Kariyer Rehberi – Raffi Portakal

Raffi Portakal, antikacı, galerici, resim eksperi, sanat danışmanı… Önce çırak sonra usta. Gerçek anlamda bir esnaf. Kolay değil deden babaya, babadan ona…

Yaprak Özer: Antikacı değilim, müzayedeci değilim diyorsunuz? İsinizi nasıl tanımlarsınız? Siz ne iş yapıyorsunuz kendi ağzınızdan söyler misiniz?

Raffi Portakal: Bunların tümü var ama üzerine de ben gençliğimde bu işe başladığım zaman babamın ve dedemin devamı olarak antikacı kimliğimiz ve müzayedeci kimliğimiz vardı. Onlar zamanında galericilik işi yapıyorlardı, biz galericilik işini babamla beraber bir başka yere getirebildik. O günün adıyla dükkândı. Daha sonra danışmanlık müessesesini Türkiye’ye oturtmaya çalıştım. Daha sonra ekspertiz meselesini oturtmaya çalıştık. Arkadan başka uzman kişiler de oluştu.

Yaprak Özer: Memnun musunuz bugün geldiği durumdan?

Raffi Portakal: Gecikmiş bir gidiş gösterdik ama eninde sonunda bir yere geleceğiz. Bunun için halen çok çalışmamız lazım ama Türkiye müthiş dinamik bir pazar. Her konu da olduğu gibi, sanat konusunda da büyük bir dinamizm var. Dinamizmde şartlar iyi oluşmazsa hatalar da çok çabuk yapılabilir. Onun için geride durmak lazım, hatayı bu toplumun kaldırabilecek zaman yok.

Yaprak Özer: Toz almakla işe başlamışsınız doğru mu? Bu işin ABC’si toz almak, binlerce dolarlık objeleri taşımasını öğrenmekmiş… Uygulamalı anlaşılan…

Raffi Portakal: Yaz tatillerinde babam her yıl 1 ay dükkâna gelmemi koşul koyardı. Bu koşullar arasında dükkâna giderken ne yapacaksın; çay söyleyeceksin, elbette ki dükkânın tozu toprağı vardı, antikanın tozu vardır. Babam onların nasıl kaldırılacağını, nasıl tutulacağını ve nasıl toz alınacağını, onlara zarar gelmeden nasıl davranılacağını öğretti. Ben de bu deneyimlerimi, bilgilerimi, yolu benimle birlikte çalışan bugün ofis boylara öğretmeye çalıştım. Yalnız onlara değil sırası geldiğinde belli bir üslupla ev hanımlarına gümüşün nasıl ovulacağını, nasıl temizleneceğine varıncaya kadar öğrettim. Bu bir deneyim. Bu deneyimi kısa bir aspirin gibi sunmak o da bizim işimiz olsa gerek.

Yaprak Özer: Kaç kişi çalışıyor sizinle?

Raffi Portakal: Benim bir dergim var. 15 yıldır. 30 kişiye yakın çalışıyoruz. Dergi, muhasebe, ofis boylar, danışman dostlar, sanat yönetmenlerimiz vs.

Yaprak Özer: Sizde babadan oğula durumu, şimdi babadan kıza. Kızınızın ilgisi olmasaydı, istemeseydi B planınız var mıydı?

Raffi Portakal: Kızım talip ve ben seve seve veriyorum. Ben kabul edecek diye yola çıkmadım veya kabul etmesi için, bayrağı eline aldıktan sonra anlayacağım. Başka türlü olamaz gibime geliyor. Eğer kızım olmasaydı, çocuğum olmasaydı birisini yetiştirmeyi çok isterdim doğrusunu isterseniz.

Yaprak Özer: Sizin mesleğin okulu var mı?

Raffi Portakal: Bu işin okulu var ve kızım da o okullardan birine gitti. Paris’te. Ve sık sık kurslara da gidiyor halen. Türkiye’de o düzeyde yok. Ben zamanında bütün o düzeyde olmayan bir şeyi yaptım. Kendi bilgilerimi, birikimlerimi 11 yıl süreyle sürekli seminerler verip aktardım. Dergi yordu beni ekonomik koşullardan ama diğerine devam etmememin başlıca nedeni Sakıp Bey’in koleksiyonunu Amerika’ya götürme işi çıktı. O yüzden benim yurtdışına gitmem gerekti. 11 yıl da az zaman değil birçok seminer öğrencisi geldi. Öğretmekten çok zevk alıyorum. Kızım sık sık diyor ki baba arkadaşlarımı getirmek istemiyorum hep nasihat veriyorsun.

Yaprak Özer: İstanbul Üniversitesi psikoloji mezunusunuz. Tesadüfî bir seçim mi bilinçli mi? İşinizde psikoloji önemli olsa gerek, yararını gördünüz mü?

Raffi Portakal: Ben 8., 9. sınıf itibariyle psikolojiye çok sevdalandım. Karşımdakinin davranışlarını ve kendimi tanımak adına. Anladım ki bunu profesyonel olarak işinde kullanmak doğru değil ve kullanmıyorsunuz ve hayatın akışı öyle bir şey ki sizi bambaşka bir yere götürüyor. Elbette ki bazı deneyimler yaşayınca kullanabilirsiniz işinizde. Doğuştan bende karşındakini gözlemleme isteği var. Ne kadar doğru gözlemliyorum o ayrı.

Yaprak Özer: Müzayede bir performans olarak nitelenebilir mi? Bu performansın içinde barındırdığı unsurlar nedir? Sahne gösterisi – Satış pazarlama – Dikkat yönetimi…

Raffi Portakal: Buna ilave başlıklar da söyleyebilirim. Bir kere sahneye hâkim olmalısınız. Ama müzayede sadece o birkaç saatle sınırlı değil. Onun alt yapısı çok önemli. Birikimlerinizle o eserlerin oraya gelmesini sağlayacaksınız. İyi ekspertizlerden geçecek. Sıralamayı doğru düzgün yapacaksınız. Kataloglara geçireceksiniz. Onları iyi tanıtacaksınız. Artık o son nokta müzayede geliyor. Hâkim olacaksınız. Biraz müzayedenin şöyle bir şeyi var. Ben inanıyorum ki sevdiğim ve bildiğim şeyleri satıyorum. Bilmediğim şeyleri satarsam pek başarılı olacağımı sanmıyorum çünkü onlar hakkında her hangi bir soru gelse bazen müşteriniz size hiç aklınıza gelmeyen bir şey sorabilir. Olaya hemen hâkim olmalısınız ve ona hemen cevap vermelisiniz. Bu biraz birikime biraz da performansa bağlı bir şey.

Yaprak Özer: Bir müzayede hazırlamak ne kadar sürüyor?

Raffi Portakal: Minimum 3-4 aylık bir geriye dönük çalışması var.

Yaprak Özer: Kaç meslek grubu var?

Raffi Portakal: Tek tek saymadım doğrusu; ışık düzeninden ses düzenine gösterilere yapmaya, fotoğraf çekmeye, baskıya, taşımaya, sigortaya vs. birçok şey var, birçok şeyi yan yana getiriyoruz. Hayatta bir tiyatrodur aslında tiyatroyu yönetmek gibi.

Yaprak Özer: Müzayedeleri neden kadınlar sunmaz?

Raffi Portakal: Çok az da olsa dünyada var. İngiltere’de ben çok rastladım hanım müzayedecilere. Onların arasında çok başarılı olanı görmedim. Seyirciyle izleyiciyle alıcıyla ve hepsini birden söylemelisiniz. İzleyici, alıcı, koleksiyoner onlarla büyük bir iletişim kurmak zorundasınız. O iletişim hep pozitif olmak zorunda. Çünkü bir yandan size emanet edilen birkaç yüz eseri satmak zorundasınız. Her şeyi düşünmek zorundasınız, beklentilerini maliyetlerini satılmadığı zaman performans düşüşünü vs. siz de sahnedesiniz, her satılmayan eserde sanki derinizin üzerinde ufak çentik atılır.

Yaprak Özer: Alacak adamı gözünden anlar mısınız, nasıl?

Raffi Portakal: Babam tanırdı. Salona giren birinin ne istediğini bilirdi, müthiş biriydi babam. Ben onun gerçekten tırnağı olamam. Bizi iyi yetiştirdi babam. Usta çırak ilişkisi olsun, batıyı tanıtma sevdasından olsun iyi yetiştirdi, öyle inanıyorum ona. Onun getirdiği artılarla ben de onun gibi olmaya onun yapamadıklarını o günün şartlarına göre, ben yapmaya çalışıyorum.

Yaprak Özer: Sanat piyasası ne kadarlık bir piyasa?

Raffi Portakal: Sanat piyasası, sadece müzayede ile ölçmemek lazım galeriler fuarlar ilave etmek lazım. Kabaca bilançosu 250 milyon Dolar yılda. Bu Türkiye. Dünyada böyle bir hesap yapmadım ama yıllık cirosu 4-5 milyar dolar olabiliyor. Bizde gelişiyor. Ben gelişmeye 2 türlü bakıyorum: kendi içinde gelişme, bu çok sağlıklı bir sonuç göstermez bize. Elbette ki kendi içerisinde gelişmesi lazım elbette ki enflasyona göre ileriye gitmesi lazım. Ama bunun sağlıklı noktasını bulmak için sizin milli geliriniz sizin ürettiğiniz araba sayısı veya arabalara verdiğiniz paralar, otellere verdiğiniz paralar gibi bir takım katsayıları koymayı unutmadan sanata ne kadar ödediğinize bakmak lazım ve onun orantısına bakmak lazım, kaç kişinin bununla ilgilendiğine bakmak lazım. Sanat sadece bir şey alıp satmak değil kültürel bütünlüktür. Sizin giyiminiz de bir kültür zenginliğidir. Türk halkının sanatla kültürle çok haşır neşir oldukça çok şeyin gelişeceğini düşünüyorum. Yeterince hızlı değiliz ama iyi yollardayız. 2010 İstanbul Kültür Başkenti faaliyetiyle iyisi de oldu kötüsü de ama çok iyi şeyler yapıldı. Önemli filmler geliyor, önemli sergiler olacak, oluyor. Ben galerime orijinal tablolar getirdim ve insanlar soruyordu gerçek mi değil mi diye; insanın hafızası almıyor Türkiye’de böyle bir şey olmasına…