Koca Bir Destan Yarat; Tıkla, İzle, Dinle… Başka?

BU YAZIDA NE BULACAKSINIZ: Bir ülkenin sahip olduğu değer nasıl görünür, dolaşıma girer ve güce dönüşür? Yasemin Bedir’den The Odyssey’ye, Filenin Sultanları’ndan veri merkezlerine kadar bütün parçalar bu omurgaya bağlanıyor. 

Türkiye’nin gücü yalnız ürettiği mal ve hizmetlerle ölçülmüyor. Yetiştirdiği insanın dünyadaki konumu, hikâyelerinin kim tarafından anlatıldığı, sporcularının küresel görünürlüğü, verisinin nerede işlendiği ve “Türkiye” isminin ne kadar tekrar edildiği de yeni güç denklemine dahil.

Türk iş insanı Yasemin Bedir 1 Eylül 2026 itibarıyla Mastercard’ın 81 ülkeyi kapsayan Doğu Avrupa, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Başkanı oldu. BAE merkezli yeni görevinde; devasa bir ekosistemin stratejisinden sorumlu.

Bedir’le Mastercard Doğu Avrupa Başkanıyken uzun bir söyleşi yapmış (Mart 2024), ardından Ekonomim’de “Plastik demokrasi olur mu?” başlığıyla yazmıştım. Liderlik bir yönetim süreci. Başarılı bir yöneticinin görüşleri uluslararası kariyer planlayan gençlerin özellikle ilgisini çekebilir. O gün Bedir’in sorumlu olduğu coğrafya Ukrayna’dan Orta Asya’ya uzanan 12 ülkeydi. Ukrayna deneyimi ayrıca dikkat çekici. Bedir, Türkiye’yi Mastercard sistemi içinde gelişmiş ödeme ve bankacılık yapısıyla bir “hub” olarak anlatmıştı.

Mastercard Türkiye operasyonuna 8 nolu çalışan olarak adım atan Bedir’e bakınca gördüğümüz; Türkiye, insan ve teknoloji ihraç eden bir merkeze dönüşmüş. O söyleşide Türkiye’yi tarif ederken kullandığı iki kelime dikkatimi çekmişti:“Çevik, uyumlu.” Aradan çok uzun zaman geçmedi, çevik ve uyumlu yakıştırmasını yeni küresel koşullarda gözden geçirmek iyi bir düşünce pratiği olur inancındayım…

BİZ NE İHRAÇ EDİYORUZ?

“Bir ülke ne ihraç eder?” Otomobil, tekstil, makine, fındık, savunma sanayi ürünü ve daha niceleri… Peki insan, teknoloji, veri, kültür, hikâye, hatta isim ihracatını ürün ve hizmet gibi kolay ifade edebilir miyiz ihracat kalemleri arasında?…

Ülke gücünün tarifini genişletmek gerekiyor. Bir ülkenin gücü toprağının büyüklüğü, ordusu, fabrikası, nüfusu ya da GSYH’si yanısıra verisi, depoları, enerji -teknoloji bağımsızlığı, yetiştirdiği insan kaynağının küresel ekonomide pozisyonlanmasıdır. Başka örneklerden de söz etmek isterim; sahip olmakla değer yaratmak aynı şey değil; veriyi işleyen teknoloji başkasınınsa ekonomik değer farklı yerde oluşur. Tarihinizi dünyaya anlatan film başka gerçekler söylüyorsa; sporcularınızı uluslararası görünürlüğe taşıyan medya, sponsorluk ve kurumsal sistem kurulamıyorsa; başarılı bireylerinizi taşıyacak kurumlar geliştiremiyorsanız ne kadar güçlü sayılırsınız?

DESTAN BİZİM, HİKÂYE KİMİN?

Christopher Nolan’ın The Odyssey filmi yaklaşık üç bin yıllık destanı 2026 yazının küresel kültür olaylarından birine dönüştürdü. Film temmuzda gösterime girdi; eylül başında küresel gişesi 1,6 milyar doların üzerine çıktı. Nolan’ın bugüne kadarki en büyük ticari başarısına dönüştü.

Film altı ay süren çekim döneminde Yunanistan, Fas, İtalya, İzlanda, İskoçya ve ABD’ye yayıldı. New York’ta nostaljik KODAK stüdyolarında emek yoğun bir çalışmayla izleyenler açısından filmi görmek için bahane üreten 70 mm IMAX film kullanıldı.

Bu yazıda filmi, bir tek Türk topraklarına ve tarihi ile turizmine bağlayarak hafife almak istemediğimi söylememe gerek var mı bilmem. Her konunun bir çok penceresi var, ben de bir tanesinden bakıyorum, iletişim. Daha ne çok bilgi var neredeyse herkesin ayrı ayrı dikkatini çeken. Bir başka örnek; tasarım ekibi 5 bin 300’ün üzerinde kostüm üretti. Troy – Truva – için kullanılan büyük sahnelerden biri Fas’ın Aït Benhaddou bölgesinde kuruldu. Büyük bir ekosistem oluşmuş olmalı… ekonomisi hayal gücümü zorluyor.

Destanın coğrafi belleğinin önemli parçası Truva Çanakkale’de. “Film neden başka yerlerde çekildi?” ilk sorum olsun… sonra da “Neden takiben hiç bir ilişki kurulmadı, sınırlar zorlanmadı?”diye sormak istiyorum.

Anlıyorum, film prodüksiyonu romantik duygularla yürümüyor; sigorta, altyapı, vergi teşvikleri, stüdyo kapasitesi, yerel ekip, güvenlik, izin süreleri, lojistik, hava koşulları, finansman… gibi çok unsur var. Ama bu fırsat da kaçmaz ki diye düşünüyorum… siz?

Fas film stüdyoları altyapısını uzun süredir stratejik sektör olarak ele alıyor. Carnegie Endowment’ın değerlendirmesine göre, ülke film endüstrisini soft power aracına dönüştürmek üzere kamusal desteği yıllar içinde büyüttü. 2025’te 23 yabancı yapım Fas’da 165 milyon doların üzerinde yerel yatırım yaratmış.

Kutu Dışı yayınında gazeteci @ZeynepTınazRedmont’la konunun iletişim boyutuna yanıt vermeye odaklandık. Film gösterime girdikten sonra “evsahibi” ülke olarak Türkiye hiç konuşulmadı; sanki böyle bir ülke yok. Bizim medyamızda bizden hiç söz etmeyen film çok yazıldı, yorum yapıldı. Bunlarda bir anafikir bulunmaması, dağınık olması, genel geçer bilgiler üzerinden yürümesini garip buldum. New York Times’da yayınlanan bir tek haber yerli medya haberlerinin çoğundan güçlü ve odaklıydı; Truva’nın talan edilmiş tarihi mirasını gündeme getirip Türkiye, Almanya ve Rusya arasındaki mücadelenin arka planını ortaya koyuyordu.

 

THE ODYSSEY SONRASI YUNANİSTAN’A TURİZM İLGİSİ

Destinasyon / gösterge Film sonrası değişim
Yunanistan geneli – paket tatil rezervasyonları +%18
Korfu – paket tatil rezervasyonları +%28
Peloponnese – tatil aramaları +%12
Korfu – aramalar +%9
Kefalonya – aramalar +%8
Zakintos – aramalar +%7

easyJet Holidays verileri, The Odyssey filminin gösterime girmesinin ardından Yunanistan ana karası ve adalarına yönelik rezervasyon ve aramalardaki haftalık değişimi gösteriyor. Br önceki haftayla karşılaştırmalı Yunanistan turizmini değil easyJet Holidays platformundaki talep hareketini yansıtıyor.

FIRSATI DAHA ÖNCE DE KAÇIRMIŞTIK

Daha önce de aynı efsane filme çekildi (2004). Biz onda da yoktuk. 2021’de “Bir şehir bir laboratuvar” başlıklı yazımda Expo yarışlarından söz etmişim. İzmir’in Expo yarışını Dubai’ye, daha önce Milano yarışını kaybetmemizi yalnız organizasyon kaybı olarak değil, “ticaret ve iletişim fırsatlarının” kaybı olarak okumaya çalışmıştım.

Beş yıl sonra Odyssey dosyasına bakınca aynı sorunun başka halini görüyorum.Uluslararası organizasyonlar, filmler, spor karşılaşmaları, kültür rotaları… Bunların her biri yalnız etkinlik değil. Bir şehri, ülkeyi, ismi ve hikâyeyi insanların zihnine tekrar tekrar sokan dağıtım mekanizmaları. “ülke tanıtımı” deyince reklam kampanyası düşünüyoruz, oysa bu iş  ekosistem.

Düşünsenize nerelerde görünebileceğimizi;  Hollywood filminde sporcu formasında, Netflix dizi dekorunda, iş insanının kartvizitinde, teknoloji ürününün “made in” satırında, turistin Instagram fotoğrafında; gazetecinin haberinde görünebilirsiniz. Her biri üst üste geldiğinde milyonlarca tekrar; algı yaratma fırsatı.

KAÇIRDIĞIMIZI VOLEYBOLDA BULDUK

2026 Filenin Sultanları açısından olağanüstü bir yıl oldu. Türkiye için olağanüstü bir yıldı! Temmuzda Voleybol Milletler Ligi şampiyonu oldular; 2023’ten sonra ikinci VNL kupasını aldılar. 6 Eylül 2026’da İstanbul’da oynanan Avrupa Şampiyonası finalinde ikinci kez Avrupa şampiyonu oldular. Finali Sinan Erdem’de 17 bin 299 kişi izledi. Bu sonuç Türkiye’ye Los Angeles 2028 Olimpiyatları biletini de otomatik olarak sağladı. Sporun ülke algısındaki değerini bizim kendi heyecanımız üzerinden ölçmek yetersiz.

2025 Kadınlar Dünya Voleybol Şampiyonası finalinde Türkiye–İtalya karşılaşmasını Türkiye’de TRT 1’den 4,5 milyondan fazla kişi canlı izlemiş. FIVB’ye göre aynı maç İtalya’da RAI 1 üzerinden yaklaşık 4 milyon izleyiciye, o saatteki televizyon seyircisinin yüzde 33’üne ulaşmış. Çin’deki turnuva yayınları ve dijital içerikler toplamında ise voleybol 1,1 milyarın üzerinde görüntülenme üretmiş. Volleyball World’ün 20 Douyin yayıncısıyla yaptığı çalışma tek başına 638 milyon ek görüntülenmeye, 140 milyondan fazla benzersiz kullanıcıya ve yaklaşık 31 milyon etkileşime ulaşmış.

“Bir şampiyonluk kaç milyon dolarlık reklam eder?” diye sorabilirsiniz. Kolay hesap değil. Örnekle ifade edeyim; spor başarısında maçı yayıncı gösteriyor, gazeteci haber yapıyor, sporcu paylaşıyor, rakip ülke medyası yazıyor, tribünde fiziki temas yaşanıyor, taraftar video üretiyor, sponsor içeriğe dönüştürüyor, genç yaşlı çocuk formasını giyiyor. Burada güdümlü bir irade yok. Gönüllü dağıtım ağı kuruluyor.

 

Ünlü akademisyen Joseph Nye’ın yıllar önce tarif ettiği “zorlamadan istediğini elde etme” gücünün bugünkü karşılıklarından biri bu.  “Güzellikle olmazsa, oldururuz” yazımda (2025) soft power’ı “iletişim mimarisi” diye tarif etmiştim. Çünkü kültür, spor, eğitim, bilim, sanat ve yaşam tarzı kendiliğinden güç üretmez. Bunların dolaşımı, sürekliliği ve güvenilirliği gerekiyor. Filenin Sultanları’nın güzel tarafı burada. Hikâye uydurmuyorsunuz. Başarıyı ambalajlamaya çalışmıyorsunuz. Sporcumuzun göğsünde “Türkiye” yazıyor.

Türkiye, 2022’de Birleşmiş Milletler’e başvurarak resmî ülke adının Türkiye olarak kullanılmasını istedi. BM talebi kabul etti ve isim değişikliği mektubun ulaştığı andan itibaren yürürlüğe girdi. BM kayıtlarında ülkenin kısa adı artık “Türkiye”, resmî adı “Republic of Türkiye”.

Kâğıt üzerinde iş tamam olsa da hafızaya kazınamadı. Uluslararası yayıncıların ısrarla haberlerinde “Turkey” diye aktarıyor olması semantik bir ayrıntı değil; isim markadır, tekrar yoluyla yerleşir. Hafızaya, kazınmasının bir yolu başarılı spor yayınları. İletişim matematik işi. Algı da sanıldığı gibi soyut değil.

BİR SOSYAL SORUMLULUK NOTU!

İletişim matematiğine bir örnek vermek istiyorum. WhatsApp, Instagram, olmasa ne yapardık bilmiyorum. Youtube, Tik Tok, ve diğerleri… Bu hareketleri bedava sanıyor, sosyal medyayı sınırsız kullanıyoruz. Telefonumuzdan yaptığımız küçücük hareket; sunuculardan, veri depolama sistemlerinden, ağlardan, soğutma ünitelerinden, elektrik şebekelerinden geçiyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Nisan 2026’da yayımladığı güncel raporu, veri merkezlerinin küresel elektrik tüketiminin 2025’te yaklaşık 485 TWh olduğunu hesaplıyor. 2030 tahmini yaklaşık 950 TWh. Bu modern hikâyenin ilginç yüzünü tabloda bulabilirsiniz. Basit YZ metin sorgularının birim başına enerji ihtiyacı video üretimi, agentic görevlerden daha enerji yoğun.

 

SIK SORULAN SORULAR

Türkiye’nin görünmeyen gücü nedir?
İnsan sermayesi, teknoloji ve veri altyapısı, kültürel hikâyeler, spor başarısı, uluslararası görünürlük ve ülke markasının birlikte yarattığı ekonomik ve stratejik etkidir.

The Odyssey Türkiye açısından neden önemli?
Truva Anadolu coğrafyasının parçası olmasına rağmen film prodüksiyonu ve filmin yarattığı turizm hareketinin ekonomik karşılığı büyük ölçüde başka ülkelerde oluştu. Bu, kültürel mirasa sahip olmakla ondan değer üretmenin aynı şey olmadığını gösteriyor.

Filenin Sultanları Türkiye’nin soft power’ına nasıl katkı sağlıyor?
Uluslararası başarı; televizyon, dijital platformlar, haberler, sponsorlar ve taraftarlar üzerinden Türkiye adını milyonlarca kişiye taşıyor. Spor böylece planlanmış bir reklamdan çok daha geniş bir gönüllü dağıtım ağı yaratabiliyor.

YZ neden bu hikâyenin parçası?
Çünkü dijital ekonomi görünmez görünse de veri merkezleri, elektrik, soğutma ve fiziksel altyapıya dayanıyor. IEA verileri, YZ kullanımının enerji sistemleriyle ilişkisinin giderek büyüdüğünü gösteriyor.

Paylaş