Sudan yönetim 

 

 

Geliyorum diyen kuraklık önlem alınmadığı için Ankara’yı vurdu. Sırada İstanbul var. Suyun şu azizliğine bakın, bize yönetim dersi verdi. Yönetmek geçmişten ders alarak geleceği planlamaktır. Yönetmek iyi bir liderlikle başlar. Bir damla suya muhtaç kalmış olmak, bana yönetimin vazgeçilmez ilkelerini ve liderlik eksikliğini anımsattı. Bir damla suda boğulmak buna deniyor olmalı. Oysa daha çok fırtınalar kopacak!

 

Aslında sorun, “suyumuz var mı yok mu” değil. Türkiye hiçbir zaman su zengini olmadı!.. Su sorunu doğadan değil, yönetiminden kaynaklanıyor. Şu ana kadar sorumsuzca tükettik bundan sonra yönetmemiz gerekiyor. Altyapı eski, kullanılan sistemlerin kapasitesi yetersiz, işletme verimsiz. Türkiye hala bu altyapıya yatırım yapıyor! Yetmezmiş gibi yüksek nüfusu ve sanayisini, su olmayan yerde topluyor.

 

İyi su yönetimi ne demek? “Program ve Proje Yönetimi” demek. Yapmış olsaydık, bugün bir damla su için fırtınalar kopmazdı. Ankara için su master planı 1968 yılında DSİ tarafından 1970-2020 yılları arasını öngörerek 50 yıllığına hazırlanmış. DSİ, 2010’da su sıkıntısı yaşanacağına dair o zaman uyarmış. TBMM de, altı yıl önce susuzluk konusunda uyarılmış. Meclis Araştırma Komisyonu Raporu, genel kurul gündemine bile girememiş.

 

Eğer “Performans Yönetimi”nden haberimiz olsaydı, bugün bizi yönetiyormuş gibi yapanların çoğu, evlerinde oturuyordu. Performans yönetimi ortak hedefler ile öncelikler belirlemeyi gerektirir. İnsan, finans, fiziki kaynaklar bu önceliklere göre yönlendirilir. Çıtayı yukarıda tutar, hedefle aradaki mesafeyi ölçer, gerektiğinde farkı kapatmak için harekete geçer.

 

Eğer “Risk Yönetimi” denen bir şey olduğunu bilseydik, yılın başından itibaren su daha programlı kullanılabilirdi. Türkiye yarı kurak bir iklime sahip. Bu sürpriz değil ki. Bu yılın sürprizi üzerine bir de kuraklık yaşıyor olmamız. Kişi başına düşen yıllık su miktarı, azalan yağışla birlikte bin metreküpün altına düşecek o zaman ne yapacağız?

 

Eğer “İtibar ve Marka Yönetimi”nden haberimiz olsaydı, “yağmur duasına çıkın”; “akrabaları ziyarete gidin”, “her gün yıkanmayın” gibi “renkli” açıklamalar yaparak ne alay eder ne de ettirirdik. Ankara’nın dört bir yanını fıskiyeli ve dünyanın en büyük yapay şelalesiyle süsleyeceğimize yeni alt yapı kurmak üzere yatırım yapardık.

 

Eğer biz kentimizi iyi yönetseydik, AB Komisyonu’nun, “75 Avrupa Kenti Arasında Yaşam Kalitesi Algılamaları” başlıklı anketin sonuçları bu kadar düşündürücü olmazdı: Ankara,  “yaşamaktan duyulan tatminde”, 59’uncu, “toplu taşımada” sonuncu. “Park/bahçe gibi kamu alanları”nda 33’üncü, “sağlık hizmetleri”nde 50’nci, “kaynakları akılcı harcamada” 43’üncü sırada.

 

Bilmeyen var mı, New York dünyanın en sorunlu kentlerinden biri. Neden bizim kadar acı çekmiyorlar peki?… Öngörü, plan, ölçüm, risk yönetimi, hizmet! Kentin caddeleri nüfusun henüz 100 bini dahi bulmadığı bir dönemde 1 milyon kişi için tasarlanmış. Central Park 150 yıl önce bir bataklık rehabilite edilerek yaratılmış, metro 100 yıl önce daha New York’un büyük bölümü çiftlikken inşa edilmiş. New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’in 25 yıllık kent planında hedef şu; herkes 10 dakikalık yürüme mesafesinde bir parka ve metroya ulaşacak, 2030’a kadar hava kirliliği azalacak, şehri çevreleyen nehir, liman ve körfezlerin yüzülebilecek kadar temiz olacak… Şehre su sağlayacak üçüncü bir tünelin yapımı, su arıtma tesisi bütçelenmiş yürüyen çalışmalar. Bloomberg’in bilim adamları, akademisyenler, şehir planlamacıları ve çevrecilerden oluşan danışma kuruluyla çalıştığı söyleniyor.

 

Dünyada 1 milyardan fazla insan en yakın su kaynağına 1 km uzaklıkta yaşıyor, dünya nüfusunun yüzde 40’ı temizlik hizmetlerinden mahrum! Bu, yalnızca ishalden 1.8 milyon çocuğun ölebileceğine işaret ediyor. Yarın biz de mahrum kalabiliriz. İyi bir yönetim ve yönetici sorunları önceden görür, önlemini alır; yaratıcı çözümler getirir, zamanının önünde gider. Az laf bol üretir.

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir