Tartışma Ne Zaman İtibar Vakasına Dönüşür?

The Economist ile Daron Acemoğlu arasındaki polemik, mecra değiştirerek ikinci perdesine geçti. Şu anda mesele, eleştirinin nasıl paketlendiği, itibarın nasıl savunulduğu ve dikkatin kime çalıştığı.

Bu hafta spor karşılaşması izler gibi medya tartışması örneği izledik. Tarafını seç, alkışla, kız, paylaş… Böyle anlarda “kim haklı?” sorusu çok hızlı, çok kullanışlı ve çoğu zaman fazla kolay. Benim refleksim: Bu hikâye neden şimdi çıktı, neden bu kelimelerle kuruldu ve dolaşıma girdikten sonra kimin işine yaradı?

Söz konusu olan, The Economist ile Nobel ödüllü ekonomist Daron Acemoğlu arasında büyüyen derginin yerdiğini anladığımız ama ne dediğini anlamadığımız eleştirisinde çıkan tartışma. Acemoğlu sosyal medyadan “hit piece” diyerek cevap hakkı istedi. Çok beklemedi Acemoğlu mektubunu döşedi. Tartışmanın kapanması beklenebilirdi. Yeni bir yayın döngüsü başladı.

Acemoğlu mektubunda 33 yıllık akademik birikiminin isimsiz kaynaklar, seçici alıntılar ve gevşek iddialarla tartıldığını savundu. Eleştirinin yeni kitabıyla aynı zamana gelmesine dikkat çekti; kitabın ana fikrinin yapay zekâ eksenine sıkıştırıldığını söyledi. Sizi bilmem kapanış cümlesinden etkilendim; “İkna edici olmayan sizin eleştiriniz.” Böylece derginin kurduğu çerçeveyi kabul etmek yerine çerçevenin kendisini tartışmaya açtı.

Bu tartışmanın çıkacığını anladığımızda gazeteci refleksiyle, uzun zamandır planladığımız Kutu Dışı Youtube-Linkedin yayınımızı başlattık. Zeynep Tınaz Redmont’la uzun zamana dayanan dostluğum ve meslek anlayışı çoğu konuya farklı baktığımızda bile tatlı bir tartışmaya dönüşebiliyor. İkimizin de amacı, mesleğimizin bu evresinde haber okur yazarı olmanın farkındalığına katkı vermek.

Anonim Kurum, Görünen Birey

The Economist’in yazılarını imzasız yayımlama geleneği ona güçlü bir “kurumun sesi” etkisi veriyor. Böyle kabul görüyor… Bu ses, tek tek yazarlardan daha büyük ve kalıcı duruyor. İtibar tartışması başladığında ilginç bir asimetri doğuyor: Kurum, eleştiriyi anonim bir sesle yöneltiyor; birey adı, ünvanı, yüzü, kariyeri ve bütün geçmişiyle cevap veriyor.

Bir tarafta 1843’ten beri biriken kurumsal otorite, diğer tarafta Nobel ödülü, MIT gibi saygın bir üniversite, kitaplar ve 33 yıllık akademik üretimle oluşmuş güçlü bir kişisel marka var. İki taraf da itibarlı; fakat riskleri aynı değil. The Economist için tartışma, yayın portföyündeki içeriklerden biri. Acemoğlu açısından doğrudan kendi adı.

Cevap hakkı  gazetecilik etiğinden öte;  itibarın savunulacağı zemini kimin belirlediği. Acemoğlu önce sosyal medyada hız kazandı, sonra cevabını derginin kendi alanına taşıdı. Dergi de cevap hakkını vererek usul bakımından doğru olanı yaptı; aynı anda tartışmaya ikinci bir yayın ömrü kazandırdı.

Dikkatin izlediği yol

Bu vakada mecra değişimleri neredeyse içeriğin kendisi kadar önemli. Önce haftalık ve ücretli bir yayında imzasız eleştiri. Yazı sosyal medyada duyuruldu. Acemoğlu aynı hızdaki kanaldan karşılık verdi. Cevap derginin sayfasına taşındı. Kapanış cümlesi yeniden sosyal medyaya düştü. Ardından haber siteleri, yorumcular ve ekonomi çevreleri devreye girdi.

Klasik modelde dergi eleştirir, muhatap aynı dergide cevap verir ve dosya kapanırdı. Burada içerik her mecra değişiminde yeniden paketlendi. Her geçiş yeni bir başlık, yeni bir alıntı, yeni bir paylaşım ve yeni bir kitle üretti. Hikâye tek yayın kuruluşunun kontrolünde değil; farklı mecralarda, farklı hızlarda ve farklı niyetlerle yaşıyor.

Pazarlama etkisi kimsenin “pazarlama yapıyorum” demesine gerek kalmadan fırladı. Dergi dikkat ve trafik kazanıyor. Acemoğlu’nun kitabı ve fikirleri daha fazla aranıyor. Sosyal medya keskin cümlelerden etkileşim üretiyor. Haber siteleri yeni bir gündem halkası buluyor. Biz de bir yazının yalnızca ne söylediğini değil, nasıl dolaşıma girdiğini konuşma ihtiyacı duyuyoruz.

Bunların herhangi birinin baştan planlandığını söylemek için elimizde veri yok. Niyet atfetmek kolaycılık olur. Ancak sonuç ortada: Eleştiri, hedef aldığı kişinin görünürlüğünü azaltmadı; onu yeni bir dikkat merkezine yerleştirdi.

İtibarın geri tepme riski

Bir yayın çok güçlü bir hüküm kurduğunda yalnızca muhatabın değil, kendi muhakemesinin itibarını da masaya koymuş oluyor. “Dünyanın en etkili ekonomisti neden ikna edici değil?” iddiası dikkat çekiyor. Hükmün taşıyıcıları isimsiz sohbetler, seçilmiş alıntılar ya da tartışmalı kaynaklarsa okur bir noktadan sonra Acemoğlu’ndan önce The Economist’in kaynak seçimini sorgulamaya başlıyor.

Kutu Dışı’nda Zeynep Tınaz Redmond’un üzerinde durduğu nokta buydu: Bir Nobel ekonomistinin bütün birikimini tartarken kime mikrofon uzatıldığı önemli. Zeynep, blog yazarı Noah Smith’in ve itibarı ciddi biçimde örselenmiş Larry Summers’ın öne çıkarılmasını sorguladı. Burada mesele bir blog yazarının konuşup konuşamayacağı değil; iddianın ağırlığıyla kanıt mimarisinin birbirini taşıyıp taşımadığıdır.

İtibar yönetiminde sık rastladığımız paradoks: Karşı tarafı küçültmek için seçilen aşırı çerçeve, bir süre sonra çerçeveyi kuranın ölçüsünü tartışmaya açıyor. Eleştiri meşru; hatta güçlü isimler daha fazla eleştirilmeli. Unutmamak gerek eleştirinin seviyesi, eleştirilen kadar eleştirenin de kimliğine yazılıyor.

Streisand etkisi: Bastırılan değil, büyüyen merak

Yayında benim dikkat çektiğim kavram Streisand etkisiydi. Barbra Streisand evinin fotoğraflarını görünmez kılmaya çalışırken, fotoğraflar çok daha geniş bir dolaşıma girdi, anımsayan var mı… bu etki ismiyle anılacak bir iletişim kavramı oldu. Burada da benzer bir dikkat sonucu var. Acemoğlu’nun etkisini sorgulayan yazı, “Acemoğlu aslında ne söylüyor?” merakını büyüttü.

Üstelik yeni kitabın yayımlandığı, Acemoğlu’nun liberal demokrasiyi ve yapay zekânın yönünü tartıştığı günlerde… Acemoğlu, 21 Ağustos’ta Nature’da yayımlanan yazısında da aynı çizgiyi sürdürdü: İnsanların yerini almaya odaklanan bir yapay zekâ yarışı yerine, insan uzmanlığını güçlendiren “çalışan yanlısı” bir yön önerdi. The Economist’in eleştirisi yalnızca geçmiş çalışmalar üzerine bir hesaplaşma olarak kalmıyor; teknoloji, güç ve bölüşüm üzerine güncel bir pozisyon mücadelesine bağlanıyor.

Sözcüklerin de itibarı var

Acemoğlu’nun “hit piece” ifadesi ağırdı. Ağır olduğu için de dolaşıma girdi. Kriz zamanlarında sözcükler anlamdan öte etki taşıyor; tarafların pozisyonunu kuruyor. Ancak sürekli en sert kelimeye başvurulduğunda kelimeler değeri taşıyamaz oluyor. Her eleştiri “saldırı”, her anlaşmazlık “operasyon”, her sert yazı “itibar suikastı” olduğunda gerçek saldırıyı tarif edecek dilimiz azalıyor.

Bu olayda izlenmesini önerdiğimiz, Acemoğlu ile The Economist’in bir sonraki hamlesi kadar haber siteleri tartışmayı hangi başlıklarla çoğaltacak? Akademik itiraz ile kişisel itibarsızlaştırma arasındaki sınırı kim koruyacak? Kitap satışları, arama ilgisi ve video izlenmeleri bu görünürlükten nasıl etkilenecek? Okur kendisine sunulan taraflardan birini seçmek yerine çerçevenin dışına çıkabilecek mi?

Kutu Dışı neden bu tartışmayla başladı?

Kutu Dışı’nı Zeynep Tınaz Redmond’la tam da bu nedenle hazırlıyoruz. Amacımız her yayında kimin haklı olduğuna karar vermek değil; kimin, neyi, hangi kaynakla, hangi kelimeyle ve hangi mecrada anlattığına bakmak. İlk bölümde Acemoğlu–The Economist tartışmasını seçmemiz tesadüf değildi. Kaynak seçimi, kurumsal itibar, kişisel marka, zamanlama, mecra geçişi ve kelime enflasyonu tek vakada buluştu.

Yayını izlemek için buraya tıklayabilirsiniz. 

Tartışmanın bundan sonra hangi perdeye geçeceğini bilmiyoruz. Bildiğimiz şu: Dikkat bir kez harekete geçtiğinde yalnızca hedefe yönelmez; kaynağına da geri döner. İtibar dediğimiz şey biraz da bu dönüş yolunda birikir ya da aşınır.

Kaynaklar: The Economist’in 17 Ağustos yazısı · Acemoğlu’nun yanıtının özeti · Nature: Pro-worker AI

Paylaş