Sözün Bittiği Yer

Bir yerde bir karar alınıyor, bazen gerekçelerine akıl sır erdiriyor, çoğunlukla kendimizi tamamen kaybolmuş hissediyoruz. Bu nasıl iştir ki, kulaklarımız ve yüreğimiz dünya üzerindeki birkaç kişinin iki dudağı arasına kilitli.

Uluslararası siyaseti yakından izliyoruz. Çünkü biliyoruz ki, kalbimizden, canevimiziden etkileniyoruz. Çoğumuzun günü, haberleri izleyerek ya da dinleyerek geçiyor. Kim ne dedi, nerede ne karar alındı…

Şu günlerde nefesimizi tutmuş Kıbrıs’la ilgili toplantıları izlemeye gayret ediyoruz. Bir küçük ada, üzerinde yaşayanlar ve onunla yaşayanlar için o kadar çok şey ifade ediyor ki. Tabii ki biz Türkler daha farklı duygularla izliyor, daha farklı yaklaşıyoruz.

Kıbrıs dünya üzerindeki temalardan yalnızca biri. Ancak bir düşünecek olursak, bu küçük ada için yalnızca üzerinde yaşayan halk ve onların kökleriyle bağlı olduğu diğer halklar değil, yedi yabancı da ilgili…

Bir yerde bir karar alınıyor, bazen gerekçelerine akıl sır erdiriyor, çoğunlukla kendimizi tamamen kaybolmuş hissediyoruz. Bu nasıl iştir ki, kulaklarımız ve yüreğimiz dünya üzerindeki birkaç kişinin iki dudağı arasına kilitli.

Aşağıda, daha önce size söz verdiğim gibi Davos esintili bir yazı bulacaksınız.

Bu yazı, Davos yazısı değil, ama Davos’ta iki dudak arasından dökülenler yer alıyor. Aktarmak istediğim, dünyanın farklı coğrafyalarında bulunan liderlerin birbirinden farklı görüşlerini yakalamak ve yansıtmaktı. Dolayısıyla aşağıda benim düşüncelerim değil, onların ve tabii ki sizinkiler yer alacak.

İki dudak arası çok önemli. Bazen neyi niye yaşadığımızı bilmiyoruz, anlam da veremiyoruz. Kimisini adlı adınca bildiğimiz, kiminin yüzünü bile görmediğimiz dünya liderlerinden seçmeler bulacaksınız. Onlar kendi halklarını tabii ki etkiliyorlar ama dünyanın bir başka köşesindeki ilgisiz insanların kaderini de ellerinde tutabiliyorlar.

Aşağıdakilerin hiçbiri Türk ve doğrudan Türkiye’yi ilgilendiren insanlar değil. Bazıları, bizim için, bizim liderlerimizden daha etkili. Bazıları, görevde bulundukları dönemde bu kadar duyarlı mıydı diye düşünmeden geçemiyorsunuz, bazılarının bu kadar agresif olmak için nasıl bir ruh yapısına sahip olduğunu merak ediyorsunuz…

Bazı insanların dünyayı algılayışları, başka insanların, bu dünyada nasıl yaşadıklarını belirliyor.
Tuhaf ama gerçek…

Bizi Yönetenler Ne Düşünüyor

ABD Eski Başkanı Bill Clinton
“Benden  Genç İnsanların Zamanından Önce Ölmesini İstemiyorum”

Her yıl marjinal adımlar atıyoruz, her yıl biraz daha ileri gidiyoruz, her yıl pek çok başarıya imza atıyoruz, ama dönüp bakıyoruz ve hala pek çok sorunun yerli yerinde durduğunu görüyoruz.

Son araştırmalardan birinde dünya üzerinde 1 milyar kişinin kendini güvende hissetmediği ortaya çıktı. Bu araştırmayla ilgili bilgi edindikten sonra sözü edilen rakamın gerçekçi olmadığını düşündüm. Güvensiz yaşayan insanların sayısının çok daha fazla olduğuna inanıyorum.

Küreselleşme, hayatı bazılarımız için  daha yaşanır bir hale getirirken, bazılarımız için de cehenneme çevirebiliyor.

Hala binlerce insan her gün AIDS yüzünden ölüyor; milyonlarca insan günlük 2 dolar gelirin altında yaşamını sürdürmeye çabalıyor; milyonlarca çocuk okula gitmiyor, gidemiyor…

Dikkatinizi çekmek istediğim bir konu da terör. Terör örgütleri mensuplarının önemli bir bölümünün orta sınıftan geldiğini, iyi yetişmiş ve eğitimli olduklarını biliyor musunuz? Bu insanların dünyadan soyutlanmalarının nedeni, ekonomik gerekçelerden daha ötede.

Hindistan, teknoloji sayesinde dünyanın en büyük orta sınıfına sahip. Hindistan Çin’den daha fazla ve daha hızla kalkınıp, büyüyecek.

Ben size küreselleşme ve nimetleriyle ilgili sonsuz konuşma yapabilirim. Küreselleşmenin hayatımıza katkılarından söz edebilirim. Ama burada birbirimizi kandırmak, birbirimizi eğlendirmek için bulunmuyoruz. Birbirimizin deneyimlerinden yararlanmalı, öğrenmeliyiz. Daha iyi bir gelecek için ne yapabileceğimizi tartışmalıyız. Kimse aptal değil, sorunlarımızın olduğu gibi durduğunu görebiliyoruz.

Benim için dünyanın en önemli sorunu, sistem eksikliği. Dünyanın ihtiyacı olan sistemi yaratamadık. Örneğin hala 6 milyon kişiye ihtiyacı olan ilaçları dağıtamıyoruz.

Yanlış anlaşılmamalı, dünya üzerinde pek çok kişi başkalarına yararlı olacak pek çok iş yapıyor. Ama hiçbir sistemi yok, hiçbir sistemin içinde yer almıyor. Herkes kendi başına hareket ediyor.

Bir arada çalışabilecek miyiz? Nasıl çalışacağız?

Sistemsizlik her yerde. Güvenlik konularında da var. İşte Irak… Bir konteynır içine yerleştirilmiş, dünyanın herhangi bir yerindeki limana gönderilmiş orada patlayacağı son durağa gönderilmeyi bekleyen bombayı nasıl bulacağız?

Mandela’yla ortak yaptığımız çalışmalar var. Elimize bir kap alıp kapı kapı dolaşıyoruz ihtiyacı olanlar için para toplamaya çabalıyoruz. Bu çabalarımızın sistemli olması gerekiyor. Bugün burada düşünmenizi istediğim şey, her an her yerde her gün olup biten birçok şeyi bir araya getirecek sistemi nasıl kurarız, kötülük ve yoksulluk ve hastalıklara karşı nasıl bir çaba gösterebiliriz…

Ben, benden yaşça küçük insanların zamanından önce ölmesini istemiyorum.

Ben, insanların enerjisini kanalize edebilecekleri doğru noktaları göstermek istiyorum.

Gereken her şeyi yapabildik mi, yapabilir miyiz…

Bunların hiçbiri konuşmalar yaparak olmuyor. Bize sistem gerekiyor.

Dünya Bankası Başkanı Wolfensohn
“Gelişmişlik Birkaç Kişinin Malı Olamaz”

Gelecek 30 yılda dünya nüfusu 6 milyardan 8 milyara fırlamış olacak. Bu nüfusun 2.8 milyarı genç… Gelecek bu gençler için çok fazla vaadde bulunamayacak, bu gençlerin gelecekleri pek de iyi gözükmüyor.

Fakirlikle savaşmak, mücadele etmek yalnızca bizim gibi kurumların görevi değil. Bu bizim altından kalkamayacağımız kadar büyük bir iş. Sorunlarımız yalnızca parayla çözümlenebilecek gibi değil. Bütün dünyanın elele vermesi gerekiyor. Küresel değerlerin, insanlığın ön plana çıkması gerekiyor.

Dünyadaki zenginliğin yüzde 80’i, dünya üzerinde yaşayan 1 milyar kişiye ait. Geriye kalan 5 milyar kişiye düşen zenginlik ise geride kalan yüzde 20…

Fakirlik herkesi her yerde etkiliyor. Gelişmişlik, birkaç kişinin malı olamaz. Barış, umut etmezsek yeşermez, barış, fakirlik sorununun üzerine gitmediğimiz sürece tesis  edilemez.

Hewlett Packard USA, CEO, Carly Fiorina
“İyimser olmamakla gerçekçi olabilmenin dozunu iyi ayarlamak gerekir, şirketler ülkelere örnek olabilir.”

Tarih, sonuçsuz savaşlarla mücadelelerle dolu. Bunlardan kimse hiçbir şey kazanmıyor. Sanırım tam tersini yapmak da mümkün. Yani herkesin kazanabilmesi için mücadele etmek gibi…

İş dünyası da bu mücadelenin içinde yer almak zorunda.

HP, 176 ülkede faaliyette. Dünya üzerinde bir milyar kişiden oluşan bir müşteri ordusuna sahibiz. İyi bir küresel vatandaş olmak için, başkasına zarar vermemek yetmez.

Teknoloji son derece önemli. Bazen birleştiriyor bazen de tam tersine bölüyor. Bana kalırsa ülkelerin şirketlerden öğrenecekleri var. Rekabet gerekli bir yatırım. Rekabette başarılı olmak için katılımcı olmak gerekiyor. Rekabette başarılı olmak için eğitime, dürüstlüğe, şeffaflığa yatırım yapmak gerek.

İyimser olmak güzel, iyimser olmak kadar gerçekçi olmaya da gereksinim duyuyoruz. İstatistikler çoğu zaman verdikleri bilgilerle bizi üzüyor, rakamlar gerçekleri söylüyor ama mücadele edebilmek için iyimser olmaya gereksinim var.

Gürcistan Devlet Başkanı Mikheil Saaskashvili;
“Kendimi kandıramıyorum, Gürcistan’ı iki gün içinde  bir İsviçre yapmak mümkün değil biliyorum. “

Dünyanın dikkatini üzerime çekmiş görünüyorum.

Ama şunu söylemeliyim ki, benim liderliğini üstlendiğim tür başkaldırılar ve olaylar  ve zaferler yalnızca Gürcistan’da olmuyor.

Geçmişten kalan ve yolsuzluğun simgesi haline gelen Şevardnadzeyi görevinden devraldık, ülkenin kaderini kendi ellerimize aldık… Hem ekonomiyi, hem siyaseti ailesiyle birlikte ele geçirmiş, keyfince yönetiyordu.

Şu anda Gürcistan halkının yüzde 96’sının güvenine sahibim. Biliyorum bir balayı yaşıyorum. Bu balayının ömür boyu sürmeyeceğini de çok iyi biliyorum.

Bu yüzden ülkemdeki yolsuzluğun önüne geçmem gerekiyor. İsviçre hükümetinden bu ülkede bulunan Gürcü hesaplarını dondurmalarını istedik. Ülkemde insanlar ayda 120 dolar gibi bir paraya yaşamaya çabalıyorlar. Bu insanların bu kazançla yolsuzluklara bulaşmaması mümkün değil. Ellerine her ay başı geçen o dar bütçeli ücretleri ödeyebilmemiz de zor. Kasalar boş, boşaltılmış. Devlette çalışanların sayısını yüzde 50 kesmek zorundayız. Devlet memurlarının maaşlarını ödemek için Soros Vakfından ve diğer benzeri kuruluşlardan yardım alıyoruz.

Saydamlık, ölçülebilirlik getirmek zorundayız. Davos’a Gürcistan’dan bir grup gazeteci geldi. Dün benim otel odamı görmek istediler. Kameramanlar otel odamın görüntülerini çekti. Nerede kaldığımı, neler yaptığımı, devletin parasını nerede ve nasıl harcadığımı görmek ve tespit etmek istiyorlar. Hakları. Benim olmayacak hayallerim yok. Örneğin Gürcistan’ın kısa vadede İsviçre olacağını sanmıyorum. Ama ülkemin başarılı olması gerekiyor. Bu fırsatı kaçırmamalıyız. ABD Başkanı George Bush’un Beyaz Saray’a davetini geri çevirdim çünkü önce Moskova’ya gitmem gerekiyor. Rusya’yı yanımıza çekmemiz gerekiyor, Rusya’nın dostumuz olması gerekiyor. Rusya bizim gelişmemiz için çok önemli. ABD güçlü bir noktadan konuşuyor, hareket ediyor. Rusya ise tam tersine zayıf bir noktadan. Rusya’nın zaafiyetlerini yenmesi ve güçlenmesi gerek. Zayıf Rusya bizim için tehlike. Geçmişte yaşadık, biliyoruz. O günlere geri dönmek istemiyoruz.

Zayıf Rusya, Agresif Rusya demektir.

Nijerya Cumhurbaşkanı Olusegun Obasanjo

“Ortaklık kuramıyoruz paylaşmasını bilmiyoruz”

Benim ülkemde 300 değişik etnik grup yaşıyor. Nüfusumuzun yüzde 50’si Müslüman yüzde 50’si Hıristiyan. Ülkenin her köşesinde farklılık yaşıyoruz. Ülkemdeki farklılığı yönetebilirsem, bütün dünyaya örnek olacağız. Ülkemde yaşayan ailelerin çoğunda fertlerin yarısı Müslüman yarısı Hıristiyan. Herkes birbirine saygılı. Bu  konuda kimsenin bir sorunu yok. Ama sorun paylaşmaya geldiğinde kimse kimseyle bir şey paylaşmıyor. Sorun bütün gücüyle ortaya çıkıyor. Dünyanın ve bizim en büyük sorunumuz, ortaklık kurabilmek, paylaşabilmek.

Latvia Başkanı Vike Freiberga
“Dünyanın hiçbir yerinde özgür medya yok”

Demokrasiye sahip olmak için önce eşitliğe sahip olmanız gerekir. Eşitlik olmadan demokrasi olamaz. Latvia halkı yıllarca baskı altında yaşadı, zulmü gördü. Fransız İhtilali’yle birlikte Latvia halkında büyük bir uyanış ve entelektüel devrim yaşandı. Halkın neredeyse tamamı eğitimlidir. Halk ne istediğini biliyordu. Bunun için tankların önünde durabilmek daha kolay oldu. Demokrasi ithal edilemez. Demokrasi olabilmek için özgürce yapılabilen seçimler ve özgür bir medya olması gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde herhangi bir ideolojiden bağımsız bir medya olduğuna inanmıyorum. Ben ülkesinde kadın haklarını göz ardı edenlerin demokrasiye sahip olabileceğini sanmıyorum.

Çin ilginç bir örnektir. Çin’de ideoloji değişmedi, Çin’de değişen tek şey ekonomi. Bu ülkede hala insanlar pek çok nedenden dolayı cezalandırılıyor, korkutuluyor ve sindiriliyor.

Soros Vakfı Başkanı, George Soros
“Demokrasi dışarıdan kurulamaz, ABD Irak’ta işgalci”

Demokrasiyi yukarıdan aşağıya ve dışarıdan inşa etmek mümkün değil. Demokrasi yalnızca içeriden yapılabilir. ABD’nin Irak’ta bulunmasını doğrulayan hiçbir şey yoktur ve bu durum hukuki değildir. ABD, Irak’ta bir işgalci güç olarak bulunmaktadır. ABD’nin dışarıdan bir güç olarak Irak’ta demokrasiyi inşa etmesi mümkün değildir. Bana biri ‘Al sen dünyaya demokrasi yay’ derse, sanırım Irak bu işi yapacağım son coğrafya olacaktır. Demokrasiyi oluşturabilmek için işsizliğinizin makul düzeylerde olması gerekir, demokrasiyi yayabilmek için toplumun farklı kesimlerini yanınıza almanız gerekir, örneğin kadının rolü çok önemlidir.

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney,
“Diplomasinin bittiği yerde güç kullanırız”

Dünyaya bakarken iyimser olmak için pek çok nedenim var. İyimserim. Çünkü örneğin Saddam’ı yakaladık. ABD’de ekonomi düzeliyor, Hindistan ile Pakistan sorunlarını çözüyor, Avrupa Birliği başarılı…

Eskisinden daha güvenliyiz, güvendeyiz, ama henüz tam güveni sağlayamadık.
Avrupalılar kendi toprakları içinde özgürce yaşayamazlar. Başkalarının da bu standartlara uyması gerekir.

İsrail’i destekliyoruz, Filistin’de insanların özgürce yaşamasını ve tam demokrasi istiyoruz, Ortadoğu’da özgürlüklerin kısıtlanmasını önlemek istiyoruz. Müttefiklerimize karşı sorumluluk duyuyoruz, NATO çok önemli bir değişimden geçiyor, genişliyor, misyonu yenileniyor, Nato’nun güvenilir olabilmesi için saygın olması gerekir. Değişik bölgelerde konuşlandırılabilecek Avrupa birliklerine ihtiyaç var. ABD olarak güçlü bir Avrupa istiyoruz.

Kuzey Kore’nin elindeki nükleer silahları ve İran’da var olduğunu düşündüğümüz nükleer silahlı yok etmek istiyoruz. Önümüzdeki günlerde Amerikan uzamanlar Libya’ya gidecek, buradaki kitle imha silahları ile uzun menzilli silahların kaldırılmasını denetleyecek.
Özgür ülkeler başka ülkelerde demokrasinin yerleşebilmesi için o coğrafyalara asker göndermeli.

Biz kendimizi bir imparatorluk olarak görmüyoruz. Böyle olsaydık, bugünkünden daha fazla noktada barış operasyonu düzenliyor olurduk.

Biz diplomasi işe yaramadığı zaman güç kullanmanın doğru olduğuna inanıyor ve zaman zaman kararlı ve doğrudan yaklaşımlarda bulunmak gerektiğini düşünüyoruz.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir