Bir de İngiltere… Sondan dördüncü Almanya, sonuncu İtalya… Fransa iç güveysinden hallice bile değil. Almanya ve İtalya’dan daha iyi durumda gözükse de “düşenler”in kümesinde… Özellikle Almanya ve İtalya’da insan sermayesi erozyonu yaşanıyor. Bu ülkelerde kişi başına düşen gayri safi milli hasıla 2030’da İsviçre, İrlanda ve İngiltere’nin yüzde 50 gerisine düşecek.

 

İsviçre okul, üniversite ve yetişkin eğitimine İtalya ve İspanya’nın iki katı kaynak arıyor. Böylece İsviçre kelle sayısı itibariyle geride olduğu İtalya ve İspanya’nın iki katı insan sermayesine sahip gözüküyor. İsviçre, Danimarka ve Portekiz ekonomilerindeki insan sermayesinin yüzde 63’ünü istihdam ederken, İtalya, Belçika ve Fransa yalnızca yüzde 53 istihdam edebiliyor. Sonuç, düşük ekonomik büyüme ve refah.

 

Paradigma değiştirmemiz gerek. En önemli şey, çok nüfus değil, nitelikli nüfus. Bu anlamda kendi işyerlerinize bakın. Siz hala benim şu kadar elemanım var diye övünebiliyorsanız, “pes” demek istiyorum.

 

 

AB ülkelerinin arasında görülen ekonomik gelişim farklılıkları, kazara ortaya çıkan nedenlerden değil, uzun süredir devam eden yapısal trendlerden oluşuyor. Önümüzdeki 20  yılda Avrupa İnsan Sermayesi İndeksi’nin ölçtüğü anlamda insan sermeyesi, İsviçre ve Hollanda gibi üst sıralardaki ülkelerin ekonomisini, alt sıralardaki ülkelerin ekonomisinden çok daha ileri götürecek. AB’de üsttekilerle alttakiler arasındaki uçurum artacak.

 

Gelelim Avrupa İnsan Sermayesi İndeksi’nin nasıl hesaplandığına… Önemli, çünkü biz insan sermayemizi ölçmüyoruz, bildiğimiz tek şey ne kadar işsizimizin olduğu. Resmi rakamlara inanabilirseniz tabii… İndeks temelde dört çeşit insan sermayesi ölçüm kriteri benimsiyor.

 

İlki, “bireye eğitim yatırımı”. Aktif çalışanlar üzerinde beş çeşit öğrenmeye bakılıyor:

İş yerinde eğitim, yetişkin eğitimi, üniversite, temel eğitim ve ebeveyn eğitimi. İnsan sermayesini çıktı maliyeti yerine, yatırım maliyeti anlamında ölçüyor. Böylece insana yatırım, yüksek ekonomik getiri anlamına geliyor. Araştırmada başarılı olan ülkelerin temel eğitimdeki açığı yetişkin eğitimleri ve işte öğrenme sayesinde kapadığı gözleniyor.

 

İkincisi, “istihdam”. Klasik istihdam rakamlarından farkı, insan sermayesinin ne kadarının aktif ekonomik faaliyet içinde yer aldığını ölçüyor olması. Bu dönemde İspanya, İrlanda ve Hollanda en alt sıradan en üst sıralara yükseldi. En kötü performans gösteren Almanya oldu. En önemli tehlike nüfusun yaşlanması…

 

Üçüncüsü, “üretkenlik”. Çalışanların kaç saat çalıştığı yerine ne kadar iyi eğitildiğine dayanarak ortaya ne kadar iş çıktığını göstermesi önemli. İnsan sermayesine yatırılan her Euro’nun ekonomik çıktısını değerlendiriyor. Avrupa’da üretkenlik düşüyor. Yalnızca İsveç ve Finlandiya’da üretkenlik sabit.

 

Dördüncüsü, “demografi ve istihdam”. Varolan ekonomik, demografik ve göç trendlerine bakarak, 2030’da her bir ülkede kaç kişinin istihdam edileceğini gösteriyor. Şu anki istihdam ve göç trendlerinin aynı kaldığı varsayılırsa, Avrupa İnsan Sermayesi İndeksi 2030’da 12.4 milyon işçi kaybedecek bu da iş gücünün yüzde 8’ini oluşturuyor. Polonya, AB üyeliğinin ardından nitelikli insan gücünü göç nedeniyle yığınlarla kaybetti. Polonya, bugün Ukrayna’dan göç kabul ediyor. Türkiye’nin de benzer göç dalgası yaşayacağına inanlar azımsanacak gibi değil. Yani yetiştireceğiniz nitelikli nüfus “azınlık” olacak ve kaçacak; yetiştiremediğiniz “çoğunluk” olacak, kıpırdamayacak. Türkiye kalkınmak isteyecek hamle yapması kolay olmayacak!

 

Ne kriterleri demiştiniz?… Tribünlere oynamayı bırakıp, çalışmaya bakalım lütfen!

" />