Küçük Sorunların Büyük Kahramanları

Hadi gelin sizi bir girişimciyle tanıştırayım. Geleneksel dünya ritüellerinden gelenlerin anlamakta zorlandığı girişimciler, aslında yalnızca ekonominin değil kurumsal ruhumuzun ihtiyacı olan oksijen… Alev Gedik neşeli, enerjik, tatlı bir genç kadın.

Biliyorum farklı alanlarda deneyim biriktirmiş olup yıllarını geleneksel kodlarla geçirmişlere bu satırlar farklı-fantastik geliyor. Kullandığım sözcüklerden bal damlıyor, anlaşılmıyor. Doğrudur klasik ekonomi söyleşilerine benzemiyor. Neden diyecek olursanız, zorluklara değil fırsatlara odaklanıyorlar, olmaza değil hayale sığınıyorlar, kendi ifadeleriyle girdikleri işe sürünmek pahasına atıldıkları için işe dört elle sarılıyorlar.  Sızlanma yerine hayal, öfke yerine çözüm üretiyorlar… Tabii ki bu girişimcilerin hepsi mutlu sonu göremiyor, ama olsun bir daha denemek yine denemek pes etmemek kanlarında dolaşan virüs. O oldukça bir gün gerçekleşiyor.

Alev ve ortağı her gün yaşadığımız çoğu zaman içimizden isyan ettiğimiz basit bir soruna, önemli bir çözüm geliştiriyor. Zaten girişimcilerin geleneksel düşünceden farklı oldukları konulardan biri de bu. Fildişi kulelerde dünyayı kurtarmaya talip olmuyorlar, küçük sorunların büyük kahramanı olmayı tercih ediyorlar. Ve tam da bu nedenle dünyayı değiştirmeyi beceriyorlar…

Alev aslında pek çok girişimciye göre oldukça deneyimli. Hatta kurumsal dünyada mürekkep yalamışlığı var. Ortalama 7 yıllık e- ticaret operasyon yönetimi deneyimine sahip. Yoğun olarak start-up’larla, özellikle de müşteri hizmetlerindeki temel problemlerin çözümünde faaliyet gösteren ekiplerle çalışmış. Bu söyleşide anlattığı fikir ve marka ismi Mixoper. Yakındır, hem yerel hem globalde bu markayla çıkacaklar.

 

Mixoper ne yapar? 

Mixoper, Artırılmış Gerçeklik Tabanlı Müşteri Hizmetleri Destek Platformu. Biz artırılmış gerçeği müşterilerin problemlerini tanımlamalarını ve “agent”lara (telefonla aradığınız müşteri temsilcisi) aktarması noktasında kullanıyoruz.

Çamaşır makinem ya da televizyonum bozuldu kısmından başlayalım mı?… 

Şöyle anlatabilirim, “call center”ların veya teknik servislerin çağrı aldığı sorunlar teknik konular. Kullanıcılar bunları ifade etme noktasında özellikle sözlü olarak zorluklar yaşıyorlar. O kadar ki, müşteri hizmetlerini aramaktan bile vazgeçiyorlar.

Anlaşılamamaktan mustarip olduğumuzu ifade edebiliriz. 

Evet, iletişimsizlik var. Agent problemianlamıyor, kullanıcı anlatamıyor. Mixoper’i bu nedenle ortaya çıkarmaya karar verdik. Teknik servisle ilgili her türden probleminiz ya da e-ticaretten aldığınız ve iade etmek istediğiniz bir ürün de olabilir…

Artırılmış gerçeklik bu işin neresinde?

Başvurduğunuz firma üzerinden size bir link gönderiyor, bu linkte fotoğraf ve video üzerinde işaretleme yaparak müşteri hizmetleri temsilcisine iletmenizi istiyoruz.

Ve sonra canlı mı irtibat kuruyor?  

Aslında başta canlı olarak planladık fakat Türkiye’deki müşteri konumlanması noktasında müşteri yani çalıştığımız firmaların istedikleri talebe canlı özellik eklemeye karar verdik. Yurt dışında“AR Assistance”olarak geçiyor fakat Türkiye’de Türk kullanıcısının daha kolaylıkla ifade edebilmesi için fotoğraf ve video ile başladık. Bu noktada bizim datayı, firmanın en çok hangi müşterilerinden hangi konularda şikayet aldığını analiz edebilmemiz gerekiyor. Amacımız siz eğer bir daha aynı problemi yaşarsanız müşteri hizmetlerini aramadan probleminizi karşı tarafaotomatik iletmenizi sağlayabilecek bir teknoloji üzerine çalışıyoruz.

Fotoğraf gönderme platformu kadar basit bir şey değil anladığım kadarıyla…. 

Evet, “machine learning” ve görüntü işleme üzerine dönen bir ürün olacak.

Ürün var mı?

Şu an prototip var. Prototipe görüntü işleme geliştirme sürecine girdik. İki ay sürecek.

Girişim dünyasında fatura kesmeye başlamak hangi fazda olduğunuzu daha net anlamak adına önemli bir şey…  fatura kesmeye başladınız mı? 

Yaklaşık 4 firmada ürün 5 ay boyunca test edildi. 5 ayın sonunda bir hizmet bedeli faturası kestik. Bunun dışında ürüne daha fazla özellik eklemek ya da çıkartmak isteyen firmaların talepleri oldu. Bu noktada da biz aslında tamamen odaklanacağımız sektörü bulmamız gerekiyordu. Start-up’lar bir ürünü bitirip, bitmiş ürünü satmaktan çok, MVP dediğimiz bir ürünle müşteriye gidiyor.

MVP nedir? 

MVP, yaklaşık prototip, “Minimum Viable Product”. Bir üründeki en minimum özelliklerin üründe olması ve bunun satılabilir olması anlamına geliyor. Bu noktada siz daha sonraki geliştirme case’lerini yazılım ekibinizle beraber aşamalara bölebiliyorsunuz ve yaklaşık bir yol haritası çiziyorsunuz. Biz 5 aylık sürecini tamamladık. İki yıllık bir yol haritamız var. Sonunda “agent” ları tamamen ortadan kaldırabileceğimiz bir sistem üzerine çalışıyoruz. Vizyon bu.

Agent, call center’da bizi karşılayan kişiler. Herhalde amaç bu değil aslında. 

Bir yan sonuç olarak çıkacak. Özellikle endüstri 4.0… artık 5.0 her yerde. Toplumda bir dijital dönüşüme doğru geçiyor. Rakiplerimiz globalde zaten bunu çok fazla yapıyor. Türkiye’de rakip yok. Yurt dışında yapan İsrailli bir firma var. Şu an aslında onların ikinci aşamasını, biz üçüncü adım olarak bir nevi planlamış durumdayız.

Anlatırken kulağa basit geliyor. 

Mühendislik anlamında derin bir alt yapı olacak.  Örnekler daha çok “video call” veya “facetime” tarzında.  Karşılıklı görüşme esnasında daha çok “pre-sales” ile ön satışa odaklanıyor, Türkiye’de satış sonrasını hedefleyen bir start-up yok.

TÜBİTAKne sundu? 

TÜBİTAK eğer yeni mezunsanız veya bu anlamda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’ndan daha önce destek almadıysanız ve teknolojik bir girişimi geliştiriyorsanız, öz kaynağınız da yoksa başta uğrayacağınız bir adres.

O aşamayı siz geçmişsiniz… 

Biz geçtik. Biz aynı zamanda ODTÜ Growth Circuit girişimiyiz ve aynı zamanda da Albaraka Garaj’dayız. Ekim ayında Türkiye’nin ilk katılım bankasının hızlandırma programına kabul edildik.

Belli ki, gelecek görüyorlar sizde, ne görüyorlar? 

Tabiiki gelecek görüyorlar. Alabaraka Garaj, Mixoper’in altyapısını bankacılığa uyarlamamızı istedi. Bankacılık müşterileri için bir çözüm geliştirme potansiyelimizi düşünerek bizi aldı. Albaraka Garaj bütün start-up’larakendi müşteri olma sözü veriyor. Ekibini teknik hem de kurumsal anlamda size açıyor. Aslında sizinle çalışırken bir nevi projenize ortak oluyor.

Yurt dışından bir desteğiniz olmuş biraz anlatabilir misin? 

Şöyle bahsedebilirim. Biz Growth Circuit’ın  “Pre accelerator”na başvurduk ve onlar bizi, ABD-Berkeley’le ortak yönetilen bir girişim hızlandırma programına aldılar. Sekiz hafta boyunca ABD’de mentor’lardan ürün konumlanması ve müşteri sohbetleriylealakalı eğitim aldık. Bunun sonucunda seçilen 9 start-up, Draper Üniversitesi’nin girişimcilik programına dahil oldu. Draper Üniversitesi’nin kurucusu Tim Draper, ABD’nin en önemli Bockchain ve Fintek yatırımcılarından.

Özetle kimin dikkatini çektiniz? 

Growth Circuit’ın hem lokal hem de global bazda iki programı vardı. Lokali tamamlayıp Globale gitme hakkı kazandık. Bu noktada da bir ön tohum yatırım aldık Growth Circuit ekibinden. Silikon Vadisi’nde 2 ay boyunca kaldık.

Ne öğrendiniz? 

En önemli şeylerden bir tanesi geliştirdiğimiz ürünün Türkiye tabanından çok global tabanlı bir ürün olduğunu yerinde tanımlamış olduk. Globalde müşteri kazanma anlamında Draper Üniversitesi’nin ağı ve Amerika’daki diğer yatırımcılarla tanışma fırsatı yakaladık. Hatta şu anda diğer hızlandırma programları ve yatırım süreçlerimizde görüşmelerimiz devam ediyor.

Peki, şimdi ne olacak? Yatırım süreci devam ediyor, takvim nedir? 

Mayısta başladık. Ocak ayında ilk versiyonu öncelikle hâlihazırda bitmiş versiyonu tekrardan bizimle test süreci yapan müşterilere vereceğiz. Daha önce görüşmüş olduğumuz, müşterilere de ürünü kullanmaları anlamında vereceğiz. Bu noktadan sonra herhangi hızlandırma programına kabul olmamız halinde ABD ve Avrupa’ya gidip ürünü satmak üzere network’leri kullanacağız, kısa sürede yurt dışına açılabiliriz gibi geliyor.

Annen ne yaptığını biliyor mu? 

Evet, biliyor. Kurumsal hayattan girişimciliğe geçince ailem aslında çok karşı çıktı, çünkü her ay sabit bir maaş almamanız aileyi endişelendiriyor ve sizin verdiğiniz bir emeğin boşa gidebileceğini, hayal kırıklığı yaşayabileceğinizi düşünüyorlar. ABD’de başlama yaş ortalaması 20-22. Türkiye’de de lise seviyesindeki gençler bunu yapmaya başladı. Ailem, çok basit örneklerle ürünü anlattığım için biliyor. Annem mimar…. kaldı ki, benim ilk start-up deneyimim değil, konuya ve ürüne hakimler.

Bir de anneanne var değil mi? Anneannen ne diyor? 

Benim torunum girişimci diyor. Girişimci kavramını etrafındaki insanlara açıklamaya çalışıyor. Anneannem iPhone kullanıcısı, teknik anlamda yaşadığı en basit örnek Turkcell TV’de bir problem.  “Kuramadığın zaman yarın öbür gün Mixoper’i kullanacaksın” diyorum; “…İşte bulaşık makinen bozuldu, problem oldu, teknik servise ulaşamıyorsun, boşuna para vermeyeceksin…” diyorum. O da “bir an önce bitirin!” diyor. Anneannem ev işlerini yaparken yoruluyor, robot geliştiren arkadaşlarımdan bir yardımcı robot talep etti. Teknolojiye çok açık bir anneanne.

Anneannen teknolojiye açık çünkü fonksiyonel şeyler istiyor.  

Mühendislik tarafında ürün konumlarken müşterinin acısı düşünülmüyor. Bize “Mixoper ne yapar?” ya da “Siz nasıl buldunuz bu ürünü?” diye sorduklarında…. Ortağım çevresinin ve ailenin etrafındaki herkesin bilgisayarlarını yeri geldiğinde tamir etmiş biri.

Acıyı onun için teşhis ettiniz. 

Acıyı gerçekten beraber teşhis ettik, ürünü satılabilir bir noktaya onlar getirdi ben de ürünü çok güzel taşıdım.

Küçük bir grupsunuz, konu bir ekip işi. Görev tarifleri nasıl belirleniyor.  

Evet, birbirinizi tamamlıyorsunuz, aslında bir evlilik gibi. Bütün özel hayatınız, her şeyiniz tamamen ürünü geliştirmeye ve satmaya odaklı oluyor. Bu noktadayken çok fazla parasızlıkta olabiliyor. Yatırımcılar bir süre öz kaynakla dönmenizi tercih ediyorlar. Türkiye’de hemen bir ürün yapalım ya da yatırımcıya gidelim eğilimi var.

Öyle olmuyor galiba.

Kesinlikle öyle olmuyor. Bu yol çok uzun. Aslında girişimcilik bir yaşam şekli ve bunu döndürmeyi öğrenmeniz gerekiyor, zor da olsa.

Oysa sana bakınca çok eğlenceliymiş gibi algıladım. 

Mixoper’in Draper Üniversitesi’ndeki sunumunda hayatımdaki en önemli anı yaşadım. Çıkıp da sahneye ürün sunduğum zaman ve benim dilimi bilmeyen insanların benimle aynı heyecanı hissettiğini gördüğümde ben gerçekten bir kez daha dedim ki ben doğum gibi bir şey yapıyorum. Silikon Vadisi’nden yüzlerce kişiye çıkıp sunum yapmakla Türkiye’de bir kuluçka merkezinde sunum yapmak aynı heyecanı taşıyorsa, bu heyecan ve motivasyon sizi zaten sona götürüyor.

Bir tılsımın bir formülü var mı? 

En önemli şey önce kendinize ve ekibinize inanmanız. ABD’de programdakilerden biri 48 yaşında drone geliştiren Kanadalıydı. Bu işin yaşlılıkla alakası yok. Hatta belirli bir yaşın üstündeki kişilerle çalışmak bizim için avantaj. Onların deneyimlerinden onlarda bizim enerjimizden faydalanabiliyorlar.

 

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir