NATO ve Türkiye Avrupalılaşabilir mi; Ne Kadar, Nereye Kadar?

Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi tarihe geçer mi, söylemek güç. Büyük olasılıkla uluslararası kamuoyu Donald Trump’ın vereceği mesajlara, liderler diplomasisine ve olası siyasi jestlere odaklanacak. Oysa Türkiye açısından bu zirvenin asıl önemi, açıklanacak sonuç bildirgesinden çok farklı bir yerde olabilir.

Ankara Zirvesi’ni yalnızca NATO toplantısı olarak okumak eksik kalır. Belki de ilk kez aynı masada ve üstelik Ankara’da üç ayrı Avrupa tartışması kesişecek.

Birincisi, Avrupa’nın güvenliğini daha fazla kendi omuzlarında taşıyacağı “Avrupalılaşmış NATO” arayışı. İkincisi, NATO’nun yeterince dönüşememesi halinde zaman zaman gündeme gelen Avrupa savunması ve Avrupa Ordusu fikri. Üçüncüsü ise Avrupa Birliği’nin son yıllarda yaşadığı büyük jeopolitik sarsıntılar sonrasında Türkiye’yi yeniden değerlendirmeye başlaması.

Eski Diplomat, düşünce kuruluşu EDAM Direktörü, İstanbul Araştırmaları Kurucusu ve Carnegie Kıdemli Araştırmacısı Sinan Ülgen’in değerlendirmesine göre Ankara NATO buluşması bir “sonuç zirvesi” değil; bir “kavram ve süreç zirvesi.” Bu toplantıdan büyük kararlar çıkmayabilir. Ama NATO’nun, Avrupa’nın ve Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda birlikte yaşayacağı güvenlik mimarisinin kavramları ilk kez bu kadar açık biçimde konuşulabilir.

Zirvenin kritik yan oturumlarından birinin mimarı olan Ülgen, “Türkiye perspektifinden NATO nasıl Avrupalılaşabilir?” sorusunu tartışmaya açacak ve bir çalışma dokümanı sunacak. Ülgen’in çalışmalarına bakacak olursak Türkiye açısından tercih açık görünüyor: NATO’nun daha Avrupalı hale geldiği bir güvenlik mimarisi, Türkiye’nin dışında kalacağı bir Avrupa Ordusu modelinden çok daha rasyonel bir seçenek.

Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?

Ülgen’le gerçekleştirdiğim kapsamlı söyleşi ve detayları NATO Zirvesi arefesinde dikkatle okunarak düşünmeyi hak ediyor. Notlarıma geçmeden aklıma çocukluğumuzun meşhur dil oyunlarından biri takıldı: “Çekoslovakyalılaştıramadıklarımızdan mısınız?”

Türkçenin eklemeli yapısını göstermek için üretilmiş bu eğlenceli cümle, bana Türkiye-Avrupa ilişkilerinin hikâyesini düşündürüyor. Yarım yüzyıldır iki tarafın birbirine sorduğu görünmez soru: “Siz Avrupalılaştıramadıklarımızdan mısınız?”

Yıllar geçti soru da şekil değiştirdi; Avrupa’nın önündeki mesele Türkiye’yi nasıl Avrupalılaştıracağı değil; Türkiyesiz nasıl güvenlik kuracağı, nasıl üretim yapacağı ve nasıl rekabet edeceği. Türkiye’nin önündeki soru ise Avrupa’nın yeni güvenlik ve ekonomik mimarisinin içinde hangi düzeyde yer alacağı.

Türkiye’nin Önündeki 3 Avrupa Senaryosu 

  1. Avrupa daha güçlü, NATO daha Avrupalı

ABD güvenlik yükünün bir bölümünü Avrupalılara bırakıyor. Avrupa daha fazla savunma harcaması yapıyor ancak NATO çerçevesi korunuyor. Türkiye, NATO üyesi olduğu için karar mekanizmasının içinde kalmaya devam ediyor.

  1. NATO zayıflıyor, Avrupa Birliği savunması güçleniyor

Avrupa savunması giderek AB kurumları üzerinden şekillenirse Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen Avrupa’nın güvenlik kararlarının dışında kalabilir. Savunma sanayii, ortak fonlar ve yeni güvenlik projeleri AB üyeleri etrafında örgütlenebilir.

  1. Hibrit model

NATO varlığını korurken Avrupa savunma kapasitesini artırıyor. Türkiye’nin konumu, AB ile geliştireceği ekonomik güvenlik, savunma sanayii ve üretim ortaklıklarının derinliğine bağlı olacak. Bu nedenle önümüzdeki dönemde üyelik tartışmalarından çok “entegrasyon düzeyi” belirleyici olabilir.

Avrupa’da 3 Şok ve 1 Türkiye

Avrupa Birliği son yıllarda peş peşe gelen jeopolitik sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Çin’e karşı artan ekonomik bağımlılık tartışmaları ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa güvenliğine yaklaşımındaki belirsizlik, Brüksel’i ekonomik güvenlik ve stratejik özerklik kavramlarını yeniden düşünmeye zorladı. Bu 3 ülke Avrupa’nın şoku.

Ülgen’in Avrupa’nın ekonomik güvenliği üzerine yaptığı araştırma ise bu yeni dönemde dikkat çekici bir veri ortaya koyuyor: Türkiye, Avrupa’nın ekonomik güvenliği açısından en kritik ortakları arasında altıncı sırada yer alıyor. Bu sıralama siyasi yakınlıktan değil; üretim kapasitesinden, sanayi altyapısından ve Avrupa değer zincirlerine yaptığı katkıdan kaynaklanıyor.

Avrupa’nın Sancısı; Konuşan Kim?

Avrupa’nın Türkiye politikasını anlamayı zorlaştıran yalnızca Ankara-Brüksel ilişkileri değil. Asıl karmaşa Brüksel’in kendi içinde yaşanıyor. Avrupa ne diyor, ne istiyor?… Avrupa Birliği tek bir aktör mü, yoksa Ülgen’in ve AB Dış Politika eski Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in farklı açılardan işaret ettiği gibi, aynı anda farklı seslerle konuşan çok katmanlı bir yapı mı?

Yakın geçmişte Avrupa’nın rekabetten koptuğu uyarısını yaparak Avrupalıları kış uykusundan uyandırmayı başaran Borrell, yeni bir çıkış yaptı. Ankara Zirvesi öncesi iyi okunmalı. Avrupa Komisyonu’nun son yıllarda dış politika ve savunma alanında antlaşmaların öngördüğünden daha geniş bir rol üstlenmeye çalıştığını söyledi. Yetkilerini aştığını ifade etti, “Avrupa adına kim konuşuyor?” diye sordu.

Bu tartışmanın görünür hale gelmesinin nedenlerinden biri Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in NATO üyesi ve işlemese de Gümrük Birliği ile Avrupa bağı olanTürkiye’yi, Rusya ve Çin ile birlikte Avrupa’nın “jeopolitik meydan okumaları” arasında sayan açıklaması olduğunu unutmayalım.

Ülgen de Avrupa’nın sergilediği yaklaşımı, Avrupa’nın jeopolitik çıkarlarıyla uyumsuz bulduğunu ifade ediyor; “Avrupa bir yandan Türkiye’yi NATO, enerji, göç, üretim ve güvenlik açısından vazgeçilmez ortak olarak görüyor, siyasi söyleminde Türkiye’yi stratejik rakiplerle aynı cümle içinde konumlandırıyor.”

Türkiye’nin Görünmeyen Riski

Ülgen, Avrupa’nın önünde iki seçenek bulunduğunu ifade ediyor: “…ya Türkiye’yi güvenlik ve ekonomik mimarisinin doğal parçası olarak yeniden tanımlayacak ya da siyasi söylemi ile stratejik ihtiyaçları arasındaki mesafeyi büyütmeye devam edecek.”

Türkiye açısından en önemli tartışmalardan biri kamuoyunda yeterince konuşulmuyor. Avrupa’nın güvenlik mimarisi NATO yerine Avrupa Birliği kurumları etrafında şekillenmeye başlarsa Türkiye karar mekanizmasının dışında kalabilir.

Dolayısıyla Avrupa savunmasının NATO ekseninden uzaklaşması Ankara açısından stratejik bir belirsizlik yaratabilir. Bu nedenle Türkiye’nin çıkarı, Avrupa’nın daha fazla savunma sorumluluğu üstlenmesi kadar, bunun NATO çerçevesinde gerçekleşmesi. Ankara açısından mesele karar masasında kalabilmek.

Güvenlik Askerî Bir Kavram Değil mi?

Ülgen’le söyleşimizde önemli zihinsel dönüşüm güvenlik tanımında çıktı. Bugün güvenlik denildiğinde artık yalnızca ordu, tank veya füze anlaşılmıyor. Enerji, ekonomi, teknoloji güvenliği, yapay zekâ… Kritik ham maddeler…Tedarik zincirleri… Toplumların dayanıklılığı… Demokratik istikrar… Bunların tamamı güvenlik başlığının içine girmiş durumda. Sanayi politikaları, ticaret politikaları, teknoloji yatırımları ve üretim stratejileri de güvenlik politikasının parçası haline geliyor. Türkiye’nin de bu dönüşümü aynı geniş perspektifle okuması gerekiyor.

NEDEN; Yine Yeniden Türkiye? 

Ülgen’in Carnegie Europe’da yayımlanan kapsamlı araştırması “From Trade Dependence to Geopolitical Leverage; The EU in an Era of Weaponized Interdependence” başlıklı makalesi ne söylüyor?

Avrupa’nın temel kırılganlığı toplam ithalat hacmi değil; enerji, elektronik, batarya, mikroçip, makine parçaları ve kritik mineraller gibi sistemi çalıştıran ürünlerde yoğunlaşan bağımlılığı.

Avrupa’nın ekonomik güvenliği açısından Türkiye, en kritik ticaret ortakları arasında altıncı sırada bulunuyor. Yalnızca ticaret hacminden kaynaklanmıyor. Türkiye’nin otomotiv, makine, kimya, metal, ara malı ve sanayi üretim zincirlerindeki rolü, onu Avrupa açısından stratejik bir üretim ortağı haline getiriyor.

Ülgen’in vardığı sonuç önemli: Türkiye’nin Avrupa açısından değeri artık yalnızca aday ülke olmasından değil; Avrupa’nın üretim, tedarik zinciri ve ekonomik güvenlik mimarisinde üstlendiği rolden kaynaklanıyor.

Bu nedenle Türkiye-AB ilişkileri giderek “üyelik müzakeresi” olmaktan çıkıp “karşılıklı ekonomik güvenlik ortaklığı” çerçevesinde okunmaya başlanıyor.

Yeni Hikâye Denemesi Karşılıklı Bağımlılık

Ankara Zirvesi’nde büyük şov küçük kararlar çıkma olasılığı var, bildiride çarpıcı ifadeler yer almayabilir. Zirveden sonrası daha kritik bence. Yeni bir dil oluşuyor. Karşılıklı ekonomik bağımlılık… Üretim güvenliği… Savunma sanayii… Tedarik zincirleri… Teknoloji… Ekonomik güvenlik…

Söyleşide  Sinan Ülgen’e yöneltilen sorulardan bazıları;
  • Avrupa Birliği bir değişim içerisinde mi? Böyleyse;  AB-Türkiye ilişkilerinde ton farkı diye okuyalım mı?
  • Avrupa’nın her tarafı farklı ses veriyor; kaç AB var?
  • Josep Borrell,  Komisyon’un sorumluluk ve yetkilerini aştığını ifade ettiği çıkışını nasıl değerlendiriyorsunuz?
  • Komisyon Başkanı Ursula Von der Leyn, Rusya, Çin, ABD şokundan söz etti;  “Türkiye şoku” da söz konusu mu?
  • “Türkiye Perspektifinden NATO’yu nasıl Avrupalılaştırırız?” başlıklı bir oturum yönetecek, çalışma dosyası yayınlayacaksınız, ne anlama geliyor?
  • NATO içerisindeki reorganizasyonda Türkiye nerede?
  • NATO’nun Avrupalılaşması eğiliminin yeşermesine ihtimal veriyor musunuz ?
  • Türkiye olarak biz tam olarak ne istiyoruz ve ne bekliyoruz; beklentimiz yalnızca uçak motoru ya da F-35 programına tekrar dahil olmak mı?
  • Türkiye’nin de içinde bulunduğu yeni güvenlik konseptini tarif eder misiniz?
  • Avrupa’nın jeopolitik davrandığını söyleyebilir misiniz?

FAQ

1. NATO’nun Avrupalılaşması ne anlama geliyor?

NATO’nun Avrupalılaşması, Avrupa ülkelerinin savunma harcamaları, askerî kapasite ve güvenlik sorumluluklarında daha fazla rol üstlenmesini ifade ediyor. Amaç NATO’nun yapısını korurken Avrupa’nın ittifak içindeki ağırlığını artırmak.

2. Avrupa Ordusu Türkiye açısından neden önemli?

Avrupa güvenliğinin NATO yerine Avrupa Birliği kurumları üzerinden şekillenmesi halinde Türkiye, NATO üyesi olmasına rağmen karar mekanizmalarının dışında kalabilir. Bu nedenle Avrupa Ordusu tartışmaları Ankara açısından stratejik önem taşıyor.

3. Avrupa Birliği neden Türkiye’yi yeniden stratejik ortak olarak görüyor?

Avrupa’nın ekonomik güvenlik anlayışı değişirken Türkiye; otomotiv, makine, kimya, metal ve ara sanayi üretimindeki rolü nedeniyle Avrupa’nın kritik tedarik zincirlerinde önemli bir ortak olarak öne çıkıyor.

4. NATO Zirvesi Türkiye-AB ilişkilerini nasıl etkileyebilir?

Ankara’daki NATO Zirvesi’nden büyük kararlar çıkmasa bile Avrupa’nın güvenlik mimarisi, ekonomik güvenlik yaklaşımı ve Türkiye’nin bu yeni düzendeki konumu açısından önemli bir kavramsal dönüşümün başlangıcı olabilir.

5. Güvenlik kavramı neden değişiyor?

Günümüzde güvenlik yalnızca askerî güçle tanımlanmıyor. Enerji arzı, tedarik zincirleri, yapay zekâ, kritik hammaddeler, teknoloji, ekonomik dayanıklılık ve demokratik istikrar da güvenlik politikalarının temel unsurları arasında yer alıyor.

Paylaş