Kime Göre Normal, Kime Göre Farklı

Gün Bilgin, Türkiye Down Sendromu Derneği Başkanı. Aynı zamanda Down Sendromlu bir gencin annesi. Dernek çalışmalarının yanı sıra aktif bir iş insanı. Toplum gönüllüsü ve hak savunucusu.

Kısa ve önemli bir bilgi, Down Sendromu herkesi yakalayabilir. 70 bin olduğu tahmin edilen Down Sendromlu nüfusumuz var, her 800 doğumdan birinde hiçbir şey gözetilmeden piyango çıkabiliyor.

Down Sendromu Derneği, başta Down Sendromlu bireyler olmak üzere ailelerinin hayata entegre olabilmesi için çaba gösteriyor. Doğumdan başlayan mücadelede onların destekçisi. Erken yaşta yaşama katılmalarını, büyüdükçe iş yaşamına dahil olmalarını, tıbbın gelişmesiyle yaşlandıkça toplum içinde sağlam durabilmelerini sağlamak üzere çalışmalar yapıyor. Tabii sağlam durabilmek için hayatta, kim ve ne olduğumuzdan bağımsız yetkin olmamız gerekiyor. Dernek, Down Sendromlu bireylerin  yetkinlik geliştirmelerini sağlayacak ve geliştirdikleri yetkinlik alanlarında da iyi olmalarını sağlayacak projeler geliştiriyor.

Hemen kısa bir bilgi notu daha paylaşmak isterim. Türkiye’deki engelli bireylerin çalışma oranı düşük, hem de çok düşük. Özellikle zihinsel engellilerin çalışma oranına baktığınız zaman yüzde 1’in altında. Bu ne demek oluyor, doğumda farkıyla dünyaya gelen bir çocuk ömrünün geri kalan kısmını ailesinin desteğiyle geçirmek zorunda. Ölene kadar farklı!

Bilgin, bugün 25 yaşında olan oğlunun doğumuyla başlayan Down Sendromu macerasını güler yüzle, sakin ve tane tane anlattı. Down Sendromu’nun çözümsüzlüklerine değil çözümüne, ayrıştırmasına değil entegrasyonuna, tüketimine değil üretimine vurgu yaptı.

Birlikte olmaktan, bir olmaktan, kucaklayan olmaktan sık söz eden bir millet ve ülkeyiz. Sözel ifadelerimizde kendimizi yere göğe sığdıramıyoruz ama o sözlerimizle eylemlerimiz arasında bütünlük, uyum ve armoni güçlü değil. Bilgin, diyor ki; “…fikirler, erdemler sözde çok güzel oluyor da pratik hayata aktarılma aşamasında bunu rahatça ifade edenlerin adaptasyona ihtiyacı olabiliyor…” Birlikte uyum sağlayabiliriz.  Kadın, erkek, yaşlı, genç olduğu gibi farklı genetik yapıya sahip olan herkes. Bunun için bildiğimiz klişelerle, kulaktan dolma bilgilerle ilerlemek yerine gelin gerçeklere hatta şöyle söyleyeyim gelişen tıpla gelişen engelli hayatına yoğunlaşalım. Hepimizin yapabileceği bir şeyler mutlaka çıkacaktır.

Down Sendromu, geçmiş öğretilerimizde olduğu gibi bir drama değil, bu aileler ve Down Sendromlu bireyler dram oyuncuları olmak yerine hayatın sıradan – olağan oyuncuları olmak istiyorlar. Yetkinliklerini geliştirmek, bunu emek piyasasında üretime ve kazanca sokmak istiyorlar. Fırsat verilirse yapabiliyorlar. Erken yaşta Down Sendromu’yla barışan ailelerin çocukları daha kolay entegre oluyor.

Engeller ve engelliler karşısında bizim ne yapmamız gerekiyor diye soracak olursak… Dram yaratmamak başlıcası denebilir. Diğer yandan doğru bildiğimiz yanlışlarla aramıza mesafe koymakta, bilgilerimizi tazelemekte fayda var. Üçüncüsü, emeklerini, duygularını yaşamın içine entegre etmeliyiz. Bazı şeyleri biraz daha az ve veya farklı yapıyor olabilirler ama hangimiz bazı şeyleri daha çok ya da daha farklı yapmıyoruz ki… Kime göre daha az ya da çok. Kime göre normal ve olağan?…

Eşit olma haklarını kullanmak istiyorlar.

 

YAPRAK ÖZER: Hikayenizi paylaşmanızı isteyebilir miyim?

GÜN BİLGİN: Down Sendromu maceram nasıl başladı… Benim iki tane yakışıklı oğlum var. Büyük oğlum 25 yaşındaRobert Cem, küçük oğlum 20 yaşında Daniel Emre. Büyük oğlumun doğumundan sonra Down Sendromu olduğunu öğrendik. Çok şaşırdık, doktorumuz da çok şaşırdı, herkes çok şaşırdı. Çünkü Down Sendromu genelde yaşı ilerlemiş annelerle özleştirilen bir sendromdur. Ben genç bir anneydim, ailede de yoktu. Down Sendromu, standart olarak genetik şekilde üst aileden alt aileye akan bir şey değildir. Sadece çok küçük bir kısmı öyledir. Dolayısıyla 25 sene önce oğlumun dünyaya gelmesiyle başladı. Robert Cem doğduğunda bizi çok sarstı. Neden sarstı çünkü tahmin edebilirsiniz Down Sendromu konusunda çok da bir şey bilmiyorduk; ne ben ne babası. Babası benden biraz daha fazla şey biliyordu. Koşarak bir üniversite hastanesinin genetik bölümüne gittik. Orada kalbimizi kıran haberler söylediler; Yapabileceğiniz hiçbir şey yok, evinize gidin ve seneye yeni bir bebek doğurun diye bizi yolladılar. Kapıdan böyle yıkılmış bir şekilde çıkarken, aslında dünyada bunun daha farklı olduğunu hatırlattı babası. Dedi ki, benim ortaokulda bir arkadaşım vardı Down Sendromlu ve bizimle okuyordu, niye böyle bir şey söylediler ben anlamadım. Biz arayışımızı yurt dışına yönlendirdik ve fark ettik ki, yapılabilecek çok şey var, çok hızlı bir şekilde eğitim programlarına ulaşıp, onları uygulamaya başladık. Birkaç ay içerisinde yolumuzu, haritamızı görür hale geldik. Sonra da açıkçası beni 24 buçuk yıldır ateşleyen soruyu sordum kendime; tamam Gün sen kendi çocuğunu çözdün, ama ya diğerleri, diğerleri ne olacak?

YAPRAK ÖZER: Kaç kişiden söz ediyoruz Türkiye’de?

GÜN BİLGİN: Net bir istatistik yok. Yaklaşık 70 bin Down Sendromlu bireyin Türkiye’de yaşadığını tahmin diyoruz

YAPRAK ÖZER: Nasıl tahmin ediyoruz?

GÜN BİLGİN: Şöyle Down Sendromu her 800 doğumda bir gerçekleşen bir olgu. Hangi ırktan, hangi ülkeden, hangi milliyetten olduğunuzun hiçbir önemi yok, hangi sosyoekonomik seviyeye sahip olduğunuzun hiçbir önemi yok.

YAPRAK ÖZER: Piyango herkese çarpabilir. Neden bilmiyoruz rakamı?

GÜN BİLGİN: Türkiye’nin genel istatistik sorunu diyeyim.

YAPRAK ÖZER: Anlaşılan ne rakamı ne de vak’ayı biliyoruz. Bize bu yapıyı anlatır mısınız?

GÜN BİLGİN: Bilim-tıp değişti, ilerledi. Bir örnek; yaşam süreci artık 65-70 yıllardan bahsediyoruz. Hastalıklarla mücadeleler ilerledi kalp hastalığı çok sık görülen bir problemdi Down Sendromu’nda, artık kalp hastalıkları tedavi edilebiliyor. Bağışıklık sistemleri zorlayıcı olabilir Down Sendromlu bebeklerin, bununla da artık tıp alanında mücadeleler söz konusu. Toplumsal anlamda da şöyle bir farklılık yaşıyoruz artık eskiden engellilik ayıp ve utanılacak bir şeydi, aileler saklardı engelli çocuklarını… Artık kimse kimseden utanmıyor, utanmasına gerek yok çünkü. Engelli bireyin birey olduğu, kendi varlığıyla değerli olduğuna dair dünya genelinde bir konsensüs var.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi’ni takiben Engelli Hakları Sözleşmesi ki, bunlar belki çatı dokümanlar ama onların yayılımıyla dünyada toplumsal yaklaşım ve yönelimlerin de değiştiğini görüyorsunuz. Artı Birleşmiş Milletler’den başlayıp ülkelerin kendi çatı kararları anayasalar, kanunlar, sözleşmelerle verilen haklar sayesinde her türlü engelli insanın, toplumsal yaşama daha fazla karıştığını ve bir çarkın dönmeye başladığını görüyoruz. Daha fazla katılım, daha fazla hak, daha fazla uyum şeklinde giderek büyüyen kartopu şeklinde…

YAPRAK ÖZER: Eksik bırakmak istemiyorum daha fazla ilerlemeden derneği anlatır mısınız? Down Sendromlu herkesi kucaklayabiliyor musunuz?

GÜN BİLGİN: Kişisel çalışmalarımın geçmişi 24 buçuk yıl. Oğlum doğduktan 6 ay sonra başladım. O dönemde bugünkü imkânlar yoktu, internet bile yoktu…  İnternet yeni, yeni geliyordu yani dünyada yeni gelişiyor, Türkiye’ye yeni yeni geliyordu.  Dolayısıyla bilgiye ulaşmak aslında en zor şeydi.

YAPRAK ÖZER: Doğru.

GÜN BİLGİN: Benim en büyük sorunum bilgiye ulaşmaktı. Down Sendromu Derneği’ni 2009 senesinde bir araya gelen 3 arkadaş olarak hayata geçirdik. Önce dernekleşmeye pek niyetimiz yoktu, herkesin kendi hayatı kendi, çocukları sorumlulukları vs. ikinci planda bir şeyler yapalım, koşturalım tarzındaydı. 2010 yılında da resmi kuruluşumuz gerçekleşti. Biz çok çalışan, herkese ulaşmaya çalışan bir derneğiz. Odağımızda Down Sendromlu bireyler var her yaştan. Anne karnına düştüğü andan hayatının sonuna kadar odağımızda Down Sendromu var. Onun çevresinde aile var, ailesiz olmuyor… onun çevresinde bireye ve ailesine hizmet götüren diğer sektörler, onun çevresinde de herkes var. Toplum var sadece bir kısmına odaklanarak bizim vizyonumuz olan tam toplumsal katılımı sağlamamız mümkün olmadığı için biz bütün toplumu kucaklamaya çalışıyoruz.

YAPRAK ÖZER: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde komisyon kurulması için ön ayak oldunuz, değil mi?

GÜN BİLGİN: Çaba gösterdik evet. Şu anda çalışıyor, çok da güzel çalışıyor gerçekten. Ve biz dernek olarak hiçbir toplantısını kaçırmadan, bütün toplantılarına izleyici olarak katıldık. Ayrıca konuşmacı olarak da davet edildik, ilgiyle dinlediler, not aldılar, bizi duyduklarına inanıyorum ben.

YAPRAK ÖZER: Türkiye’de siyasette olan güzel şeylerden bir tanesi. Yanılmıyorsam tüm siyasi partilerin eşit ve aynı iştahla katıldığı bir çalışma… Demek ki, olabiliyor.

GÜN BİLGİN: Aynen öyle oybirliği ile kuruldu, ben bununla da ayrıca da gurur duyuyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde oy birliğiyle çıkmış bir karara vesile olduğumuz için.

YAPRAK ÖZER: Oğlunuzun da yer aldığı güzel bir başka çalışmanız var. Nedir?

GÜN BİLGİN: Şimdi ben burada bir anne olarak değil, dernek başkanı olarak konuşmak istiyorum, çünkü Cem’in yaptığı şey tamamen onunla alakalı. Ben projede annesi olarak yokum, sadece bir Down Sendromlu delikanlı, taleple geldi ve biz dernek olarak onu destekliyoruz. Aslında yaptığımız şey bu. Cem şimdi üniversite okumak istiyor, üniversiteye gitmek istiyor. Cem lise mezunu, Cem İngilizce biliyor, fotoğraf çekiyor ve beş tane fotoğraf sergisi var, bugüne kadar biri uluslararası katılımlı olmak üzere. Fotoğrafçılık okumak istiyor ama üniversiteye gidebilmek için geçmesi gereken birtakım adımlar var.

YAPRAK ÖZER: Neymiş onlar?

GÜN BİLGİN: Üniversite sınavı en başında. Şimdi diyeceksiniz ki, tabi ki, doğal olarak geçecek.

YAPRAK ÖZER: Yok, demeyeceğim.

GÜN BİLGİN: Ben diyorum. İşin temelinde şu var; Cem kaynaştırma öğrencisiydi, anaokulundan lisenin son sınıfına kadar, bitirene kadar, mezun olana kadar.

YAPRAK ÖZER: Ne demek kaynaştırma?

GÜN BİLGİN: Kaynaştırma öğrencisi demek, benim çocuğumun sizin çocuğunuzla aynı sınıfta aynı okulda okuması demek. Ve bu süreç içerisinde de ihtiyaç duyduğu destekler varsa bu desteklerin ona sağlanması demek. Bu ne olabilir örneğin bir konuda zorlandığında sınıfın içinde veya sınıfın dışında destek verilmesi gerek. Belli bir yaşa kadar aynı konuları okuyabiliyorlar, belli bir yaştan sonra lise öğrencisi bir tarafta diferansiyel alırken, öbür tarafta Cem’in diferansiyel, entegral alması beklenemez, gerekmiyordu da zaten. Ama matematik sınıfında, matematik öğrenmesi bekleniyordu. Coğrafya dersinde yine coğrafya bilmesi bekleniyordu. Kendi müfredatıyla, kendi kapasitesiyle o kendi hedeflerini tutturmak üzere çalıştı ve böyle mezun oldu, son derecede çalışkan gerçekten çalışkan bir çocuk olarak. Daha sonra üniversite sınavında birebir aynı sorularla karşılaştı ve tabii ki hiçbirini yapamadı, yapabilmesi de mümkün değildi çünkü hayatında görmediği şeyler vardı orada.

YAPRAK ÖZER: Sınava girebiliyor, sınava alınıyor.

GÜN BİLGİN: Girebiliyor, alınıyor tabii ki, sınava alınmaması insan haklarına aykırı bir şey. Baştan sen bunu yapamayacaksın demek.

YAPRAK ÖZER: Yapamayacağını biz de kanıtlayalım gibi bir mekanizma olabilir mi?

GÜN BİLGİN: Aynen öyle. Burada örneğin sanat dallarında zaten lise mezunuysa, bu gencin zaten belli bir seviyede eğitim aldığını siz o diplomayı vererek kanıtlıyorsunuz. Devlet kendi diplomasına güvenmeli. Yetenek sınavıyla eğer alınacaksa, örneğin ben Cem’den yola çıkayım; fotoğrafçı olmak istiyor, fotoğrafçı olmak için biyoloji sorusunu cevaplamasına gerek yok, ama fotoğraf makinesini tutmayı bilmesi lazım ya da ışığı ayarlamayı bilmesi lazım. Yetenek sınavını geçiyorsa eğer artık tekrar üstüne bir sınav sorulmamalı bu birinci problem. İkinci problem bazı diploma çeşitleri var, bilmediğimiz bir şey olduğu için anlatıyım. Lise diplomasının da çeşitleri var. Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı BEP dediğimiz kendi müfredatıyla okuyan gençlere iki seçenek sunuluyor. Bir tanesi Cem gibi normal lise diplomasıyla mezun oluyor, bazısıysa bu özel lise diplomasıyla mezun oluyor. Örneğin; bir genç kızımız o diplomayla mezun oldu, sınava girdi ve sınavda belli bir puan tutturdu, 2 yıllık bir bölüm kazandı fakat kusura bakma gelemezsin dediler. Çünkü seninkisi dandik diploma biz seni üniversiteye almayız. Üzücü.

YAPRAK ÖZER: Bu soruna paralel olarak başardığınız başka bir şey var “öz savunucu konsepti” geliştirmişsiniz, anlatır mısınız?

GÜN BİLGİN: O gerçekten çok kıymetli bir çalışma, ben derneğimizin her çalışmasını elbette çok inanarak yapıyorum ama öz savunuculuk, dünyada öncülerden biri olduğumuz ve aslında konuşmanızın başında, algıları ne yapabiliriz diye bir cümle kullandınız. Derneğimizin ilk etkinliği bir fotoğraf sergisiydi. Fotoğraf sergimizin adı “algıları değiştirmek”ti. Öz savunucular algıları değiştiriyorlar.

Ben bir savunucuyum, ben bir engelli hakları savunucusuyum… Ama ben engelli bir birey değilim. Ben sadece ikincil etkilenen, durduğum yerden, bir yakın olarak anlatıyorum ne hissettiğimi ne yaşadığımı ve neleri talep ettiğimi… Cem bu işin odağında olan kişi ve ne istediğini, ne talep ettiğini, yaşadıklarından nasıl etkilendiğini kendisi ifade edebiliyor. Geçen sene 1 yıl boyunca yedi tane Türkiye’nin çok farlı yerlerinden gençle çalıştık. Bu gençlerimiz ayda iki kez derneğimize geldi belli süreç ve belli eğitimler aldılar.

YAPRAK ÖZER: Öz savunucu dediğiniz kişi konuyu savunan ve bunun sözcülüğünü yapan genç.

GÜN BİLGİN: Down Sendromlu gençler.

YAPRAK ÖZER: Cem’in, Ben üniversiteye gitmek istiyorum kampanyası gibi. Change org’da çok takipçisi ve destekçisi vardı… eminim çoğalacaktır.

 

 

GÜN BİLGİN: İmza bekliyoruz. Herkes kendisi için önemli ve anlamlı olan şeyi anlatıyor. Şu anda çalışan var, çalışmayan var… bu da problem değil! Önemli olan önce benim haklarım var kavramını öğrenmelerini daha sonra bir problem yaşadığında örneğin, bir alışveriş merkezine gittiğinde ve orada birisi ki, biz bununla çok karşılaşıyoruz, koskoca 25-30 yaşında insanlar bunlar, restorana gidiyoruz, garson dönüp, ne yer diye soruyor! Ben ne bileyim ona sor. Bir dakika ben buradayım bana soracaksın. demesi bir öz savunuculuktur. Mutlaka çok büyük kampanyalar yaratmak gerekmiyor önemli olan kendi varlığına kendi haklarına sahip çıkması.

YAPRAK ÖZER: Eğitim!

GÜN BİLGİN: Eğitim şart!

YAPRAK ÖZER: Şimdi bağımsız olabiliyor mı?

GÜN BİLGİN: Elbette bağımsız, yarı bağımsız.

YAPRAK ÖZER: Bağımsız derken, kendi başına ayaklarının üzerinde durabilecek bir hayatı olabilir mi? Doğru sandığımız, yanlış bilgilere bu da konu edilebilir mi?

GÜN BİLGİN: Eğitim ve fırsat verilirse yapabilecekleri çok şey var. Şu doğru değil, istisnasız hepsine eğitim verin, istisnasız bütün insanlar tek başına yaşar; tek başına işe gider gelir. Böyle bir şey değil. Bunun yanlışlığı Down Sendromu’ndan kaynaklanmıyor. İnsanlar farklı, hepimiz farklıyız bazı insanlar daha bağımsız yaşayabilirler bazıları biraz daha desteğe ihtiyaç duyarlar. Down Sendromlu bireylerde kendi gelişim kademelerinde farklı desteklerle, farklı bağımsızlık seviyelerine ulaşabilirler.  Bizim pek çok gencimiz var iş koçu destekli istihdam çalışmalarımızla desteklediğimiz, tek başına üç vesait değiştirerek İstanbul trafiğinde işine gidiyor.

YAPRAK ÖZER: Çoğumuzun başaramadığı.

GÜN BİLGİN: Pek çok gencimiz var böyle…

YAPRAK ÖZER: Şu soruyu sormam rahatsız edebilir sizi ama izin verirseniz soracağım. Her Down Sendromlu aile sizin kadar imkâna sahip olmayabilir. “Belli ki, Cem’in her türlü imkânı var, bizim çocuk Cem gibi olmaz” diyebilirler mi?

GÜN BİLGİN: Diyen oldu mu, evet oldu bende şunu söyledim. Burada önemli olan sizin ne kadar para harcadığınız değil, burada önemli olan sizin ne kadar zaman ve emek harcadığınız. Zaman herkese eşit veriliyor siz bunu nasıl değerlendireceksiniz. Çünkü Down Sendromu’nda eğitim dediğimiz şey haftada bir gün terapi merkezine götürmek değil, bazen bu yanlış anlaşılabiliyor. Biz bir maraton koşuyoruz.

Nefesinizi ayarlayın, nefesinizi kontrol edin ama maraton koşmak demek koşmaya devam etmek demektir. Durup üç gün bekleyip, sonra tekrar bir kilometre koşmak değil. Belli bir tempoda disiplinle, kararlılıkla, pes etmeden, azimle o eğitime devam etmek demektir. Doğduğu andan ihtiyaç duyduğu anın sonuna kadar orası neresiyse…

YAPRAK ÖZER: Çalışan var dediniz, gerçekten çok mu?

GÜN BİLGİN: Çok gerçekten çok. Şöyle çok derken evet bizim projemizde çok çünkü iş koçu destekli istihdam programı Türkiye’de bizim geliştirdiğimiz dünyada da herhâlde öncülerden biri olduğumuz, başka ülkelere danışmanlık verdiğimiz, kongrelerde sunumlar yaptığımız bir program. Yedi yıldır üzerinde çalışıyoruz, şu anda 90’a yakın yerleştirme yaptık. Ve istihdamın sürekliliği oranımız yüzde 82.

YAPRAK ÖZER: İstihdam sağlayanların bilincini de aktarır mısınız, nasıl yaklaşıyorlar?

GÜN BİLGİN: Gayet pozitif, gerçekten gayet pozitif bu konuda son derece olumlu dönüşler alıyoruz firmalardan. Bizim bir prensimiz var iyilik olsun diye kimseyi çalıştırmıyoruz. Ben nasıl işe gidiyorsam, siz nasıl işe geliyorsanız, belli kuralları varsa; ister saatleri olsun, ister yapılması gereken iş, ister sonuçta ürettiğiniz işin kalitesi olsun belli bir beklenti var ve o beklentiyi sağlamak durumunda bu karşılıklı. Dolayısıyla hayır işi değil bu gerçekten o şirketin ekonomik ihtiyacı olan bir eleman.

YAPRAK ÖZER: Türkiye’de engelli çalışma oranı nedir?

GÜN BİLGİN: Türkiye’deki engelli insanların çalışma oranına baktığınız zaman hele ki zihinsel engelli insanların çalışma oranına baktığınız zaman yüzde 1’in altında yani engelli insanların sadece yüzde 1’nin altında kalan çok, çok, çok küçük bir kesim çalışabiliyor. Değiştireceğiz bunu.

YAPRAK ÖZER: Garsonu da suçlamıyorum, çünkü böyle görmüş. Zihinsel engelli olmak demek, duygusal engelli olmak demek değil.

YAPRAK ÖZER: Bir kitap çalışmanız var destek aradığınızı biliyorum.

GÜN BİLGİN: Evet arıyoruz yani bir sürü kitabımız var hepsine destek arıyoruz. Bir tanesi de Mutfak+1 atölyemizde bir  sene boyunca Hilton Bomonti’nin mutfağında çalışmalar yaptılar ve oradaki tarifler bir kitaba döndü. Paylaşmak istedik çünkü aslında hedef o atölyedeki hedef, bu atölyeye katılan Down Sendromlu gençlerin kendi kendilerine evde yemek yapabilmeleriydi. Bu sadece yemek tarifi değil, bir mutfak emniyeti kitabı. Bir taraftan da ocağın altını kapat, ocağın altını açtın mı, yıkandın mı buzdolabına koydun mu soruları…  işin temelinde bağımsızlık var.

YAPRAK ÖZER: Bağımsız bir birey olarak en temel ihtiyacı olan yemek ve güvenle yemek yapmak.

GÜN BİLGİN: Kesinlikle, kesinlikle dolayısıyla kendi ihtiyacını kendisi karşılayabilmesini öğrensin prensibiyle yapılan bir atölyeydi. Daha sonrada yapılan ürünler bir fotoğraflanma sürecinden geçti. Bu kitabın aslında özelliği de şu, bu kitabı alan sadece Downlu değil, zihinsel engelli bireylerin tamamı özel gereksinimli bireyler tek başına evde bunu yapabilsin, amacımız bu.

YAPRAK ÖZER: En büyük sorununuz ne?

GÜN BİLGİN: Bana en büyük sorununuz nedir derseniz, acıma. Empati değil acıma! Sosyal sorumluluk değil, hayır işi. Farklılığı her ne olursa olsun, her insanın benimle eşit olduğuna inanmam lazım, herkesin inanması lazım. İşte o zaman ayrımcılık ortadan kalkıyor, işte o zaman herkesin eşit olduğu ve ait olduğu bir toplum yaratabiliyoruz. Konuşmamızın açılışında kaynaştırmadan bahsettik. Orada atılan tohumlar bir ömür takip ediyor, derler ya çocuklar acımasızdır diye… Kesinlikle inanmıyorum, çocuklar asla acımasız değil, çocuklar dürüst. Dürüst ve meraklı. Soruyor; nedir, sen niye böylesin? diyor. Dürüstçe soruyor bunda bir acımasızlık yok çocuklar kendi ebeveynlerinin acımasızlığını öğrenip yansıtıyorlar. Benim çocuğumun sınıfında bu çocuğun ne işi var diyen bir veliyle yine geldi şimdi ben buna ne öğreteceğim Allah’ım diyen bir öğretmenle, velileri mobilize edip imza toplayan okullarla boğuşuyoruz biz. Çocuklar bunu büyüklerinden öğreniyor, sonra acımasız oluyor bence. Onlara da haksızlık. Çocuk büyüyor, işyerinde veya sokakta gördüğü bir engelliye kötü davranabiliyor. Dolayısıyla toplum olarak bizim sorumluluğumuz, herkesin eşit olduğunu ve kimsenin çocuğunun daha az kıymetli olmadığının farkına vardığını anlatabiliyor olmamız. Aslında bizim dernek olarak yapmaya çalıştığımız her şeyin temelinde bu var. Bir sürü programımız var bağımsız yaşama eğitimi, istihdam programı, öz savunuculuk, serbest zaman programı, çeşitli etkinlikler, kongreler, seminerler sayısız çalışma yapıyoruz. Bütün bunların temeli nedir derseniz, hepsi aslında biz eşitiz kardeşim benimde burada olmaya hakkım var bu kadar.

YAPRAK ÖZER: Aynen evet hepimizin burada olmaya hakkı var. Çok güzel anlattınız.