Öfkeliyim, öfkelisin,öfkeliyiz…

Öfkesini her an her yerde sınırsız kullanabilecek, öfkeden beslenen insan topluluğu olduk. Kızgınız!

Geçtiğimiz hafta Ulusal Psikiyatri Kongresi ve Anksiyete Sempozyumu düzenlendi. Nedense üzerine konuşmuyoruz. Engellileri eve nasıl kapıyorsak, ruhumuzu da kilit altında tutuyoruz. Fiziki olarak canımız yanarsa feryat, ruhumuz yanarsa suskunluk! Dünyada 500 milyon kişi ruhsal rahatsız. Her 7 kişiden birinin tedaviye ihtiyacı var. Türkiye’de 10 milyon kişinin ruh sağlığı sorunlu. Bunun dışında 7 milyon kişi potansiyel hasta.

Ruhumuzu bozan o kadar çok şey var ki. Gelecek, belirsizlik, ne olacağım kaygısı… Al sana örnek: Finans krizi ve beraberinde işsiz kalma korkusu. Hekimlerin verdiği bilgiye göre sokakta karşılaştığınız pek çok insan antidepresanlarla ayakta.

Gazeteyi açıyorsun köşe yazarları öfkeli. Sürekli birbirlerine kızıyorlar. Muhalefetle iktidar öfkeli. Sürekli birbirlerine sövüyorlar. Sokak çatışmalarında küçük çocukları ön saflarda kullananlar öfke yetiştiriyorlar. Karısını döven, boğazlayan koca öfkeli. Çocuk babaya öfkeli. Öğrenci, öğretmene; öğretmen düzene öfkeli. Çalışan patrona, patron herkese…

Canon firması aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 18 Avrupa ülkesinde bin 857 çalışan üzerinde bir çalışma yaptırmış: “Ofiste Öfke”. Araştırmaya göre çalışanlarının yüzde 68’i öfkesini kontrol edemiyor, yüzde 14’ü bugüne kadar bir şey tekmelemiş veya kırmış, yüzde 32’si masalarına şiddet uygulamış, yüzde 12’si yazıcıya saldırmış. Bu arada katılımcıların yüzde 54’ü kadın. Öfke cinsiyet dinlemiyor!

Türkler en çok yazıcı aksaklığına sinirleniyor. Öfkelenmek için en büyük ikinci neden, ofis politikaları. Diğerleri şöyle: Çok hırslı yöneticiler, ışıkları söndürmeme, masada cep telefonunu sessize almadan bırakmak.

Gözünün üstünde kaşın var diyene öfkeleniyoruz anlayacağınız…

Yardımcısının kafasına cep telefonunu atan ünlü manken Naomi Campbell öfkesini kontrol edemediği için zorunlu toplumsal hizmet yapmakla cezalandırılmıştı. Çok şaşırmıştım. Sonra Genç Parti Genel Başkanı, Başbakana hakaretten “öfke kontrol programı”na katılma ve “kişisel gelişim” konularında beş yayın okuma cezasına çarptırıldı.

Geçen hafta öfkeliler kervanına Genelkurmay Başkanını da aldılar. Öfkeli medya, siyaset, toplum, öfkeli bir sevinç yaşadı. Siz bakmayın yazdıklarına, öfkeye selam durup, aralarına katılan yeni üyeyi alkışladılar aslında…

Öfke yeni değil bizde. 19 Şubat 2001’de Milli Güvenlik Kurulu toplantısında dönemin Cumhurbaşkanı Başbakana anayasa kitapçığı fırlattı. 21 Şubat 2001 krizi patlak verdi. 2001 yılı Ocak ayında Meclis’te muhalefet ile iktidar arasındaki çıkan kavgada yumruk darbesi alan DYP Şanlıurfa Milletvekili kalp krizi sonucu vefat etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kendisini öfkeli diye eleştirenlere, “Öfke de bir hitabet sanatıdır. Buna öfke diyorsanız, evet öfke var” diye karşılık verdi.

Sporda da öfkenin önüne geçmek mümkün olamayabiliyor. 1967’de Kayserispor-Sivasspor maçında 40 kişi öldü, dükkanlar yağmalandı. Türkiye İsviçre maçı ardınan Türkiye 6 maç seyircisiz oynama ve 200 bin İsviçre Frank’ı para cezası aldı. Galatarasay-Leeds United UEFA kupası yarı final maçı öncesinde iki Leeds United tarafı bıçak darbesiyle öldü.

”Poliste Öfke Düzeyi” (2004) araştırmasına göre, çevik kuvvetlerin yüzde 44.7’si ile diğer polislerin yüzde 27.7’si öfke kontrolünde zorlanıyor. 2005’de yapılan bir araştırmaya göre de İETT şoförlerinin yüzde 67’si “öfkelerini içe atmakta güçlük çektiklerini” yüzde 48’i de “çoğunlukla dışa yansıttıklarını” kaydetti.

Öfke, bilimsel olarak “kişinin haz almasını engelleyen ve temel inanç sistemiyle çatışan herhangi bir durum, olay ve kişiyle karşılaşması sonucunda yaşadığı duygunun adı”. Öfke, “kaybetmekle ondan kurtulamadığımız tek şey.” Hafife almaya gelmez.

Türkiye her gün öfkeyle kalkıp zararla oturuyor. Niye?

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir