Mustafa Koç

Mustafa Koç, TÜSİAD yönetiminden Fenerbahçe’ye Koç Topluluğundan siyasete uzanan pek çok konuda bilinmeyen yönlerini ve düşüncelerini anlattı. 21 Ocak 2016’da hayatını kaybeden genç iş adamı Mustafa Koç’un müreffeh, demokratik, özgür bir Türkiye hayali vardı.

 

 

Yaprak Özer: Rahmi Koç’un, “Zamanında çekilmek fazilettir” duyurusuyla görevi teslim aldınız. Çok genç yaşta büyük bir topluluğun başındasınız. Neler oluyor Koç Topluluğunda? Nasıl bir yeniden yapılanma gerçekleşiyor??

 

Mustafa Koç: Özel sektörün özelliği… İçinde bulunduğumuz şartlar çok çabuk değişiyor. Türkiye’nin en büyük özel sektör kuruluşu olarak ayak uydurmaya çalışıyoruz. Bu tabii çok kolay olmuyor. Benim bu göreve gelmemle ilgili “Bu nasıl oldu?” diye çok yerden soru yöneltildi. Madem kariyer planlaması ile ilgili bir programdayız belirtmek istiyorum; 3-4 seneye yayılmış, çok dikkatli bir şekilde uygulamaya konulan bir kariyer programıyla ben bu göreve hazırlandım ve sonunda da bu görevi Sayın Rahmi Koç’tan geçen Nisan 2003’te teslim aldım.

 

Yaprak Özer: Aslında bizim için sürpriz olan son derece planlı ve programlıydı diyorsunuz…

Mustafa Koç: Planlı ve programlı bir şekilde halloldu. Zaten böyle olması gerekiyordu, bu kadar büyük bir kuruluşun başına damdan düşmüş bir şekilde tepeden gelinmez.

 

Yaprak Özer: Satış elemanı olarak başlamışsınız.

Mustafa Koç: İstanbul’da bankoda satış elemanı olarak işe başladım, 8 ay kadar çalıştım, benim için çok büyük bir tecrübe oldu.

 

Yaprak Özer: Bir parantez açabilir miyiz; patronu bir satış elemanı olarak gördüler mi?

Mustafa Koç: Eti senin kemiği benim şeklinde yöneticilere teslim edildim. Böyle olması gerekiyordu öbür türlü size kötülük yapılmış olur, yetişmede bu çok önemli. Bankoda da çalışınca bire bir müşteri ile temasta oluyorsunuz. Tabii o kadar tanınmıyorduk, çok enteresan şeylere şahit oluyordum. Kapalı ekonomide otomobil için insanlar 6-8 ay sıra bekliyor. Müşteriler içeri geliyor kaparo yatırıyor ve gidiyor. Tamamen ne üretirseniz onu satarsınız mantığıyla iş yapıyorduk. Konuyu yeniden yapılanmaya bağlamak istiyorum; şimdiki zaman çok şeffaf, koşullar daha rekabetçi. Artık içeride ve dışarıda iş yapmak, çok iyi mal üretmek gerekiyor. Satış öncesi ve sonrası servisinizin çok iyi olması gerekiyor. Bunları yapmazsanız bu rekabetçi ortamda herhangi bir şekilde başarılı olmanız maalesef mümkün değil.

 

Tabii Gümrük Birliğinin bütün mahsurlarına rağmen Türk sanayiine çok büyük bir faydası olmuştur. Biz de bundan nasibimizi aldık ve bugün bakıyorsunuz Koç Grubu’nun aşağı yukarı 1/3 cirosu dış faaliyetlerimizden ve ihracatımızdan geliyor. İngiltere, Almanya gibi pazarlara mal satıyoruz, bugün İngiltere’deki pazar payı aşağı yukarı yüzde 10, ki bu çok muazzam bir rakam. Ford’un, Tofaş’ın ihracatı bugün yer yer erişmiş vaziyette, böyle olmasaydı son krizden bu kadar sağlam çıkılmazdı.

 

Yaprak Özer: Bazı iş adamları Gümrük Birliğinin karşısında durmuştu. O gün karşı mıydınız?

Mustafa Koç: Koç Grubu olarak, “… gümrük duvarlarının arkasına saklanmak istiyorsunuz o yüzden karşısınız…” gibi bir yaklaşımla suçlandık. Bugün baktığınız zaman Avrupa Birliği’ne giren ülkelere; Yunanistan, Portekiz, İspanya, Gümrük Birliği ve üyelik müzakerelerini ne şekilde götürmüş, hangi kademelerden geçmişler ve ne kadar zaman almış…  Biz paldır küldür hiçbir şart ileri sürmeden ve karşılığında da hiçbir şey almadan giren tek ülkeyiz. Üye olmadan birliğe giren tek ülke de biziz. 60 milyonluk pazarı Avrupalının eline vermek bence fevkalade yanlıştı ve bunun ceremesini Türk sanayicisi çekiyor. Kontrolsüz bir damping var. Avrupa Birliği kategorisinde sayılıyoruz onun için ABD ile olan ticari anlaşmalarımızın bir sürü komplikasyon çıkıyor, diğer taraftan AB üyesi değiliz ve mali yardım da almadık. Daha iyi pazarlık edilebilirdi ve karşılığında daha çok şey alabilirdik diye düşünüyorum. Bizim davamız buydu yoksa size şöyle söyleyeyim.  Türkiye 1996 başında girdi Gümrük Birliği sürecine,1996-1997 Koç Grubu’nun en iyi iki senesiydi.

 

Yaprak Özer: Tarzına mı itirazınız var?

Mustafa Koç: Evet giriş şekline.

 

Yaprak Özer: Koç Grubu’nun önümüzdeki yıllarda hedefi nedir?

Mustafa Koç: Son 18 ay üzerinde çalıştığım enteresan stratejik bir program hazırlandı. Benden önce başladı, senelik yüzde 14’lük fiziki bir büyüme; bu çok ciddi ve iddialı bir rakam.

 

Yaprak Özer: Ülke büyümesinden daha yüksek bir büyüme nasıl olabiliyor?

Mustafa Koç: Bunun dış tarafı da var. Geçen sene biz nerdeyse yüzde 19 büyüdük Türkiye nerdeyse hiç büyümedi bu şekilde de düşünebilirsiniz. Direkt iç pazara odaklı olan bir büyüme değil bu… Daha önemlisi burada değer yaratmak daha önemli. Büyümek, büyümeye odaklı olmak iyi bir şey ama bugün katma değer yaratmadığınız zaman veya karlılığınızı yükseltmediğiniz zaman 50 milyar dolar ciro yapın hiçbir işe yaramaz.

 

Yaprak Özer: Büyümeden ne kastediyoruz?

Mustafa Koç: Ciro büyür ise tabii karlılık da aynı şekilde artacak. Tam olarak bu şekilde bir büyümeyi kastediyorum. Bunu göz ardı etmek bazen çok kolay ama aynı zamanda tehlikeli. Bu yüzden burada bir kez daha ifade etmek istiyorum. Tabii ki ciro yapmak güzel bir şey. Ancak biz aynı zamanda karlılığımızı da arttıracak, daha karlı sektörlere uğratacak bir strateji benimsemek durumundayız.

 

Yaprak Özer: Hangi sektörlere?

Mustafa Koç: Mesela enerji sektörü, perakende sektörü ki bugün biz çok kuvvetliyiz burada. Özellikle Rusya pazarında, dışarıda Migros ve Ramstore oldukça güçlüyüz. Uni Credito ile bankada yüzde 50 ortaklık yaptık, bugün Avrupa’nın en büyük olmasa da en karlı bankası. Enerji sektöründe Opet ile yüzde 50’lik ortaklık yaptık bu da çok dinamik ve karlı bir şirket. Otomotiv sektöründeki durumumuz belli Fiat ve Ford’ta çok önemli yatırımlar yapıldı. Özellikle Ford’ta ihracatta ticari vasıta çok iyi gidiyor. Bunları sektör olarak sıralıyorum ama konsept olarak baktığınız zaman tabii ki markalara önem vermek, Ar-Ge ve teknolojiyi geliştirmek, satış sonrası servisleri güçlendirmek, seçtiğimiz bu sektörlerde muhakkak bir veya ikinci pozisyonda olmak, olamayacağımız sektörlerden orta ya da kısa vadede çıkmak gerekli…

 

Yaprak Özer: Tekrar etmek gerekirse, “Birinci veya ikinci olamadığımız sektörlerde kalmayı düşünmüyoruz” diyorsunuz…

Mustafa Koç: Evet. İlave olarak ihracat ve yurt dışı aktivitelerimizi geliştirmek ve arttırmak en önemli hedeflerimiz arasında.

 

Yaprak Özer: Yüzde 50 ortaklıktan söz ettiniz; küçük olsun ama bizim olsun yaklaşımına karşın fark gözleniyor…

Mustafa Koç: 1970’li, 80’li hatta 90’lı yıllar ortasına kadar, bize teklif edilen ortaklıklarda “yüzde 51 bizim olmazsa, bu işe girmeyiz” yaklaşımı hakimdi. Şartlar tabii insanı değiştiriyor. Yaptığınız anlaşmalarla hakkınızı çok iyi koruyorsunuz ve yüzde 50 ortaklıkta da ahenk içinde iş yönetiliyor. Bunu gördük, konseptler değişiyor.

 

Yaprak Özer: Bankacılık, Koç Grubu’nun geçmişte arzulu olup dışında kaldığı bir alan… Sanki şu an acısını çıkarıyormuşsunuz gibi… Ne dersiniz doğru mu?

Mustafa Koç: Bazı gruplarda bankanın etrafına sanayi grupları yapılanmıştı. Bizde ise bunun tam tersi olmuştu. Çok ağır sanayisi olan gruplara banka, sonradan monte edildi. Burada bir Garanti bankası var… Biliyorsunuz çıktık, Amerikan Ekspres ile Koç Bank ortaklığı maalesef çok iyi gitmedi. Bankacılıkta ya çok küçülüp butik bir banka gibi çok konservatif çalışmak vardı veya dünya oyuncusu ile evlilik yapıp bu işi başka bir platforma taşımak… Biz ikinciyi seçtik. İtalyanların en iyisi ile bu ortaklığı yaptık.

 

Yaprak Özer: Stratejide daha dinamik, daha kısa vadeli, daha hızlı, daha farkı yaklaşım gözleniyor; tüketiciye biraz daha fazla gülümseyen… Ne dersiniz?

Mustafa Koç: Tabii kısa vadeli demek biraz yanlış, ama daha dinamik, şartlara çabuk ayak uydurabilen, müşteri odaklı gerçek bankacılık yapacak bir yaklaşım.

 

Yaprak Özer: Topluluğu bundan sonra müşteriye daha yakın görme şansımız olabilecek mi? Topluluğun mesafeli, ağır bir havası vardı.

Mustafa Koç: Dışardan niye böyle bilmiyorum ama bugün Türkiye’de tüketiciye en yakın toplum tartışmamız Koç Grubudur. İçinde bulunduğumuz sektörler itibari ile 16 milyon hanede mutlaka 1 tane Koç ürünü bulunuyor. Bu çok daha iyi bir yere getirilebilir, gelişebilir… ana felsefemiz bu.

 

Yaprak Özer: İçinde kalmayı sürdüreceğiniz enerji, otomotiv, banka gibi sektörlerin dışında, çıkmayı planladığınız sektörler var mı?

Mustafa Koç: Yan sanayi var biliyorsunuz…

 

Yaprak Özer: Neden?

Mustafa Koç: Yeterli katma değerli işlerin çok gerisinde.

 

Yaprak Özer: Siz göreve geldikten sonra “Aile Meclisi”, “Aile Ofisi” gibi değişik kavramlarla tanıştık. Biraz söz eder misiniz?

Mustafa Koç: Aile Meclisi senelerdir olan bir şey. Muhakkak ki başka büyük aile şirketlerinde de vardır. “Aile Ofisi” diye bir çalışma alanı kurduk, baktığınız zaman Avrupa’da, Amerika’da çok uzun senelere dayanan bir kavram. Aile çıkarlarının en iyi şekilde yönetildiği birim. Aile çıkarlarının şirket çıkarları ile kesişmediği veya çelişkiler olduğu zamanlar oluyor. Orada ortak yolu bulabilecek, CEO ile yakın çalışma ortamına giren profesyonelin çalıştığı bir ofis…

 

Yaprak Özer: Alışıla gelmiş bir birim değil…

Mustafa Koç: Bizde değil. Bir çalışma içerisindeyiz, dışarıdan bir sürü model getirdik onları inceliyoruz ama bu portföyün yönetilmesinde 3. kuşağın da sorunsuz bir şekilde birbirleriyle ilişkilerini düzenleyecek enteresan bir oluşum.

 

Yaprak Özer: Karşılıklı çıkar çatışmasına doğru mu gidiliyor?

Mustafa Koç: Hayır. Öyle bir şey yok, bizde böyle bir şey söz konusu değil fakat Aile Ofisi, elimizde olan şeylerin daha iyi kullandırılıp, daha iyi değerlendirilmesinde çok önemli rol alacağını düşündüğümüz bir oluşum. Amerikalı danışmanımız senelerce söyledi, göz ardı ettik. Son bir-iki sene içinde de gündeme geliyordu, ben de bu görevi devraldıktan sonra kurulması için biraz ısrarcı oldum, buna kardeşlerim de çok katılıyorlardı, karar verdik ve şu anda yürüyor.

 

Yaprak Özer: Üçüncü kuşakta almış olduğunuz karar gereğince bundan sonra hiç kimse hem hakim, hem savcı durumunda olamayacak. Niye rahatınız bozdunuz?

Mustafa Koç: Rahatımız bozmak değil… Hem iş birimi yönetiminde, hem holding yönetim kurulunda olursanız, o iş birimi ile ilgili hesap veriyor, hesap soruyor pozisyonunda oluyorsunuz. Batı’da böyle bir şey yok. İş birimlerini yöneten profesyonel pozisyonlardaki aile fertlerinin, holdingin yönetim kuruluna girmeleri bundan sonra olmayacak. Ne zaman ki bırakırlar ve bir ortak şapkasını giyerler o zaman mümkün olabilir. Bu tabii ki yönetişim.

 

Yaprak Özer: Aile fertlerinin hepsi bu karara sevecen baktı mı?

Mustafa Koç: 2. kuşağa anlattık. Mahsurlarını anlattık, mantığını anlattık… Hepsi haklısınız dediler ve o şekilde bir karar almış olduk. Öbür türlü çok kavram kargaşası ve çelişki oluyordu.

 

Yaprak Özer: Siz yönetim kurulu başkanısınız. Sizin göreviniz, sorumluluklarınız nerede başlar, nerede biter, CEO’nunki nerede? Roller çakışır mı? Patrondan dinleyelim.

Mustafa Koç: Bugün en müesseseleşmiş grubuz, profesyonellerin ağırlığı tartışmasız çok büyüktür Koç grubunda. Eninde sonunda büyük ortak olarak aile ana hedefleri koyuyor, karar veriyor sonra yönetimi icraata bırakıyor. Bu icraatın başında CEO dediğimiz (Chief Executive Officer) dediğimiz şahıs bulunuyor, icraattan sorumlu oluyor. Yönetim Kurulu Başkanı da Yönetim Kurulu üyeleriyle Ceo’nun arasındaki köprüyü sağlayan, aynı zamanda da büyük ve küçük ortaklara karşı Yönetim Kurulunda sorumlu olan kişi ile beraber götürüyor. Tabii biz günlük işlere karışmıyoruz.

 

Yaprak Özer: Nedir o zaman sizin karıştığınız konular? Nerede siz varsınız? 

Mustafa Koç: Ana hedefler. Direkt bana muhatap CEO’dur. Onunla bir takım problemleri beraber çözeriz, hedefleri beraber koyarız. Günlük işe karışmak CEO’dadır. Tabii bu herhangi bir başkanla birtakım bilgi alışverişinde bulunmayacağım veya bir şey sormayacağım demek değil. Ama sonunda her şey CEO sorumluluğu ve bilgisi altında.

 

Yaprak Özer: Bir röportajda “Aile şirketlerinin ömrü 2. jenerasyonda ne yazık ki tükeniyor… Biz Allah’a şükür 3. kuşağa kadar geldik…” Çabalarınızın bunu muhafaza etmek için olduğunu algılıyorum…

Mustafa Koç: Doğrudur. Şimdi 3. kuşak da tabii işin içinde olan insanlar olduğu için bu problem değil ama bundan sonraki 4. kuşakta problem olabilir. Onların yaşları genç, işle herhangi bir ilgileri bulunmazsa o zaman yapacak fazla bir şey yok. Ortak olarak kalıp tamamen profesyonellere devretmek zorunda kalırlar işleri.

 

Yaprak Özer: Gençler tarafından en fazla tercih edilen şirketler arasında Koç Topluluğu birinci sırada ve çok büyük ağırlıkta değil. Neden?

Mustafa Koç: Geçtiğimiz 10 sene zarfında biz ne kadar kendi çizgimizi de korusak içinde bulunduğumuz şartlar, 80’li senelerin başındaki kolay para kazanma devri bitti. O zamanlar maalesef biz bir okul gibiydik. Bize gelen 2 sene 3 senede kendini yetiştirir, bir yerden teklif alır, daha fazla para verirler… Ben o insanlara da fazla bir şey söylemek istemiyorum, çünkü genç, çocuk, dinamik, çalışkan, fıldır fıldır kabına sığmayan insanlar… Öyle bir teklif gelirdi ki teklife hayır demesi yüzde 99 mümkün olmuyordu.

 

Yaprak Özer: Siz neden daha fazla vermiyordunuz?

Mustafa Koç: Bugün 50.000 kişi istihdam ediyoruz ve bugün yine ben iddia ediyorum; en vasıflı profesyoneller Koç Grubu’nda çalışıyor. Eğer bu dengeyi bozarsanız başa çıkmak biraz zor olur. Ben çizginin doğru olduğunu zannediyorum ve uzun vadede bize dönecek.

 

Yaprak Özer: Muhafazakar olduğunuzu kabul ediyorsunuz değil mi?

Mustafa Koç: Tabii.

 

Yaprak Özer: Bazı değerlerden ödün vermiyorsunuz.

Mustafa Koç: Çok şükür bu durumdayız.

 

Yaprak Özer: İnsan kaynakları politikanızda alttan gelenleri yukarıya taşıyan bir mekanizma var, nedir?

Mustafa Koç: En önemli adım performans değerlendirmesinde yaptığımız değişimdir. Eskiden suyu getirenle, testiyi kıran aynı muameleyi görürdü. Bu tamamıyla değişiyor. Bundan sonra artık herkes performansına göre sene başında karşısındaki bir üstü ile el sıkışmış olduğu performans kriterlerine göre neyi getirdi neyi getiremedi, nerede başarılı oldu, nerede olamadı ona göre ödüllendirilecek veya ödüllendirilemeyecek. Yani burada artık; “Benim adamımdı, senin adamındı, bu yönetici burada yirmi senedir çalışmış, kıdemi var” devri bitti.

 

Yaprak Özer: Koç Topluluğu’nun bürokrasi ile eşdeğer tutulduğu günleri anımsamayan yok. Bir giren oradan emekli olur gibi bir algı hakimdi. Demek ki hafif de acımasız bir sistemle kırılıyor…

Mustafa Koç: Acımasız değil, adil. Ama bu içinde bulunduğumuz şartlar da bunu dikte ediyor. Bugün eğer başarılı olmak istiyorsanız bir koyundan iki, üç post çıkarma devri bitti. Çok çetin şartlarda iş yapıyoruz. Hata olasılığımız çok az. O bakımdan en iyi elemanı en doğru pozisyona getirmekten başka hiçbir çaremiz yok.

 

Yaprak Özer: Rakipleriniz kimler sizin? Büyüklüğü neye göre değerlendiriyorsunuz, açıklık getirir misiniz?

Mustafa Koç: Herkes biribiri ile rakip artık. Dışarıdan da çok büyük bir rekabet var ve bu yabancı sermaye girişimi için gerekli olan ortam biraz daha iyileştirilince ve bürokratik engeller kalkınca, -ki bu istihdam yaratılması için kaçınılmaz gözüküyor- daha keskinleşecek. “O nasıl yapıyor “ diye tek bir yere odaklanmak doğru değil.Tabii bundan sonrası için herhalde en önemli kriter, özellikle halka açık şirketlerde piyasa değerinin olmasıdır.

 

Yaprak Özer: Mutlu günler geride kaldı gibi… Bir rakiple değil bir sürü rakiple uğraşıyorsunuz.

Mustafa Koç: Bir sürü rakiple uğraşıyoruz ve bir sürü rakip, bir sürü yabancı yatırımcı da sizi günbegün mercek altında izliyorlar. Onun için şeffaflık çok önemli, tabii burada yönetişim yine giriyor işin içine. Onun için en iyi elemanla çalışmak çok önemli.

 

Yaprak Özer: Koyu Fenerbahçe’lisiniz. Fenerbahçe’nin halini beğeniyor musunuz?

Mustafa Koç: Bu halini beğenmek için Fenerbahçe’yi sevmemek lazım herhalde diye düşünüyorum. Fenerbahçe çok kötü bir sezon geçirdi.

 

Yaprak Özer: “Ne olacak Fenerbahçe’nin hali?” diye sormalıyım.

Mustafa Koç: Bu zamanında Beşiktaş’a da oldu, Galatasaray’a da oldu. Bu bakımdan problemler çok iyi tespit edilip, basiretli, kararlı bir şekilde bunların üstüne gidilirse hemen değişebilir.

 

Yaprak Özer: Siz çok daha büyük kitleleri yönetiyorsunuz. Oralarda böyle sorunlar yaşanmıyor.

Mustafa Koç: Tabii burada oturmuş bir sistem var. Ben Fenerbahçe’de sistem olduğunu zannetmiyorum. İşler daha çok reaktif ve günlük gelişmelere göre kararlar alınıyor. O bakımdan bir sürü şey kişilerle kaim. Bu şekilde de başarılı olmak kolay değil. Çok büyük bir isim onun için medya da rahat bırakmıyor. Bunun yanında çıkıp da bir plan dahilinde  “Ben böyle bir plan yaptım, benden iki-üç sene fazla bir şey beklemeyin, ben gençlere yatırım yapıyorum ama bundan sonraki üç sene içerisinde de ortalığı kasıp kavuracağım…” gibi cesur yaklaşımla kurtulur gibi geliyor bana.

 

Yaprak Özer: Taraftar böyle bir şey herhalde istemez ama…

Mustafa Koç: Tabii bir de o var. İnşallah daha iyi olur ne diyeyim.

 

Yaprak Özer: Tüsiad’ın yönetimindesiniz. Planlarınız içinde Tüsiad başkanlığı görebilir miyiz? Ne düşünüyorsunuz?

Mustafa Koç: Bana üç sene evvel soruldu. Dört ayrı başkanla görev yaptım fakat bu kariyer planlaması çerçevesinde böyle bir şeyin olmayacağını açık bir şekilde söyledim. Böyle bir göreve beni layık gördükleri için de gerekli şahıslara teşekkür ettim. Bunu düşünmüyorum. Size bir kere daha söylemiş olayım.

 

Yaprak Özer: İleride de düşünmüyorsunuz o zaman…

Mustafa Koç: Hayır, ama Tüsiad’a hizmetlerimiz devam edecektir.

 

Yaprak Özer: Siyasete de mesafelisiniz.

Mustafa Koç: Şöyle söyleyeyim, rahmetli Vehbi Bey zamanında, onun enteresan bir konumu var tabii kendi formasyonu itibarıyla da çok mesafeli ve herkese eşit yaklaşırdı. Bu daha sonra isteyerek veya istemeyerek, bilerek veya bilmeyerek, “Koç şu partiyi tutuyor, bu partiye destek veriyor” falan gibi böyle bir izlenim edindi kamuoyu. Ben ondan dolayı gazeteci arkadaşlarımıza; “Bundan sonra eşit mesafede olacağız” dedim. Zaten öyle olmamız lazım.

 

Yaprak Özer: İş adamının siyasetle çok içli dışlı olması kötü bir şey mi?

Mustafa Koç: Görüyorsunuz işte iş adamı siyasetle çok içli dışlı oldu bundan evvel ki dönemde, ne kadar yolsuzluk ne kadar problemle karşılaşıldı. Bizim tür memleketlerde bu çok zor. Şeffaflık olmadı mı sermaye sahibi bugün rahat siyaset yaptırmaz. Alacağınız her karar size karşı bir silah olarak kullanılabilir.

 

Yaprak Özer: Türkiye’de siyaset hepimizin eleştirdiği yapılardan biri, ama taşın altına elini koymaktan çekinmek ile siyasette olmak arasında bir denge kurulamaz mı?

Mustafa Koç: Siyasi kadrolara insan vermek başka bir şey, sermaye sahibinin siyasete girmesi başka bir şey. Tabii ki ben bunu çok destekliyorum. Bir tek iş dünyasından değil sanat dünyasından da.

 

Yaprak Özer: Ama “kendim için istemiyorum” diyorsunuz.

Mustafa Koç: Sermaye sahibi olarak bizim siyasete girmemizin, Türkiye gibi bir memleket şartlarında herhangi bir şekilde ülkeye faydalı olması mümkün değil.

 

Yaprak Özer: Size hayalinizi sormak istiyorum.

Mustafa Koç: Türkiye için hayalim: Ülkemin diyelim önümüzdeki on sene içinde inşallah, çok daha müreffeh, özgür, ferah, demokratik bir şekilde Avrupa Birliği’nin önemli bir üyesi haline gelmesini hayal ediyorum. Onun dışında hiçbir sorunu olmayan komşusuyla ve her türlü sorununu halletmiş üretime ağırlık veren, iç sosyal barış sağlamış bir ülke olmasını hayal ediyorum.

Topluluk olarak hayalim: Tabii bunun içerisinde yine bir numarayı teşkil eden, belki de inşallah bu benim hayalim; şirketlerimizden bir veya birkaçının New York Borsası’nda kote olması benim için çok önemli bir hedef.

 

Yaprak Özer: Kendinize biçtiğiniz bir zaman var mı?

Mustafa Koç: Benim düşüncem önümüzdeki beş-yedi sene içerisinde.

 

Yaprak Özer: Beş-yedi sene içerisinde New York Borsası’nda birkaç Koç şirketini göreceğiz.

Mustafa Koç: Görmeyi arzuluyoruz.

 

Yaprak Özer: Hayal kurmak bir şeye başlamak için önemlidir değil mi?

Mustafa Koç: Tabii. Ortam müsait olursa bununla ilgili ciddi atılımlar yapacağız.

 

Yaprak Özer: Hangi sektörde?

Mustafa Koç: Onu söyleyemem şu anda maalesef. Yani daha çok erken.