Kripto Para ve Blockchain Dersi

Konumuz, kripto paralar ve blockchain teknolojisi. Devrim Danyal, Koç Holding’de çok uzun yıllar çalışmış profesyonel yönetici. Blockchain ve kripto paralar, ortaya çıkmaya başladığında geleceği görerek eğitim ve danışmanlık vermeye başlamış. “Devrim Danyal Akademi”de kendisine yöneltilen en popüler soru demeti; Kripto paraya nasıl sahip olursunuz? Blockchain teknolojisi nedir? gibi soruları yanıtlıyor, gerekirse kripto para atelyeleri düzenliyor.

Danyal, çocukluğundan bu yana dijital teknolojiye meraklı, kendisiyle ilgili ilginç tanımlarından biri “ben bir televizyon çocuğuyum” diye başlıyor. Anne baba 69’da televizyonda tanışıyor, küçük Devrim ise TRT koridorlarında büyüyor. Bir yandan medya tozu yutuyor bir yandan dijital dünyayla tanışıyor.

O tarihlerde bilişim, televizyonla birlikte kayıt mekanizmasını farklılaştırmaya çalışıyor. Hatırlar mısınız tele-tekst dönemini. Şu anda kimsenin anımsamadığı, yeni neslin duymamış olduğu bir şey. Danyal’ın kanına giren dijitalleşme virüsü böyle başlıyor. Aslında fizik mühendisi.

Dijital dönüşümü anlatırken mizahi göndermelere başvuruyor; Arkadaşlarımızın çoğunun 5 megapikselden fazla kamerası var. Ama insan beyni, 5 megapiksellik görüntüyü ayırt edemeyecek halde. 100 megapiksel demek, herhangi bir gökdeleni komple kapayacak poster boyutunda, grafik basıyor olmanız anlamına geliyor. Hangi birimiz matbaacıyız? Hangi birimiz ajansta bu işi yapıyoruz?”

Yapak Özer: Kripto para, blockchain teknolojisi hangi aşamada?  Türkiye bu alt yapıya sahip mi? Alışverişlerimizi ne zaman bu sistemle yapabilecek, “Para sayma” refleksini ne zaman unutacağız?  

Devrim Danyal: Bir yol ayrımındayız. Bu yol ayrımında öncelikle, kripto paralarla blockchain’i ayrı kefelere koymamız lazım. Çünkü değer ve bunun altındaki blockchain yapısı çok karıştırılıyor. Bunun temelinde de şu var: Kripto paraları, blockchain teknolojisinin insanlığa yayılması açısından çok güzel bir pazarlama harikası olarak görüyorum. Bu işi çıkartan Satoshi Nakamoto, sadece “Blockchain teknolojisi fikri bu şekilde” diye söylemiş olsaydı, küçük bir grup teknik insan sığ bir noktada bırakıyor olacaktık. Ama kripto paralara girmeye başladığınızda, insanların iştahını çok güzel değerlendirmiş. Biz, buz dağının altını göstermeye başladık.

Yaprak Özer: Bunlardan hangisi daha heyecanlı bir teknoloji?

Devrim Danyal: Kişiye göre değişiyor. Paranın ne önemi var? Mühim olan insanlık. Aslında temeline baktığınız zaman, en temeli paranın hiç olmaması. Ama insanlık da tarihten bu yana geldiğimizde, baktığımızda, parasız yaşayamamış; ilk “barter” varmış. İnsanlar kırılım-dönüşüm noktalarından geçmişler. Birisi gelmiş demiş ki, “Benim karnım aç süt ver” diğeri, “Sen bana ne verebilirsin?” diye sormuş; “Yumurta verebilirim” demiş. Birileri demiş ki, “Siz bunları değiş tokuş yapıyorsunuz ama ben size bir çakıl taşı versem değiştirir misiniz?” Seneler sürmüş, yüzyıllar sürmüş ama kullanılmış. Başka bir dönem gelmiş, midye kabuklarınız verin yerine size basılmış altın, gümüş vereyim.” Yani madene geçirelim…

Yaprak Özer: Ama unutmayalım herkesin bildiği değerli maden. Dolayısıyla, değer, zaten kendisi de değerli olan bir şey.

Devrim Danyal: Sonrası  birisi demiş ki, “Siz o madenlerle taşıyamayacağınız kadar yüklü alışverişler yapmaya başladınız. Onları bana verin, ben sizin adınıza, bir kağıt parçasının altına imza atarak, o kağıdı size vereyim”. E ne oldu değerli para?

Yaprak Özer: Doğru… Bitti, gitti, kül oldu.

Devrim Danyal: Sarraflıkla banknot arasında en temel fonksiyonlardan bir tanesi, sürekli getirdikleri paraları bir kenara yazıyorlarmış… Birisi demiş ki: “Niye bu kadar uzatıyoruz? Hazır banknotlar basalım, getirdiğiniz paranın karşılığını size verelim.” Buradan ne doğmuş? Bozuk paralar… Sonra otomasyon döneminde biri demiş ki, “Ben artık ‘fizikseli’ komple kaldırıyorum. Sen bana tarih boyunca kazandıklarını ver, ben de sana bir bilgisayar dosyası içine yazayım… Böyle bir tarihten geliyoruz. Bu açıdan baktığınız zaman önemli olan şey: O paraya ne kadar fazla insanın inandığı… Eskiden Ali, Ayşe, Ahmet, Mehmet istediği şekilde, kendisinin değerli gördüğü madeni götürüp; darp ettiriyormuş. Darphaneler buradan geliyor.

Yaprak Özer: Bugün dolara inananların sayısıyla… örneğin TL’ye ya da başka bir birime inananların arasındaki fark gibi bir şey.

Devrim Danyal: Global para olmanın ana amacı buradan geliyor. Burada güzel bir bağlantı var. Asurlular parayı bulmuş diyorlar. Asurlularla beraber para madeni ve farklı birimlerde olmaya başlıyor. İsmine “coin” diyorlar. “Bitcoin” açılımı da o tarihe atıfla geliyor. “Bit” dediğimiz  en küçük bilgisayar tanım algısı. “Coin”i de yanına getirdiğiniz zaman, bir kripto para… O tarihlerdeki dönüşümler, yüz yıllar sürmüş, şu anda konuştuğumuz konu olan bitcoin ya da kripto paraların geçmişi, 10 – 11 sene… Yani 5 bin senelik altın hegemonyasını, biz 10 senelik bir şeyle karşılaştırmaya çalışıyoruz.

Yaprak Özer: Teknoloji marifetiyle hızlı gidiyor. Bir de tabii ki burada bu iştahını kabarttığı bir takım kurum ve kuruluşlar bu işi kaldıraç olarak arttırıyorlar.

Devrim Danyal: Onlar işin yatırım kısmı. Yatırım ayrı bir şey. Bu işten farklı bir altyapı kurup; teknolojileri, kültür değiştirecek bir yapı kuracak olan blockchain sistemini kurmak, ayrı bir şey. Hangisine önem verdiğiniz burada ortaya çıkıyor.

Yaprak Özer: Hangisine önem vermeliyiz?

Devrim Danyal: İşte orada bireysellik ortaya çıkmaya başlıyor. Merkezi yapının, merkeziyetsizliğe geçmek için bir dijital doğrulama mekanizmasına sahip olması gerekiyor. O da işte blockchain’in bize, bitcoin’le baraber kazandırdığı, yani algısını kazandırdığı en önemli noktalardan biri.

Yaprak Özer: Blockchain’de merkezileşme/meme; “Evet-hayır” diye bir mekanizma olacak mı?

Devrim Danyal: Kripto paraları ikiye ayıralım. Bir tanesi “bitcoin”; diğerleri “altcoin” olarak geçenler. Bitcoin’in ana temel işlevi, “dolar” gibi ya da global bir değişim aracı ya da altın gibi düşünün, onun ana para birimi olması. Diğerlerine “altcoin” denmesi fikri, başkaları tarafından çıkartılmış olması. Yani Satoshi gibi gizlenmemişler.

Yaprak Özer: Böyle biri var mı?

Devrim Danyal: Erkek-kadın, belirli bir zümre bilinmiyor. Bence bilinmemesi de lazım. Böyle bir “disruptive” yapıyı sunacak olan, özellikle para piyasası için birinin çıkıp da bunu ben yaptım demiş olması: Merkeziyetsiz olmasını engelleyen konulardan bir tanesi. Çünkü o adama siz çalışıyor gibi olacaksınız. Şu anda hiç bunu konuşan yok. Çünkü arka tarafta kurulmuş bir kurgu üzerinde tıkır tıkır işliyor. 3 Ocak 2009’dan bu yana kadar 1 milisaniye durmadan işleyen bir sistemden bahsediyoruz. Burada esas değinmemiz gereken noktalardan bir tanesi, merkeziyi merkeziyetsiz hale getirmeye çalışıyoruz, merkezi haldeki bir sürü şeyi de benimsiyor olmamız lazım. Örneğin, eğer siz, bankacılık sistemindeki kadar bilgi sahibi iseniz, o zaman kendi bankanız olabilirsiniz. Ama bankanın yaptıklarını; banka tarafındaki güvenlik, türev piyasalar, hisse tarafları… bilmeden bu sisteme dâhil olursanız; parasal olarak kayba uğrarsınız. Oradaki altyapıdaki kurulan sistemleri, siz burada sadece küçük bir cihazla ya da cep telefonunuzla idame ettirmeye kalkarsanız, o zaman hepsini biliyor olmanız lazım. Eğitim şart.

Yaprak Özer: Bizi nerede etkileyecek? Ben kullanabilecek miyim? Genel resmin bir parçası olarak Türkiye’yle ilgili bir fikir versenize…

Devrim Danyal: Tabii ki. Ama en önemlisi buz dağının altında yatan şey, her şeyin dijitalleşmesi diyoruz ya…  Dijitalleşmek ne demek? Sadece iki rakama basmak demek… 0’a ve 1’e… Şu anda cebinizde X lira bir kağıt para olsa, herhangi bir İstanbul ulaşım aracına binemiyorsunuz. Bunun farkında mısınız?

Yani bazı şeyler çoktan dönüşmüş. Siz bunu o kadar özümsemişsiniz ki, onun bu olduğunun farkında değilsiniz. İkincisi, bu işi yaparken, 0 ve 1’e dayanan matematiksel işlemleri kapsayacak diğer değer yargılarını da bu sisteme katabilir miyiz? Yani siz bana şu anda, herhangi bir altın transferi yapsanız, yapabilirliğiniz önemli bir şeydir. Siz herhangi bir değeri, herhangi bir üst çatıya ihtiyacınız olmadan transfer edebilir hale geliyorsunuz.  Ana fikir bu.

Yaprak Özer: Kaos içinde mi?

Devrim Danyal: Bakış açısına göre değişiyor. Kime göre, neye göre? Mesela sahiplik kavramı değişmeye başlayacak. Siz bir şeyin tamamına sahip olmak zorunda kalmayacaksınız.

Yaprak Özer: Kültürel, çok ciddi bir şey aslında.

Devrim Danyal: Kesinlikle. Yani siz, atıyorum, bir sanatseversiniz, milyon dolarlık tablolara gidip bakıyorsunuz. Ama o kadar para vermek istemiyorsunuz ya da bütçeniz yetmiyor. Ama hisseli sahiplik devri başlayacak. Mona Lisa’nın sadece kirpiğinin ucuna sahip olabileceksiniz. Cindy Crawford’ın meşhur benine sahip olabileceksiniz. Bu, bazıları için paradan da önemli. Paha biçilemez bir değeri olan bir şey, bazıları hiç önemli değil.

Yaprak Özer: Evet. Değer… Yine değere geliyoruz aslında burada da…

Devrim Danyal: Değer, iki tane de kavramı ifade ediyor. Bireye göre, kurumlara göre. Bugün dikkat edin, birçok şey çatı altında olmaktan memnuniyet duyuyor. İnsanlık da şirketler de…

Yaprak Özer: Kaç vadeye kadar kripto paralarla alışverişe çıkacağız…

Devrim Danyal: Şu anda başladı. Şu anda eğer siz onu bir değer olarak kabul ediyorsanız ve bunun karşılığında karşı tarafa bir hizmet, ürün verebilir durumdaysanız, zaten çoktan başlamış durumda. Sizin, içinde olmamanız ya da diğer insanların bunun farkında olmaması, sistemin çalışmadığı anlamına gelmiyor. Sadece siz başka bir tarihte girmiş oluyorsunuz; o yüzden de algısı farklılaşmış oluyor.

Yaprak Özer: Her şeyi bir şekilde kripto paralara ve blockchain’e bağlama bir heves midir?

Devrim Danyal: Kripto para dediğimiz olgu, tamamen herhangi bir şeye dayanmadığı için, bu spekülasyonlardan ya da bu iniş çıkışlardan nemalanıyor. O şekilde özetleyebiliriz. Kripto paraları kullanmak için, “Kağıt paralarda bak, hastalık olabilir” ya da işte “Virüs oralardan yayılıyor olabilir” demek, bu tarafa insanların bir alternatif çözümünün daha olabildiğini sunabilmek adına kullanılmış…  Ben bireylerden değil, kurumlardan dönüşeceğini düşünüyorum. Şirketlerin board dediğimiz, CEO, CIO ve CFO üç ana karar vericisinin bilgilendirilmesini ya da farkındalığını sağlamaya çalışıyorum ki, ardından aşağıya inmeye başlasın.

Çünkü merkeziyetsiz yapıya geleceğimiz andan itibaren, herkesin bireysel öğrenmesi gereken bir şey olacak; ister yatırım tarafıyla ilgilenin, isterseniz teknolojisiyle… İsterseniz kodunu yazın, isterseniz yazılmış kodu işletin. Ama bunun güvenliğinden, elinizde tuttuğunuz paradan ya da sahip olduğunuz o değeri saklamaktan geçtiğini unutmamak… Ana, temel vermeye çalıştığımız eğitim fikri bu.

27 tane sektör belirledim ve bu 27 tane sektörü dijital dönüşümle birleştirilerek, içerisine yapay zekâ ve nesnelerin internetini de koyarak yavaş yavaş işin, insanlıktan da çıkmaya başladığını anlatıyorum.

Otonom arabaya bindiniz, cebinizdeki temassız sistem sizden parasını tahsil etti, gideceğiniz yeri siz zaten önceden belirtmiştiniz, sizi götürüp, bırakacak. Çok uzak bir zaman diliminde de olmayacak bu. Yaşıyoruz da… Yani şu anda İsviçre’de ilk otobüs, kısa bir mesafe de olsa, ücretsiz insan taşıyor. Bildiğiniz belediye otobüslerimiz gibi, insansız bir araç bizi götürüp getiriyor. Buradaki şey, çok alternatif bir yapı değil. Bilmediğimiz hiçbir şey yok. Özellikle kurumların, başlarını toprağa gömmemelerini öneriyorum.

Yaprak Özer: Türkiye gibi, hızla yaşlanan bir nüfusta, yakında daha farklı kitlelere eğitim vermek durumunda kalacaksınız herhalde CEO’lar,  C katı…

Burada, tamamen o toplumun nasıl kavrayacağı ile doğru orantılı bir yapı var. Yaşanmışlıkları hep eğitimlerimde sunuyorum ya da gittiğim kurum ya da etkinlik konuşmalarımda hep bunun üzerine bastırıyorum. Diyorum ki, yaşanmışlıkların getirmiş olduğu bilgelik apayrı bir şey. Çıkıp bir şeyi ezbere anlatmak ayrı bir şey, ama mesela WAP bankacılığı vardı.

Neresinden tutuyorsanız, onu yüceltiyorsunuz.

Dünyada ve Avrupa’da kart bazında, kredi kartları bazında altyapımız mükemmel. O yüzden de teknolojik anlamda bir şeyleri kurcalamayı çok seviyoruz. Telekomünikasyonundan… işlemsel bazda yapılabileceklere kadar çok ileriyiz. O yüzden de sorunuza dönecek olursam… adapte olacağımızı düşünüyorum.

Değeri yaratacak olanın biz olduğumuzu anladığımız anda, işler bambaşka bir boyuta gelmeye başlayacak. Kastım şu: Herhangi bir şeyi kullanmaktansa, artık onun yapılabilirliğini bizim sağlayabileceğimizi anladığımız anda, o değeri biz yaratacağız.

Eğer biz bunu, bir de kilogramla ilgili bir yapıya çevirirsek… Mesela bilginin kilogramı, şu anda dünyada en fazla satan şey. Yani eskisi gibi, demir, çelik ya da çimentodan daha çok, yavaş yavaş o kilogram bazına fiyatlamada, mesela akıllı telefonlar başı çekiyor, düşündüğünüz zaman. O kısma baktığınız andan itibaren, fonlar başı çekiyor, düşündüğünüz zaman.

Her şeyi o kadar güzel biliyoruz ki, bunu uygulamıyor olmamız, kendimizde aramamız gereken bir eksiklik olarak görüyorum ben.

Herkes şöyle bir yanlış algı içerisinde. Ben kendi paramı, kendi kripto dünyamı yarattığım anda zengin olacağım. Böyle bir şey, öyle bir dünya yok. Bir değer yaratıyor olmamız lazım. O değerin de en önemli kısmı, içerik üretmek, yani bir emek harcayacaksınız ve buna tarihte “eşit emek kriteri” deniyor. Yani siz ne kadar çalıştıysanız, karşılığında o kadar bir geliriniz olacaksa eğer o getiriyi size içerik sağlayarak… Üretmek ve içerik en önemli konular.