KUTU DIŞI…KUTU İÇİ… HAYDİ GELİN ÇIKALIM BİRAZ DIŞINA

Zeynep Tınaz Redmont’la bir süredir tuhaf bir alışkanlığımız var: Bir haber görüyoruz, “Bu ne?” demek yerine “Bize neden böyle anlatılıyor?” diye soruyoruz. Sonra iş büyüyor.

Bir bakmışız Daron Acemoğlu’ndan The Economist’e, Air Force One’dan Seda Sayan’a, veri merkezlerinden Google Maps’e geçiş, durmamış Homeros’la başlayıp Filenin Sultanları’yla bitirmeye kalkmışız. İşte böyle Kutu Dışı doğdu.

İKİ GAZETECİ, BOLCA MERAK

İkimizin ortak tarafı gazetecilik. Yıllarca haberin peşinden koştuk; bugün farklı coğrafyalarda kurumlara ve liderlere iletişim alanında danışmanlık yapıyoruz. Bir başka ortak özelliğimiz daha var: Önümüze konulan hikâyeyi olduğu gibi kabul etmekte biraz zorlanıyoruz.

Daha önce Fikir Buluşmaları yayınımda sık sık bir araya geliyorduk. “Etkinin Anatomisi”nde takipçi sayısının gerçekten etki anlamına gelip gelmediğini; influencer, gazeteci, siyasetçi ve algoritmanın birbirine karıştığı yeni dünyada kime, neden inandığımızı tartıştık. Çıkış sorumuz basitti: Bir milyon kişiye ulaşmak mı önemli, doğru bin kişinin davranışını değiştirmek mi?

Bir başka buluşmamızda Kral Charles’ın Trump karşısındaki diplomasi dilinden Sir David Attenborough’nun hikâye anlatıcılığına, oradan The Devil Wears Prada üzerinden medya dünyasına kadar gittik. Magazin yapmadık; konuşma, içerik ve sembol analizi yaptık. Kralın tek cümleye NATO’yu, iklimi ve diplomasiyi nasıl sığdırdığını didikledik; Attenborough’nun onlarca yıl boyunca bilimi nasıl hikâyeye çevirdiğine baktık; modadan başlayıp medya emeğine vardık.

Bir noktada şunu fark ettik: Biz zaten sürekli haberin arkasındaki haberi konuşuyoruz.

İLK KUTU: DARON ACEMOĞLU

İlk bölümde Nobel ödüllü Daron Acemoğlu’nu masaya yatırdık. Daha doğrusu Acemoğlu’nu değil, Acemoğlu hakkında yazılan haberi.

The Economist bir akademisyeni önce “disiplinin devi” diye tarif edip sonra araştırmalarını neden “tuhaf biçimde ikna edici değil” diye sorguluyordu? Bu bilimsel eleştiri miydi, ideolojik pozisyon muydu, kişiselleştirilmiş bir itibar saldırısı mıydı?

Daha önemlisi: Türkiye’de haberi aktaran yayınlar yazının hangi bölümünü görmüş, hangisini görmemişti?

Başlık, sıfat, anonim kaynak, görüş yazısı ile haber arasındaki fark… İlk programda kutuyu tam anlamıyla açıp içine baktık.

SONRA YANGIN ÇIKTI

“Yangında ilk kimi, neyi kurtarırsınız?” diye sorduk. Canınızı elbette. Peki sonra? İtibarınızı mı? Kariyerinizi mi? Kelimelerinizi mi?

Donald Trump’ın Ankara’daki NATO Zirvesi’nden ayrılırken yürütülen sıra dışı uçak operasyonundan başladık. Olay Ankara’da yaşanmıştı; hikâyenin ayrıntılarını yaklaşık bir ay sonra Amerikan basını ortaya çıkardı. Böylece bir başka soru çıktı: Haber gözümüzün önünde gerçekleşirken onu neden göremeyebiliyoruz?

Ardından Seda Sayan’ın “Kosinüs teoremi bebeğim” diyerek neden milyonların dikkatini çekebildiğine ve enflasyon kelimesinin medyada tekrarlandıkça algıyı nasıl etkileyebildiğine geçtik.

Bir noktada kendimizi şu cümleyi söylerken bulduk:Kelimeleri de yangından kurtarmak gerekiyor.

Çünkü haberde seçtiğimiz kelime yalnız bir kelime olmayabiliyor. Kadın merkez bankası başkanı konuştuğunda kurumun, erkek konuştuğunda kişinin adının öne çıkması gibi küçücük dil tercihleri bile algının parçasına dönüşebiliyor.

BİR TIK KAÇ WATT, BİR İSİM KAÇ YIL?

Bir tarafta veri merkezleri vardı. WhatsApp mesajının ağırlığı yok; Instagram’da parmağınızı kaydırırken ses çıkmıyor. Fakat bütün bu “bedava” hareketlerin arkasında dev veri merkezleri, elektrik şebekeleri ve soğutma sistemleri çalışıyor.

Diğer tarafta haritalar vardı. Bir gölün, körfezin, ülkenin adı kim tarafından değiştirilir? Devlet karar verince iş biter mi? Birleşmiş Milletler kayda geçirince? Google Maps yazınca? Reuters yeni ismi kullanmayınca?

Kısacası bir programda enerjiyle hafızayı yan yana koyduk. “Bir tık kaç watt eder, bir isim kaç yıl gider?” diye sorduk.  Normalde aynı programa konmayacak iki konu. Zaten adı neden Kutu Dışı?

ŞİMDİ SET ÜSTÜNE SET

Kutuda Homeros, Christopher Nolan, Truva var. Bir de Filenin Sultanları var. Sorumuz: “Destan bizim de hikâye kimin?”

Homeros’un hikâyesinin önemli bir coğrafyası Anadolu; fakat büyük Hollywood prodüksiyonunun kamerası Türkiye’ye dönmedi. Öte yandan kadın voleybolunda Türkiye dünya sahnesinin tam ortasında.

Bir ülke sahip olduğu kültürel ve sportif sermayeyi itibara, turizme ve ekonomik değere çevirebiliyor mu? Bir film setinin kaçırılması ne kadar eder? Bir kupa yalnız madalya mıdır, yoksa milyonlarca dolarlık görünürlük müdür?

Bir tarafta kaçan set. Diğer tarafta kazanılan setler.

KUTU DIŞI NE YAPIYOR?

Haber programı değil. Gündem özeti hiç değil. “Biz size doğrusunu söyleyelim” iddiasında asla değil. Küçük ama rahatsız edici, yani mantık çerçevesinde bir noktası ikna edici olmayan soruların peşindeyiz:

Bu haberi kim kurdu? Neden şimdi? Neden bu başlık? Neden bu fotoğraf? Hangi veri seçildi, hangisi dışarıda kaldı? İlk kaynak kim? Ben bunu neden görüyorum? Ve ben bu haberi okuduktan sonra ne düşünmem, hissetmem ya da yapmam isteniyor?

Bir anlamda haberin ambalajını açıyoruz. Kutunun merak garantisi var. Bu yüzden Kutu Dışı’nın en ciddi tarafı belki de en basit cümlesinde: Haber okuryazarlığı artık yalnız gazetecilerin meselesi değil. Haber okuryazarlığı bir vatandaşlık görevi diyebilirsiniz.

Biraz dışına çıkalım.

Paylaş