Şeytana uyma, şeytanımsı olma!

 

 

İzin verin bu yazıya sondan başlayayım: Başarılı olmak için ne yazık ki çok çalışmak gerekiyor. Hiç kimse CEO, bilimadamı ya da satranç dahisi olarak doğmuyor. Başarı, yalnızca çok uzun süre, büyük çaba sarf ederek, sancılı/disiplinli/sürekli çalışarak geliyor.

 

Son günlerde yoğunlaştığım konu “yetenek yönetimi”. Üzerinde durmayı seviyor ve önemsiyorum. Ancak ağzımdan ne zaman “yetenek” kelimesi çıksa, karşımdakinin, Tanrı’nın lütfuyla dünyaya gelmiş özel insanları algıladığı gibi bir hisse kapılıyorum. Oysa ben yeteneğin, doğuştan bir miktar olabileceğine inanmakla birlikte, çalışmadan başarmanın mümkün olmadığını görüyorum. Bu noktada kendimi daha iyi ifade edebilmek için gözüm sağda solda yapılan araştırmalara takılıyor, destek arıyor. Bir anlatabilsem ki etrafta yürüyen yetenekler mutlaka bir diyet ödüyor; bir anlatabilsem ki isterseniz siz de yetenek olabilirsiniz… Çalışın yeter… Bunları bir anlatabilsem…

 

Dünyanın en zengin ikinci adamı olarak bilinen yatırım sihirbazı Warren Buffett’ın doğuştan bir finansman yeteneği olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sizce annesi onu dünyanın en zenginleri arasına girecek zekada mı doğurdu?… Buffet’ı tanıyanlar, ünlü yatırımcının yalnızca çalışkan olmadığını, disiplinli bir çalışma içinde olduğunu söylüyor.

 

Intel’in  eski CEO’su Andy Grove’un, tüm dünyayı değiştirecek teknolojiyi önce uzun süren zihin çalışmalarıyla yarattığını, sonra Intel’in buna adapte olması için çalışmaya başladığını okuyoruz. Microsoft kurucusu Bill Gates de zihninde her masada bir bilgisayarın olacağı dünya yarattığını ardından bunu gerçekleştirmek için çok çalıştığını söylüyor.

 

Tarihe adını yazdıran İngiliz siyaset adamı Winston Churchill’in konuşmalarını önceden onlarca kez tekrar ettiğini biliyor muydunuz?… Ben, rahmetli Sakıp Sabancı’nın halka yakın sevimli kimliğinin doğuştan olduğunu düşünürdüm. O zamanlar, yetenek ve başarı gibi konulara neden sonuç ilişkisi içinde odaklanmamıştım. Sabancı’nın ağzını her açtığında haber olmasının, kendisinde doğuştan bulunan bir şeytan tüyünün marifeti olduğuna inanıyordum. Birkaç röportajdan sonra ondaki bu meziyetin saatler süren düşünce jimnastiği ve çalışmayla gerçekleştiğini anladım. Hiçbir şeyi tesadüfe bırakmadığını farkettiğimde biraz hayal kırıklığı yaşadığımı itiraf etmeliyim. Meğer filmlerdeki gibi değilmiş!

 

Müzisyen Vladimir Horowitz, “Bir gün çalışmazsam bunu sadece ben bilirim, iki gün çalışmazsam eşim de farkeder, üç gün çalışmazsam bunu bütün dünya görür” demiş. Luciano Pavarotti’ye sormuşlar bu sözlerin altına imza atabileceğini söylemiş. Basketbolcu Michael Jordan takımla yaptığı çalışmaların ötesinde kendi başına da bir o kadar çalıştığını itiraf etmiş.

 

Başarılı olabilmek için doğuştan yetenek mi gerekir, yoksa çalışmak mı sorusu, bilimsel araştırmaların da konusu… Florida State üniversitesinden profesör K. Anders Ericsson  başarının sırrını bulmak için öncelikle neden bazı insanların gelişmeye devam ettiğini anlamak gerektiğini söylüyor. Ericson, 1993 yılında spor, müzik, satranç gibi performans değerlendirmesi daha kolay alanlardaki başarılı kişileri incelemeye başlamış. Ericsson, bir araştırmasında enstrüman olarak keman çalan müzisyenleri ele almış. En iyi olarak nitelendirilenlerin 10 bin saat, bir alt grubun 7 bin 500 saat, daha kötülerin ise 5 bin saat çalıştığını tespit etmiş.

 

Ortaya çıkan sonuçlar, doğuştan gelen becerilere dayanan açıklamaları yalanlıyor. Başarıya giden yol çalışmaktan geçiyor. Oysa herkes gibi ben de insanın doğuştan yetenekli olduğuna sonra da yan gelip yattığı masalına inanmak isteyebilirdim. Ne yazık ki hoş ve boş bir düşünce.

 

Ericsson’un bulgularına meydan okuyanların ilk sorusu şu; “Peki çocuk yaştaki dahilere ne demeli?…” Örneğin 16’sında satranç şampiyonu olan Bobby Fischer ya da 15 yaşında amatör  golf şampiyonu olan Tiger Woods… Woods golfe 18 aylıkken babasıyla başlamış. Şampiyon olduğunda, küçük yaşına karşın geride hiç bırakmadan yaptığı zorlu çalışmalar var. Küçük dahi ve yeteneklerin, minik yaşlarda çok yoğun çalışmaya başladığını öğrenmek moral bozucu.

 

Şeytanın avukatlığını yapacak olsanız aklınıza ne gelirdi?… “Peki ama çok çalışan ama bir türlü çok başarılı olamayan kişiler ne olacak?… Neden çok çalışıyor fakat bir türlü sınırlarını aşamıyorlar?…“

 

Araştırmalar herhangi bir tip çok çalışmanın değil, saatler boyunca performansı yükseltmeye odaklı, o andaki başarı sınırlarını aşmayı hedefleyen, geri bildirimle desteklenmiş ve yüksek oranda tekrara dayalı bir çalışmanın gerekli olduğunu gösteriyor.

 

Özetle, rastgele çalış ya da çalıştığını san, olmuyor. Hedefli çalışmak, neye ve niye çalıştığını bilmek gerekiyor. Tabii bir de sürekli ve sürdürülebilir olabilmek gerekli. Bir gün çok çalışmak yetmiyor. İki gün, üç gün de… Hep çalışmak gerekiyor, hep!

 

Yazının sonlarına doğru şeytanımsı bir hal alacağımı düşünmemiştim… Ama bir yandan  hayal kırıklığı, diğer yandan çalışmak zorunluluğu! Gel de şeytanca sorma; “Peki neden bazıları diğerlerinden daha çok çalışır?” Çok çalışanların diğerlerinden farkının çalışmak konusunda motivasyona sahip olduğu söyleniyor. Peki “motivasyon”un kaynağı ne? Bakın işte bunu bulamamışlar.

 

Siz yine de şeytana uymayın, çalışın!

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir