Seçmece Bunlar Abi, Seçmece!

Uzun metrajlı bir film. Türü Western. Kadrosu zengin. Adı: “”Bana Onun Kellesini Getirin”” Başrolde bir kovboy. Kadın oyuncu yok. Bütçesi büyük. Sonu belli olsa da çok merak ediyoruz.

America Wins adlı bir şirket, üzerinde Usame Bin Laden’e ait karikatürlerin bulunduğu tuvalet kağıdı üreterek, tanesi 4.95 dolardan piyasaya sürdü. Şirket yetkilileri yaptıkları açıklamada, “”Amerikan halkının, Usame’den hıncını almasına yardımcı oluyoruz”” dediler.

ABD eski Başkanlarından Bill Clinton, Bin Laden’in kayda değer bir düşman olduğunu söyledikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “” O, ürkütücü, kurnaz, zengin, zalim ve kaba biri…””

ABD Başkanı George Walker Bush, ülkesinin adalet istediğini söyledi: “” Biz çok sabırlı insanlarız. Bir gün, bir ay, bir yıl veya 10 yıl sürse de hedefimizden şaşmayız.””

Katar’da yayın yapan El Cezire televizyonuna açıklama yapan bir Taliban sözcüsü, İkiz Kuleler’e çarpan içi yolcu dolu “”bomba uçak””ları yollamaya devam edeceklerini açıkladı: “”Amerikalılar yaşama ne kadar düşkünse, bizde de ölüme düşkün o kadar çok genç var”” dedi.

 

TERÖR ÇOK KAKA BİR ŞEYDİR
Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından Nisan 2001 tarihinde yayınlanan “”Küresel Terörün İzleri 2000″” başlıklı çalışmada Clinton, terörü şöyle tanımlamış; “”Bizim zamanımızın düşmanı.””

Dışişleri Bakanlığı da yayınladığı söz konusu raporda bu tanımı destekleyen belgeleri detaylarıyla ortaya koyuyor. Ben ise rapora farklı gözle bakıp yorumlayan birinden söz edeceğim size; Boston Üniversitesi profesörlerinden Andrew J. Bacevich. Bacevich, raporun satır aralarını okumayı tercih etmiş. Nerede, kaç adet, kim tarafından, ne tür saldırı olduğu bilgileri ile terör tanımı ve terörün geleceğine ilişkin yorumlara farklı bir gözle bakıp, önemli bazı noktalara dikkat çekiyor:

Bacevich soruyor; “”Son yıllarda Beyaz Saray’ın başmisafiri oldu ama ondan önce Filistin Lideri Yaser Arafat da bu terör trafiğinin içinde değil miydi? “”

“”Hala terör listesinde adı bulunan İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu, ABD destekli Kuzey İrlanda’daki barış görüşmelerinde önemli bir taraf olmadı mı?””

“”Araştırma raporunda terörü destekleyen ülkeler arasında gösterilen Kuzey Kore hükümeti, ABD’den başta yiyecek olmak üzere çeşitli yardımlar almıyor mu?””

Rapor çıktığında İkiz Kuleler’e henüz saldırılmamış, Bacevich de yorumuna Taliban’ı katmamıştı. Ancak son günlerde yaşadıklarımızı düşünecek olur ve yine buradaki mantıktan devam edersek, şu soruyu sormalı mıyız: Usame Bin Laden, zamanında ABD tarafından desteklenmemiş miydi?

Bu arada, Birleşmiş Milletler, Usame Bin Baden’e bağlı 27 kuruluş ve birçok kişinin malvarlıklarının dondurulmasını talep etti. Bu bilginin detayı şöyle: 11 terörist grup ile 13 özel kişi ve 3 şirket…
Neden şimdi? Neden daha önce değil?

Unutacaktım az kalsın! Bizim PKK da Mark zenginiymiş. Almanya’da düzenlediği bağış kampanyalarından bu yıl 20 milyon mark toplamış. Ayrıca Avrupa’da PKK yandaşı 30 yayın organı bulunuyormuş.

ABD Başkanı hafta içinde 22 kişilik liste yayınladı. Bana onun kellesini getirin diyor Bush. Azılı 22 terörist. Bugüne kadar “”Wanted”” listesine girenlerin yüzde 94′ü ele geçirilmiş. Hedefi on ikiden vuruyorlar neredeyse. İş ki, birileri liste yapsın. Gerisi kolay.

 

HER ŞEYİN SORUMLUSU GLOBALİZM
Ünlü fütürist Lesther Thurow’a göre geleceği anlamak için şöyle basit bir deney yapabilirsiniz. 5 milyar insanı alacak ve onları tam orta yerlerinden ikiye böleceksiniz. Sonra her iki gruba da farklı ekonomik modelleri dayatacaksınız. Ama bunları birkaç jenerasyon boyunca birbirinden ayıracaksınız. Sonra da bir gün haydi şimdi bir araya gelin diyeceksiniz. “”Böyle büyük bir lokmayı yutarken hıçkırık tutmaz mı?”” diye soruyor.

Thurow, “”Berlin Duvarı yıkıldığında herkes,””Onlar için ne kadar büyük bir değişim”” diye düşündü. Kimse bunun aslında “”bizim”” için çok büyük bir değişim olduğunu düşünmedi”” diye hatırlatıyor.
Birden bire dünyanın en büyük çelik üreticisi Çin’i, en büyük titanyum üreticisi Rusya’yı, dünyanın en büyük tahıl ambarı Ukrayna’yı sindirmek mümkün mü?

Peki ya insan gücünü… Dünyanın en iyi bilim adamlarının Rusya’da olduğu söylenirdi. Batı’daki meslektaşlarının onda birine, hatta ve hatta yüzde bir fiyatına çalışmaya razı olduklarını düşünecek olursak…

Fütüristler gözlerini Küba’ya çevirdiler ekonomisi hala kapalı olan Küba’nın bir gün açıldığında, küresel entelektüel sermayeyi sarsmayı yetecek kadar iyi insan gücüne sahip olduğunu unutmamak gerek.

KİM KİMİNLE SAVAŞIYOR?
Dünya üzerinde yaklaşık 2 milyar kişi günde 2 dolardan az kazanıyor. Dünya Kalkınma Raporu verilerine bakacak olursanız, dünyanın üçte birini oluşturan zengin ülkelerde kişi başına düşen milli gelir 1970 ile 1995 yılları arasında yılda yüzde 1.9 oranında arttı. Bu grubun bir altındaki üçte birde aynı dönem içindeki artış yalnız yüzde 0.7 oldu. Üçüncü üçte biri mi merak ettiniz, onlarda hiç artış kaydedilmedi.

Zengin ülkeler dünya üzerindeki gayri safi milli hasılanın yüzde 60′na sahipler. Bu grup dünya nüfusunun ancak yüzde 15′ne ev sahipliği yapıyor.
Her gün binlerce hatta milyonlarca insan daha iyi yaşam şartlarına kavuşmak adına iltica etmek için uğraşıyor. Bazıları bu uğurda canlarını bile kaybediyor.

Her gün dünyanın dört bir yanında binlerce insan ya bir büyükelçiliğin kapısında bekleşiyor. Oradan umudu kesenler bir hayal tacirinin eline düşüyor. Yine dönüp rakamlara bakacak olursak, 1997 yılında ABD toplam 737 bin mülteci kabul etti. Avrupa Birliği de aynı yıl 665 bin mülteciye kucak açtı. Rakamlar devede kulak anlayacağınız.

Peki, beyin göçü dedikleri şey nedir? O bu kategoriye girmiyor. Dünyanın en zor şartlarında yaşayan eğitimden ve gelirden yoksun insanların yaşamlarını daha iyi şartlarda yaşamak için beyin göçü kategorisine dahil olmaları mümkün olmuyor. Gelişmiş ülkeler, beyin göçü diye ancak eğitimli ve yetenekli olan büyük çoğunluğu genç insanlara kucak açıyor.

BUNUN ADI UÇURUM
Bir ülke ekonomisinin kalkınmasında en önemli faktörlerden biri de yabancı sermayeyi çekebilme gücü. Küresel rakamlara bakmakta yarar var. 1980 ile 1997 yılları arasında dünya üzerindeki doğrudan yabancı sermaye hareketi tam 7 kat arttı. Arttı artmasına da bunun çok az bir bölümü fakir ülkelere gitti. 1997 yılında hareket eden doğrudan yabancı sermayenin en büyük bölümü bir ülkeden çıktı bir diğerine gitti. Bunun yalnızca yüzde 20′si kalkınmakta olan 8 ülke arasında paylaşıldı. Geriye kalan yüzde 10 ise 100 fakir ülkeye dağıldı. Dünya Bankası verilerine göre 1992-98 yılları arasında fakir ülkeler, gelişmiş ekonomilere giden doğrudan yabancı sermayenin yüzde 7′sinden bile azına kavuştu.

Yerli yabancı tüm internet sitelerinde Taliban’ı yok etmek üzere girişilen mücadelenin detaylarını bulabilirsiniz. Adım adım her türlü detay var… Özenli bir savaş olduğu ortada. Hiçbir masraftan kaçılmamış doğrusu. Henüz tam olarak bir bütçe çıkarılabilmiş değil. Sanırım zamanla o bilgiye de ulaşacağız. Ama belli ki çok para harcanıyor.

Televizyon kanallarında haberleri izler, o kanal senin bu kanal benim neler oluyor diye merak ederken, arada bir gözüm bölgedeki yerel halka da ilişiyor. Yokluk, sefalet, acı, cehalet… Bu paralar ne de çok işlerine yarardı diye düşünüyorum. Aslına bakarsanız, bize de ne iyi gelirdi değil mi. Ekonomi nalları dikmişken, üretim neredeyse durmuş, insanlar umutlarını unutmuşken… ilaç gibi gelirdi doğrusu.
Aslına bakarsanız, bütün korkum, evdeki bulgurdan olmak. Hal böyleyken acaba bu savaşın faturası bize kaça çıkacak diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Ne yalan söyleyeyim pek korkutuyor beni.

MEDENİYETLER SAVAŞI
Profesör Samuel Huntington’ın, “”Medeniyetler Savaşı”” adını verdiği makalesi yayınlandığında sınırlı sayıda kişi tarafından ilgi görmüştü. İlgi gösterenlerin pek çoğu da zaten makalede belirtilen görüşlere şiddetle karşı çıkmıştı. Taa ki Avrupa’nın tam ortasında patlak veren savaşa kadar. Aslına bakarsanız bir etnik savaş demek gerekiyor. Etnik temizlik gözlerimizin önünde devam ederken, Huntington’ın makalesi biraz daha fazla yandaş buldu. Daha geniş kitleler tarafından okundu, neredeyse best seller oldu. Makale daha sonra kitap olarak da yayınlandı.

Huntington Medeniyetler Savaşı’nı yazarken bir gün kendisini Nostradamus’la karışılaştıracaklarını muhtemelen aklına getirmemişti.
ABD Taliban’ı yok etmeye and içtiğinden bu yana dünyanın gözü Medeniyetler Savaşı’na çevrildi. Huntington yine gündemde

Huntington’ın daha sonra yeni dünya düzeni üzerine çalışmalarını sürdürdü. İlginç makaleler kaleme aldı. Bunlardan bir tanesi,””Yalnız Süper Güç””. Tahmin ettiğiniz gibi ABD’yi ve onun yeni dünya düzenindeki yerini sorguluyor. Huntington, bu çalışmasında dünyayı biraz da ABD gözüyle anlatıyor.
Yeni dünya düzeninin artık iki kutuplu olmadığını, olamayacağını ileri süren Huntington, ama ABD’nin sandığı gibi tek kutuplu da olmadığına dikkat çekiyor. Huntinton’a göre içinde bulunduğumuz dönem uni-multipolar system yani “”tek-çok kutuplu sistem”” olarak tanımlanabilir. Bir süper güç ile onun dışındaki birkaç önemli güçten oluşan bir sistem. Süper gücün tek başına dilediğince at koşturamadığı, diğerlerinin rızasını almak zorunda kaldığı bir sistem…

Huntington ABD’nin kendisini tek süper güç olarak gördüğünü, Soğuk Savaş’ın hemen ardından Washinton’un isteklerini zorluk çektirmeden dayatabildiğine dikkat çekiyor. Ve hemen ardından ilave ediyor: “”Bu dönem artık geçmişte kaldı””.

ABD’nin kullandığı ve kullanabileceği iki silah olduğunu söylüyor: biri ekonomik diğeri askeri.
Huntington’a göre ekonomik ambargo etkili bir yöntem olabilir ama siz bu ambargoyu ilan ettiğiniz zaman diğer güçlerin de uyum içinde olması gerekir. Askeri yöntemlere gelince, ABD isterse kendi başına bir yere saldırabilir ama bunun hiçbir geçerliliği kalmamıştır. ABD her şeyden önce uluslararası arenada atacağı her adımı, yapacağı askeri saldırıyı haklı kılmak durumundadır. Onay almak zorunda ve başta kendi askeri olmak üzere müttefiklerinden hiç birini burnunu kanamadan evlerine teslim etmeye mecburdur.

YALNIZ ŞERİF BU SİNEMADA
Huntington’a göre ABD yönetimi bir miktar kör. ABD’nin hedef aldığı bir yabancı liderin, halkı nezdinde popülaritesinin mutlaka ve mutlaka arttığını iddia ediyor. Bu güne kadar dokuz ABD Başkanı eskitmiş olan Fidel Castro, peşinden milyonlarca insan sürüklemeyi başaran Slobodan Milosevic, hala ayakta duran Saddam Hüseyin.
Sizce Usame Bin Laden’e ne olacak?
Huntington’a göre ABD giderek daha da yalnızlığa itilecek. Hatta şöyle bir isim bile takmış: “”Yalnız Şerif.””

Huntington’ın tespitlerine göre, Yalnız Şerif, aralarında Çin, Rusya, Hindistan, Arap ve Müslüman ülkeler tarafından kendi toplumları için başlı başına bir tehdit unsuru olarak algılanıyor. Bu ülkeler ABD’yi, yalnızca bir askeri tehdit olarak algılamadıklarını, ulusal bütünlüklerine, ekonomik gelişmelerine, özgürlüklerine, hareket kabiliyetlerine karşı bir tehdit olarak algıladıklarını söylüyor.
Huntington, 21nci yüzyılda çok kutuplu bir sistem olması gerektiğini ve bu sistemin ABD için çok daha sağlıklı ve iyi olacağını iddia ediyor. Her bölgenin kendi güvenliğini kendisinin koruyacağı ve bundan sorumlu olacağı bir yapı içinde ABD’ye fazla sorumluluk düşmeyeceğini ileri sürüyor.
Bugün içinde olduğumuz savaş durumu sizce şu ana kadar Huntington’u haklı çıkardı mı? Bana hiç de

öyle gelmiyor. Aslında ne diyeceğimi de bilemiyorum. Sanırım büyüklerimizin bile kafası karışık, onlar da olanı biteni nasıl yorumlayacaklarını şaşırmış gözüküyorlar.
Bekleyip görmekten başka çare yok.

Bakalım, tarafları tam olarak belli olmayan; bir taraftan bakıldığında teröre karşı duran; diğer taraftan bakıldığında dinler arasında yapılıyormuş havası estirilen; aslında çok sayıda ulusun desteğini aldığı varsayılan; başrolde oyun yeteneği çok da parlak olmayan bir kovboyun bulunduğu; ardında geniş bir oyuncu kadrosunun yer aldığı Hollywood yapımı filmin sonu ne olacak…

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir