Kendimizi çok mu önemsiyoruz…

Örnek aldığımız kişilerin doğuştan bilge olduklarını düşünürüz! Ayrıcalıklıdırlar… Onlar her şeyi bilir, her şeyi yapabilir, zaten onlar para içinde yüzdüklerinden istediklerine ulaşabilirler… Onlar adına ürettiğimiz bu kestirme düşünce, kendi adımıza bir tür kolaycılık olabilir mi?

Dünyayı yönetenler, toplumlara önderlik edenler, fikirleriyle ya da cesaretleriyle küresel anlamda etkin olanlar nasıl yaşar? Fikir bayrağını ellerinde tutanlar, bir kere fikir ürettiklerinde bir daha sırtları yere gelmez denebilir mi? Kendilerini geliştirmek zorunda hissederler mi? Ederlerse, kendilerine örnek olarak kimleri seçerler?… Nelerden ve kimlerden beslenir, nelerden etkilenir, kimlerin fikirlerine değer verirler? Parmakla gösterilen bu insanlar yarattıkları “fark”larını nasıl korurlar…

Geçtiğimiz günlerde tesadüfen okuduğum bir röportaj nedeniyle, kendimi tam da bu noktada  eleştirdim… Ben de önyargıları beslemişim meğerse. Okuduğum makale Bill Gates’le ilişkiliydi… Seversiniz sevmezsiniz, ilginç bulabilir ya da bulmayabilirsiniz… Ancak şu bir gerçek ki, Bill Gates, hepimizin hayatını değiştiren tarihe çentik atmış kişilerden biri.

Biz Microsoft’un patronu Bill Gates’i, Bill Gates kimi takip ediyor? sorusunun yanıtı olabilecek küçük bir detaya ulaştım. Bill Gates, “modern çağın bilgesi” denilebilecek Vaclav Smil’den etkileniyormuş. Enerjinin geleceğinden gıda üretimine, dünyanın en sık irdelenen sorunları hakkında çözümler geliştiren Çek asıllı Kanadalı bilim insanı modern çağın bilgelerinden kabul ediliyor.

Smil, farklı alanlarda pek çok kitabın yazarı. İnovasyona dair sıra dışı düşüncelere sahip. Kendini emekli etse de, hala popüler ve çok okunan biri, aynı zamanda siyasi analist. “Made in the USA: The Rise and Retreat of American Manufacturing”, “Energy Myths and Realities: Bringing Science to the Energy Policy Debate” ve “Creating the Twentieth Century: Technical Innovations of 1867-1914 and Their Lasting Impact” kitaplarından bazılarının başlıkları… Kitapların ortak anafikri inovasyon.

Smil, insanoğlunun yaşadığı tüm sorunların inovatif çözümlerle aşılabileceğine inanıyor. Beni de bu ayırım etkiledi diyebilirim. Büyük küçük fark etmez her konuya farklı düşünce sistemiyle yaklaşmak ve her konuda farklı düşünce üretimine girmek gerektiğini söylüyor. Aşağıda meraklısı için yalnızca kısa ve küçük alıntılarla aktarmaya çalıştığım düşünce tarzının temeli basit ve yalın. Hayatımızın temel taşlarını önemsiyor, bunlara mercek tutuyor. Bir süre sonra, “Aslında o doğru, ben yanlışım… Her şey çok basit ve basit kalmalı.” diyorsunuz içinizden. Bu zorlaştırma gayreti, acaba içimizde yatan ben ne kadar önemliyim ve olmasam dünya yıkılır yanılsaması mı?… Neyse, kendimce zihin egzersizini bir kenara bırakıp, Smil’in, kutunun dışına çıktığı birkaç fikir egzersizinden örnek vermek isterim:

İnovasyon yoksa, orta sınıf yok!

Toplumlarda üretim kendi alt-orta sınıfını yaratır. Üretim durursa zengin-fakir arasındaki uçurum artar ve sosyal kutuplaşma başlar. Üretim durursa, orta sınıf yok olur. İnovasyon üretimle doğrudan ilgilidir, ülkelerin üretim/imalat gücü, inovasyonu hızlandırır. Üretimi güçlendirmek amacıyla yapılan araştırma ve çalışmalar inovasyonu getirir, Samsung ve LG, LCD ekran teknolojisiyle Kore endüstrisi ve ekonomisindeki inovasyonu tetikleyen şahane örnekler!

Usta-çırak sistemi kalite getiriyor

Bilgi teknolojileri sektörünün kayıp üretim işlerinin yerine geçemeyeceğini belirten Smil, ABD’yi üretim konusunda eleştiriyor. Smil, Almanya ve İsviçre’yi örnek gösteriyor. Çünkü bu iki ülke üretimi içeride tutuyor ve çıraklık programlarına önem veriyor. Çocuklar 14-15 yaşlarından itibaren “iş” öğrenmeye başlıyor, genç yaşta daha tecrübeli insanların bilgilerinden yararlanıyorlar. Usta-çırak ilişkisi sayesinde geliştirdikleri ürünlerin benzersiz kaliteye eriştiğini söylüyor.

Rengi değiştirerek inovasyon yapılmaz

Ürünlerde yapılan inovasyon gerçekten bir yenilik getirmeli. Bir ürünün yeni versiyonunda sadece renginin değiştirilmesi bir yenilik değildir. Smil, “Bir marka ürünün rengiyle oynamaya başladıysa bitmiştir” diyecek kadar iddialı. Apple’ı da bu konuda eleştiren Smil, “iPhone dediğin, Almanya’da, Malezya’da, Japonya’da, Güney Kore’de yapılıp Çin’de monte ediliyor. Apple, üretimi ABD’de yapsa daha çok kar eder” diyor.

Bir yerde yanlışlık var

İnovasyonun “daha az enerji tüketen ürün geliştirmek” olduğunu söyleyen Smil, buna karşın hala daha fazla cam, daha fazla çelik, daha fazla alüminyum tüketildiğine dikkatleri çekiyor. Açlık üzerine de söylemi var. Ne İsa’ya ne Musa’ya misali, et tüketenlere de veganlara da yaranamıyor: “Kararında tüketmek” gerektiğini savunuyor. Et üretiminde kullanılan antibiyotikler sınırlandırılmazsa, toplumlarda antibiyotik      direncinin artabileceğini ve gıdanın felaket senaryolarını besleyeceğine dikkat çekiyor.

Siz Bill Gates gibi bir adamın, modern çağın bilgesinden müthiş teknolojik sırlar kaptığını düşünmüş olabilirsiniz. Zaten yazmamın nedeni de bu! İlgi alanları ne kadar basit. Düşündükleri şeyler ne kadar temel! Oysa biz nelerle uğraşıyoruz… Sen dünyayı internet teknolojisiyle tanıştır, deyim yerindeyse devrim yarat, geleceğin kaldıracı sayılan “inovasyon”u çocuklara masal gibi anlatan bir adamı takip et…

Bir yerde bir şeyleri mi kaçırıyoruz? Biz kendimizi çok mu önemsiyoruz?…

Paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir