Memleketimden İnsan Manzaraları

İstanbul’da İstanbullu kalmamış, İstanbul olmuş bir Türkiye. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız artık Euro Türk. Ve biz sanıldığından daha yaşlıyız.

Aşağıda son dönemde elime geçen üç değişik araştırmayı bulacaksınız. Birinde güzel memleketimizin can damarı İstanbul’u; diğerinde bir türlü onlarla ne yapacağımızı bilemediğimiz Türk asıllı yabancıları; sonuncusunda da sürekli övündüğümüz genç nüfus içindeki yaşlıları bulacaksınız.

Ve aslında memleketimden insan manzaralarının hiç de tahmin ettiğiniz gibi olmadığını göreceksiniz.

İstanbul’u dışarıdan gelenler esir almış. Öyle ki bazı illerin nüfus yoğunluğu, kendi coğrafyalarında değil de İstanbul’da daha fazla. Diğer taraftan, yıllar önce ç alışmak üzere yurt dışına gönderdiğimiz işçilerimizin çocukları ya da onların çocukları artık kendilerini yüzde yüz Türk saymıyorlar. Euro Türk kimliklerini daha rahat giydikleri gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üye olmasına gözü kapalı ‘Evet’ demiyorlar. Anlayacağınız, biz kanımızdan canımızdan olanları ikna edememişiz, Avrupalıları, Avrupalı olabileceğimize nasıl ikna edeceğiz…

Araştırmaların hiçbirine yorum katmadım. Buradaki rakamları önce kafanıza sonra bir kağıda not edin isterseniz. Nasıl olsa yeri gelir kullanırsınız. Yoruma gerek yok, en büyük yorumu siz yaparsınız… Benim çıkış noktam oldukça basit. Kendimizi tanımamız gerektiğine inanıyorum. Tanıdığımızı sanmıyorum. Gelişmeleri izleyebildiğimize inanmıyorum. Bir rüzgara kapılmış giderken, önümüze verilen yemekle yetiniyoruz.

İnsan kaynakları engin bir konu. Çoğumuz onu belli dar alanlara sıkıştırmak için büyük bir gayret içindeyiz. Bence insan kaynakları yalnızca şirketinizde çalıştırdığınız kişilerle sınırlı değil, işsizlik rakamları da insan kaynaklarımızı göstermeye yetmiyor. Aradaki renkleri ve sorunları kaçırmak ise yazık.

Gelin aşağıdaki bilgileri hızla okuyun;

İstanbul’un Taşı Toprağı Altın
Bazı illerin nüfusunun neredeyse tamamı İstanbul’a taşınmış görünüyor. Örneğin, Ardahan doğumlu İstanbullu sayısı 113 bin. Ardahan’da kalan nüfus 134 bin. İstanbul’da 264 bin Kastamonu doğumlu yaşıyor. Kastamonu’nun nüfusu ise 375 bin. Sivas’ın yarı nüfusu da İstanbul’da. Sivas doğumlu İstanbulluların sayısı 375 bin. Sivas nüfusu ise 755 bin.

İstanbul’da yaşayan yabancı ülke doğumluluların sayısı bazı illerin nüfusundan daha fazla. İstanbul’da 127 bin Bulgaristan doğumlu nüfus var. Bayburt’un nüfusu 97 bin, Kilis’in nüfusu 115 bin. Diğer bir deyişle Bulgaristan doğumlu İstanbullular tek başlarına küçük bir ile bedel.

İlk nüfus sayımın yapıldığı 1927 yılına göre İstanbul nüfusu 12.4 kat artış  gösterdi. Nüfus 10 milyon 18 bin 735 kişiye ulaştı. Türkiye’nin toplam nüfusu ise aynı dönemde beş kat arttı. 1990 – 2000 yılları arasında İstanbul’un yıllık nüfus artış hızı yüzde 33.1 oldu. Aile başına ortalama fert sayısı 1955 yılında 4.9 kişi iken, 2000 yılında bu rakam 3.9’a düştü.

Kilometrekare başına düşen nüfus 1927 yılında 147 iken, 2000′de 1.928’e çıktı. Nüfus yoğunluğunda ilk sırada Bayrampaşa var. 1 kilometrekareye 35 bin 144 kişi düşüyor. Nüfus yoğunluğu en düşük ilçe ise 886 kişi ile Beykoz.

İstanbul, yarım milyon işsiz barındırıyor. Çalışabilecek durumdaki nüfusun ancak yarısı istihdam ediliyor. 12 ve daha yukarı yaştaki nüfus 7 milyon 919 bin. Çalışan nüfustan 3 milyon 471 bin kişi istihdam ediliyor. 505 bin 841 kişi ise işsiz. İstanbul’daki her 100 erişkinden 13’ü işsiz. İstanbul’da yaşayan İstanbul doğumluların oranı 1935’te yüzde 56.9 iken, 2000’de yüzde 37.8’e geriledi. 1945-50 döneminde İstanbul doğumluların payının yükselmesine karşılık, son 20 yılda azalan eğilim kaydetmekle beraber gerileme devam etti. Nüfusun yüzde 59’u diğer illerde, yüzde 3’ü ise yabancı ülkelerde doğmuş. İstanbul’a en az göç veren (10 binin altında) iller ise Hakkari, Burdur, Şırnak, Muğla, Karaman ve Yalova.

27 büyük ilçede 2 bin 300 kişi arasında yapılan ankete katılanların yüzde 11.5’i Boğaz’ı, yüzde 17’si de Adalar’ı hiç görmemiş. Yüzde 50’sinden fazlası konuşmasında ve şivesinde önemli değişiklikler olduğunu söylüyor.

Önce Türk Sonra Avrupalı

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ayhan Kaya ile Yrd. Doç. Dr. Ferhat Kentel, Kasım-Aralık 2003 tarihinde ‘Euro-Türkler: Türkiye ile AB Arasında Köprü mü Engel mi?’ başlığını taşıyan anket çalışması yaptılar. Çalışma, Fransa ve Almanya’da yaşayan toplam bin 665 Türk arasında gerçekleştirildi. Bugüne kadar yapılan en büyük örneklemli çalışma özelliğini taşıyor. Çalışmada, ‘Euro-Türk’ olarak adlandırılan Türkiyeli göçmenlerin ve onların çocuklarının, içinde yaşadıkları Avrupa Birliği ve Avrupalılar ile ilgili görüşlerini, Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik düşüncelerini ortaya çıkarmak amaçlandı.

Euro-Türkler’in oldukça yüksek bir bölümünün (Almanya % 42, Fransa % 50) Türkiye’deki politik yaşamla ilgili olmadıkları gibi, yaşadıkları AB ülkesinde yürütülen politikalara da ilgi göstermiyorlar (her iki ülke için % 60).

‘Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?’ sorusunu, Almanya’da yaşayan Türkler ‘demokrasi ve insan hakları’ (% 23.4), Fransa’da yaşayanlar ise ‘enflasyon ve yoksulluk (% 19.5) şeklinde yanıtladı.

‘Hangi ülke daha iyi?’ sorusuna yanıtlarken, Euro-Türkler kurumsal temelde yaşadıkları AB ülkesini, sosyal ilişkiler açısından ise Türkiye’yi beğeniyorlar. Almanya’da yaşayanların yüzde 96’sı Almanya’daki ‘sağlık ve sosyal güvenlik sistemini’, yüzde 88’i ‘kurallara saygı gösterilmesini’, yüzde 87’si de ‘hak aramayı’ olumlu buluyor. Fransa’dakilerin ise yüzde 96’sı ‘sağlık ve sosyal güvenlik sistemini’, yüzde 85’i ‘iş bulma olanaklarını’, yüzde 80’i de ‘hak aramayı’, bulundukları ülkede en çok beğendikleri konular arasında değerlendiriyor.

Euro-Türkler, Türkiye’de, en fazla ‘manevi ve sosyal değerlere verilen önem’ (Almanya % 56, Fransa % 43) ile ‘hoşgörülü olma’ (Almanya % 43, Fransa % 41.5) özelliklerini olumlu buluyor.

Almanya’da yaşayan Türkler’in yüzde 32’si, Fransa’da yaşayanların da yüzde 54’ü AB hakkında olumlu düşünüyor. Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyenlerin oranı Almanya’da yüzde 31, Fransa’da yüzde 57.

‘Türkiye’nin AB üyesi olması halinde ne gibi değişiklikler olacak?’ sorusuna verilen yanıtlarda şu öğeler dikkat çekiyor:
Türkiye’den AB ülkelerine kitlesel göç; Daha fazla insan hakları; Daha fazla demokrasi; Daha fazla iş olanağı… Her iki ülkede yaşamlarını sürdüren Türkler’in yaklaşık yüzde 30’u, Türkiye’nin AB üyesi olması halinde ülkelerine geri döneceklerini belirtiyor.

‘Kendinizi Türk mü, Avrupalı mı hissediyorsunuz?’ sorusunun yöneltildiği Euro-Türkler’in, kendilerini tam da bir ‘Euro-Türk’ olarak hissettiği ortaya çıktı. Almanya’da yaşayanların yüzde 50’si, Fransa’dakilerin ise yüzde 59’u “Önce Türk, sonra Avrupalıyım” diyor. Kendilerini sadece Türk kimliğiyle ifade edenler azınlıkta (Almanya % 36, Fransa % 24). Araştırma kapsamında yorumlanması istenen, ‘Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur!’ yargısına Euro-katılmıyor (Almanya % 57, Fransa % 53).

Sanılandan Daha Yaşlıyız

Yaşlı Sorunları Araştırma Derneği’ne (YASAD) göre Türkiye’nin Avrupa’nın en genç nüfusuna sahip olmasına karşın, 2030 yılında yaşlıların toplam nüfustaki oranı yüzde 15’e ulaşacak. Bunun yüzde 16’sını kadınlar, yüzde 13.8’ini erkekler oluşturacak. Gelecekte insanların çeşitli kolaylıklara sahip konutlara ve kentlere ihtiyaçları artacak.

Yaşlı nüfusun yaşadığı çevrede ve yaşam biçiminde önemli değişiklikler olacaktır. Gruplar için özel bakım hizmetlerine gerek duyulacaktır. Yetişkin çocuklar sayısal olarak azalacak, işgücüne katılan kadın sayısı yükselecek ve çocukların iş bulma nedeni ile coğrafi hareketliliklerinde artış görülecek.

Hane halkının küçülmesi ve aile üyeleri arasında yükümlülük görüşünün azalması eğilimi nedeniyle aile yapısındaki çeşitlenme artacak. Türkiye’de yaklaşık 6.5 milyon yaşlı insan yaşıyor. Ekonomik istikrarsızlık ve plansızlık nedeniyle bu yaşlıların çoğunluğu hayatlarını sefalet içinde sürdürüyor. Geçmişte kırsal kesimde geleneksel yapı içinde destek alan bu insanlar, kentleşme olgusu ile yeterli desteği alamaz durumda.

Ege Bölgesi, yaşlı potansiyeli açısından en yoğun coğrafi bölge olma özelliği gösteriyor. Her 100 kişiden yaklaşık 11’i 60 ve üzeri yaş grubunda bulunuyor. Bu rakamlara göre Ege Bölgesi yaşlı nüfus açısından Türkiye genelinin oldukça üzerinde. Bu sonuç Ege Bölgesi’nin emeklilik döneminde en çok tercih edilen bölge olduğunu, dolayısıyla yaşlılara yönelik alt yapı hizmetlerinin karşılanması bakımından öncelikli olması gerektiğini ortaya koyuyor.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir