Nokta Atışlı Kusursuz Felaket

 

  • Sivil yerleşkelerin nokta atışıyla vurulması istihbarat hatası mı?
  • Siyasetçiler savaşmayı neden tercih ediyor hatta seviyor?
  • Yapay zekanın sınırı neresi?
  • Silah devleri ve silikon vadisi iş birliği geleceğimizi nasıl etkiliyor?
  • Geleceğin filmi nasıl kurgulanıyor? Oppenheimer’ın pişmanlığından, günümüze dünya nereye evriliyor?

Karışık duygular, acı dolu günler, erozyona uğrayan etik duygular içinde günleri deviriyoruz. Yukarıdaki sorular size ne fısıldıyor?

Siyasi ve Askeri Stratejist Hasan Aygün’le yapay zekanın savaş alanındaki etkisi ve nokta atışı saldırıların etik boyutlarını tartıştık.

Askeri teknolojilerin sivilleri koruma vaadiyle gelişmesine rağmen yaşanan trajik kayıplar ve hukuki sorumluluğunu ele aldık. Dev teknoloji şirketlerinin savunma sanayiinde yükselen rolü ve bu süreçteki astronomik finansal yatırımları sohbetimizde belirleyici unsurlar arasındaydı.

Söyleşiye Youtube kanalından ve LinkedIn’den ulaşabilirsiniz.

Modern çatışmalar, veri madenciliği ve ekonomik bağımlılıklar üzerinden şekilleniyor. Küresel güç rekabeti teknolojik üstünlük çabasını coşturuyor. Kalıbına sığmakta zorlanan teknoloji dehşet dengesinde akıl almayacak vicdana sığmayacak adımlar atabiliyor. Güvenlik adı altında insani değerlerin aşınmasına seyirci oluyoruz.

“Nokta Atışı”; Bir illüzyon mu, yoksa “Kusursuz Felaket” mi?

“Nokta atışı” kulağa ne kadar “seksi” ve kusursuz geliyor, değil mi? Sadece hedefi vuran, yan hasarı sıfırlayan cerrahi bir müdahale… İran’da bir ilkokula isabet eden o “nokta atışlı” saldırıda hayatını kaybeden 160’tan fazla çocuk, bu teknolojinin ardındaki kanlı gerçeği yüzümüze çarpıyor.

Savaş, siyasiler için, televizyondan izlenen steril bir enstrüman haline mi geldi? Savaşın “son çare” olmaktan çıkıp, yüksek teknoloji sayesinde siyasi bir “tercih enstrümanına” dönüşmesi acı. 1990’larda ilk Körfez Savaşı’nda yüzde 8 olan hassas güdümlü silah oranı, 2026 öngörülerinde yüzde 100’e yaklaştı. Etik boşluk ilerlemenin faturası.

Sivil Riskler:

İstihbarat Hataları: Teknoloji ne kadar gelişmiş olursa olsun, vuruş kararı istihbarata dayanıyor. İran örneğinde olduğu gibi, bir binanın geçmişte askeri karargah olması ancak sonradan okula dönüştürülmesinin istihbarat tarafından okunamaması, felaketlere yol açabilir.

Psikolojik Harekat (PSYOPS) Aracı: Hassas vuruşlar bazen bilerek sivilleri hedef alarak veya sivil alanlarda yıkım yaratarak karşı tarafta dehşet ve şok yaratmak amacıyla psikolojik savaş enstrümanı olarak kullanılıyor.

Gözetleme ve Özel Hayatın Gizliliği: “Daha fazla güvenlik” adına geliştirilen Maven gibi projeler, sadece düşmanı değil, toplumun tüm kılcal damarlarını izlemeyi hedefliyor. Böylece, bireylerin özerkliğinin ve gizliliğinin tamamen ortadan kalkması riski yüzümüze çarpıyor.

Teknolojik Yetersizlik: Silahların hedefi tutturma oranı yüzde 100 değil, yüzde 95-96 civarında; her zaman bir hata payı ve beklenmedik sivil kaybı riski olduğu anlamına geliyor.

Sorumluluk Paradoksu

Teknoloji ne kadar “akıllı” olursa olsun, tetiği çeken algoritmanın arkasında bir insan muhakemesi bulunuyor. Bir okul vurulduğunda sorumluluk kimde? Algoritma mı, emri veren siyasetçi mi, yoksa uygulayan asker mi?

Etik Sınırlar

Sorumluluğun Muğlaklaşması: Bir hata yapıldığında sorumluluğun kimde olduğu (kararı veren siyasetçi mi, emri uygulayan asker mi, yoksa algoritma mı?) konusu belirsiz. Özellikle ABD gibi ülkelerin Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) gibi kurumlara taraf olmaması, savaş suçlarının cezalandırılmasını ve etik bir denetim mekanizması kurulmasını engelliyor.

“Tercih Enstrümanı”: Geçmişte savaşlar, toplumun her kesimini etkileyen ve büyük bedeller ödenen “son çare” iken; nokta atışı teknolojiler sayesinde siyasetçiler için kendi halkına “ceset torbası” göndermek zorunda kalmadıkları konforlu bir enstrüman haline geldi. Bu durum, güç kullanma eşiğini aşağı çekerek savaşın daha “keyfi” başlatılmasına neden oluyor.

İnsan Muhakemesinin Devre Dışı Kalma Riski: Silahlar ne kadar “akıllı” olursa olsun, hala insan muhakemesine ihtiyaç duyuluyor. Teknolojinin sorumluluğu üstlenemeyecek olması, etik kararların tamamen algoritmalara bırakılmasının önündeki en büyük engel.

Savaşın Özelleşmesi ve Teknoloji Devleri

Savaş, silahlı kuvvetlerin yanı sıra Palantir, Anduril, Microsoft ve Amazon gibi dev şirketlerin dahil olduğu devasa bir ekosistem. Teknoloji zengini ve Trump yönetimine, son seçimlerde biri Başkan Yardımcısı koltuğuna oturan JDVance olmak üzere “nokta atışı” Cumhuriyetçi adaylar destekleyerek önemli görevlere yerleştiren – söylemeye gerek yok önemli isimlerden biri olan Peter Thiel gibi figürlerin öncülüğünde yürütülen ve bütçesi 185 milyar dolara ulaşan Maven Projesi, veriyi doğrudan “sert güce” (hard power) dönüştürmeyi hedefliyor.

Kaynaklara göre bu alandaki en dikkat çekici aktörler ve rolleri şunlar:

Palantir ve Anduril: Bu iki şirket, “akıllı savaş” teknolojilerinin merkezinde yer alıyor. Palantir, veri uygulamalarını ve yazılımları şirket olarak tanımlanırken; kardeşi sayılabilecek Anduril, bu verileri doğrudan silah donanımına çeviriyor.

Maven Projesi Ortakları: İstihbarat, gözetim ve hedef tespiti gibi görevleri yürüten ve bütçesi 185 milyar dolara kadar ulaşan Maven Projesi kapsamında pek çok yüklenici bulunuyor. Bu konsorsiyum içerisinde Palantir ve Anduril’in yanı sıra Maxar, Microsoft, Sierra Nevada ve Amazon Web Services (AWS) gibi devler yer alıyor.

Yapay Zeka Laboratuvarları: Şirketlerin yaklaşımları farklılaşıyor; OpenAI (ChatGPT) sisteme dahil olmayı kabul ederken; Anthropic ve binlerce çalışanının protestosuyla karşılaşan Google, bireysel özerkliği koruma ve etik kaygılarla bu tür projelerin bazı aşamalarından çekilmiş veya taraf olmayacaklarını beyan ettiler.

Diğer Önemli Girişimler: Savunma teknolojileri ekosisteminde ayrıca SpaceX, Scale AI, Saronic gibi şirketlerin de belirli ölçülerde bu kafa yapısı ve konsorsiyumlar içinde yer aldığı belirtiliyor.

Küresel Güç Savaşı ve Ekonomik Tahakküm

Savaşın arka planında ABD ve Çin arasındaki ekonomik üstünlük yarışı yatıyor. ABD; Swift, IBAN ve kredi kartı ağları üzerinden sağladığı trilyonlarca dolarlık finansal kontrolü korumaya çalışırken, Çin hem ekonomik hem de “ikinci füzeyi atmanıza fırsat vermeyiz” restiyle meydan okuyor.

Küresel Para Hareketlerinde ABD’nin Yeri

Günde 11.5 milyon kişi, yıl boyunca 250 iş gününde, ortalama 45bin dolar havale yapıyor. Günde 5 trilyon dolardan, yılda 1.25 quadrilyon dolar tutarına ulaşıyor. Şikago’daki bankalar, sadece birkaç saniye köprü vazifesi gördükleri bu işlemden yılda yaklaşık 4 trilyon dolar pay alıyor.

SWIFT sisteminin rakibi, Amerikan CHIPS’in (Clearing House Interbank Payments System) günde yaklaşık 1.8 trilyon, yılda 450 trilyon dolarlık işlem yapan pay sahibi 50 mali kuruluş. Sundukları görece daha ucuz sistemle yılda 1.4 TRILYON dolar kazanç sağlıyorlar.

ABD içinde ise daha çok kullanılan, FEDWIRE denen ve 9 rakamlı bir banka koduyla (routing number) e-transfer sistemi bulunuyor. FEDWIRE’ın yıllık hacmi 900 trilyon dolar. 1913’te, Amerikan Kongresi kararına binaen, kamuya hizmet amacıyla kurulmuş ancak kamuya ait olmayan 12 Federal Reserve Bankası kazançtan yıllık yüzde 6 pay alıyor, geri kalanı ise ABD Hazinesine gidiyor.

ABD bu sistemden ayrıca ekonomik, siyasi istihbarat elde ediyor.

Çin, Cross-Border Interbank System (CIPS) üzerinden yılda 70 trilyon dolar transfer sağlıyor. China National Advanced Payment System (CNAPS)’in uluslararası transfer miktarı yıllık 30 trilyonu buluyor. Farklı sistemler de yılda toplamda 40 trilyon hacme sahip. Henüz Amerikan sistemleri karşısında küçük olan  Çin, Washington yönetiminin başını ağrıtıyor.

Para transferi ve ABD etkileşiminde; 3 büyük Amerikan kredi kartının (American Express, Visa, Master Card) dünyada bireysel ve şirketsel ticarette yıllık kullanımı 27.7 trilyon doların üzerinde. 2024 itibariyle dünya tüketici harcamalarının yüzde 35’i bu kartlarla yapılıyor. 3 büyük Amerikan şirketi bu sürecin yüzde 97sini kontrol ediyor ve yıllık gelirleri 1.34 trilyon doları aşıyor.

Gerçek Cehalet ve İzleme Toplumu

Bilgiye erişimin bu kadar kolay olduğu bir dönemde, “gerçek bilgiye” ulaşmanın engellendiği bir “gerçek cehalet” dönemi yaşıyoruz. Güvenlik uğruna bireysel gizliliğin yok edilmesi, toplumların kılcal damarlarına kadar izlenmesi, “akıllı savaşların” sivil hayattaki yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Nokta atışı (hassas vuruş) savaş teknolojileri, etik boşluklar ve sivil riskler getiriyor.

Menfaatlerin Etiğin Önüne Geçmesi: Küresel güç savaşında (ABD-Çin rekabeti gibi) ekonomik ve siyasi menfaatler, genellikle insani ve etik değerlerin önüne geçmekte. Gücü elinde bulunduranın kendi “haklılığını” ilan ettiği bir sistemde, etik sınırlar ancak kamuoyu baskısı veya seçim kaygısıyla sınırlı kalabiliyor.

Siyasi Maliyetin Ortadan Kalkması: Geleneksel savaşlarda (Vietnam, Irak gibi) “ceset torbalarının” ülkeye dönmesi, halkın savaşı sorgulamasına ve siyasetçilerin kariyerlerinin sonlanmasına neden olan en büyük demokratik baskı unsuruydu. Ancak yeni teknolojiler siyasetçilere kendi insanını (askerini) sahaya sürmeden savaşma imkanı tanıdığı için, halkın savaşa karşı tepki verme eşiği yükseliyor.

Menfaatlerin Etik Denetimin Önüne Geçmesi: Siyasetçiler, demokratik bir tartışma yürütmek yerine sadece “menfaatler” üzerinden karar alıp silahı bir enstrüman olarak kullanmayı tercih edebiliyor. Halkın bu kararları ancak “menfaatine dokunulduğu” zaman sorgulaması, demokratik denetimin evrensel etik değerler üzerinden değil, kişisel çıkarlar üzerinden yürümesine neden oluyor.

Paylaş